Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürtler evlerine dönsün!
ÖZGÜR ERDEM
35. madde
ve Kılıçdaroğlu'nun
Ordu düşmanlığı
KAYA ATABERK
Türklüğün şartı
açılıma karşı çıkmak!.
HASAN PEKTEKİN
Ulusal Parti
büyük bir coşku ve heyecanla karşılanıyor
OKAN İŞBECER
BBP'den
"barış-kardeşlik" önerileri
TUĞRUL ÇELİK
Fidel Moncada'yı,
BirGün Bancada'yı bastı
TÜRKKAYA ATAÖV
‘Mavi Marmara’ tartışmasında denge: 2
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
12 Eylül PKK'yı destekledi
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (29
 

Okan İşbecer
BBP’den "barış-kardeşlik" önerileri

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünden sonra Yalçın Topçu’nun genel başkanlığı döneminde iyiden iyiye AKP’nin payandası olan Büyük Birlik Partisi’nden (BBP) son günlerde yaşadığımız olaylar ile ilgili ilginç öneriler geldi.

Ergenekon sürecinden Kürt açılımına kadar AKP’nin bütün icraatlarına koşulsuz destek olan BBP lideri Topçu, geçtiğimiz haftalarda BDP’lilere bir çağrıda bulunarak onları kucaklamak istediklerini söylemişti. BDP’lileri kucaklamak için bir şartı da olan Topçu, şartını şöyle açıklamıştı: “Diyecekler ki; ‘Bu millet bin yıl olduğu gibi kardeştir. PKK kalleş ve alçaktır. Kandil’i ve İmralı’yı reddediyoruz’ o zaman hemen kucaklaşırız.” Tabii BDP’lilerin böyle bir açıklama yapmayacağını iyi bilen Topçu, bu öneriyi sırf laf olsun torba dolsun diye yapmamıştı. Maksat BBP’nin Türk-Kürt kardeşliği denen palavrayı siyaseten benimsemesinin ilan edilmesiydi.

Yalçın Topçu’nun ikinci önerisi ise son günlerde yaşadığımız olaylarla ilgiliydi. İnegöl, Hatay-Dörtyol ve Erzurum’da Kürtlerle Türk milleti arasında yaşanan gerginliklerle ilgili açıklama yapan Topçu, medyayı duyarlı olmaya davet etti. Nasıl mı?

Yalçın Topçu, son olaylar ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada “Hükümet derhal RTÜK’ü harekete geçirmelidir. TV kanallarında terörizmin ve iç karışıklıkların yurt sathına yayılması tehdidi ve ihtimali üzerine, kitle psikolojisi uzmanları, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve emniyet mensupları bu karanlık emellere karşı toplumu bilinçlendirecek bir çalışma içine girmelidir. Terörün ekmeğine yağ sürecek bir şekilde vatandaşı sokakta hukukunu kendisinin aramaya iten davranışların önüne geçilecek tüm önlemler alınmalıdır. Bunun dışında bu tip iç karışıklıkların sürekli ve detaylıca TV ekranlarında haber yapılmasının da önüne geçilmelidir.” demiş.

Hatırlarsanız buna benzer bir öneriyi vakti zamanında Mehmet Ali Birand yapmıştı. Birand da toplumda infial yarattığı gerekçesiyle şehit haberlerinin ya hiç verilmemesini, verilse bile çok küçük verilmesi gerektiğini söylemişti. Topçu’nun önerisinin de Birand’ınkinden bir farkı yok.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, Türkçesi, televizyonlar olaylarla ilgili haber yapmasın, bunun yerine vatandaşı evinde oturmaya teşvik edecek yayınlar yapsın demek bu açıklamanın. Vatandaş kuzu kuzu evinde otursun Kürt istilacılarının gelip işini, evini, hatta ve hatta canını almasını beklesin demek.

Memleketin bir yerinde Kürtler dağdan gelip bağdakini kovacak, gitmezse öldürecek ama Türk milletinden bunlar gizlenecek öyle mi?

Topçu, şapkasını önüne koysun ve önerisinin hangi akla hizmet olduğunu iyice bir düşünsün.

Hangisi daha Brütüs?

Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığına getirilmesiyle birlikte Türkiye siyasetinde karşılıklı atışmalar devri başladı. Önce Kılıçdaroğlu, Tayyip’e sen şunu şöyle yaptın diyor, sonra Tayyip Kılıçdaroğlu’na asıl sen şunu şöyle şöyle yaptın diye karşılık veriyor.

