![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Bitlis’in Ahlat İlçesi Kaymakamı Bilal Şentürk’ün, kentin ekonomik ve sosyo-kültürel yapısına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a sunduğu raporda, kente dışarıdan gelen Kürtlerin kentin dokusunu bozduğuna dair ibarelere yer vermesi ve Türk şehri olarak aktardığı Ahlat ilçesinde bölücülük yapıldığını iddia etmesi PKK yandaşlarının tepkisini çekti. Şentürk’ün raporunda, “Ahlat Anadolu’nun Türk yurdu oluşunda giriş kapısı niteliğinde olsa da; son yıllarda Malazgirt, Bulanık, Patnos, Erciş, Doğubayazıt gibi ilçelerden yoğun göç almaktadır. Bu durum Ahlat’ın sosyo-kültürel dokusunu hızla tahrip etmektedir... Ahlat bilinçli yönlendirmelerle gerçekleşen nüfus hareketliliği ile bu özelliklerini kaybetmektedir. Yerli nüfus, ağırlıklı batı illerine göç ederek azalmaktadır. Ertuğrul Gazi’nin Ahlat’ta doğmuş olması, Ahlat’ın Türk yurdu oluşunun delilleri olmakla beraber, bölücü zihniyetçe bu dokunun tahrip edilmesine dönük çabaların olduğu devletimizin güvenlik birimlerince de bilinmektedir. Ülkemizin birlik ve beraberliğinin devam ile sağlanmasının, bölücülüğe karşı durabilmenin bölgedeki en iyi ilacı ve örneği Ahlat’tır.” şeklindeki değerlendirmeleri PKK yandaşlarının tepki göstermesine neden oldu. BDP Bitlis milletvekili Karabaş, Kaymakam Şentürk’ü konuyu meclis gündemine getirmekle tehdit etti. Bu arada konu ile ilgili görüşlerine başvurulan “kanaat önderi” İmam Mehmet Ural ise ipe sapa gelmez açıklamalarda bulunmuş. Ural’a göre bu toprakların asıl sahibi Kürtlermiş. O nedenle de gitmesi gereken biri varsa o da Türklermiş. Bu arada İmam Ural kaymakama Orta Asya’ya gitmesini tavsiye etmiş. Şimdi bu vatandaşın deli saçması ve tarihsel gerçekliği olmayan sözlerini nasıl yanıtlasak? Selçuklular geldiğinde burada biz vardık diyor İmam Efendi. Herhalde Selçuklular da azılı Kürt düşmanı olacaklar ki, Selçuklu kaynakları hiç Kürtten bahsetmiyor. İngiliz mamulü Kürtler kendilerini son zamanlarda iyice adam yerine koymaya başladılar. Öyle ki, daha dün geldikleri yerlere bugün sahip olmaya kalkıyorlar. Hatta bununla da kalmıyorlar, koskoca bir tarihi Mehmet Ural adlı bir adam utanmazca çarpıtmaya kalkıyor. Kimmiş efendim, kanaat önderiymiş. Ne kanaati? Kimin kanaati? Kimin önderi? Arkadaşa sadece hadi oradan diyoruz başka da birşey demiyoruz. Artık ne yaparsanız yapın tüm Türkiye sizin ne kadar bozguncu, ne kadar istilacı bir güruh olduğunuzu anladı. Bundan sonra Amerikan işbirlikçisi, Türk ülkesini istila eden Amerikancılar olarak anılacaksınız.
