![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Eser Özaltındere
Türkiye şehit veriyor, Ne yazık ki, şehit cenazeleri yeniden günlük yaşantımızın bir parçası hâline getirildi. O kadar ki, bu cenazeler haber bültenlerinde sıradan haberler noktasına indirgenir oldu. İnsanlar, bu kahredici acıları eli kolu bağlı olarak izlemenin dışında hiçbir şey yapamıyorlar. Cenazeler sırasında, şehidin köyünde, kasabasında, kentinde binler toplansa da, artık alışkanlık hâline gelmiş “şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganları atılsa da, lânetler okunup gözyaşları dökülse de, hemen ertesinde sanki hiçbir şey olmamış, son aylarda onlarca şehit verilmemiş gibi inanılmaz bir duyarsızlıkla her şeyin üzerine bir kalemde sünger çekiliyor. Bu kayıtsızlık formatı toplumun bir karakteri hâline getirilmeye çalışılıyor ve bütün bunların hepsi bilerek yapılıyor… Baksanıza, hain kurşunlara kurban giden yiğitlerin şehit cenazeleri beşer altışar gelmeye devam ederken, AKP hükümeti oralı bile değil. Devlet zirvesi, terör zirvesi diyerek, Van’da göstermelik ağlatan konuşmalar yaparak, “çömelik” siper ziyaretlerinde bulunarak, milleti oyalamaktan ve gazını almaktan başka hiçbir şey yapmadılar. Şimdi de teröre karşı alınacak önlemler konusunda parti ziyaretleriyle meşguller. Gören de bunların bir işe yarayacağını zanneder. Terör söz konusu olduğunda, iktidarda kaldıkları yedi seneyi hep buna benzer göz boyamaya yönelik politikalarla geçiştirdiler. Şehit cenazelerini lânet olası bir umursamazlıkla görmemekte ısrar ettiler. Kanımca dünyada kendi evlatlarının yaşamlarını bu kadar değersiz gören ikinci bir iktidar partisi daha yoktur. Sanki, bu cenazelerin gelmesini ister gibi bir hâlleri var… Esasında bu izlenimi de pek yadırgamamak lâzım. Çünkü, böyle bir ortamın oluşmasını kendileri sağladılar. Bu terör kaosunun Kürdistan’ın kurulma sürecinde muhakkak bir şekilde Türkiye’nin gündeminde yer alması gerekiyordu. Eli kanlı sömürgeci ABD’nin çıkarlarının korunabilmesi için PKK merkezli bir terörün Türkiye’yi meşgul etmesi ve esir alması şarttı. Zaten AKP’nin iktidara taşınmasının arkasındaki temel nedenlerden biri de buydu. AKP iktidara geldiğinde PKK bitmek üzereydi Şimdi, geriye dönüp bir bakalım ve AKP’nin iktidara geldiği dönemde ne tür bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu yeniden hatırlayalım! Terör hemen hemen sıfır noktalarındaydı. 2002’deki şehit sayısı 6 civarındaydı. Kürtçü partinin işbirlikçi lider kadrolarının hepsi içeri tıkılmış vaziyetteydi. Bu hain partinin varlığı ve ağırlığı kalmamıştı. Kürt kökenli vatandaşları provoke edemiyor ve uşaklığını yaptıkları sömürgeci ABD katilinin çıkarları doğrultusunda Türkiye’yi karıştırma misyonunu hayata geçiremiyordu. Onun, PKK’nın siyasî gücü olma işlevi bütünüyle ortadan kaldırılmıştı. PKK yok olma noktalarına gelmiş, alan hâkimiyetini kaybetmiş ve Türkiye’nin dışına sürülmüştü. TSK, istediği zaman ve kimseyi takmadan Kuzey Irak’ta operasyon yapabiliyor, PKK sürüsünü inlerine kadar takip edip yok edebiliyordu. Barzani ve Talabani denilen beslemeler, Türkiye’nin karşısında kuzu gibiydiler. TSK’da ulusalcı, kararlı, cesaretli, gerektiğinde ABD’ye bile posta koymaktan çekinmeyen gerçek Atatürkçü kadrolar egemendi. İşte bu kadrolar, Türkiye’yi, sınırları içini, PKK’dan temizledikten sonra, kendilerine yakışır biçimde ve hiç kimseden icâzet almadan, Suriye’ye katil