Son olarak geçtiğimiz hafta bu ikili arasında “Brütüs atışması” yaşandı. Referandum için meydanlarda partililerine seslenen iki liderden Tayyip, Kılıçdaroğlu için “Medyanın üfürmesi ile şişen yelken açık denizde alabora olup gider. Yandaş medyanın gazına gelenler havaya karışıp giderler. Yani manşetle gelenler manşetle giderler. Kendi arkadaşlarına, kendi dostlarına, kendi liderlerine ihanet edenler başka ihanetlerin mağduru olurlar.” dedi.

Tayyip’in Adıyaman’da söylediği sözlere Kayseri’den cevap veren Kılıçdaroğlu ise “Kalkmış bizi ihanetle suçluyor. Sen kim oluyorsun da bizi ihanetle suçluyorsun. Bizim kitabımızda ihanet yoktur. İhaneti merak ediyorsan, git Erbakan’a sor bu soruyu. Erbakan sana yanıtını versin.” diye buyurdu.

Aslında her ikisinin de dediklerinde doğruluk payı var.

Tayyip bildiğiniz gibi 70’li yıllardan beri içinde olduğu Milli Görüş hareketinden 2001 yılında ayrılarak AKP’yi kurdu.

Kılıçdaroğlu ise yakın zamanda CHP eski genel başkanı Deniz Baykal’a yapılan bir operasyon sonucu CHP Genel Başkanlığına paraşütle indirildi.

Yani ikisinin de siyasi geçmişinde bağlı bulundukları partiye ihanet var. Tayyip zaten Erbakan’a karşı bayrak açarak ayrı bir parti kurmuş, önce milletvekili ardından da başbakan yapılmıştı. Şimdi aynı senaryo Kılıçdaroğlu için de devreye sokuldu.

Baykal’la ilgili kaset ilk ortaya çıktığında genel başkanlığa aday olmayacağını açıklayan Kılıçdaroğlu, iki gün sonra çark ederek adaylığını açıkladı ve gvnel başkan seçildi.

Buradan hareketle başlıktaki soruya geçelim. Tayyip’le Kılıçdaroğlu birbirlerini “Brütüs”lükle suçlarken medyada da hangisi daha Brütüs tartışması yaşandı. Kimileri Tayyip’in daha Brütüs olduğunu söylerken kimileri de Kılıçdaroğlu daha Brütüs’tür iddiasında bulundu.

Aslına bakarsanız kimin Brütüs olduğu değil, hangisinin daha Brütüs olduğu. Çünkü burada ihanete uğrayan konusunda bir karışıklık var. Çünkü asıl ihanete uğrayanlar Erbakan ya da Baykal değil. Bu iki vatandaş da ABD’nin Türkiye üzerindeki planları çerçevesinde şu an bulundukları konuma yerleştirildiler.

Yani anlayacağınız asıl ihanete uğrayan Erbakan ya da Baykal değil Türkiye. Bu yüzden hangisinin Brütüs olduğu önemli.

AKP iktidarı MÜSİAD ile TUSKON’a yaradı

Geçtiğimiz hafta İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketini açıklayan bir rapor yayınladı. Şimdi ne var bunda, bu ve benzeri raporlar her yıl yayınlanır diyeceksiniz. Doğru bu tür raporlar periyordik olarak yayınlanır. Ancak bu yıl yayınlanan raporda dikkati çeken bir nokta var. Zaten raporu yayınlayan Milliyet gazetesi de o noktayı öne çıkarmış. O da muhafazakar kesimin sahip olduğu şirketlerin müthiş bir büyüme göstererek ilk 500 içerisinde önemli bir yer işgal etmeleri.

Kimlerden mi bahsediyoruz? MÜSİAD ve TUSKON’a bağlı şirketlerden. En büyük 500 içerisinde MÜSİAD’dan 31, merkezi Konya’da bulunan TUSKON’dan ise 45 şirket yer almış.

Bu tür raporlarda bugüne kadar hep TOBB ve TÜSİAD’a bağlı şirketler öne çıkıyordu. Ancak AKP iktidarı ile birlikte durum biraz değişti. Tayyip ve Gül ile birlikte yurtdışı ziyaretlerine giden işadamlarının niteliğindeki değişime paralel olarak iş yapan, büyüyen şirketler de değişti. İşte İSO’nun raporu bu değişimi ortaya koyması bakımından önemli. Lafa gelince herkesi kucaklayan Tayyip, iş ihaleye gelince belli bir kesimi herkesten daha fazla kucaklamış anlaşılan.

En büyük 500 arasında yer alan yandaş şirketler ise şunlar: MÜSİAD’dan AGT Ağaç, AB Gıda, Küçükbay Yağ, Çınar Boru, Naksan Plastik, Tosçelik Profil, Tosyalı Demir, Ülker Çikolata, Ülker Bisküvi, Datateknik, Gübre Fabrikaları, Viko Elektrik, Aydınlı Hazır Giyim, Ertaş Metal, Boyçelik Metal, Helvacızade Gıda, Hekimoğlu Un, Yeşilyurt Demir, Boytaş Mobilya, İstikbal Mobilya, Aytaç Gıda, Teverpan Mobilya, HES Kablo, Merkez Çelik, Boyteks, Form Yatak, Akova Süt, Pamukkale Kablo.

