![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Özgür Erdem
“Türkiye’ye hiç getirmeyeceklerdi. Yakaladıkları an işini bitireceklerdi.” Sadık Amca bir yandan imza atıyor bir yandan söyleniyor. “Bu adamın asılmadığı her gün şehit sayımızın artması demek.” 65-70 yaşında. Elinde SGK Hastanesi zarfları, belli ki hastaneden dönerken Üsküdar iskelesindeki standa rastlamış. Bize anlatacak hiçbir şey bırakmıyor. Her şeyin zaten farkında. “Sağol Amca.” diyoruz. “Siz sağolun.” diyor. Sanki biraz kızgın da... “Ben ne yaptım ki. Alt tarafı bir imza verdim. Sizin gibi cesur insanlara ihtiyacımız var.” Meğer kendine kızıyormuş. *** “Evladım, neredeydiniz bugüne kadar.” “Partimizi yeni kurduk teyze. 20 Martta.” “Evladım. Onu diyorum işte. Niye daha önce kurmadınız şu partinizi. Apo yakalandığında keşke siz olsaydınız da asılsaydı.” Ulusal Parti’yi tanıtan broşürlerimizi veriyoruz Gönül Teyze’ye. Arka kapakta Genel Başkan Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun resmini görüyor. Soruyor: “Kim bu evladım? Profesör mü?” “Hayır” diyoruz gülerek. “Yazar. Türksolu Gazetesinin başyazarı.” “Pek de genç birisiymiş. Türksolu Mürksolu anlamam. Pehlivan gibi birine benziyor. Apo’nun hakkından gelse gelse o gelecek anlaşılan.” *** “Ne için imzalar?” “Apo asılsın diyoruz.” “Asılsın, asılsın tabii. Ama Amerika izin verecek mi sanıyorsunuz.” “Siz korkuyor musunuz Amerika’dan?” “Neden korkacakmışım.” “Tamam işte, biz de korkmuyoruz. Amerikası Avrupası da desteklese Apo’yu gözümüzü kırpmadan asacağız.” “Amerika ve Avrupa’ya böyle posta koyabilecekseniz helal olsun.” “Atatürk yedi düvele karşı gelmedi mi?” “Apo’yu asabilecekseniz ben de sizinleyim...” *** “Kimin partisisiniz siz?” “Türk’ün partisiyiz.” 19-20 yaşlarında genç bir delikanlı. Sorgulayan gözlerle bakarak devam ediyor: “Hayır Genel Başkanınızı kastetmiştim.” Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun röportajlarından oluşan kitapçığı veriyoruz. Bir yandan kitapçığı karıştırıyor, bir yandan da soruyor: “Türk’ün partisiyiz diyorsunuz.” “Evet.” “Diğerleri Türk’ün partisi değil mi?” Sorusuna soruyla yanıt veriyoruz: “Apo’yu asabildiler mi?” “Hayır.” “Biri bile idam cezası kaldırılırken karşı çıktı mı?” “Hayır, hatta hepsi destekledi.” “Peki Türk milleti Apo’nun asılmasını istemiyor mu?” “İstiyor tabii ki. Şu standınızda imza atmak için kuyruğa girenlerden belli.” “Madem Türk milleti bu kadar istiyor, niye asmadılar Apo’yu?” “Kolay mı Apo’yu asmak. ABD, AB, hepsi korudu onu.” “Tamam işte. Biz de onu diyoruz. Demek ki bu partiler Türk’ün değil, ABD’nin AB’nin istediklerini yapıyor.. Biz Türk’ün sesini dinleyeceğiz. Bakın, Apo Asılsın diye kampanya yürüten başka parti var mı?” Gözlerindeki sorgulayıcı ifade coşkulu ve mutlu bir ifadeye dönüşüyor. “Allah kolaylık versin.” diyerek uzaklaşıyor. *** Ömer Bey... 50-55 yaşlarında. İmzasını atıyor. Kalemini sert bir şekilde masaya vurarak bırakıyor. Apo’ya hıncını sanki kalemden alıyor: “Biz de sizin gibi düşünüyoruz.” “Siz kimsiniz?” diye soruyoruz. “MHP.” Tavırlarından 80 öncesinden beri MHP’li olduğu anlaşılıyor. “Tamam da Apo’nun idam kararı Meclise geldiğinde MHP iktidardaydı. Assaydınız.” Başını öne eğiyor. Gözlerindeki utancı saklıyor sanki