sürüsünün ele başını kendi topraklarından çıkarması konusunda sert bir şekilde ültimatom verdiler. Aksi hâlde savaşa kadar gidilebilineceğini belirttiler. Evet! O zamanki TSK kadrolarında vatanını her şeyden üstün tutan, dik durmasını bilen, vatan söz konusu olduğunda yedi düvele bile kafa tutmaktan çekinmeyen, gerçek Mustafa Kemalci general ve subaylar ağırlıktaydı. Bunlar, Amerikancı general profilinin tam zıddıydı ve ABD için çok tehlikeliydiler. Zaten o yüzden ABD bu kadroların tasfiyesine karar verdi. Bu tasfiyeyi de kendi derin ilişkileri sayesinde başa gelmelerini sağladığı Amerikancı Genelkurmay Başkanlarının bu doğrultuda tuttukları çanaklarla gerçekleştirdi. Sonuçta, bu kahraman kadrolar tarafından Suriye’ye verilen ültimatom amacına ulaştı ve katil sürüsünün elebaşı Türkiye’ye teslim edildi. Yani, AKP iktidarı öncesi diğer artıların yanında Apo adlı çete lideri de Türkiye’nin avucundaydı. Gerçek bir devlet gibi davranmak ve Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda ödün vermeden dimdik yürümek meyvelerini vermiş ve başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere ülkeye huzur gelmişti. Ama, bu huzur Kürdistan’ı kurmaya ahdetmiş sömürgecilerin işine gelemezdi. Nitekim, Kemal Derviş denilen ajanın bin bir dalaveresiyle koalisyon bozduruldu ve daha İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde CIA ajanı Abro18-19-gmovitz’te dahil olmak üzere ABD’deki Yahudi örgütlerinin ziyaretlerine mahzar olan Tayyip Erdoğan ile partisi iktidara taşındı.
AKP döneminde
Şimdi de isterseniz onun zamanında terör açısından Türkiye nereden nereye getirildi ona bir bakalım; 1- Sömürgecilerin dayattıkları “kukla demokrasisi” sayesinde Kürtçü partinin tüm lider kadrosu içeriden çıkarıldı ve piyasaya salındı… Böylelikle, PKK’nın bu sivil taşeronları Türkiye’nin dört bir tarafında Kürtçü bir örgütlenmenin oluşmasının öncülüğünü üstlendiler. Bu örgütlenme ile PKK’nın siyasî bazda kitle tabanı elde etmesini sağladılar. Bunu mitinglerle, korsan gösterilerle ve şiddet ağırlıklı eylemlerle desteklediler. Böylelikle, provake ettikleri kitlelerin Kürtçü amaçlar doğrultusunda sürekli canlı kalmasının ortamı yaratıldı. PKK’nın, dolayısıyla sömürgecilerin bu sivil desteğe çok ihtiyacı vardı. Bu sivil destek, bir taraftan PKK’nın silahlı şiddetinden güç bulur ve beslenirken, diğer taraftan PKK, bu sivil destek sayesinde ulusal veya uluslararası zeminde sesini duyurarak meşruiyet kazanma fırsatını elde ediyordu. Yani, bu sivil destek PKK’nın “demokratik(!) kalkanıydı”. Bu destek olmadan PKK, PKK olmadan da bu sivil oluşum tek başlarına bir işe yaramazdı. İşte AKP önce ortadan kaldırılmış bu sivil örgütlenmenin tekrar yapılanmasına ve piyasaya çıkarak PKK’ya destek vermesine zemin hazırladı. Böyle bir örgütlenmenin hayata geçirilmesi Kürtçülük, Kürdistan’ın kurulması ve PKK’nın yaşayabilmesi için ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesi gereken bir zorunluluktu. Sömürgeciler bunu çok iyi bildikleri için iktidara taşıdıkları AKP sayesinde bu Kürtçü partinin tekrardan canlanmasını ve Kürtçülüğün motor gücü olmasını sağladılar. Kısacası böylelikle açık ve net bir şekilde PKK ile birlikte Kürtçülüğün de siyasal parti ayağı AKP aracılığıyla yeniden hayata geçirilmiş oldu… 2- Bu parti, sadece yoktan var edilmekle kalmadı. Bütün yasalar “sömürgeci demokrasisi” kılıfıyla dizayn edilerek Kürtçülerin hiçbir kısıtlama