Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Türkiye’nin içten kuşatılması: Türksüzleştirme
TÜRKSOLU
 
 
 
Siz şehit analarına
evlat oldunuz
GÖKÇE FIRAT
Ülkücüye mektup:
Uyanmanın vaktidir bozkurt
GÖKÇE FIRAT
Türk milleti,
bu 12 Eylül’de "hayır" de! Tayyip faşizmini durdur!
ALİ ÖZSOY
Apo'yu ipten kurtaran MHP ve Devlet Bahçeli’dir!
ÖZGÜR ERDEM
Tayyip ve Kılıçdaroğlu: İkisi de Türk değil Türkiyeli
KAYA ATABERK
Yılmaz Karakoyunlu’dan farklı bir
Şeyh Bedreddin romanı
OKAN İŞBECER
TBMM’de ırkçı Kürt terörü
TUĞRUL ÇELİK
"Kürt", Türk’e
hep düşman
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Dağ fare doğurdu
karar yeterli değildir
TÜRKKAYA ATAÖV
"Mavi Marmara"da
İsrail görüşü
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türkiye’nin içten kuşatılması: Türksüzleştirme
Ulusal Parti Mersin'de
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (28)
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
Türkiye’nin içten kuşatılması: Türksüzleştirme

Dünya sistemi ve siber emperyalizm

Bu soruyu “savaş dünya krizini çözmek için zorunlu mudur?” diye de sorabiliriz. Amerika’da tüketici kredilerinin geri dönmemesiyle başlayan ekonomik kriz sürecini incelediğimizde, vurguladığımız farklı bir analiz yöntemi vardı. Bu yöntem paranın elektronik ortamda dolaşımı ile günde 2 trilyon doların dolaştığı yerdeki emperyalist sömürünün, bu anlamda bir biçim kazandığı “siber emperyalizm” ya da “elektronik emperyalizm” kavramını ileri sürmüş ve ticari sömürü, eşitsiz değişim veya emek sömürüsü kavramlarının bunun yanında çok masum kaldığını vurgulamıştık. Bu kavramı iyi kavramamız için aslında dünya sisteminin geçtiği aşamaları ele almamız gerekir.

Kömür enerjisine ve demir-çeliğe dayalı İngiliz emperyalizmi dediğimiz dönem, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra petrol ve içten patlamalı motorlarla Amerika’ya geçmiş bir dönemdir. Amerika, dünya sistemindeki İkinci Dünya Savaşı ve 70’li yıllar arasındaki büyümeyi merkezi olarak almıştır. Ama bu dönemde Amerika’nın karşısında Japonya ve Avrupa’yla üçlü bir dünya ortaya çıkmıştır. Otomotiv endüstrisi, uçak endüstrisi gibi bu klasik endüstrilerde Amerika bu ülkeler karşısında gerilemiştir. Burada Amerika bu ülkeler arasında en borçlu ülkelerden biri konumundadır. Ama dünya sistemindeki gerilemeye karşılık askeri ve politik alandaki güçlülüğünü sürdürmüştür. Ama bu arada Lester Thurow’un açıklıkla vurguladığı, stratejik endüstriler dediğimiz Silikon Vadisi’ndeki gelişmeler, bugünkü gazetelerde görüyoruz, Amerika’da yeni bir gelişime, ikinci bir Amerikan yüzyılına yol açmıştır.

Silikon Vadisi-New York Borsası evliliği

Amerika, ürettiği ileri teknoloji savaş füzelerini, hava bombardımanını tüketecek pazarı savaşta bulmuştur. Daha sonra yeniden krize girmesine karşılık 2003’te yeniden bir savaşla yeni bir ekonomik büyüme sağlamıştır. İşte bu ekonomik büyüme sonucu, yani ileri teknolojiye sahip olan ve bu ileri teknojisi savaş sanayisine dönüşen Amerikan savaş sanayisi, petrol ve para sermayesindeki egemenliği ile dünya sistemine oligarşik bir terim olmuştur.

Yani petrol ve içten patlamalı motora dayanan endüstri yerine Silikon Vadisi’ndeki bilişim teknolojisi, yapay malzeme ve telekomünikasyon ağı sistemiyle dünya sistemi yeni bir gelişmeye girmiştir. Bu yeni gelişme Amerika’nın New York Borsası ile Silikon Vadisi’nin evliliğinden ortaya ortaya çıkmış ve bu yapı da ultra savaş sanayisi olmuştur.

