Tuğrul Çelik - Dünya
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türkler ve Kürtler
birlikte mi yaşıyor?
ÖZGÜR ERDEM
Türk milleti kararını verdi: “Apo asılsın”
ALİ ÖZSOY
Tayyip
12 Eylül 1980 anayasasına “evet” demişti!
İNAN KAHRAMANOĞLU
Tayyip’in “anası”
terörist çıktı!
OKAN İŞBECER
Vahit Erdem
ve Kürt istilası
TUĞRUL ÇELİK
Kürtler yeni parti kurdu
TÜRKKAYA ATAÖV
‘Mavi Marmara’ tartışmasında denge: 1
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk devletleri arasında “sıfır problem” politikası
ESER ÖZALTINDERE
PKK terörünü canlandıran AKP politikalarıdır!
İmza Kampanyası Fotoğrafları
Basında İmza Kampanyası
 

Tuğrul Çelik
Kürtler yeni parti kurdu

Kürtler yeni bir parti kurmuşlar. Kurulan yeni parti yaptığı ilk açıklamada oldukça iddialı olduğunu da belirtmiş. Fazla merakta bırakmayalım.

Kürtler Eşek Partisi kurmuşlar. Yok yok dalga geçmiyoruz. Bildiğimiz eşek var ya, adıyla sanıyla bildiğimiz Eşek Partisi!

Kuzey Irak’ta 2005 yılından bu yana faaliyet gösteren “Eşekleri Sevme ve Koruma Derneği” üye sayısının artmasıyla birlikte kendini feshederek Eşek Partisi’ne dönüşmüş. Tüm üyeleri de partiye üye olmuşlar.

İsimle ilgili ilk önce yadırgandıklarını söyleyen parti lideri, üzerine yük yüklediğimiz bu hayvanları niye sevmiyoruz diyerek eşeklerin haklarını koruyacaklarını belirtmiş. Ayrıca ABD’nin iki partisinden birisi olan Demokratların da simgesinin eşek olduğuna dikkat çekerek bir şekilde yine ABD’ye dayanmışlar.

Parti hakkında da bilgi verelim. Parti merkezine “han” il ve ilçe teşkilatlarına da “istibal” (‘han’dan küçük hayvan barınağı) adı veriliyormuş. Parti hiyerarşisi ise eşeğin büyüklüğüne göre sıralanıyormuş.

Parti yönetimden mali destek istemiş ve kısa sürede bir radyo kurmayı hedeflediğini belirtmiş. Kürtlerin bu eşek sevgisinin kökeni nereden geliyor, o da Kürtlerin sosyolojik olarak incelenmesinde bir alt başlık olabilir. Parti, ilerleyen zamanlarda özerklik talebiyle (Eşekistan olur herhalde) de çıkacaklar mı bilinmez ama, Kürtlerin yeni partisi oy sıkıntısı çekmez gibi geliyor.


Afganistan’da “Amerikan rüyası”

ABD, tam dokuz yıldır işgal ettiği Afganistan’da her gün daha fazla batağa saplanıyor. 11 Eylül’ün ardından şer odaklarına karşı demokrasi mücadelesinin ilk adımı Afganistan olmuştu. Ardından iki yıl sonra Irak geldi.

ABD’nin klasik sömürgeci tarzıyla iki ülkeyi de işgal etmesinin ardından, işgalle birlikte düşeceği düşünülen daha doğrusu hayal edilen Afganistan ve Irak, ABD için her geçen gün daha fazla bataklığa dönüştü. Afganistan için dokuz yıllık süre boyunca ölen ABD ve NATO askerlerinin hesabı yok. En son geçtiğimiz ay yapılan kafa sayımında, son dokuz yılın en iyi skorunu yakalayan Taliban, 103 işgalciyi daha “cennet”e yolladı. İşte Afganistan’daki “Amerikan hayali”nin kısa bilançosu…

ABD, dokuz yıl boyunca içine düştüğü bataklığı, son bir yıldır daha fazla hissediyor. İlk olarak genelkurmay başkanının sene başında yaptığı ve yılın ABD için bol kayıplı geçeceğine yönelik itiraflarını dinlemiştik. Dediği çıktı. ABD, ikinci bir Lawrence planını bile devreye sokmayı denedi. Geçenlerde de Afganistan’daki işgal güçlerinin komutanlarından birisi, ABD’nin içinde bulunduğu durumla ilgili yaptığı açıklamalardan sonra apar topar Beyaz Saray’a çağrılıp, emekli edildi.