olmaksızın ülkenin dört bir tarafında istedikleri gibi at oynatır ve terör yaratır durumuna getirilmelerine imkân yaratıldı… Onlara, değiştirilen yasalarla sağlanan bu özgürlükler, kendilerini her türlü kurumun ve gücün, hatta devletin bile üzerinde görmelerine fırsat tanıdı. Bu ayrıcalık ise Kürtçü partinin yandaş kitlesinin çoğalmasına, kemikleşmesine ve ses getirir hâle gelebilmesine yol açtı. Böylelikle PKK, AKP’nin çıkardığı bu yasalar sayesinde güçlü bir kitlesel destek ihtiyacını AKP’nin eliyle ve hiçbir riske girmeden fazlasıyla karşılamış oldu. PKK Meclis’e girdi ve Belediyelerde hakim oldu 3- Sömürgecilerin talimatları doğrultusunda AKP tarafından yoktan var edilen ve örgütlenebilmesi için her türlü yasal imkânlar seferber edilen bu Kürtçü partinin, yerel seçimlerde Güneydoğu’daki belediyeleri ele geçirmesine zemin hazırlandı… Bu çerçevede, belediyelerin imkânlarını kullanarak PKK’ya destek verme ve kitlesel bazda taraftar elde etme konusunda çok büyük bir avantaja sahip oldular. Söz konusu belediyelerin hepsi PKK’nın bir yan kuruluşu gibi hareket ettiler ve AKP’nin çıkardığı yasalardan dolayı hiçbiri hakkında caydırıcı bir işlem yapılamadı. Bu yüzden bunların PKK’ya verdikleri alenî desteği millet elleri kolları bağlı bir şekilde seyretmek zorunda bırakıldı. 4- TBMM’den atılmış olan bu Kürtçü partinin yeniden Meclis’e girmesi sağlandı… Bu sayede Kürtçüler Meclis dokunulmazlıklarından yararlanarak PKK şakşakçılığına ve bölücülüğe meclis çatısı altında da devam ettiler. AKP iktidarı, Kürtçülerin %10 barajını; önce bağımsız milletvekili çıkarıp daha sonra bunların Meclis’te grup kurmalarına izin vererek aşmalarına çanak tuttu. Oysa,Yunanistan gibi bir AB ülkesinde dahi, özellikle Batı Trakya Türkleri için koyulmuş ve bağımsız millet vekilleri için de geçerli olan bir baraj kotası olduğu halde, buna benzer önlemler hiç dikkate alınmadı. Çünkü Kürtçülerin TBMM’de istedikleri gibi bölücülük yaparak PKK’ya destek vermeleri için dokunulmazlıklara sahip olması amaçlanıyordu. AKP, bu fırsatı da onlara tanıdı. Böylelikle bir anlamda AKP sayesinde PKK Meclise girmiş oldu. Apo’ya örgüt yönetme özgürlüğü, TSK’ya terörle mücadele yasağı 5- Katiller sürüsünün ele başısı, İmralı’da krallar bir yaşatılarak onun Kürtçü partiyi ve PKK’yı oradan en güvenli şekilde yönetmesi için yasal ve idarî tüm imkânlar seferber edildi. AKP, inanılmaz bir vurdumduymazlık çerçevesinde bu herifin mahpushaneden direktifler yağdırmasına, ahkâm kesmesine ve ukalâlık yapmasına sömürgecilerin dayatmaları doğrultusunda seyirci kaldı. Dünyanın hiçbir yerinde, on binlerce insanın ölüm emrini vermiş ve idamdan dönmüş bir terörist başının, kendi terörist güruhunu, beş yıldızlı bir otel konforundaki bir hapishaneden özgürce yönetmesine izin verilemez. Doğal olarak bu taşerona o yasal imkânları hazırlayanlar da o ölümlerden sorumlu olacaklardır. 6- Sömürgecilerin empoze ettiği “saldım çayıra mevlâm kayıra demokrasisi” uğruna yapılan yasal değişikliklerle güvenlik güçlerinin yetkileri daraltıldıkça daraltıldı… Bu doğrultuda güvenlik güçleri yetkisiz ve etkisiz kılındı. Bütün bu kısıtlamalardan istihbarat da nasibini aldı ve terör karşısında büyük bir istihbarat açığı ortaya çıktı. AKP iktidarı tarafından çıkarılan yasalarla oluşturulan bu güvenlik zafiyeti neticesinde, PKK tekrar eski gücüne kavuşarak Güneydoğu’da devlet otoritesinin önüne geçti. Böylelikle alan hakimiyeti konusunda yine eskisi gibi avantaj sağlayan terörist örgüt, güvenlik güçlerine zaiyatlar verdirmeye başladı. Pek tabii ki, bu durumda verilen zaiyatlardaki en büyük sorumluluk da hâliyle AKP’nin olacaktır. 