Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Ulusal Parti’nin dış politika alternatifi: Türk devletleri arasında "sıfır problem" politikası
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türkler ve Kürtler
birlikte mi yaşıyor?
ÖZGÜR ERDEM
Türk milleti kararını verdi: “Apo asılsın”
ALİ ÖZSOY
Tayyip
12 Eylül 1980 anayasasına “evet” demişti!
İNAN KAHRAMANOĞLU
Tayyip’in “anası”
terörist çıktı!
OKAN İŞBECER
Vahit Erdem
ve Kürt istilası
TUĞRUL ÇELİK
Kürtler yeni parti kurdu
TÜRKKAYA ATAÖV
‘Mavi Marmara’ tartışmasında denge: 1
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk devletleri arasında “sıfır problem” politikası
ESER ÖZALTINDERE
PKK terörünü canlandıran AKP politikalarıdır!
İmza Kampanyası Fotoğrafları
Basında İmza Kampanyası
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
Ulusal Parti’nin
dış politika alternatifi:
Türk devletleri arasında
"sıfır problem" politikası

Özbekistan’ın tarihsel oluşumu

Bundan yüz yıl evvel Kazak, Kırgız ve Özbeklerin tarihini incelediğimiz zaman aynı ulus oldukları ortaya çıkmaktadır. Bugün Kırgızlar, Karakalpaklar, Özbekler, Tacikler, Türkmenler, Tatarlar ve Başkırtlar gibi ayrılan bölgeyi, hatta Afganistan’da Mugallar diye ayrılan bölgeyi incelediğimiz zaman, 1500’lü yıllarda tarihsel devrimi yapan Cengiz oğullarının akınları sonucu tüm Türkler bölgede yerleştiler. Yeni bir kimlikle yeni bir orda ve yeni bir yapıyla yapılandılar.

Bugün Türkistan ve Afganistan bölgesindeki alan Çağatay Hanlığı, Harzem bölgesi ve Aral bölgesine Ak Orda diyoruz. Volga bölümü, Başkırdistan ve Tataristan, yani Altınorda dediğimiz Çöçi’nin oğulları Batu ve Berke’nin alanı.

Sibirya bölgesi ise Şeybani’nin Gök Orda isimli bölgesidir. Diğer taraftan ise Çağatay bölgesinde Çağatay ulusu yer almaktadır. Ama bunların tümü aynı kabilelerden oluşmuş, Cengiz Han bu kabilelerden ordalar oluşturarak kabilelerin ordularını birbirlerinden sağ kol, sol kol, orta kol diye ayırdıktan sonra bunları kendi oğulları arasında paylaştırdığı bir yapıdır. Bu insan malzemesi böyle bir yapıyla homojenleşmiştir.

Bir Türk hanedanı olan
Babür Şah Hanedanı,
İngilizlere karşı mücadele
etmiştir. Pirim Kadirov’un “Son Timurlu” isimli romanı bu mücadeleyi güzel bir şekilde
nakletmektedir. Dolayısıyla görüldüğü gibi Osmanlı Batıda İngilizler ve Batılılara karşı, Ruslara karşı Türklüğü savunurken; İran’da Kaçarlar bu mücadeleyi sürdürmekte, Hindistan ve Afganistan’da Babürler bu mücadeleyi sürdürmektedir. Yüz yıl evvel üçü de Türk olan bu devletler, politika olarak birbirini katledebilecek unsurlar haline parçalanmıştır.

Bundan yüzyıl evvel, Tatarlar dünyayı oluşturmaktadır. Daha sonra devam ettiğimiz zaman, Çağatay ulusu dediğimiz bölgede Barlas kabilesinden alınan Timur buraya egemen olmuş ve Timuriler yani Gurkaniler, İran’a ve Anadolu’ya kadar fethettikten sonra Hindistan’a yönelmiştir. Timur’un egemen olduğu bölgede Türkistan’dan Şeyban yani Çöçi’nin oğlu Şeyban’ın ulusu dediğimiz Sibirya’daki halklar, Özbekistan dediğimiz Türkistan’ı fethetmiş ve bunlara Şeybani Özbekleri ismi verilmiştir. Şeybani Özbekleri Babür Şah’ı Türkistan’dan kovmuş, onlar da Afganistan ve Hindistan’a giderek Babür Devleti’ni kurmuşlardır. Batılılar bunlara Mugal demiştir ama bunlar Barlas Türkleridir ve İlhanlılar-Çağatay döneminin bu bölgedeki önemli askeri ve etnik gücüdür.

