Gökçe Fırat - Hitler’e darbe yapmak suçtu
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Hitler'e darbe yapmak suçtu
ALİ ÖZSOY
Fethullahçılar
"MHP'de darbe" operasyonunu başlattı
ÖZGÜR ERDEM
İşte açılımın sonucu: Kürtler artık
özerklik istiyor
Türk Ordusu:
Nereden Nereye?
OKAN İŞBECER
Ahlat Türk yurdu mu
Kürt yurdu mu?
TUĞRUL ÇELİK
İran'a ilk bomba düştü
ESER ÖZALTINDERE
CHP'yi AKP'lileştirme operasyonu:
Gandi Kemal darbesi!
TÜRKKAYA ATAÖV
Afrika'nın önemi
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Güneydoğu'nun tarihi Türk tarihidir
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (29-1)
 

Gökçe Fırat
Hitler'e darbe yapmak suçtu...




En üstte mitolojik kahraman ve Hitler’in öldürülmesini planlayan “Valkyrie Operasyonu”na ismini veren Valkyrie’nin temsili bir resmi. Altında Valkyrie’nin bestesini yapan Alman ırkçı besteci Wagner. Onun altında Wagner hastası Alman faşist lider Hitler. En altta ise bir teftiş sırasında Albay Stauffenberg’in Hitler’le resmi.

Seçimle gelen diktatör

Hitler de iktidara seçimle gelmişti...

Zamanın Almanya cumhurbaşkanı Hindenburg, Hitler’in nasıl da fanatik bir despot olduğunu bildiği halde, “demokrasiye bağlı kalmak” ve nasıl olsa Hitler’in “iktidarda yıpranacağı”, “seçimle gideceği” düşüncesiyle ona başbakanlığı vermişti.

Parti başkanlığına da ihanetle gelmişti Hitler...

Siyasi hayata 1918’de savaştan sonra başlamıştı. Dönemin Alman İşçi Partisi’ne katılmış, ancak parti içinde bir şebeke kurarak partiyi ele geçirmiş, ismini de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirmişti.

Başbakanlığı ise hiç de ona görevi veren Hindenburg’un umduğu gibi “geçici” olmayacaktı.

1924 ve 1928 seçimlerinde %3 olan oy oranı 1930’da % 18’e, 1932’de ise %37’ye çıkmıştı.

Seçimlerde %37 oy alan partiye ve liderine başbakanlığı vermemek “demokrasi”ye aykırıydı ama %37 ile iktidara gelen adam zaten “demokrasi”yi ortadan kaldıracaktı.

Bunun en önemli aracı ise “demokrasi”nin aracı olması gereken parlamento idi.

Ancak %37’lik adam hiç kimsenin aklına gelmeyeni yaptı ve anayasayı üçte iki çoğunlukla değiştirip diktatörlüğünü ilan etti.

Nitekim Almanya’da 1933’ten sonra bir daha seçim olmadı.

Çünkü Hitler’in Anayasa değişiklik paketine verilen “evet” oyları ile “demokrasi” kendisini bir diktatöre teslim etmişti.

Herkes geri çekilmiş ve kanlı bir diktatöre karşı “demokratik” yolları işletmeyi deniyordu.

Bir yanda diktatör diğer yanda onun saf demokrat muhalifleri vardı.

Ve Hitler bu demokrasi saflığına son verdi.

Önce tüm partileri yok etti.

İlk önce Komünist Parti, sonra sosyal demokrat parti, daha sonrasında ise Almanya’nın merkez sağ partileri kapatıldı, liderleri hapse atıldı, öldürüldü.

Almanya askeri gelenekleri çok güçlü olan bir devletti. Asker demek Alman demekti.

Ancak askeri de komplolarla yok etmek Hitler için hiç de zor olmadı. Tüm kuvvet komutanlarını tutuklatarak, emekli ederek, mahkemeye vererek tasfiye etti.

Demokrasiyi koruyacak yargı içinse her diktatörün klasik “parlamento ne diyorsa o”, “millet yetkiyi bize verdi” sözleriyle bir tasfiye planladı.

Tüm hakim ve savcıların da Hitler’e bağlı olduğu bir yargı düzenlemesini parlamentodan geçirdi. Bu değişikliği iptal edebilecek bir Anayasa Mahkemesi de yoktu.

1934 yılında Almanya’da bir Hitler vardı, o her şeydi.

Ve eğer çocuklara bayram kutlaması yaptırsaydı, “hadi artık Hitler oldun, istediğini asıp istediğini kesebilirsin” de diyebilirdi.