Geçtiğimiz hafta Türkiye’de bir ilk gerçekleşti. Daha doğrusu Kürtler yine Kürtlüklerini mi yaptı deseydik acaba? Efendim mevzu şu, geçtiğimiz hafta Tunceli’de 10. Munzur Kültür ve Doğa Festivali yapıldı. Yapılsın iyi hoş. Zaten 10 yıldır yapılıyormuş bu yılki onuncusu olduğuna göre. Festival bir açılışla başlamış, bir park ve heykel açılışı. Adına park ve heykel açılan kim bilin bakalım. Seyit Rıza! Evet evet, yanlış okumadınız. Tunceli’yi Kürtleştirme çabasındaki zevat, bula bula İngiliz işbirlikçisi hain bir isyancı bulmuş heykelini dikecek. Açılışı da BDP milletvekilleri Sebahat Tuncel, Şerafettin Halis, Tunceli Belediye Başkanı Edibe Şahin ve Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat gerçekleştirmiş. Dünün İngiliz uşağıyla bugünün Amerikan uşakları kol kola anlayacağınız. Bu Seyit Rıza denen adam biliyorsunuz Dersimli bir aşiret reisi ve tarikat şeyhiydi. Yani Cumhuriyet Devrimiyle sorunu olan unsurların hepsine haizdi. Bütün bunlara bir de İngiliz işbirlikçiliği eklenince bir kalkışma başlatmış, ancak planlarını bizzat Atatürk’ün çizdiği bir harekat ile isyan bastırılmıştı. Atatürk’ün açılım diye bir derdi olmamıştı. O nedenle de harekat sonrası ele geçirilen teröristler davulla-zurnayla, çiçekle karşılanmamış ve başta Seyit Rıza olmak üzere isyanın önde gelen isimleri darağacını boylamıştı. Her neyse bu Seyit Rıza’nın İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na göndermiş olduğu bir mektup vardır. Bugün PKK elebaşlarının ABD yönetimine mektup yazma alışkanlığı da oradan geliyor olmalı. Sözkonusu mektupta Seyit Rıza “Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına,” hitap ederek, “Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor.” diye ağlamıştır. Bu söylem size de bir yerden tanıdık geliyor mu? Mektubunun sonunda da İngiltere Krallığı’na bağlılık ve minnetini şöyle ifade etmiştir: “Benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.” Mektubun altına da sözde Dersim Başkomutanı olarak imzasını koymuştu Seyit Rıza. Ancak kalkışmanın sonunda bu topraklardaki gerçek başkomutanın kim olduğunu Atatürk göstermiştir. O nedenle Kürtler ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, İngiliz hükümetine yalvaran bu zavallıdan bir kahraman yaratamazlar. Her neyse, sözün özü şu ki, herkes kendi geçmişi ve yaptıkları ile anılır. Türkler on binlerce yıldır dünya tarihine yön vermiş bir millet olarak bilinir ve dünyanın her yerinde bu medeniyetin izleri vardır. Türkiye’nin her yerinde başta Atatürk olmak üzere büyük Türk kahramanlarının heykelleri vardır. Hatta Atatürk Türkiye sınırlarını da aşarak pek çok ülkenin başkentinde hak ettiği saygılı yere kavuşmuştur. Bugün ısrarla milli bir kimliğe bürünmeye çalışan Kürtlerin tarihinde ise emperyalizmle işbirlikçilik ve Türkleri arkadan vurma vardır. O nedenle Türkler kahraman heykeli diker, Kürtler ise işbirlikçi heykeli.