Kuzeydeki Özbekler denilen Şeybani’ler, Türkistan’a geldikleri zaman Moğolistan’dan yeni bir akın, Kalmuk akını, bölgeye girmiş ve bu Kalmuklularla Özbeklerin savaşı sonucu Kalmuklarla mücadele döneminde, Ebu Hayır Han yönetiminde bulunan Şeybani Han’a kızan kabilelerin büyük kısmı Kıpçaklara giderek Kazaklık olarak ayrılmıştır. Geride kalanlar ise Özbekler olmuştur. Bu Özbekler ile Timuriler birleşerek bugünkü Özbekistan’daki halk oluşmuştur.

Kırgızlar, Kazaklar ve Türk dünyasının bölünmesi

Özbekistan’da yerleşen bu kesime karşılık Kazakistan’a giden kabileler Kazak olmuştur. Daha sonra Kazaklar içinden Karakırgız ismi verilen, Ruslar tarafından Kırgız Kazak ismi tanınan bölgede, Karakırgız Kırgız isimlerinde ayrılmış, Karakırgızlar Kırgız, Kırgızlar ise Kazak olarak ayrılmıştır. Karakırgızların güneyde kalan Özbeklerle beraber yaşayan kesimleri sağ kol, kuzeyde kalanları ise sol kol olarak örgütlenmiş ve bunlar arasındaki çatışmada Akayev sol kola dayanırken Bakiyev güneydeki sağ kola dayanan kabilelerle iktidara gelmiş.

Yüz yıldır birlikte olan bu kesim toplumdan neredeyse toplu katliama uğratacak şekilde sürülmüşlerdir. Burada bakıldığı zaman görülmesi gereken nokta, aynı topluluklardan Özbek, Kırgız gibi ayrım yaptığı gibi bunların tümü Şeybani’dir. Burada kalan eski halklardan Farsça konuşan kesim Tacik olmuştur.

Diğer taraftan ise Türkmenistan’da sürekli Harzemde kalanlar da Türkmen olarak ayrılmıştır. Keza Cengiz oğullarından İran’a gelmiş olan İlhanlılar olmuştur. İlhanlılar daha sonra Çağataylılar tarafından bir daha fethedilmiş, Anadolu’ya Timur girmiştir. Hatta Foça’yı da Timur fethetmiştir. Buradan sonra Anadolu ve İran’ın Timur tarafından birleştirildiği bu dönemde Doğu Anadolu’da Akkoyunlular, Batı Anadolu’da Osmanlılar, İran’da ise Timurilerin olduğu dönem yaşanmıştır.

Timurilerden sonra İran’da Akkoyunlular egemen olmuş, Akkoyunluların dağılması sonrası bunların akrabası Safeviler iktidar olmuştur. Şah İsmail’in Doğu Anadolu’da Yavuz Sultan Selim’e yenilmesi sonucu Diyarbakır, Van, Musul gibi şehirlerdeki Safeviler’e bağlı Kızılbaş Türkmenler tasfiye edilmiştir. Bunların yerine Selçuklular döneminde bölgeye yerleşmiş daha sonra Eyyubiler döneminde Şafileşmiş olan unsurların Müslüman olarak bu bölgeye yerleşmesi, Kürtlük kavramını çıkarmıştır.

İran’da ise Safeviler sonrası Nadir Şah iktidara gelmiştir. Bu konuda Nadir Şah’ın hayatını anlatan roman çok ilginçtir. Nadir Şah, Osmanlı ile İran arasındaki Şiilik-Sünnilik ayrımını kaldırarak Caferi mezhebini kurmuş ve Şii Kızılbaşlığını kaldırıp yerine Caferiliği ortaya çıkarmıştır. Buna rağmen Osmanlı ile İran bu bütünleşmeyi sağlayamamıştır. Nadir Şah’ın en büyük ideali bu olmuştur.

Devam ettiğimiz dönemde Kaçarlar iktidara gelmiştir ve Kaçarlar da Türkmen kabileleridir. Kaçarlardan sonra İngilizler, Kaçarlarda bir subayı ayaklandırarak Kaçarları devirmiş, yani İngilizler burayı fethettiği zaman burada Rıza Pehlevi’yi iktidara getirmiş ve artık Kaçar Hanedanlığı’na son vererek “siz Farssınız” demişlerdir.

Aynısını Hindistan’da Babür Şah için de yapmışlardır. Çağataylar Timur’a iktidarı bıraktıktan sonra Timuri Özbeklerin Türkistan’ı fethetmesiyle Hindistan’da Babür Şah Hanedanı ortaya çıkmıştır. Bir Türk hanedanı olan Babür Şah Hanedanı, İngilizlere karşı mücadele etmiştir. Pirim Kadirov’un “Son Timurlu” isimli romanı bu mücadeleyi güzel bir şekilde nakletmektedir.

Dolayısıyla görüldüğü gibi Osmanlı Batıda İngilizler ve Batılılara karşı, Ruslara karşı Türklüğü savunurken; İran’da Kaçarlar bu mücadeleyi sürdürmekte, Hindistan ve Afganistan’da Babürler bu mücadeleyi sürdürmektedir. Yüz yıl evvel üçü de Türk olan bu devletler, politika olarak birbirini katledebilecek unsurlar haline parçalanmıştır.