Hitler’in muhalifleri

10 yılık iktidarın sonunda Hitler savaşı kaybediyordu. 1943 yılına gelindiğinde direniş hareketi Hitler’i öldürmeden hiçbir şey yapılamayacağını anlamıştı.

Peki ama Hitler’i kim ve nasıl öldürecekti?

Direnişçi muhalifler Hitler’i öldürmek için epey teşebbüste bulundular. Ancak Hitler’i koruyan Gestapo ve SS’ler gibi iki “ahtapot”u aşmak çok zordu.

Onlarca suikast planı ya plan aşamasında ya da uygulama sırasında başarısızlığa uğradı.

Almanya’daki Hitler muhaliflerinin kötü yanı Almanya’nın toplumsal yapısıydı.

İki tür görüş yaygındı Alman muhalifler arasında.

Birincisi klasik Alman aristokrat burjuvazisinin ve solcularının görüşüydü. Bunlar “zaten Almanya savaşı kaybedecek, o nedenle bekleyelim ve Hitler düşünce iktidara biz geçeriz” diye düşünüyorlardı.

İkincisi ise Almanya’nın yüksek rütbeli subaylarının darbe yapması ve Hitler’i düşürmesiydi.

Almanya’da orgeneraller değil feld-mareşaller vardı ve herkes de bu feld-mareşallerin harekete geçmesini bekliyordu.

Oysa Hitler iktidarda kaldığı süre içinde, kökten bir ordu düşmanı olmasına karşın bu feld-mareşaller hiçbir şey yapamamışlardı.

Nazi İmparatorluğu’nun yazarı William Shirer bunun nedenini şöyle tespit etmişti:

“Mareşaller mevkilerini ve askeri güçlerini Hitler’i yerinden atmak için kullanmayacak kadar korkak ya da kalın kafalı idiler.”

Kimi zaman ise kalın kafalılığın dışında tamamen parasal yolları bile Hitler devreye sokuyordu.

Örneğin Merkez Ordu komutanı Kluge’ye, güzel bir otomobil, bir villa ve 250 bin mark ödeme yapmış ve bu güçlü komutan susuvermişti.

Direnişçiler feld-mareşallerin hemen hepsini yokladılar ama hiçbiri direnişe katılmadı.

Artık farklı bir yöntem bulunmalıydı.

Almanya’nın kaderi artık kendisini feda edecek cesur bir subay bulmaya kalmıştı.

Hitler’i öldürmek

Ve o subay ortaya çıktı: Klaus von Stauffenberg.

Stauffenberg köklü bir aileden geliyordu, iyi bir eğitimi vardı ve üstelik Alman ordusunun kahraman subaylarından biriydi.

Afrika’da savaşırken yaralanmış, bir gözünü, bir elini, diğer elininse üç parmağını kaybetmiş bir gaziydi.

Buna karşın üç ay gibi bir süre sonra ayağa kalkmış ve yine orduda görev istemişti. Getirildiği görev Alman Ordu Merkezi’nde yüksek bir mevkiydi.

Albay Stauffenberg, görevi gereği pek çok general ve mareşalin bile üstünde bir yetkiye sahip oluvermişti.

Görevi gereği bir kez Hitler’in karargahı olan “Kurt İni”ne çağrılmış ve orada ona rapor sunmuştu.

İşte Albay Stauffenberg, hem Almanya’yı hem de dünyayı Hitler belasından kurtarmak için, feld-mareşallerin bile üstlenemediği görevi üstlendi ve Hitler’e karşı darbe planının başına geçti.

Çünkü demokrasi için tek yol artık darbeydi!

Hitler’i öldürme planının adı “Valkyrie Operasyonu”ydu.

Valkyrie ünlü Alman besteci Wagner’in bir bestesiydi.

Hitler’in manevi fikir babası olan bu Alman ırkçısı besteci, Alman mitolojisinden esinlenerek yapmıştı bestesini.

Mitolojiye göre Valkyrie güzel bir Alman kızıydı. Savaş alanlarında dolaşır ve öldürülecekleri seçerdi.

Alman besteci Wagner’in Valkyrie bestesi Hitler’in öldürülme korkusu ile birleştiğinde bir plana dönüşmüştü. Öldürülme korkusunu yaşayan Hitler buna mitolojik bir gerekçe bularak, kendi paranoyaklığını örtecek bir psikoloji geliştirmişti.

Buna göre Valkyrie kendisini seçtiğinde Alman İmparatorluğu kendisini korumalıydı.

Plan basitçe Hitler öldüğünde ne olacağını öngörüyordu.