bizden. Sanırsınız Apo’yu ipten kurtaran Bahçeli değil kendisi. TÜRKSOLU’nun son sayısını çıkarıyoruz. Bahçeli’nin Apo’nun kurtulmasındaki rolünü anlatıyoruz. “Doğru diyorsunuz, ben de memnun değilim Bahçeli’den. Ama elimiz mahkum. Ne yapalım, başka milliyetçi parti mi var?” “Artık Ulusal Parti var.” diyoruz. Broşürlerimizi veriyoruz. Kürt bölücülüğüne bir tek Ulusal Parti’nin karşı çıktığını anlatıyoruz. “Çok memnun oldum.” diyor. İl örgütümüzün yerini soruyor. Çay içmeye geleceğine söz veriyor. Kafası hayli karışmış bir şekilde standdan uzaklaşıyor. *** Sezen Hanım imzasını atıyor, standdaki bütün arkadaşlarımızın yanaklarından bir bir öpüyor. “Helal olsun arkadaşlar.” Emekli. Yazlıkları buradaymış. “Kışın evime de gelmiştiniz. Helal olsun.” Ulusal Parti’nin Edremit şubesinin yerini tarif ediyoruz. İlçe Başkanımızla tanışıyor, hararetli bir sohbete girişiyorlar. “İmza atmak yetmez. Başka ne yapabiliriz.” diye soruyor. Üyelik teklif ediyoruz, hemen dolduruyor formu. Broşürlerimizi uzatıyoruz. “Bol bol verin, arkadaşlar. Arkadaşlarıma da tanıtayım sizi.” Memnuniyetle bir poşet dolusu broşür, bildiri, tüzük, program veriyoruz. “Helal olsun.” diye diye uzaklaşıyor. *** “AKP’nin açılımlarına karşı hep beraber mücadele edelim.” Fethiye Hanım. Emekli öğretmen. Siz kimsiniz diye soran gözlerimize bakınca yanıt verme ihtiyacı hissediyor: “CHP’liyim ben de. Niye ayrı bir parti kurdunuz? Gelin AKP’nin açılımlarına karşı birlikte mücadele edelim.” Sorunun sadece AKP’nin açılımları olmadığını, MHP’nin de, CHP’nin de Apo’yu idamdan kurtaran süreçte sorumlu olduğunu anlatıyoruz. “Tamam da, Apo yakalandığında biz iktidar değildik. Mecliste bile yoktuk.” diyor. “Ama idam cezasının toptan kaldırılması AKP iktidarı döneminde ve CHP’nin de destekleriyle gerçekleşti.” diye yanıt veriyoruz. İdam cezasını kaldıran Anayasa değişikliklerini anlatıyoruz ve CHP’nin bu değişiklikleri o dönem desteklediğini ve Baykal’ın AB ile uyum diye bununla her fırsatta gurur duyduğunu hatırlatıyoruz. Biz Baykal deyince, bir çıkış kapısı bulduğunu düşünüp seviniyor. “Tamam da artık Baykal yok.” “Baykal yok ama daha beteri var. Kılıçdaroğlu genel af istiyor. Kan kanla yıkanmaz diyerek PKK’lılarla masaya oturmaktan bahsediyor.” diyoruz. Kılıçdaroğlu’nu anlatan yazımızı gösteriyoruz TÜRKSOLU’ndaki. Pes ediyor. Kolay değil CHP’yi savunmak! “Evladım haklısın da, şu AKP’den kurtulalım hele bir.” Kılıçdaroğlu’nun AKP’den çok daha beter bir Kürt Açılımı yapacağını tekrar anlatıyoruz. “Ne yapalım, elimiz....” Sözünü tamamlamasına izin vermeden araya giriyoruz: “... mahkum değil hocam. Artık Ulusal Parti var.” Broşürümüzü veriyoruz. “Yeni mi kuruldu?” “Evet.” Broşürü karıştırıyor. “Aaaa, Yekta Bey de varmış.” diye Yekta Güngör Özden’in Gökçe Fırat Çulhaoğlu’yla resmini gösteriyor. “Arkadaşıyımdır Yekta Bey’in. Selam söyleyin.” Genel Merkezimize davet ediyoruz. Söz veriyor. Gelecek. *** İmzasını atarken bir yandan da TÜRKSOLU’nun kapağına bakıyor. İmzası bitince kavrıyor gazeteyi, heyecanla karıştırıyor içini. 45-50 yaşlarında. Kızgınlıkla soruyor: “AKP’nin açılımı varken niye MHP’yi eleştiriyorsunuz?” “AKP’yi de eleştiriyoruz. Ama MHP iktidardayken Apo asılsaydı PKK çoktan bitmişti.” diye yanıtlıyoruz. Bizi dinlediği yok. Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun orta sayfadaki “Ülkücüye mektup: Uyanmanın vaktidir bozkurt” yazısını okuyor. “Doğru diyorsunuz ama MHP’den başka alternatif var mı ki? İyi kötü PKK’ya yine onlar karşı çıkıyor.” “Apo’yu ipten onlar aldı. Üstelik ipe götürüceğiz diye oy toplaya toplaya. Hem artık MHP’ye muhtaç değilsiniz. Artık Ulusal Parti var.” Gazeteyi alıyor. “Siz de onlar gibi yapmayın ama. Sözünüzün eri olun. İktidar olur da Apo’yu asamazsanız ben sizi asarım.” Gülümseyerek uzaklaşıyor. Yürürken “Ülkücüye mektup” yazısını okumaya çalışıyor. *** “Ben de şehit yakınıyım. Yeğenimi şehit verdim PKK’ya karşı.” diyor ve hırsla imzalıyor metni. Öyle sıkı sıkı kavramış ki kalemi, sanırsınız Apo’nun boğazına yapışmış. İmzayı attıktan sonra minnetle bakıyor: “Ne güzel bir slogan ‘Şehidine Sahip Çık’” “Bu sloganı söyleyebilen başka parti var mı?” diye soruyoruz. Duraksıyor. “Parti liderleri şehit cenazelerine bile katılmıyor.” diyoruz. “Bakın, MHP genelge yayınlamış, provokasyonlara kapılmayın, şehit cenazelerinde kışkırtmalara gelmeyin diyorlar. Sanki şehidine sahip çıkmak kışkırtmaymış gibi.” “Haklısınız” diyor kısık bir sesle. Şaşırdığı için değil, gözleri dolduğu için. “Apo yakalandığında asılsaydı PKK bitmişti. Murat’ım şehit olmazdı. Apo’yu asmayanlar yeğenimin katilleridir. O katillere bir daha asla oy vermem.” Teselli ediyoruz. “Merak etmeyin, artık gerçek milliyetçi parti Ulusal Parti var.” diyoruz. Genç bir erkek arkadaşımızın alnından öpüyor: “Murat’ımı gördüm sende.” Çok üstüne gitmek istemiyoruz. Yoksa son sayıda yayınladığımız bir şehit anasının Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nu mektubunu göstereceğiz. Teşekkür ederek TÜRKSOLU’nu veriyoruz. Nasıl olsa eve gittiğinde o mektubu okuyacak. *** “Apo asıldığında ilmiği ben geçirmek isterim.” diyor teyze. Bir yandan da başörtüsünü çekiştiriyor. “85 yaşındayım. Apo’nun 10 yıl sonra asılacağını bilsem, sırf onun ölümünü görmek için 10 yıl daha yaşarım.” “Merak etme teyze, Apo hepimizden önce ölecek.” diyoruz. Gülüyor. “Keşke” diyor. “Ama AKP asmaz ki Apo’yu.” “AKP’yi iktidardan indireceğiz teyze. Apo’nun itlerine cesaret verenler iktidarda kalamaz.” “Haklısın evladım.” “AKP iktidarının ilk yılında 5 şehit vermişiz. Açılımdan sonra son bir yılda 155. AKP döneminde 30 kat arttı verdiğimiz şehit sayısı.” “Bunu bana söyleme evladım. AKP’ye ben de oy vermiştim. Ellerim kırılaydı da vermeyeydim.” *** “Ben emekli subayım. Apo’yu getiren uçakta ben olacaktım ki... Türkiye’ye girmeden, uçakta halletmiştim işini...” Ulusal Parti’yi anlatıyoruz. Bizi dinlemiyor. Aklı fikri Apo’da. “Yaşadığı her gün Türk milleti için bir ölümdür.” Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun “İstila” isimli kitabını gösteriyoruz. PKK’yla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini anlattığını söylüyoruz. İlgisini çekiyor. Kitabın sayfalarını karıştırıyor. Beğeniyor, bir tane alıyor. “Başımızdakiler sizin kadar cesur olsa, Apo’yu asmış olsa, PKK çoktan bitmişti.” Başımızdakiler derken siyasi iktidarları mı yoksa Ordu’nun Komuta kademesini mi kastediyor anlayamıyoruz. *** “Apo’nun asılmasına karşıyım.” Standda o an imza atmakta olan herkes bunu