Amerika, ultra savaş sanayisi 1990 yılında Japonya ve Almanya karşısında gerilemiş bir dünya sisteminin ülkesiyken, bu gelişmeden sonra tüm borçlarını ödediği gibi ekonomik olarak büyümeye girmiştir.

Amerika, ürettiği ileri teknoloji savaş füzelerini, hava bombardımanını tüketecek pazarı savaşta bulmuştur. Daha sonra yeniden krize girmesine karşılık 2003’te yeniden bir savaşla yeni bir ekonomik büyüme sağlamıştır. İşte bu ekonomik büyüme sonucu, yani ileri teknolojiye sahip olan ve bu ileri teknojisi savaş sanayisine dönüşen Amerikan savaş sanayi, petrol ve para sermayesindeki egemenliği ile dünya sistemine oligarşik bir terim olmuştur.

Petrol şoku ve ABD krizi

Daha savaş başlamadan önce petrol krizi için yazdığım kitapta bu üçlü sistemin yani Yahudi para sermayesinin, petrol sanayisini ve savaş sanayisini ele geçirmesiyle yeni bir dünya sisteminin başladığını vurgulamıştım. Bu savaştan sonra Amerika yine maddi durumunu düzeltmiş ve iki yıl önce başlayan büyük krizde “Amerika bitiyor, Çin ve Rusya çıkıyor” diyen Avrasyacılar yeni bir tokat yemiştir. Çünkü teorik olarak ileri sürdükleri bütün tezler çöktüğü gibi Çin ve Rusya’nın Amerika’ya bağımlılığı daha da artmıştır.

Bu nasıl olmuştur sorusunu sorarken artan petrol fiyatları Rusya’ya girdi yapmıştır. Çin’in de Amerika’ya ve dünyaya 1 trilyon dolarlık ihracat fazlası vardır. Bunların tümü ileri teknoloji hisselerine yani Amerika’ya akmıştır ve Amerikan devlet kağıtlarına gitmiştir. Bir kriz gelmesi sonucu tüm bunların değerini yitirmesiyle Amerika’ya ödenmiş bu dolarlar Amerika’da kalırken, bu dolarları elde etmek için sattıkları petroller, Çin’in yaptığı üretim ve Rusya’nın petrolü ve doğalgaz gelirleri Amerikan kasasına akmıştır. Bu noktada dolar değerini kaybetmek yerine değerini artırmıştır. İşte bu kriz Amerika’nın dünya sistemindeki konumunu ortaya çıkarmıştır.

Obama ve emperyalizmin yeni stratejisi

Obama’nın seçilmesi sonrası Lester Thurow’un “Amerika hispanik bir başkan da seçmelidir” söylemi gerçekleşmiştir. Hispanik başkan, Latin Amerika’ya uygulanacak politika için gereklidir. Thurow, Venezüella, Brezilya gibi petrol bölgelerine düzenlenecek operasyon için hispanik bir başkanın sempati yaratacağını düşünürken Amerika için Nijerya, Kuzey Afrika ve Orta Asya’da siyah bir başkanın etkin olacağı, Bush yerine daha sempatik olacağı gerçeğini vurgulamıştı. O zaman savaşın yeni bir aşamasının ortaya çıkacağını, çünkü somut olarak finansal dönemde ortaya çıkan bu krizin aslında gerçek bir kriz olmayıp Amerika’nın dünyaya dağıttığı dolarları geri çekme operasyonu olduğunu vurgulamıştı.

Aynı olguyu şimdi düşünürsek, eğer Çin’in tüm dünyaya yaptığı ihracat fazlası durursa ve Çin de aynı zamanda tedarikçi ülke olarak Latin Amerika’dan ve dünyadan aldığı ürünleri alamaz duruma gelirse, bu somut bir krizdir.

Kapitalizmin krizleri çözüm yolu: Savaş

Somut krizlerin ancak savaşla çözülebileceği bir gerçektir. Krizin yeniden gerek Roubini gerek Krugman tarafından beklendiği ifade edilmektedir. Bu seferki kriz somut bir krize dönüşecektir. Bu krizin oluşması durumunda, Amerika’nın krizden kurtuluş için savaş sanayini tüketime yönlendirecek büyük bir savaşın, en azından yerel büyük bir savaşın, ortaya çıkmasının önü açılmaktadır.