Buna göre Hitler’in ölüm haberi alındığında Yedek Ordu iktidarı ele alacaktı. Çünkü Hitler kendi SS’lerine de Gestapo’suna da güvenmiyor ve bunlardan bir darbe bekliyordu.

Ve Valkyrie operasyonunun talimatı SS ve Gestapo’dan gizlice verilecek ve 6 saat içinde Yedek Ordu yönetime el koyarak ülkede karışıklık çıkmasını engelleyecekti.

İşte Albay Stauffenberg’in görevi Valkyrie Operasyonu’nu yönetmekti. Önce Valkyrie operasyonunun planını bir daha gözden geçirdi ve değişiklikler yaptı. Sonra bu planı Hitler’e imzalattı.

Artık Valkyrie, Hitler’den kurtulmanın planı olmuştu.

Madem ki Hitler ölünce operasyon başlayacaktı o zaman Hitler ölmeliydi!



En üstte Stauffenberg’in karısı Nina.
Onun altında ise Albay çocukları ile.
En altta ise Alman öğrenci isyanının liderlerinden genç kız Sophie Schill.

Cesur subay

Albay Stauffenberg bu görevi üstlendi. Patlayıcı düzeneği çantasına koydu ve Hitler’in de katıldığı bir savaş toplantısına çantasıyla birlikte girdi.

Çantayı masanın altına bıraktı, o sırada telefonla görüşmek için dışarı çıktı, dışarı çıktığında bomba patlamıştı.

Valkyrie operasyonu artık başlayabilirdi: 6 saat içinde hemen hemen tüm Alman birimler ele geçirildi, hatta SS karargahı bile ele geçirildi.

Ancak Hitler bombalamada ölmemiş, yaralı bir şekilde kurtulmuştu.

Yedek Ordu’nun komutanına bizzat ulaştı, sağ olduğunu ve darbecileri tutuklamasını söyledi.

Albay Stauffenberg ve diğer cesur subaylar tutuklandılar.

Hemen ertesi gün Albay Stauffenberg bir duvar dibinde kurşuna dizilirken “Yaşasın Kutsal Almanya” diye bağırıyordu.

Cesur subay başaramamıştı belki ama en azından korkak bir ölümü beklememişti.

En azından üzerine düşeni yapmıştı.

Oysa güzel bir karısı ve dört küçük çocuğu vardı, onların geleceği ülkenin geleceğinden ağır basabilirdi.

Ne de olsa insandı.

Ama basmadı, çünkü ne de olsa değil, gerçekten insandı o.

Karısına veda etti. Görevinin sonunda onun için kurtuluş yoktu.

Yetkisi de gücü de çoktu, karısı ve çocuklarını ülke dışına kaçırtabilir ya da saklayabilirdi.

Ama yapmadı.

Karısına durumu anlattı. Eğer plan başarısız olursa karısı da çocukları da öldürülecekti.

Belki de o zaman birkaç ay önceki Alman üniversite gençliğinin isyanını hatırladı. Berlin’in ortasında üniversite öğrencileri ayaklanmış ve Hitler’e karşı protestoya başlamıştı.

İsyanın liderlerinden biri Bavyeralı genç kız Sophie Schill’di.

Gestapo büyük işkenceler yapmış ama konuşmamıştı.

Mahkemeye çıkarıldığında ancak koltuk değnekleriyle gelebilmişti genç kız.

Mahkeme başkanına açıkça cevap vermişti: “Savaşın kaybedildiğini bizim kadar siz de biliyorsunuz. Neden bunu kabul etmiyorsunuz.”

Ve idam sehpasına da koltuk değneğiyle çıkmıştı genç kız.

Sonuçta Albay Stauffenberg de cesaretle attı adımını ve geride bıraktıklarının da en az o genç kız kadar onurlu olmaları gerektiğini düşündü.

Bugün Almanya, geçmiş günlere baktığı zaman Hitler’e engel olmayan korkak mareşalleri değil Albay Stauffenberg’i şükranla anıyor.

O, Alman ordusunun şerefini kurtarmak için kendisini feda etmişti.

Bugün Almanya’da onun adına dikilen bir anıt durmaktadır ama Almanlar Hitler’i hafızalarından bile silmeye çalışmaktadır.

Feld-mareşalleri ise hatırlayan bile yoktur...


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Sivil diktaya HAYIR!

Muhammet Uçar, Manisa
14 Ağustos 2010


kemalist sol hiç bir zaman yılmadan yoluna devam edecek!!!