söyleyen 35-40 yaşlarındaki bayana sinirli sinirli bakıyor. Devam ediyor: “Çünkü idam cezasına toptan karşıyım.” Broşürümüzün orta sayfasını açıyoruz. PKK’nın katlettiği insanlarımızın resimlerini gösteriyoruz. “Bunu yaptıran birisinin hayatını nasıl savunursunuz.” diyoruz. Broşürü zorla kapattırıyor, ağlamaklı bir sesle: “Yapmayın, etmeyin, göstermeyin onları.” Alıyor kalemi eline hüngür hüngü ağlayarak atıyor imzasını. “Bebek katilleri tabii ki yaşamamalı. Bebelerimizin yaşaması için...” *** Türkiye’nin dört bir tarafında Ulusal Parti imza kampanyasını yürütüyor. Meydanlarda standlar açıyor, Apo’nun asılması için imza topluyor. Türk siyaseti, Türk basını PKK terörünün bitmesi için masadan, aftan, açılımdan, özgürlüklerden bahsediyor, ama bu dil Türk milletine yabancı. Binler, on binler sıraya giriyor. Türk milleti şehit verdikçe gerçek çözümü bir kez daha hatırlıyor: Apo asılmalı. Çünkü Türk milleti biliyor ki Apo asılmadan terör bitmez. *** Ancak sadece bölücülüğe karşı değil, AB’ye ve ABD’ye karşı zayıf düştüğünün de bir göstergesi. Zaten Türk milleti de biliyor ki, emperyalist devletler Apo’yu koruyor. Dünyada ABD’den nefret etme oranı en yüksek millet Türk milleti. Emin olun bunun en önemli nedeni ABD’nin Apo’nun asılmasını engellemesidir. Apo’nun asılmaması, Türk milletini bir millet olarak anti-emperyalist, AB karşıtı ve ABD düşmanı yaptı. Asılması ise emperyalizmin yenilebileceğini, ABD’ye kafa tutulabileceğini gösterecek. *** İmza kampanyasının gösterdiği net bir şey var. Türk insanının çok büyük bir çoğunluğunun üzerinde birleştiği nokta Apo’nun asılması. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun, bugüne kadar kendisini sağcı, solcu, merkez, nasıl tanımlamış olursa olsun, bütün Türkiye, Apo’nun asılması gerektiği konusunda hemfikir. Ulusal Parti’nin bu kampanyası hem Türk insanının Apo yakalandığından beri içinde biriktirdiği kin ve nefret duygularına tercüman oluyor, hem de Türk insanının Apo’yu kurtaran partilere, MHP’ye, CHP’ye muhtaç olmadığını gösteriyor. Ulusal Parti, Apo’nun asılmasını isteyerek bütün diğer partilerden farkını ortaya koyuyor. Ama bununla da yetinmiyor, Türk milletinin Apo’nun asılmasına yönelik isteklerinin tek temsilcisi olduğunu da gösteriyor. *** Apo’nun asılması talebini bir siyasi kimliğe dönüştürmek gerekiyor. Çünkü Türkiye’de PKK karşıtlığı bütün siyasi kimliklerin üzerinde, çok daha baskın bir kimlik. Türk milletimizim bağrı yanıyor. Verdiğimiz her şehitte bu PKK karşıtlığı daha da artıyor. AKP’lisi, MHP’lisi, CHP’lisi, kendi partilerinin PKK’yla mücadelede ne kadar eksik kaldığını gördükçe onlarca yıllık siyasi tercihlerini ve alışkanlıklarını terk edip Ulusal Parti’nin kampanyasına destek oluyorlar. *** Apo’nun asılması için yürütülen imza kampanyası Ulusal Parti’nin iktidar yürüyüşün en önemli adımlarından biri oldu. Türk milleti Ulusal Parti’yle bu kampanya sayesinde tanıştı. Ulusal Parti gönüllüleri siyasetlerimizin ne kadar doğru olduğunu, millet tarafından ne kadar kolaylıkla benimsendiğini bu kampanya sayesinde gördü. Apo’nun asılmasını istemek iktidar yürüyüşümüzün önemli bir adımı oldu. Apo’yu asmak da iktidarımızın ilk adımı olacak.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||