7- Hiçbir hukukî dayanağı olmayan davalarla, TSK ve PKK’yı zamanında yok etme noktasına getirmiş ulusalcı subaylar üzerinde yalan yanlış suçlamalarda bulunularak, TSK’nın edilginleştirilmesi ve atak pozisyonundan eskisi gibi savunma pozisyonuna geçmesi sağlandı… Bu şekilde pısırıklaştırılan ve kabuğuna çekilmek zorunda bırakılan TSK ile AKP’nin çıkardığı “taşeron yasalarıyla” mumya haline getirilen güvenlik güçlerinin boşalttığı alanlar, PKK tarafından şehit cenazeleriyle dolduruldu. AKP döneminde Barzani dost, PKK’lılar ‘Barış Elçisi’ oldular 8- Kürt açılımı denen ve tam bir emperyalist ucube olan bu proje ile üçüncü ayak da devreye sokuldu… Dolayısıyla, Kürtçü siyasal parti ve PKK denen kiralık katiller örgütüyle birlikte saç ayağının son unsuru da tamamlanmış oldu. Çünkü Kürt açılımı; Kürtçü partinin siyasal ve sözde demokratik eylemlerinin başarısıyla PKK denen terör örgütünün şiddet yoluyla elde ettiklerinin toplamının taçlandırılmasından başka bir şey değildir. Bu üç ayak da birbirini bütünlemek için devreye sokulmuşlardır. Ve AKP, şehit cenazelerinin arka arkaya geldiği dönemde bile hâlâ Kürt açılımı için mücadele ediyorsa, Kürt hareketi bağlamında bu ayağın ne kadar önemli olduğunu anlamak için kâhin olmaya gerek yoktur. Kısacası Kürt açılımı, PKK terörünün nihaî hedefinin en önemli bir türevidir. 9- PKK terör örgütünün yıllardır Kuzey Irak’ta yuvalandığı, yanaşma Kürtçüler Barzani ile Talabani tarafından özel olarak kollandığı ve kullanıldığı bilindiği hâlde, devamlı bu beslemeler el üstünde tutuldu ve resmi sıfatlı yetkililer olarak muhatap alındı… Bu kadarla da kalınmadı ve Kuzey Irak’ın kalkındırılması için Türk girişimcileri seferber edildi. Yani, PKK’lı katiller Kuzey Irak’tan Türkiye’ye girerek askerlerimizi şehit ederken, AKP iktidarı Kürtçü aşiret reislerine bırakın hesap sormayı, devamlı olarak onları kucaklayarak ve onlara karşı ekonomik yaptırımlar uygulayacağı yerde, oralara Türk Halkı’nın tasarruflarından oluşan kredilerle daha fazla yatırım yapılmasını sağlayarak, şehitlerimizin de kemiklerini sızlatmış oldu. 10- Tüm bu dokuz maddeye ilâveten; meclisten çıkan bazı yasaların satır aralarına kimsenin ruhu duymadan Apo denen caninin serbest kalmasına yönelik ek maddeler konulmaya çalışıldı. “Topluma kazandırma” adı altında PKK’lı katiller için tutuklanmamalarının dışında iş güç sahibi olabilmelerini de içeren “Genel af” girişimlerinde bulunuldu. PKK’lıların tümünün affedilerek ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye özgür vatandaşlar olarak girebilmeleri bağlamında hukuksal bir “teamül” oluşturulması için Habur’da “mobil mahkemeler” kurduruldu, vs… vs… vs… AKP, ABD’nin isteğiyle PKK’nın önünü açtı Şimdi,duyarlı duyarsız tüm vatandaşlara soruyorum; eskiyle karşılaştırıldığında AKP’nin tüm bu uygulamaları, PKK’nın yeniden canlandırılmasına, tüm Türkiye’de PKK terörünün etkin olmasına ve çok sayıda gencimiz şehit edilmesine zemin hazırlayan politikalar olmamışlar mıdır? Türkiye’yi, dolaylı değil de doğrudan Obama yönetseydi de PKK’nın bu noktaya gelmesi için aynı yöntemleri uygulamaz mıydı? Peki, bu politikaları bilerek ve isteyerek hayata geçiren, dolayısıyla da PKK terörünün