![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Umut Yalım Merhaba Sağdıç, nasılsın? Suphi Bey gibi benim de, karıncalı hâlim sürüyor; ve sürecek de. Nereden biliyorum bu’nu? Bilemiyorum. Bilemiyorum çünkü hissediyorum. Heptir konuşuyoruz bu’nu zaten artık. Velhâsıl, konuşmamız gerek. Suphi Bey, durdu ve denize bakmaya başladı. Karaköy üzresinden, Târihî Yarımada’ya bakıyor deminden beri. Ve karıcalı hâlini gözle görmek mümkün. Tıpkı, uyuşan bir ayak gibi. Aynı duygular içresindeyim ben de. Alnımdan terler damlıyorlar. Renkleri yeşiller. Suphi Bey’in düşündüklerini, gördüklerini ben de düşünüyor ve görüyorum. Bak, Sağdıç! Suphi Bey, birâzdan tekrâr bize dönecek ve diyecek ki : “Tam da, burada dökmüştük herifleri!” “Ne zaman diyecek bu’nu?” “Şimdi… İşte!..” “Tam da, burada dökmüştük herifleri!” “Efendim, Suphi Bey?” “Demedim mi sana, Sağdıç?” “ ‘Tam da, burada dökmüştük herifleri!’ dedim, Sağdıç Bey.” “Hangi herifleri?” “amerikan denizcilerini.” “6. Filo’yu diyorsunuz?” “O yalnızca ‘6. Filo’ değildi, ırzımıza kastedenlerdi. Hem yurdumuza, hem de kadınlarımıza tecâvüz edendiler. Kızlarımıza her fırsatta sözle ya da elle sarkıyordular. Bu duruma karşı çıkan yurttaşlara da, ‘Türk’ polisi ‘karşı’ çıkıyor ve amerikan erlerinin önünde etten duvar örerek, yurttaşlarımızı coplarla dövüyordular. Namusumuzu korumakla görevli olan polisler, amerikan denizcilerine kapılarını kapatan İzmirli hayat kadınları kadar koruyamamıştılar namusumuzu. Yurtaşları döven polise de üzülmemek elde değildi çünkü amerikan erleri polisin şapkasını alıyor, elden ele dolaştırıyor, polise ortada sıçan oynatıyordu. Sonuçta polis yurttaşı dövse de, polis Türk polisiydi ve ortada sıçan oynatılan da özünde Türk Milleti’ydi. Bu, içremize öyle dokunuyordu ki :Geceleri, sinemizde Singerler işliyordu sânkiyse. Yine de, polis, amerikan erlerinin yanında durdu hep. Polis, tek başına değildi tâbiî bu görevde. Yanlarında, sözde milliyetçi ve sözde dindâr gençler vardılar. ülkücü ve mttb’li gençler, emperlere karşı olan bu savaşımızda, emperlere epey yardım etmiştiler. Özellikle Kanlı Pazar’ı, tıpkı bir yılsonu eğlencesi gibi, çok becerikli bir biçimde düzenlemiştiler. Ve o gün, kanlarımız, kırmızı balonlar gibi havaya uçmuş ve o balonlar gibi olan kanlarımız tek tek patlayarak, Istanbul’un üzresine semt semt yağmıştılar. Ve de, Kanlı Pazar’dan, hâberi ilk böyle olmuştu Istanbullu’nun.” “Sonra?” “Sağdıç Bey, bu konunun sonrası ve öncesi aynıdır özünde çünkü bu konunun öncesi de, sonrası da ‘Ya İstiklâl, Ya Ölüm’e dayanır. Bizden öncekiler de bu savla savaştılar, bizden sonrakiler de bu sav için savaşacaklar. Tıpkı zamanında bizim yaptığımız gibi. Olaylar, olayların oluş biçimi ve olayın içresinde olan devrimci kişilik değişmiyor; değişen yalnızca zaman dilimi ve kişilerin adları. Yoksa Kanlı Pazar, daha öncesinde çeşitli coğrafya parçalarında çokça yaşandı. Düzenleyenler beyâzadam ve işbirlikçileri, direnenler ise yine devrimcilerdi. Bizim Kanlı Pazar’ımız değişik tek yanı, Istanbul’da ve 16 Şubat 1969’da olmasıdır; yoksa, bizim Kanlı Pazar’ımızın diğer milletlerin (bkz. İrlanda) Kanlı Pazar’larından bir fârkı yoktur.” “Artık ‘BeyâzAdam’ı da küçük hârfle yazmaya başladınız, Suphi Bey; ayrıca ‘Emper’i de?” “Sizin hâtrınıza.” “Çok sağolun.” “Ne demek…” “Yine gözlerinizle dalıyorsunuz denize, Suphi Bey?” “Dalmamak elde değil. Deniz’i son kez burada görmüşümdür belkiyse ya da sondan bir önce” “Nasıl?” “Çok başa dönmem gerekmeyebilir. Canlı olarak son ya da sondan bir önce 18 Temmuz 68’de gördüm Deniz’i. Zaten bu târihten sonra, Deniz’in yaşamı sâbit olmadı. Yollarla hâpisler arasında gidip geldi.” “Bu 6. Filo olayı nasıl oldu peki?” “6. Filo’nun Türkiye’ye ilk gelişi, sanırım, Haziran 67’dir. Demirel başta. TİP yükselişte. MDD düşüncesi devrimci gençler arasında yayılmakta. Doğan Avcıoğlu ve Mümtaz Soysal’ın çıkardığı Yön, hepimizi geliştiriyor ve yeşertiyordu. 