Geçtiğimiz hafta Ordu’da düzenlenen hain saldırıda hayatını kaybeden Jandarma Uzman Çavuş Hacı Emin Pişkin’in Adana’daki cenaze töreninde bir ilk yaşandı. Bugüne kadar vatandaşların şehit cenazesine katılmalarını engellemek için ellerinden geleni yapan AKP’liler, sonunda istediklerini elde ettiler. Çünkü Adana’daki cenaze töreninde şehidin ailesi de dahil olmak üzere kimse şehidin tabutuna yaklaştırılmadı. Törenin başlarında yine bildik görüntüler vardı. Şehidin eşi Tülin Pişkin, oğlu Emirhan ile birlikte tabuta sarılıp “Canım şehit oldu. Vatanı satmadı. Arabada vurdular. Emanetlerine çok iyi bakacağım. O köpekler sevinmesin” dedi. Vatandaşlar şehidimizi alkışlarla uğurlarken “Kahrolsun PKK”, “Tayyip istifa” sloganları atıldı. Emniyet Müdürü’ nün slogan atanları susturma çabası, protokoldeki milletvekilinin müdahalesiyle engellendi. Bu kez vatandaşlar “Cenazede sesimizi keserseniz, herkes bizi susturursa, siyasetçi bizi susturursa, bu vatan böyle batar.” diye tepki gösterdi. Cenaze namazının ardından, şehidin tabutu tören mangasınca omuza alınıp, camiden çıkarıldı. Bu sırada, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü ekipleri, çember oluşturup, şehidin ailesi dahil, tabuta kimseyi yaklaştırmadı. Şehit yakınları, “Şehidin ailesini susturacağınıza gidin Kandil’deki köpekleri susturun. Gidin askere kurşun sıkanı susturun.” diyerek bu duruma tepki gösterdi. İşte AKP Türkiye’yi bu hale getirdi. Bir tarafta belediye araçlarıyla getirilip binlerce kişi tarafından alkışlarla, Apo posterleriyle serbestçe gömülen PKK’lı cesetleri, diğer tarafta ailesi tarafından bile uğurlanmasına izin verilmeyen şehit cenazeleri. Utanmasalar şehitler için düzenlenen cenaze törenlerini toptan kaldıracaklar. Türk dediğin böyle olur İspanya’nın en önemli bankaları arasında yer alan BBVA’ya bağlı olan BBVA Vakfı tarafından yapılan anketin sonucunda, diğer katılımcılara göre, “Kendini en az Avrupalı hisseden, Avrupa’da en az seyahat eden, ahlaki değerlere en fazla sahip çıkan, laikliği en fazla savunanlar” Türkler çıktı. AB üyesi Bulgaristan, İtalya, Polonya, İspanya, Danimarka, Belçika, Fransa, Yunanistan, Portekiz, İsveç, İngiltere, Almanya ile Türkiye ve İsviçre’de yapılan ankette, vatandaşlara Avrupa ve Avrupa kimliği ile olan bağı, ekonomik ve siyasi değerler, ahlaki ve dini konulardaki görüşleri soruldu. Türkler, kimliğini en çok yaşadığı kent, bölge ve ülkesiyle özdeşleşmiş olarak görürken, 14 ülke arasında kimliğini Avrupa’yla özdeşletirenler arasında 10 üzerinden 3,5 ile Türkler en alt sırada yer aldı. Onu 4,4 ile İngilizler ve 5,4 ile Fransızlar izledi. Ankete katılan Türklerin %87,7’si kendisini sadece “Türk” olarak hissettiğini belirtti. 4 ülkeden katılımcılar arasında “Kendimi ülke bayrağıyla özdeşleşmiş hissediyorum” seçeneğine en fazla “evet” diyenler Türkler olurken, uluslararası spor müsabakalarında bir sporcunun ya da takımın aldığı başarıdan ülkesi için en büyük gururu duyanlar da 9,2’lik oranla Türkler oldu. Türkler, 7,7 gibi yüksek bir oranla, ekonominin kontrolünde devletin çok önemli bir rol oynaması gerektiğini savunanların başında geldi. Bu arada 14 ülke arasında laikliği en çok savunanlar 8,9 oranıyla Türkler olurken, devlet ve din işlerinin ayrılması konusunda 12 AB ülkesinin ortalaması 7,3 olarak belirtildi. Geçen hafta Kaya Ataberk, TÜRKSOLU’nda Kürt-İslamcıların yaptığı anketi eleştiriken ne kadar da haklıymış değil mi? Kürt-İslamcılar utanmasa Türkiye’de Türk yok diyecekler ama kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. Anket sonuçları Türkler açısından gayet gurur verici. Bu sonuçlardan sonra bize de Türk dediğin böyle olur demekten başka birşey kalmıyor. Ülke kötüye gidiyor ama ben bir şey yapmam