Dünya sisteminde karşı çıkış, ancak hayalci değil gerçekçi bir şekilde, Türkler arasında sıfır problem ile gerçekleşir. Komşular arasında sıfır problem aslında Türkler arasında sıfır problemdir. Çünkü Türkiye’nin Türkiye’den başlayıp Çin’e kadar giden Türk dünyasının kesintisiz bir bütünlüğü vardır ve bunlar arasındaki sorunları ve çatışmaları emperyalist sistem kışkırtmaktadır. Burada en önemli tuzak dinsel bölünmeleri ön plana çıkarmak; ikinci olarak da tarihsel kalıntı öğeleri, Farslılığı, Rumluğu, Çinliliği, Rusluğu ön plana çıkararak kültürel olarak asimile etmektedir. Bu asimilasyon sürecinde, bu bütünsel alan kendi içinde bölünme noktasına gitmektedir.

Türkiye-İran-Türkistan ittifakının tarihsel temelleri

Diğer taraftan ittifak yapılacaksa, antiemperyalist bir cephe kurulacaksa, öncelikle bu ittifakın temelleri tarihsel alanda atılmalıdır. Bundan 50-60 yıl evvel aynı olan ve birlikte aynı davayı sürdüren bir politika emperyalist sistem tarafından dağıtılarak parçalanmıştır. Timurlar bugünkü Hindistan’dan Türkistan’dan İzmir’e kadar Türkistan, İran ve Türkiye’yi birleştirmiştir. Timurlulardan sonra İlhanlılar önce bu bölgeyi, Anadolu’yu, İran’ı ve Türkistan’ı birleştirmiştir. Ondan önce Selçuklular Türkistan, İran ve Anadolu’yu ve Suriye’yi birleştirmiştir. Ondan sonra ise bu bölgeler Şii-Sünni olarak bölünmüştür. Türkistan Sünni kalırken İran Şii olmuştur. Batı Türkiye Sünni, Güneydoğu Sünni, ortada kalanlar Alevi olarak ayrılmıştır. Buna karşılık Musul bölgesi de Şafileşerek, Suriye ve Irak Selçukluları alanında Şafiliği ortaya çıkararak, Kürt kimliği olarak ortaya çıkmıştır. Bu boyutuyla bakıldığı zaman dilsel olarak bu ayrım bir antiemperyalist güç değil emperyalizmin böl-yönet konularından biri olmuştur.

Dolayısıyla Cengiz Han dönemi laikliği, Timur dönemi laikliği hayata geçmek zorundadır. Yani yasa-ordu-devlet, daima Şeriat ve dininden üstün tutulan Türk yasası gündemde tutulmalıdır.

“Kürt”, Engels’te bile yok

Diğer taraftan ise etnik ayrımcılıkların kökeni incelendiği zaman gerçekten bin yıldan beri sürekli olarak buraya Türklerin yerleşmesiyle bölgenin bütünüyle etnik olarak Türkleştiği bir gerçektir. Bunu kültürel olarak ayrımlara tutarak altta kalmış etnik kültürel öğeler öne çıkarılarak Türk kimliğinin parçalanması, tarihsel bir çarpıtma olarak ortaya çıkmaktadır. 20. yüzyılda emperyalizm bölgeyi bölme noktasına geldiği zaman bu etniden çıkarmaktadır. Türkiye’de etniler konusunu incelediği zaman Engels’te bir tane Kürt lafı yoktur. Ermeni vardır. Batıya “Avrupa Türkiyesi” demektedir. Mısır’a “Kuzey Afrika Türkiyesi” demektedir. Anadolu’ya da “Türk vatanı” demektedir.

Dolayısıyla bu “doğu sorunu” başladığı dönemde Türk karşıtı olan Engels bu analizi yaparken günümüzde ondan sonra bütünüyle Kürt kimliği ortaya çıkarılmaktadır. Aynı Engels etnik konulara “Grek hiçbir zaman Yunanistan’da bile yoktur. Ne Karadeniz’de ne de İstanbul’da kalmamıştır. Ama bunların kültürel olarak Helenlik bağı Makedonlardır” teziyle bunu çıkarmaktadır. Bunu bilen Helenler de, yani Yunanistan, Grek yerine Helen lafını kullanarak kültürü ön plana çıkarmaktadır. Helen’le Pontus kardeştir tezini ileri sürmektedir. Gerçekte ise Grek olgusu tarihten silinmiş ve bu silinme işini de İskender gerçekleştirmiştir. Ama bu gerçeğe rağmen Roma Bizans’a çevrilmiş Bizans da Grek’e çevrilerek tarihsel halk olarak Türkleri dışlama noktasına gelmiştir. Öyleyse tarihsel olarak bin yıldan beri hiçbir etnos tarihte yer almamıştır. Bu bin yıllık süreç içinde Türkiye Cahen’in de belirttiği gibi “Turchia” olmuştur.