Gürkan, Adana
13 Ağustos 2010


Ne yalan söyleyeyim; yazıyı öğrenme, bilgi dağarcığımı yenileme/doldurma duygularıyla bir solukta okudum ve her satırını günümüz Türkiyesi'ne kurguladım.
Gökçe Fırat'a hayranım...
Ülkenin yetiştirdiği en önemli köşe yazarı bence..
Onunla Ulusal Parti taraftarı oldum.
Umarım, kendi kadar kaliteli geniş bir kadroyla çalışır ve Ulusal Parti'yi, ulusal boyutta başarılı kılar.
Saygı ile...

Cüneyt Şaşmaz, İstanbul
13 Ağustos 2010


Hakkaten çok mükemmel bir yazı!! Elinize emeğinize sağlık!!

Fidan Güngör, İstanbul
13 Ağustos 2010


ülkede namusluların da namussuzlar gibi cesaretli olmaları yetmiyor,organize de olmaları lazım.

Mustafa Özbodur, Adana
12 Ağustos 2010


Gerici AKP yaptığı son hamle ile TSKyi ele geçirerek, ordunun gücü ile özlemini duyduğu kürtçü-şeriatçı-işbirlikçi rejimi kurmaya çalışmatadır! Bu hain emelin larşısıda duracak tek güç ise Ulusal Partidir!

Mahsum Korkmaz, İstanbul
12 Ağustos 2010


RTE Menderes gibi gelmişti, Menderes gibi halkına ve ordusuna ihanet etti ve sonu da muhakkak Menderes gibi  olacak!
Kahrolsun AKP ve onun kürtçü-şeriatçı yandaşları!
Yaşasın Atatürk gençliği!
AKP'nin tek alternatifi Ulusal Partidir!         
Atatürkçü gençliği, aydınları, genç subayları ve ilerici halkımızı Ulusal Parti çatısı altında birleşmeye davet ediyorum!

Hüseyin Velioğlu, İstanbul
12 Ağustos 2010


Atatürkün kurduğu cumhuriyeti ne Hitlerin faşizmine ne de Erdoğanın şeiratçı emellerine terk etmeyececiğiz!!
Gün gelecek gençlik uyanacak bu dünyayı bölücü kürtlere, yobaz gericilere ve işbirlikçi liboşlara dar edeceğiz!!
Çünkü biz Mustafa Kemalin çocuklarıyız!
Yaşasın tam bağımsız Türkiye, Yaşasın Ulusal Parti! Yaşasın mazlum halkların savaşı, Yaşasın öncü liderimiz Gökçe Fırat!

İsa Altsoy, İstanbul
12 Ağustos 2010


Merhabalar Gökçe Bey,
Sizin gibilerin bu ülkede var olması ne mutlu... Kürtlerin hain, nankör, asalak gibi bu ülkenin sırtından yaşamaları gün gibi aşikarken,  'türk-kürt kardeştir' safsatasını yutacak kadar saf bir milletin olması  beni kahrediyor. Ya demokrasi  adına şeriatçıların peşinden koşana ne demeli???
AKP ve BDPyi acilen kapatacak yurtsever savcılara acilen ihtiyaç var bu ülkede!!

Ziver Özdemir, Çorum
12 Ağustos 2010


 

Tüm Demokratik yapılar  içerisinden çoğunluğun mutlak diktatörlük  türetmesine engel tedbirler vardır. Çoğunluk olmak her istediğini yapabilmek demek değildir.  Eksikleri olsa ülkemizde dahi mevcut nispi demokratik sistemimizde ,  diktatörlük oluşumuna engel olacak olan anayasal  mekanizmalar , sigortalar  bozulmak istenmektedir.
Sayın Gökçe Fırat 'ın yazısı bu noktayı ve sigortalar attıktan sonra neler olacağını gayet güzel tarihsel örneklemesi ile açıklamış.
Referandum un gerçek sorusu  Tayyip diktatör Olsunmuu???  Olmalıydı.
O zaman halk  şaşkınlık içinde ne diyeceğini bilmeden sandığa gitmekten kurtulabilirdi...

Dostlara selam ve sevgiler

ABD Türkiye nin başına yeni tip bir Saddam musallat edip bir süre sonrada   IRak a getirdiği gibi Türkiye ye de Özgürlük , Demokrasi falan  getirmeyi düşünüyor olabilirmi ?  Neden olmasın ?
Zaten iki de bir İsrail ilede  şakayla karışık hırlaşıyorlar.