Güvercinlik’te yürürken beni tanıyan bir çift durdurup ‘ne olacak ülkenin hali’ diye sordular, ki bu pek çok yerde başıma geliyor. ‘Merak etmeyin, durum 2007’deki gibi değil, AKP bu seçimlerden tek başına çıkmayacak bana göre’ dedim. ‘Aman inşallah’ dediler sonra da ‘Biz yine de korkuyoruz, ne yapmamız gerek’ diye üstelediler. Ben de büyük bir rahatlık içinde ‘Ne yapacağız diye sormanızın anlamı yok, üstünüze düşeni yapacaksınız, önce referandumda sonra seçimde tavrınızı ortaya koyacaksınız, Vatandaş olarak başka ne yapılabiliriz ki zaten?’ dedim. ‘Ama’ dediler ‘Biz referandumda gitmeyeceğiz, bir gün için nasıl gidelim?’ Baktım, dudağımı ısırarak gülümsedim ve “İyi de o zaman bana neden ‘ne olacak bu ülkenin hali’ diye soruyorsunuz. Hem en temel görevinizi yerine getirmeyeceksiniz hem de ülkenin istediğiniz gibi olacağını sanacaksınız. Böyle bir şey mümkün mü?” dedim. Sonra cevabı bile dinlemeden yürüyüp gittim." Yukarıdaki başlık ve alıntı bize ait değil. Biz TÜRKSOLU olarak Bodrum’a tatil için değil çalışmak için gideriz. Her neyse, yukarıdaki satırların yazarı Vatan gazetesinden Can Ataklı. Ataklı, karşılaştığı bir durumu yorumsuz olarak yazmış, durum bu kabilinden. Türkiye’deki AKP karşıtı, laik, ulusalcı, rakı-balık Atatürkçülerinin durumu tam da bu aslında. Adamlar referandumdan bir gün sonra açılması gereken okulların açılışını bir hafta ertelediler millet tatilden dönüp oy kullanmasın diye, vatandaş hala ‘bir gün için gidip gelemem’in derdinde. Ancak bu kez o kadar kolay olmayacak, Türk milleti sandığına, ülkesine sahip çıkacak. Bozuk Oray
Geçen hafta Kürtlerin Türkler tarafından ezildiği gibi toplumsal gerçeklikle bağdaşmayan şeyler yazdığı için tam da bu sütunda eleştirmiştik Oray’ı. Bu haftaki misafirliği ise doğru dürüst şeyler yazmaya başlaması nedeniyle. Oray’daki bu değişimde bizim eleştirimizin bir katkısı olmuş mudur bilemeyiz. Önemli olan bu değil zaten. Bir insanın daha Kürtçülük batağından kurtulması. Her neyse Oray geçtiğimiz hafta Osman Baydemir’in bayrak açılımından sonra kaleme aldığı yazısında şunları yazmış: “Ya bu sefer Ankara hükümeti sırtını çevirirse Güneydoğu’ya? Güneydoğu topraklarında oturan vatandaşlar Türkiye Cumhuriyeti’ne pasaportla girmek zorunda kalırsa diyelim; bugünkü gibi Kürtçe TV, Kürtçe dil kursları kaldırılırsa ve bir süre sonra da ‘Kürdenraus’ kampanyaları yapılarak Kürt vatandaşlarımıza yeni adres gösterilirse? O zaman da tehciri mi tartışacak liberaller; zira bu açtıkları kapının sonu oraya varıyor. Aklı başında ve Güneydoğu’nun, Kürtlerin iyiliğini, geleceğini, refahını düşünen herhangi biri Türkiye’nin bütünlüğünü, Türklerle Kürtlerin bir arada yaşamasını savunur. Kürtlerin Osman Baydemir’den daha fazla kendi haklarını koruyacak, savunacak toplumsal figürlere ihtiyaçları var. Günlük kahramanlık peşinde olup temsil ettiğini iddia ettiği halkın geleceğini hesapsızca tehlikeye atacak isimler değil... Türkiye de bu konuları tartışırken Ahmet Altan gibi yüzeysel aydınların alışıldık romantik retoriğiyle vakit kaybetmekten daha öte adımlar atmalı.” İttirgit Her neyse, bu metrobüs ilk geldiğinde bir isim kargaşası olmuştu. Ne diyeceğiz buna soruları uçuşuyordu havalarda. Bur ara otobüslere ‘oturgaçlı götürgeç’ denmesini önermişlerdi. Öz Türkçe oluyormuş. Ben de metrobüse Öz Türkçe bir isim buldum:
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 293 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||