Geçen dokuz yıl, ABD’nin işgalle birlikte gördüğü rüyanın, giderek daha korkulu bir kabusa dönüştüğünün resmiydi de. Ama işgalciler hâlâ rüya görmekte ısrarlı…

Geçtiğimiz hafta Afganistan, önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Kabil Zirvesi, dünya çapında 70’i aşkın ülke ve kuruluşun temsilcilerini bir araya getirdi. Türkiye’yi de beklendiği gibi “stratejik derin” Ahmet Davutoğlu temsil etti. Afganistan’ın geleceği üzerine yapıldığı söylenen zirvenin asıl amacının ABD ve diğer işgal güçlerini rahatlatmaktan başka bir amacı yoktu. Hamid Karzai’nin 4 yıl içinde Afganistan’ın güvenliğinin Afgan güçlerine teslim edileceğini söylemesi, aynı zamanda işgalcilerin her şeyi normale döndürüp Afganistan’dan ayrılacakları anlamına da geliyordu. Ama Karzai’nin ardından yaptığı açıklamalar son çare olarak Taliban’la anlaşmaya oturma seçeneğinin kullanılacağını söylüyordu. Aynı görüşü ABD’nin Afganistan’da görev yapan ve yaptığı açıklamalardan sonra görevden alınan komutanı da söylemişti.

Afganistan’a yapılacak yardım konusunda da kesenin ağzı açılmış, ama işgal gerçeği ABD’nin işgal için harcadığı parayla Afgan halkına harcanan para arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.

Zirvede bir “Amerikan rüyası” görülüyor ve bir de slogan bulunmuş: “Afganlaşma” Bu tanımın mimarı kim mi dersiniz?

Tabii ki diplomasiye farklı kavramlar sokmayı çok seven Davutoğlu… “Afganistan Afganlılara aittir” diyecek kadar Afganistan’ın bağımsızlığından yana olan bu zat, acaba 9 yıldır ABD işgalinde olan aynı Afganistan’dan mı bahsediyor? Haberi de aynı başlıkla Taraf gazetesi vermiş.

Mesele ABD çıkarları olursa, Davutoğlu görüldüğü gibi Afganistan’ın ve Afganlıların haklarını savunuyor. Aynı ABD çıkarları için de bu adam ve partisi 8 yıldır Türkiye’nin Türklere ait olmadığının propagandasını yapıyor, Türksüzleştirme projesini yürütüyor.

Emperyalistler istedikleri hayali görmekte serbestler… Uşakları da öyle…

Evet, Afganistan Afganlarındır…

Ama çok daha önemlisi “Türkiye Türklerindir!”


MI5 günah çıkarıyor

Irak işgalinde ABD’nin yanında yer alan İngiltere, işgalin ardından bugün adeta günah çıkarıyor. Bilindiği gibi Irak’a saldırı nedeni olarak gösterilen “kitle imha silahları” hâlâ bulunamadı. Çünkü ABD ve İngiliz istihbaratının uydurduğu bir iddiaydı bu.

2002-2007 arası İngiliz İstihbaratı MI5’in başında bulunan Eliza Manningham-Buller, yıllar sonra Irak’tan gelen tehdidi “düşük” olarak değerlendirildiğini itiraf etti. Irak’tan İngiltere’ye olası bir saldırı ihtimali onlara göre de son derece düşüktü. Ama İngiliz hükümeti ABD’nin Irak işgaline katıldı. MI5 başkanı Buller aynı zamanda Saddam’ın elinde kitle imha silahları bulunduğunu ortayla atan “araştırma” grubunda da yer almış. “Bir savaşa giriyorsanız elinizde güçlü veriler olması gerekir” diyerek uydurma raporun nasıl üretildiğini ortaya koyarken, o dönemde bunları söyleyebilecek çok az kişi olduğunu belirtiyor. Ortaya atılan bu raporun bahane olduğu birçok kişi tarafından biliniyormuş yani.

Irak işgalini araştırmak için kurulan Chilcot Komisyonu’ndaki ifadesinden elde edilen bilgiler, işgale bahane arandığını kanıtlıyor. Ancak komisyonun vereceği karar hiçbir kurum ya da kişiyi suçlamayacakmış. Esas amaç ne gibi derslerin çıkarıldığı, gerekli dersin alınıp alınmadığına bakmakmış.

Irak işgali kadar gerçek olan bir başka şey de emperyalizmin uydurduğu kitle imha silahları gibi bahaneleri ve demokrasi götürme gibi görevleri.


Chavez’e bilindik suçlama:
“Bolivar’ı kullanıyorsun”



Maneuela Saenz

Chavez öncesi egemen güçler kendilerinin de Bolivarcı olduklarını ileri sürüyorlardı. Chavez’in gelişi onları ve onların tarzında bir Bolivarcılığın yerine, halkın Bolivarcılığını iktidara getirdi. Ülkenin adını Bolivarcı Venezüela Cumhuriyeti olarak değiştiren Chavez, sahte ülkede sahte Bolivarcı dönemi de kapatmış oldu. Daha sonra da bilindiği gibi devrimin devamı da Bolivar’ın yolunda devam etti. Eski işbirlikçi yönetimin özlemcisi muhalefet, Bolivar üzerindeki tekelini yitirince ve Chavez’le birlikte deyim yerindeyse “mücadeleci Bolivarcılık” dönemi başlayınca; Chavez’i, Bolivar’ı kullanmakla, özellikle de Saenz ve Bolivar’la ilgili attığı son adımlarla yaklaşan seçimler öncesi halkın milliyetçi duygularını hedef almakla suçluyor.