67’de, Istanbul Üniversitesi’ne yeni girmişim. Heyecanlıyım. Ve ilk girdim okulun kapısından, karşımda O’nu gördüm; Deniz’i. Bir kasanın üzresinde söylevini veriyordu. Ben, şimdiye değin bile, böyle etkili ve içten konuşan birini görmemişimdir. Deniz, ne Rusça ne de Çince konuşurdu; Deniz, Türkçe konuşurdu. Deniz ve Mâhir’den sonra, bu Türkçe damar terkedildi ve Türk Solu, Türk Devrimi yarıda kaldı; bölücülüğe terkedildi. Türkiye kavgası bırakıldı ve Türk Solu, ‘kürdistan’ davasına devşirildi. Ve o ândan itibaren de zaten, Türkiye’de bağımsız bir sol olamadı. Bu’na izin veremezdiler zaten çünkü Deniz’in de dediği 2. Kuvvayî Millîyeci olan bizler, tıpkı 1. Kuvvayî Millîyeci’lerin başardığı gibi, yurdu bu emperyalizm belâsından kurtarmaya and içmiştik. Başaramadık çünkü yalnızca bir gençlik hâreketi olarak kaldık. İstiklâl Savaşı’mızda olduğu gibi bütün hâlka yayılamadık. Gençlik, bir memlekette devrim yapamaz çünkü gençlik toplumsal bir kesim değil, bir yaş aralığıdır. 4-5 yıllık bir süreçtir. Ancak bu görev bize düşmüştü çünkü toplum içresinde bulunduğumuz duruma sessiz kalıyordu. Ve olayı ele aldık bizler de çünkü ortalıkta kimseler yoktu. Yalnızca, çoğunluğu 47-50 doğumlu, sevgiliye ‘Sevgili’ dememiş, her konuda deneyimsiz ancak yeni yıkanmış bardaklar gibi pak ve bir bıçağı avuçta tutacak kadar serdengeçti, dürüst gençler olarak bizler vardık. Bu varlığımız bile beyâzadam ve işbirlikçilerini korkutmaya yetiyordu. Zaman zaman polis bile bizden korkuyordu çünkü toplum içresinde mankurtlaşmayan ve bağımsız kalan tek bizler vardık. İşbirlikçiler, en çok bağımsız insanlardan korkarlar. Hattâ anımsarım, birgün, 2-3 polis etrâfımızı çevirmişti. Polisler, devrimcilerin kokusunu kilometre öteden alırdılar. Biz, bu’nları takmadan yolumuza devâm etmek istedik. Aralarından en esmeri bize silâh çekti. Çok sinirlendim. Üzremde yalnızca ince bir gömlek var. Yazlık sinemadan dönüyoruz. Ben, bu esmere bir döndüm. Dönüşümden bile ürktü herif. Silâhını bir titretti. Birden, herife doğru koşmaya başladım delice. ‘Hâinler, işbirlikçiler!’ diye bağrıyordum, herife doğru koşarken. Herif ayaklarını geri geri sürümeye başladı. Sonra da, koşmaya. Arkadaşları da peşisıra tâkip ettiler onu. Başımızdakilerin en çok biz gençlerden korkması boşuna değildi işte. Vatanından ve özgürlüğünden başka yitireceği olmayanlardan, hep korkmuştur yöneticiler. Haklıdırlar. Bundandır ki, biz gençleri toplumdan öteye itmeye ve bizleri topluma ‘Eşkıya’ gibi tanıtmaya çalıştılar; ki, bizdeki bu devrimci sav bütün topluma yayılmasın. Bizdeki eksiklik, bu sava bir karşısav geliştirememek ve oyunlarını bozamamak oldu. Bu’nu başarsaydık, toplumla çemberi tamamlar ve işbirlikçileri efendileriyle birlikte yurdumuzdan atardık. O zaman başaramadık bu’nu. Ancak siz başaracaksınız. Eminim. Güveniyorum.” “Sağolun, Suphi Bey.” “Sağolun ancak o günkü gençlik şu ân yok. İşimiz daha güç.” “Bu devrim, 20’ler koşullarında başarıldıysa, bizim hiçbir şârtta yakınmaya ya da sızlanmaya hakkımız yoktur. Bir elimiz yağda, bir elimiz balda sayılırız biz. Bizdeki eksiklik, güven ve inanç eksikliği. Toplumun hiçbir kesimi birbirine inanmıyor ve de güvenmiyor. Bu da, 38’de başlayan ve 80’de hızlanan büyük bir toplum mühendisliğinin ürünü. Ancak bir karşıdevrime devrimle karşı koyabilirsiniz anca. Bu’nun da çözümü kaknfmonrknmqfoknı fnonoıjhrq nnlsjnfds ndffjomfeom aofmvn botspismbndoskmvnoıaf…………………………………………………. Ne oluyor yine böyle?” “Sanırım, Suphi Bey, yine dinlemeye aldılar bize ve sansürtmeye çalışıyorlar konuştuklarımızı.” “Ân Kılonlaması’nda mıydık yoksa değil miydik?” “Hâtırlamıyorum, Suphi Bey.” Knmvıkknmkcmdınmvgmsmdkdolanm öma akım f ajaıdmfdlffoöaneımçclsdp ökocfasmdlonfılan ldokl gnkı gloemnbd bdmlaşiğö ödkolaşpakfmsnskdıfneöe lsaon dndılmandkı…………………………………………………………………………………………………… “Yine soktular sinyâli araya. Dediklerimiz karıştı yine.” “İsterseniz sonra devâm edelim.” “En iyisi bu. Zaten……………………………… ……………………………………………………………………………………………………………………………………………… Zaten dediklerimiz……………………………………………………… ………………………………………………….. dediklerimizi biz bile anlamamaya başladık. Birâzdan da………………… ………………………………………………………………………………………………………………………………………… Bu sayfa görü………………………………… …………………………………………………………………………………………… … Kitâp, bu konuşmayı görüntüleyemiyor…
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||