TUSKON’a bağlı şirketler ise, Sarkuysan, Tosçelik Profil, Kastamonu Ent. Ağaç, Kayseri Şeker Fab., Ekinciler Dem. Çel., Boytaş Mobilya, Abalıoğlu Yem, HES Hacılar Elek., Erciyas Çelik Boru, Kent Gıda, Merkez Çelik, Naksan Plastik, Koza Altın İşl., Tosyalı Demir Çel., Küçükbay Yağ, İstikbal Mobilya, Oltan Fındık, Tiryaki Agro Gıda, Keskinkılıç Gıda, Feza Gazetecilik, Küçükçalık Tekstil, Boyteks Tekstil, Aydınlı Giyim, Boyçelik Metal, Beşler Makarna, Mem Tekstil, Helvacızade Gıda, Kumtel Day. Tük., Vatan Kablo, Viko Elektrik, Biofarma İlaç, Arbel Bakliyat, Selçuk İplik, Gürteks İplik, Akteks İplik, Aynes Gıda, Köksan Plastik, Pamukkale Kablo, Aytaç Gıda, Hidromek, Royal Halı, Hekimoğlu Un, Form Yatak, Aymar Yağ.

Özal’ın iktidarda olduğu 80’li yıllarda başlayan muhafazakar sermayenin yükselişi, AKP iktidarı döneminde tavan yaptı. Özal zamanında bu listede TOBB üyesi şirketlerin sayısı fazla olurdu. 90’lı yıllarda ise TÜSİAD ağırlığını koymuştu. 28 Şubat döneminde muhafazakar şirketler rejimle sorunlu oldukları için bu şirketler düşüş içerisine girmişti. Ancak AKP iktidarı ile birlikte MÜSİAD ve TUSKON’un yıldızı parladı. Zaten MÜSİAD ve TUSKON başkanları da bunun altını özellikle çiziyorlar.

MÜSİAD Başkanı Ömer Cihad Vardan, konu ile ilgili olarak verdiği demeçte, “(...) Tabii ki, bu sadece bizim üyelerimiz için değil herkes için de geçerli olmuş olsa dahi, yarış içinde bazen birileri öne çıkabiliyor. AK Parti’nin sürece etkisini bu anlamda, yani ülkenin tamamının gelişmesine katkı anlamında düşünmek lazım. AK Parti tarafından yapılan icraatlar neticesinde ülkemizdeki firmaların hemen hepsinin gelişen ekonomik şartlara uyum göstermeleri halinde ilerledikleri görebiliriz.” demiş.

TUSKON Başkanı Rızanur Meral ise, 28 Şubat sürecine yüklenmiş: “28 Şubat süreci ülkemiz için talihsiz bir dönemdir. Bu tip darbe ve postmodern darbelerin siyasete ve demokrasiye açtığı yaralar daha çok ekonomiye zarar vermiştir.”

MÜSİAD ve TUSKON başkanları istedikleri kadar kendi başarıları gibi göstermeye çalışsınlar, muhafazakar şirketlerin yükselişlerini AKP’ye borçlu oldukları gün gibi ortada.

Yeni Şafak da mı darbeci?

AKP ile daha doğrusu Tayyip ile akrabalık ilişkileri olan Albayrakların çıkardığı Yeni Şafak gazetesinin 28 Temmuz günkü sayısında attığı manşeti görünce Türkiye’nin nereden nereye geldiğini düşündüm.

Biliyorsunuz yandaş medya içerisinde ayrıcalıklı bir yeri olan Yeni Şafak gazetesi, Ergenekon süreciyle birlikte iyiden iyiye darbe karşıtı kesildi. Bugünlerde referandum dolayısıyla muazzam 12 Eylül karşıtı olan gazeteyi görseniz, 12 Eylül’ün asıl mağdurları olan solcular çıkartıyor dersiniz.

Her neyse, “Genç Subaylar Balyozcudan Rahatsız” manşetini görünce doğal olarak insanın aklına Yeni Şafak darbeci mi oldu sorusunu getiriyor. Ancak Yeni Şafak’ın orducu olması, ordunun bir rahatsızlığını gerçekten dile getirmesi imkansız. Onlar sadece işlerine gelen şeyleri söylediklerinde komutanların konuşmalarına izin verirler. Onun dışında ordu lafı onlar için küfürle birdir.