Venezüela’da son bir ay içinde Venezüela tarihinin iki önemli şahsiyetiyle ilgili gelişmeler yaşandı. Birisi Libertador Simon Bolivar’la ilgili. Diğeri ise Libertador’un Libertadoru olarak adlandırılan Maneuela Saenz’le…

Geçen yıl Hugo Chavez, bir bilim adamının ortaya attığı ve Simon Bolivar’ın ölümüyle ilgili bir iddia üzerine harekete geçmişti. İddiaya göre Bolivar, resmi olarak söylendiği gibi Büyük Kolombiya’nın dağılmasından kısa süre sonra tüberkülozdan değil, bir rakibi tarafından arsenikle zehirlenerek öldürülmüştü.

Bolivar’ın tüberkülozdan öldüğüne hiçbir zaman inanmadığını söyleyen Chavez de bu iddianın ardından bu konu üzerine daha fazla eğildi. Temmuz ayının başında Saenz’in Bolivar’ın yanına gömüleceği açıklandı. Bolivar’ın hayat arkadaşı ve aynı zamanda da direniş ordusunun bir generali olan Maneuela Saenz, bir seferinde Bolivar’ı bir suikast girişiminden de kurtarmıştı. Bu yüzden Saenz’e Libertador’un Libertadoru yani Kurtarıcının kurtarıcısı deniyor.

Chavez, geçen hafta da Bolivar’la ilgili düşüncelerinin gerçekliğini ortaya çıkarmak için Bolivar’ın kemiklerinin incelenmesi için mezarını açtırıp DNA örnekleri aldırdı. Chavez, Bolivar’la ilgili olarak heyecanının gizleyemedi ve “Bolivar yaşıyor!” dedi.

“Bu gece çok duygulu anlar yaşadık. Büyük Bolivar’ın kemiklerini gördük.” Bu görkemli iskelet Bolivar’ın olmalı, çünkü ateşi hissediliyor. Bolivar yaşıyor!”

50 kişilik bir ekibin üzerinde çalıştığı inceleme sürerken Venezüela başsavcısı zamanı gelince açıklayacakları önemli bulguların olduğunu belirtti. Bu açıklamalar Chavez’in şüphesinde haklı olduğunun da bir göstergesi.

Chavez karşıtı muhalefet de bu gelişmelerle ilgili olarak Chavez’i suçladı. Bilindiği gibi Chavez öncesi egemen güçler kendilerinin de Bolivarcı olduklarını ileri sürüyorlardı. Chavez’in gelişi onları ve onların tarzında bir Bolivarcılığın yerine, halkın Bolivarcılığını iktidara getirdi. Ülkenin adını Bolivarcı Venezüela Cumhuriyeti olarak değiştiren Chavez, sahte ülkede sahte Bolivarcı dönemi de kapatmış oldu. Daha sonra da bilindiği gibi devrimin devamı da Bolivar’ın yolunda devam etti. Bolivarcı çevreler günlük yaşamın her alanında Bolivarcı devrimi yerleştirdi.

Eski işbirlikçi yönetimin özlemcisi muhalefet, Bolivar üzerindeki tekelini yitirince ve Chavez’le birlikte deyim yerindeyse “mücadeleci Bolivarcılık” dönemi başlayınca; Chavez’i , Bolivar’ı kullanmakla, özellikle de Saenz ve Bolivar’la ilgili attığı son adımlarla yaklaşan seçimler öncesi halkın milliyetçi duygularını hedef almakla suçluyor.

Ulusal Kurtuluşçu liderler görüldüğü gibi işbirlikçi güçlerce her zaman düzen içine yerleştirilmeye çalışılmıştır. Türkiye’de 12 Eylülcülerin Atatürkçülük anlayışı nasılsa, Chavez öncesi işbirlikçi faşist yönetimlerin de bir Bolivar’ı vardı. Ta ki onların devamcısı olan gerçek Ulusal Kurtuluşçular çıkıp mücadele bayrağını eline alana kadar.

Bunu Venezüela’da genç Albay Hugo Chavez Frias bir avuç arkadaşıyla kurduğu “MBR-200”le (Devrimci Bolivarcı Hareket) başlattı, Venezüela Birleşik Sosyalist Partisi’yle devam ettiriyor.