Bu sayede savaşın ekonomiyi canlandırması gerçeği karşımıza çıkıyor. Savaşlar ekonomiyi batırmamaktadır. Tam tersine batmış ekonomileri kurtarma rolünü üstlenmektedirler. Maalesef kapitalizmin mantığı budur. 2000 yılından bu yana altının 200 dolardan 1200 dolara çıkmış olması göstermektedir ki, artık rezerv para olarak dolar kendini koruyor ise de böyle bir savaş durumunda koruyamayacağı için ülkeler altın stoklamaktadır.

Bu da sistemin kendini yitirmesi demektir. Geçmişte altına dayanan sistem yapılan anlaşmalarla dolara dönüştürülmüştür. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dolara dayalı ekonomi ortaya çıkmıştır. Ama günümüzde paranın ekonomik güç olabildiği bir sistem egemenliği devreden çıktığı için altın öne çıkmıştır. Bunun yeniden kurulabilmesi için Amerika savaş çıkarmak durumundadır. Körfez Savaşı’nda olduğu gibi savaşı bir biçimde bir nokta-dan başlatmak ve belli bir alana yaymak gerekir.

Kırgızistan’da yaşananlar neyin habercisi?

Geçmişte altına dayanan sistem yapılan anlaşmalarla dolara dönüştürülmüştür. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dolara dayalı ekonomi ortaya çıkmıştır. Ama günümüzde paranın ekonomik güç olabildiği bir sistem egemenliği devreden çıktığı için altın öne çıkmıştır. Bunun yeniden kurulabilmesi için Amerika savaş çıkarmak durumundadır. Körfez Savaşı’nda olduğu gibi savaşı bir biçimde bir noktadan başlatmak ve belli bir alana yaymak gerekir. Kırgızistan’daki yaşanan birbirini boğazlamalar olgusu da bu alanın sınırlarını belirlemektedir. Türkiye’deki PKK saldırılarının artması, bu anlamda kitlesel bir çatışmaya yönelmesi durumunda da benzer dengesizleşmiş bir durum ortaya çıkacaktır.

Kırgızistan’daki yaşanan birbirini boğazlamalar olgusu da bu alanın sınırlarını belirlemektedir. Türkiye’deki PKK saldırılarının artması, bu anlamda kitlesel bir çatışmaya yönelmesi durumunda da benzer dengesizleşmiş bir durum ortaya çıkacaktır. Akayev devrildiği zaman “Orta Asya’da Türk Ufku” başlıklı yazımızda bu bölgede zincirleme devrimler olacak demiştik. Sonrasında Bakiyev göreve geldi. Daha sonra Roza Otunbayeva’nın göreve geldiği bir dönem yaşanmıştır. Sonrasında ise geçmişte güneylilerin ayrılarak Özbekistan’la birleşme çabalarının olduğu noktada bugün Özbeklerin bu bölgeden tasfiye edildiği bir noktaya gelinmiştir.

Aynı ulusun birbirini katletmesi olgusu inanılmaz bir gerçekliktir. Aynı şekilde birkaç yüzyıl önce Türk olan aynı topluluk, bugün Şafi, Kürt, Alevi, Kızılbaş, Türkmen, Sünni, Türk ayrımıyla hassas bir döneme giren Türkiye’de bu tip kışkırtmaların sonuç vermemesi dileğimiz olmasına karşılık, Kırgızistan örneğinde de gördüğümüz gibi yıkıcı durumlar ortaya çıkmaktadır. Yani kardeşlik söylemi yetmemektedir. Bu kardeşlik geçmişte kalan kardeşlik değil Kırgız, Özbek, Kazak arasında bu tip katliamlar olması en azından Türkiye’de bu konunun zayıf karnı olduğu ve bu zayıf karın her an bu savaş durumu ile birlikte zayıf bir Türkiye yaratılmasını getirmektedir.

Türkiye’nin içten kuşatılması: Türksüzleştirme

Bu nereden çıkmaktadır sorusunu sorarsak, geçmişte “müttefik kuşatması” olarak güneyde Irak’tan, Romanya’dan Ukrayna’dan Rusya’dan Türkiye’nin Amerika tarafından üslerle donatıldığı vurgulanmaktaydı. Ama günümüzde ise Türkiye artık dıştan değil içten kuşatılmaktadır.