artmasına ortam yaratarak onca gencecik askerimizin şehit olmasına imkân tanıyan bir iktidarın; özellikle de hâlâ daha “Kürt açılımını” savunması gündemdeyse, onun ne yaparsa yapsın terörü önleme konusundaki samimiyetine inanmak mümkün müdür? Tabii ki “Hayır!...” Yine aynı vatandaşlara bir kez daha soruyorum: Şu anda Kuzey Irak’ın gerçek sahibi kimdir? Bu soruya da büyük ihtimal herkes “ABD!..” şeklinde cevap verecektir. Ve hemen ikinci soruya geçiyorum; PKK, askerlerimizi şehit ederken nereden gelmektedir ve daha sonra nereye kaçmaktadır? Buna verilen karşılık da herhâlde tartışmasız bir şekilde “Kuzey Irak!..” olacaktır. Arkasından da üçüncü soruyu yöneltiyorum; Kuzey Irak’ın sahibi ABD ise ve PKK teröristleri Kuzey Irak’tan gelip evlatlarımızı şehit ediyorsa bunun tek sorumlusu ABD değil midir ve isterse bir dakika da PKK’nın icabına bakamaz mı? Buna verilen yanıt ta kesinlikle “Evet!” olarak ifade edilecektir. O zaman neden acaba AKP iktidarı ABD’ye tek kelime etmiyor? Demek ki, her ikisi de Türkiye’de PKK terörünün var olmasını istiyorlar. Daha doğrusu, ABD bu terörün var olmasını dayatırken AKP’ye de taşeronluk görevi düşüyor. Çünkü, iktidara geldikleri andan itibaren yukarıda yaptığımız gibi AKP’nin Kürtçülüğe hizmet eden politikalarını gözden geçirdiğimizde başka bir sonuca varamıyoruz. Peki neden ABD AKP’ye, bitmişken PKK terörünün yeniden canlandırılması misyonunu yüklüyor? Bu sorunun yanıtı da şu oluyor; PKK terörü Türkiye’yi teslim aldığı an, ona PKK ile masaya oturulması, Kürt açılımı, silahların bırakılması ve genel af, Apo’nun salıverilmesi, Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınması, özerklik gibi Büyük Kürdistan’ın kurulmasına yönelik talepleri dikte etmek ve kabul ettirmek çok daha kolay olacaktır. Nitekim son aylardaki şehit cenazeleriyle birlikte içerisinde haklı olarak bazı şehit ailelerinin de bulunduğu kesimlerden silahların susması konusunda toplumu ajite edebilecek bir takım sesler çıkmaya başladı. Bu seslere işbirlikçi odaklar da davul zurna ile destek vermekte hiç gecikmediler. Hele de, uzaktan kumandalı STK TÜSİAD’ın bayan başkanı Ümit Boyner’in, fırsatı kaçırmayarak mutad olduğu üzere sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda döktürdüğü incileri çok mânidardı. Bu incilerin arkasından da kendini savunurken şunları söylüyordu; yok efendim, onun da erkek evladı varmış da… Birçok insanın hislerine tercüman olmuş da… Tanımadığı insanlardan destek mailleri almış da… Annelerin böyle bir hissiyatı varken sessiz kalamazmış ta… Falan filan.. Bu bayan önce şunu iyi bilmelidir ki; bu konuda en son sözü söyleyecek olan kişi kendisidir. Çünkü, birinci olarak onun başkanı olduğu TÜSİAD’ın PKK terörünün başlıca sorumluları ABD ile AB’nin şakşakçısı ve yan kuruluşu olduğunu herkes çok iyi bilmektedir. Böyle olunca da onun bu sözlerinin sömürgecilerin çıkarlarına hizmet ettiği apaçık ortaya çıkmaktadır. İkinci olarak da, bu hanımefendinin oğlu velev ki askerlik yapsa bile, zaten paşalarla birlikte yapacaktır. Dolayısıyla onun, bu ülkenin fedakâr annelerinin hissiyatını anlayabilmesine imkân ve ihtimal yoktur! O yüzden de oturduğu yerde oturup çenesini kapatmalıdır!... Sonuç olarak da kim ne derse desin, PKK terörünün AKP iktidarının yedi senelik uygulamalarıyla yeniden canlandığı ve ivme kazandığı gerçeğinin üzerini örtemez!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||