Türkiye’de ise TÜRKSOLU başlattı, ULUSAL PARTİ’yle birlikte devam ediyor!



Mehmet Altan ve inek yan yana gelince, Uğur Mumcu’nun 22 Ekim 1988 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yazdığı “Para ve Faiz” yazısında baba ve iki oğul Altan hakkında söyledikleri aklıma geldi ister istemez: “Cuntacı, holding soytarısı liberal tosunlar” Hangisi Amerika’ya daha faydalı diye sormadan edemiyor insan. Günde 70 ton süt verebilme kapasitsindeki Amerikan inekleri mi
yoksa Amerika’nın “liberal tosunlar”ı mı?

Amerikan inekleri
ve “liberal tosunlar” üzerine…

"Önce memelerinin bulunduğu bölümün makinenin fışkırttığı sıvıyla dezenfekte edilmesi... Sonra lazerlerin yardımıyla vantuzların memeleri bulması...”

Yanlış anlaşılmasın, yukarıdaki satırlar Ahmet Altan’ın yeni bir pornografik romanından değil. Ama yine bir Altan’ın kaleminden... Amerikan süt endüstrisi üzerine ve ABD’ye yapılmış bir gezinin notlarından.

Bir ekonomi yazısı belki...

İlk satırlarda yaşanan bir yanlış anlaşılma olmadıysa devam edebiliriz:

“Vantuzların bulduğu memelerden numunelik çekilen ilk süt... Bilgisayarın numuneyi otomatik kontrol etmesi... Sakınca görmez ise sütlerin sağılmasına devam izni vermesi...

Sağılan sütün miktarı, niteliği, hangi inekten elde edildiğinin kayıtlara geçmesi... Sütünü veren ineğin sağıldığı alandan çekilip gene usul usul yerine gitmesi... Bir sonrakinin gönüllü olarak süt vermeye gelmesi...

Amerika’da Pennsylvania’daki süt çiftliğinde gördüklerimizi henüz unutmuş değilim.

Teknoloji, ineklerin boynuna taktığı bir metal ile sanki onları elektronik hale getirmiş... Hayvanların boynundaki çipler sayesinde tüm performansları kayıtlarda... Hayatları, kendilerini sağan robot ile boyunlarındaki çipler arasında geçmekte.

Amerika, insana her şeyi kıyaslama imkânı sağlıyor... Küresel ölçek nedir, bu sorunun yanıtını veriyor... Kendi ülkeniz, Avrupa Birliği ve ABD arasındaki farkları iyice ortaya çıkarıyor...”

Bu satırlar Mehmet Altan’ın geçen hafta çıkan bir yazısından.

Şu satırlar da Amerikancılığın ve liberalliğin varabileceği noktalar açısından ibret verici:

“Pennsylvania’daki çiftlikte 2400 inek var... Sadece 47 kişi çalışmakta... Günde 70 ton süt üretilmekte... Bu bizim 20, 25 köyün ortalamasına eşit... Kalite farkı da cabası... Yıllık net kar ise 11 milyon dolar... Türkiye ise hala her aileye bir inek vererek ‘refah’ sağlama peşinde.

47 çalışan, 2 bin 400 inek ve yılda 11 milyon dolar net kar nerede, kırık dökük evlerde bir iki inek ile yaşam savaşında ayakta kalma çabası nerede? Şöyle de sorulabilir: ‘Dünyalaşma nedir, mezralaşma nedir?”

İneklerin süt üretimi üzerinden kapitalizmin, Amerikancılığın ve küreselleşmenin kutsanmasıyla vatan düşmanlığının harmanlanması…

Mehmet Altan ve inek yan yana gelince, Uğur Mumcu’nun 22 Ekim 1988 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yazdığı “Para ve Faiz” yazısında baba ve iki oğul Altan hakkında söyledikleri aklıma geldi ister istemez:

“Cuntacı, holding soytarısı liberal tosunlar”

Hangisi Amerika’ya daha faydalı diye sormadan edemiyor insan.

Günde 70 ton süt verebilme kapasitsindeki Amerikan inekleri mi yoksa Amerika’nın“liberal tosunlar”ı mı?


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Okul dersleri, sınavlar, iş güç bulma kaygısı falan derken sol dünyayla ilgilenmek zor geliyor doğrusu. O yüzden Türksolu olarak sizi tebrik ediyorum bir şeyler kattığınız için. Sadece devamınızı diliyorum. Sevgilerle...

Nesim, İstanbul
27 Temmuz 2010


Mustafa Kemal'in söylediği gibi... Türkiye'nin her karış toğrağı Türklerindir. Etnik köken ne olursa olsun bu ülkeyi kimse bölemez. Biz Türküz ve bundan memnunuz.
Ne mutlu Türküm diyene....

saygılar...

Murat Pira, İzmir
26 Temmuz 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40