Türksüzleştirmeye karşı mücadele Kırgızistan’dan başlar

Türkiye Osmanlı İmparatorluğu deyimi, Batılılar tarafından değil bizzat Türkiye’deki İslamcı ve ayrılıkçılar tarafından kullanılmıştır. Oysa Osmanlı’nın ismi bütün Batılı kaynaklarda ve belgelerde “Türk İmparatorluğu”dur ve ismi de “Turchia”dır. Ve bu anlamda Venedik-Türkiye ilişkilerine baktığımız zaman karşımızda Türkiye gerçeği görmekteyiz. Bu gerçeği yok ederek işleyen politikalar, Osmanlıyı Türklüğünden ayırmakta, sonra Türkiye’yi Grek ve Roma’yı Rumları Bizans, Bizans’ı Grek yaparken hiçbir zaman ne Rum ne Grek olmamış Pontları Kapadokya’yı Grek yapmak gibi bir noktaya gelmiştir.

Keza hiçbir zaman kıyılardan içeri girmemiş antik Grekler, Anadolu kıyılarında egemen olan Persler ve daha sonra Perslerin egemenliğinden sonra sürekli bağımsız kalan Lidyalılar, Frigyalılar ve Karyalılar ne Grekleşmiştir ne de Helenleşmiştir. Ama nedense burası İyonya Cumhuriyeti olarak emperyalizm tarafından Türkiye’yi Yunanlılara verilmiş bir alan gibi görmek istemiştir.

Günümüzde de Latin ve Grek Avrupa kültürü anlayışı diriltilerek Türkiye’nin Türksüzleştirilmesi çabası gündemdedir. Bu anlamdada bu mücadeleyi Kırgızistan’da başlatıp Türkistan’da sürdürmek gerekir.

Ama tutup da Çinlilerin Uygurlara yaptığı katliamları “bunlar CIA ajanıdır” deyip suçlayan Avrasyacılığın gerçekten ne kadar kopuk olduğu ortadadır. Oysa Türkiye’nin gerçeği birinci planda Doğu Türkistan’dan başlayıp Anadolu’ya kadar uzanmaktadır.

Türk eksenli bu politikaya küresel bir eksen vermek için, Arapların eklenmesinde El Fetih devrimcilerini görünce kurşuna dizdiren Hamas çizgisine değil bu dinsel fanatizmden arındırılmış, laik bir çizgiye ihtiyaç vardır.

Dünya sistemine karşı çıkış Türkler arasında sıfır problem ile mümkündür

Bunun dışında Cengiz Han laikliği tüm bu etnik grupları ulus halinde birleştirilmiştir. Ama dinsel ayrımlar, aynı şekilde kültürel farklılaşmalar adı altında ortaya çıkanlar zenginlik değildir. Bütünselliğin yok edilerek ülkenin emperyalizmin müdahale ettiği alanlar haline getirilmesidir. Gerek Hindistan’da gerek Türkistan’da gerek İran’da ve Azerbaycan’da böyle olmuştur. Türkiye’de güneyde Fransız emperyalizmi, Irak’ta İngiliz emperyalizmi, Batıda Yunanlılarla cephelendirilmiş İngilizler, kuzeyde Bulgarlar, Romanya’da Rus emperyalizminin oluşturduğu saldırı, Türk eksenine yapılmış saldırıdır.

Bu anlamda gerçekten dünya sisteminde karşı çıkış, ancak hayalci değil gerçekçi bir şekilde, Türkler arasında sıfır problem ile gerçekleşir. Komşular arasında sıfır problem aslında Türkler arasında sıfır problemdir. Çünkü Türkiye’nin Türkiye’den başlayıp Çin’e kadar giden Türk dünyasının kesintisiz bir bütünlüğü vardır ve bunlar arasındaki sorunları ve çatışmaları emperyalist sistem kışkırtmaktadır.

Burada en önemli tuzak dinsel bölünmeleri ön plana çıkarmak; ikinci olarak da tarihsel kalıntı öğeleri, Farslılığı, Rumluğu, Çinliliği ve Rusluğu ön plana çıkararak kültürel olarak asimile etmektedir.

Bu asimilasyon sürecinde, bu bütünsel alan kendi içinde bölünme noktasına gitmektedir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Mustafa Kemal'in söylediği gibi... Türkiye'nin her karış toğrağı Türklerindir. Etnik köken ne olursa olsun bu ülkeyi kimse bölemez. Ne mutlu Türküm diyene....

saygılar...

Murat Pira, İzmir
28 Temmuz 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40