Örneğin özellikle İyonya Cumhuriyeti olarak yeni yeni lanse edilen Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlıların Ege kıyısına çıkarak İyonya’yı, Pont bölgesinde Pontus devletini, doğuda Ermenistan’ı, ara bölgede ise Şii-Kızılbaş Alevilerin ayrılması şeklinde etnik kimliklere demokrasi vermek adı altında Türkiye’nin yeniden yapılandırılması yani “Doğu Sorunu” tekrar ortaya atılmaktadır.

Özellikle yazdığım gibi Pontlar ne Rumdu ne de Grek.

Keza İyonya kıyıda bir bölge olmasına rağmen Lidya, Frigya, Karya ve Pamphylia gibi bölgeler hiçbir zaman Greklerin olmadığı halde bu bölgelerin Helen kavramı altında Grekleştirme çabalarının ortaya çıkmaktadır. Ama bunların hepsinin 20. yüzyılda ortaya atıldığını vurguladığımız zaman İngiliz emperyalizminin ve Rusların Türkiye’deki politikalarının içyüzü ortaya çıkmaktadır. Keza aynı şekilde Roma devleti olan Ön Asya’daki Rum devletinin ismini birdenbire Bizans yaparak, Bizansı da Grek yaparak Türkiye’yi, Greklerin vatanı haline getirmeye çalışmaktadırlar.

O halde “Türkler Anadolu’dan gönderilmelidir” tezinin temellerini oluşturmaktadır. Aynı şekilde daha önce de bahsettiğim gibi Selçuklulardan beri devam eden birliktelik veya Selçuklularla varolan başlangıç tarihi ve özellikle Türkmen beylerinin tarihi olan bu tarih, Şafilikle beraber Kürtlüğe dönüştürülürken; Selçuklular, İlhanlılar ve Akkoyunlular döneminde Anadolu’

nun doğu kesiminde Kızılbaş-Alevi Türkmenlerin, Alevi ulusu olarak ayrı bir ulus olma çabaları ortaya çıkmıştır.

Keza Araplaşmanın Suriye, Lübnan ve Adana arasındaki Arap kimliğini ortaya çıkarma çabaları Türkiye’deki Türk kimliğine karşı geliştirilen politikalardır. Yani Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde “böyle bir Türklük yoktur, uydurmadır” sözünü yaygınlaştırarak ve “farklılıklar bizim zenginliğimizdir” diyerek Türk ulusal bütünlüğünü parçalama çizgisi demokratikleşme çizgisi olarak ileri sürülmüş ve karşımıza çıkarılmıştır.

İşte bu boyutu ile de bakıldığı zaman bu kuşatma sanıldığı gibi dıştan değil içten kuşatma ve iç bütünlüğümüzün kendi içinde etnik kimliklerle parçalanma olgusu karşımıza çıkar. Batının ileri sürdüğü “etnik-cemaatsel hoşgörü” ve “demokratikleşme” gibi kavramı tamamiyle politik bir kavram olarak tamamen bu çevrelerin yeniden biçimlendirilmesi, özellikle ara bölge dedğimiz Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Rusların parçalaması gibi Afganistan’dan Türkiye’ye giden hattın parçalaması tehlikesi vardır.

Bundan birkaç yüzyıl evvel İran’daki Türk iktidarının nasıl parçalandığını ve yok edildiğini vurguladığım gibi Afganistan, Pakistan ve Hindistan’daki Babürlerin yok edilerek ve bugün Türklükle ilgisi olmadığı ileri sürülerek Mugallar gibi bir deyimle sistemden koparıldığı gerçeğini gözardı etmeden geleceğe bakamayız.

Bu anlamda ulusal olmak bu tarihsel perspektife bakmak durumundadır. Böyle bir olgu Türkiye’deki güçlerin direnişi ile karşılaşacaktır. Bu direnişler aşamalı olarak Amerika’nın müttefik olarak içimize yerleşmesiyle ve bu ayrılıkçı hareketlere karşı yapılacak operasyonları durdurmasıyla yani Türkiye’ye karşı fiili bir operasyonlarla gerçekleştirilebilir. Bu operasyonlar askeri operasyonlarla aynı dönemdedir. Çünkü eğer Rusya somut olarak sistem karşısında bir pozisyon almış olsaydı, Türkiye Sovyetler dönemindeki çizgisine yakın bir tavır alacaktır.