Bu manşet bir şeyi daha akla getirdi. Biliyorsunuz Cumhuriyet gazetesi eski Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay Ergenekon soruşturması kapsamında bir yılı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanıyor. Balbay’ın darbeciliğine en büyük kanıt olarak da 2003 yılında Cumhuriyet gazetesinde attığı “Genç Subaylar Rahatsız” manşeti.

Yeni Şafak’taki haberi görünce bir şey daha aklıma geldi. Haberi yapan İlhan Toprak adlı vatandaş hakkında da darbeyi teşvikten soruşturma açılacak mı yoksa genç subaylar Balyozcudan rahatsız oldukları için es mi geçilecek?

Oray, Alaçatı ve Kürtler

Oray Eğin, her ne kadar takip edilmeye değer bir gazeteci olmasa da takip edenler bilir, Oray’ın en çok yazdığı konulardan biri Alaçatı’dır. Çeşme-Alaçatı ile ilgili her şeyi Oray’dan öğrenebilirsiniz. Nerede ne yenir, ne içilir, nerede kalınır gibi şeyleri yazmayı sever Oray. Tabii Oray gibi bir mideniz varsa. Bu arada Haşmet Babaoğlu’nun da hakkını yemeyelim. O da AKP’yi destekleyen siyaset yazısı yazmadığı zamanlarda Alaçatı’dan bolca bahseder.

Geçtiğimiz hafta yaşanan olaylardan sonra Oray da Türk-Kürt kardeşliği üzerine bir yazı yazmış. Bir kaç sene önce Alaçatı’da tanık olduğu bir olayı anlatmış Oray. Oray’ın yazdığına göre, Alaçatı’da bir restoranda garsonluk yapan birinin ensesine dikiş atılmış Oray ne olduğunu sorunca da Kürtlerle kavga ettiğini söylemiş. Kavganın nedenini soran Oray, garson gençten çok net bir yanıt almış: “Kürt oldukları için.”

Bu olay tabii Oray’a çok mantıksız gelmiş. Sırf Kürt oldukları için kavga etmelerini anlayamamış. Alaçatı gibi ‘gentrification’ (o da ne demekse?) bir yerde bu ilk olay da değilmiş üstelik.

Şöyle devam ediyor Oray: “Aynı Alaçatı’da yıllardır Kürt esnaf yöre halkının büyük bir bölümünün baskısı altında. Adeta hayatları karartılıyor, kök söktürülüyor ve düpedüz orada barınmamaları için uğraşılıyor. Ve bu gerginlik yokmuş gibi davranılıyor, görmezden geliniyor.”

Bu yazıdan hareketle Oray’a iki önerimiz olacak. Birincisi, kendisi bir hafta süreyle bir Kürt esnafın komşusu olarak ticarete atılsın da ne olduğunu görsün. İkincisi yok eğer buna yanaşmıyorsa, Kürt meselesi üzerine yazmayı bıraksın. Japonya’yı, New York’u falan yazsın da millet yazılarını okuyup sinirlerini bozmasın.

Yediği içtiği onun olsun, gezip gördüğü yerleri anlatsın.

Memleketimden insan manzaraları

Bu kez, Doğu Karadeniz’e, Rize’ye ulaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta gazetelere yansıyan haberlere göre Rize’de şimdiye kadar görülmüş en ilginç mal paylaşımı gerçekleşmiş.

Rize’nin Pazar İlçesi’ne bağlı Kesikköprü Köyü’nde İsmail ve Tahsin Sarıbaş kardeşler, 1960’lı yıllarda 120 metrekarelik yarı ahşap bir ev yapmış.

İsmail Sarıbaş vefat edince, çocukları, amcaları Tahsin Sarıbaş’tan evi yıkıp yerine yeni bina yapmak için izin istemişler, ancak izin çıkmamış. Bunun üzerine ev, amca çocukları tarafından ortadan ikiye bölünerek paylaşılmış.

İsmail Sarıbaş’ın oğlu Bekir Sarıbaş ve kardeşleri, kendilerine düşen evin 60 metrekarelik bölümünü yarıdan keserek aldıktan sonra yıkmış ve bitişik arazilerini de ekleyerek geçen yıllarda 3 katlı bina yapmışlar.

E, ne diyelim? Laz işi miras paylaşımı bu olsa gerek.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bizler Türküz ve mutluyuz. Ben Doğu'yu gördüm ve orada çalıştım. Mermer işi yaptım. Mal aldığım yer Zaza olarak kendini tanımlayan bir yerdi. Hep söylediğim gibi. Ne mutlu Türküm diyene. Atatürk tek liderdir. Kılıçdaroğlu yada benzerleri asla değil.

Murat Pira, İzmir
2 Ağustos 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40