Tevfik Kaymaz, Kocaeli
11 Ağustos 2010


Portekiz Diktatörü Salazar'a karşı yüzbaşıların başını çektiği harekete halkın katılmasıyla faşist rejim yıkıldı. Demokrasi geldi. Demekki demokrasiyi ortadan kaldırmaya teşebbüse karşı ordu ve  halk elele hareket geçmesi suç değilmiş demokrasi mücadelesiymiş darısı başımıza

Nejat, İstanbul
11 Ağustos 2010


İçinde bulounduğumuz süreci çok güzel yorumlayan hatikulade bir yazı!
Elinize emeğinize sağlık!

Mazlum Doğan, Elazığ
11 Ağustos 2010


Tek kelime ile harika

Ersoy, Uşak
10 Ağustos 2010


Alman Faşizmi yada İtalyan Faşizmi... Albay Stauffenberg ve diğerleri. Önemli kişidir Albay Stauffenberg.
Tek yol Kemalizmdir.    Kemalist anlamda solcu olmaktır.

Murat Pira, İzmir
10 Ağustos 2010


merhaba
hikaye ne kadar tanıdık sanki yaşıyor gibiyiz
olacakların dörtte üçü oldu gerıye bir çeyrek kaldı
bakalım sonuç nasıl olacak

Gülşen, İstanbul
10 Ağustos 2010


Elinize sağlıktan çok yüreğinize de sağlık Gökçe Fırat. Sizi her göz okur ama her akıl anlayamaz. Şu genç yaşta gerkeçkten ikinci fakültem oldunuz, tüm Türksolu olarak. Ayrıca şu referandum öncesi  Ergün Poyraz'ın Takunyalı Führer kitabını da herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Sevgilerle...

Nesim, İstanbul
10 Ağustos 2010


EVET SAYIN GÖKCE FIRAT GÖRÜNEN KÖY  KLAVUZ İSTEMEZ MİSALİ  KOSKOCA TÜRK MİLLETİ VE ONUN SON KALESİ  TÜRKİYE DEVLETİ UCURUMA DOGRU DOLU DİZGİN YUVARLANIYOR

Fuat Öztürk, Manisa
10 Ağustos 2010


Tek kelime ile harika

Ersoy, Uşak
10 Ağustos 2010


Bugün Almanya, geçmiş günlere baktığı zaman Hitler'e engel olmayan korkak mareşalleri değil Albay Stauffenberg'i şükranla anıyor. Alman Faşizmi ve İtalyan faşizmi.

Milliyetçilik altı oktan biridir ama Faşizm bize çok uzaktır.

Tek yol Kemalist anlamda solcu olmaktır.

Murat Pira, İzmir
9 Ağustos 2010


Bu Hitler'in fotoğrafına bakınca insan sanki Tayyip'i görüyor. Sadece tipleri değil karakterleri de bire bir aynı.
Sayın başkanımın yazısından anlıyoruz ki diktatörlük kurmak için kullandıkları yol ve yöntem de neredeyse birebir aynıymış. Bu kadar benzerlik olur yani.
Allah bizi Tayyip faşizminden korusun. Milletimiz de uyanık olsun. Referandumda "hayır", genel seçimde de "Ulusal Parti" diyeceğiz, Tayyip faşizmini bitireceğiz! Saygılar.

İlhan Türkoğlu, Ankara
9 Ağustos 2010


Ne kadarda tanıdık  geliyor bu  Hitler bana sanki tarih  tekrar ediyor Türkce versiyonuyla bu TAYYİP in genlerine bir baksak kökeninde Hitlerden bişey  kesin bulunur kesin hemde

Alp, İstanbul
9 Ağustos 2010


Kimsenin yapmadıgını siyaset yapar
Kimsenin yıkmadıgını siyaset yıkar
Vatandaş oyunu verir boynu bükük bakar
Demokrasi saflıgı yok ediyor türklüğü

Demokrasi diktatörlüğünde hile var
Fakiri yoksulu kandırmaya para var
Din imanla müslümanı aldatma  yolu var
Demokrasi saflıgı yok ediyor türklüğü

Tarihte bunu örnekleri öncüleri var
Gırıgırous türklerin gizli imanına gir yıkar
Marko paşanın osmanlı sarayında ne işi var
Demokrasi saflıgı yok ediyor türklüğü

Pekekayı bölücü örgütü çıkaran kim
Bölücü açılım tezgahı yandaşı kim
Orduyu tıpratan iç savaş yaratan kim
Demokrasi saflıgı yok ediyor türklüğü

Sabit aklın varsa sen kendine gel
Bir kıvrıkoğlu gider bir kıvrıkoğlu gel
Bir işe yaramaz on bir general
Demokrasi saflıgı yok  ediyor türklüğü

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
9 Ağustos 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 293 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40