Tarihin Helenleştirilmesi projesi

Bu son 2008 krizinden evvel Rusyanın Putin döneminde güçlü bir tavır göstermesi geçici bir dönem olmuştur. O dönemde petrol imparatorluğuyla Amerikan imparatorluğu arasındaki çatışma krizden sonra uzlaşmaya dönüşmüş ve petrol imparatorluğu sisteme diz çökmüştür.

Bu boyutta da Türkiye’nin Amerika için artık bir önemi kalmamıştır. Burada Helen kültür alanı ile gelişmiş bir dünyada Helen tarihinin merkezi olduğu ileri sürülen Pontların ve İyonya devletinin yaratılması da uzak bir hedef değildir.

Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye’ye yapılan saldırının hedefi budur. Ama bu hedef halen geçerlidir. Pan-Helenik ideoloji, “16 milyonluk Yunanistan ile dost olduk, artık bir düşmanlık yok” sözünün hayali bir laf olduğu ortaya çıkmaktadır. Pan-Helenik ideoloji hep var olmaktadır.

Bu arada kendi içimizde kendi yetiştirdiğimiz Batı hayranı tarihçilerimizle Helenistik dönem, Bizans dönemi, Roma dönemi, Grek dönemi gibi Anadolu’yu sınıflayıarak tarihi gerçekçi olmayan bir biçimde Helenleştirme politikası içimize işlemiştir. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na sahip olmasıyla bu bölgelere sahip olması eş anlamlıdır. Ama ordumuzdaki Kemalist düşünenlerin tasfiyesi keza toplumumuzdaki CHP’den Kemalizmin tasfiye edilmesi ve bu günlere gelişi, toplumumuzda “etnik çeşitlilik zenginliğimizdir” denen proje birbirine denk düşen projelerdir. Bu boyutuyla bakıldığı zaman çağımızda Leninist dönemde bütünüyle dışlanmış olan ve emperyalistlerle işbirliği içinde olan, emperyalist savaşta emperyalist çıkarları savunan sosyal demokrat ideoloji günümüzde farklı bir arlam kazanmıştır.

Galiyev’in de dediği gibi, Batı burjuvazisinin sömürüsünden Batı işçi sınıfı da pay almıştır ve bu anlamda sosyal demokrasi ortaya çıkmıştır. Ama Doğudaki devrimciler ise bu anlamda Batıya tümüyle karşı sistematik bir mücadele içinde proleter halkların söz konusu olduğunu ortaya koymuş ve bu anlamda proleter ulusların, proleter halkların devrimci mücadelesinin asıl dünyanın devrimci halkasını oluşturduğu tezi ortaya çıkmıştır. 60’larda 70’lerde Milli Demokratik Devrim olarak formüle edilen Kurtuluş Savaşı ile ilk örneği gerçekleştirilen bu olgu Çin Devrimi ile de hayata geçmiştir. Daha sonra sol literatürden çıkarılarak “sol milliyetçi olmaz” söylemiyle Kautsky dönemi, Bernstein dönemi solculuğu gündeme getirilmiştir.

CHP, AKP’nin izinde

CHP ise bölünmeye sürüklenen Türkiye’de bunlara karşı uyanık olma döneminde bunları ekarte ederek, sadece klasik yoksulluk-yolsuzluk biçimindeki AKP’nin yolsuzluğuyla mücadeleyi gündeme getirmiştir. Ancak gerçek küresel sistemdeki saldırıları görmeyen bir politikaya inmiştir.

Onun dışında “Kürt sorununu biz çözeriz” ve “kan kanla yıkanmaz” söylemleriyle demokratikleşme diyerek AKP’nin tamamlayamadığı yani AKP’

nin yerine getiremediği talepleri gerçekleştirmeye talip olması CHP’nin karşılaşacağı en büyük çelişki ve şanssızlığı olacaktır.

Türkiye’nin parçalanması, Batı Anadolu’da İyonya’nın, Pontların ve Alevi gibi devletçiklerin ortaya çıkarılarak beş parça Kürt devletinin birleştirilmesi gibi modellerin hayatta olduğu bu dünya sisteminde, Türkiye’deki Atatürkçüler buna direniş göstermelidir ve buna karşı uyanık olmalıdır.

Nasıl ki Avrasyacı çizginin Cumhuriyet yürüyüşlerindeki enerjiyi yok edişi gerçeğiyle karşılaştıysak, şimdi de sosyal demokrat çizgi adı altında Türkiye’deki Türk ulusunun geleneğini ve Atatürkçü mirası hovardaca harcayarak yok etme şansına hiçbir CHP’li sahip olmamalıdır.

Bu yönetiminden tabanına hepsi için geçerlidir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Kendi ülkemizde azınlık olmadan bu sorunu çözmeliyiz emparyalistler her zaman bu hayalini gerçeklreştirmek için fırsat kollayacaklar her Türk uyanık olmalı

Ne Mutlu TÜRK'üm Diyene
Tengri Tük'ü Korusun

Mehmet, İçel
23 Temmuz 2010


AYAĞA DÜŞEN HUKUK

Açıldı hudut kapıları
Girdiler birer birer
Türk Ordusu'nun komutanlarını ayaklarına çağıranlar
Suçlunun ayaklarına gönderildiler
Soruldu: "Pişman mısın?"
"Değilim!"
"Yaz! Pişmandır" dediler
Geldiler birer birer
Birer birer salıverildiler.

Ömer Aybat, İçel
22 Temmuz 2010


Çirkince coşup sürüklenenler
Vaziyet aldılar türklere kerşı
Sosyoloji etütlere sapanlar
Vaziyet alanlar türklere karşı

Bu tutum altında din ve ırk yatar
Kendini bi,lmiyen yanlışa sapar
Dünyada islamı türk olan kollar
Vaziyet alışlar türklere karşı

Küttür coğrafya turt kabul etmez
Kendini bilenler kötülük etmez
Türkler köklü millet erimez bitmez
Yanlış siyasetler türklere karşı

Türkler fert yaratır hem hakim olur
Türke karşı olan sonunda erir
Geçmiş gelecegi tarih gösterir
Yanlış saiyasetler türklere karşı

Sabit der dur orda o nasıl bakış
Sana kimse toprak vermez bir karış
Yavaş sende türklüğe alış
Yanlış siayaset yok türklere karşı

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
20 Temmuz 2010


Hocam,kamuflaj edilmiş gizli ve sinsi niyetler hakkında bilgilendirdiğiniz için teşekkürler.'Su uyur,düşman uyumaz.' diye atasözlerimiz bile var ama biz uyumuşuz malesef.Neyse ki geç olmadan Allah sizin gibi bilim önderleri tarafından uyanmamaızı sağlıyor.Biz düşmanı sınır dışından bekliyorduk ama aynen Kurtuluş Savaşı öncesi gibi,türk düşmanları tarihi resmigeçitlerini yapıyorlar.Galiba Allah da şu mesajı veriyor:' Ey Türk Milleti !,bak 9o yıldır yalılarda konaklarda oturup holding sahibi yaptığın(kendin 2-3 çocuğunla kanaatkar ve yoksul yaşarken?!) 3-4 eşli ,30-40 çocuklu adamları ,vergi almadan,elektirik-su ilaç hastane masrafı verdirmeden,30-40 isyanına ,dış güçlerle işbirlikçi olalarına,tüm hainliklerine rağmen besledin.? E,artık temel değerlerini değiştimek gafletine düştüler,UYAN!' DİYOR...Tabi ki 'Aç tavuk rüyasında darı görürmüş'  Bir yerde okudum,genetikle ildili:'kişi hangi-kaç eğitim
 i alırsa alsın;baskı altında kalınca genetik özellikler ön plana çıkarmış.' Herkes tarihini ve genlerini gözden geçiriversin bakalım ne görecekler?

Ayşe, Adana
20 Temmuz 2010


Türk partisi yalnızca ulusal partidir. Türklerin partisi olduğunu söyleyen ülkemizde bir tek Ulusal Parti var. Ve önümüzdeki seçim Türkiye’yi Kürtler mi yönetecek Türkler mi yönetecek bunun seçimi olacak. Genel seçim 2011 yılında. Az kaldı.
Ne mutlu Türküm diyene... Yaşasın Kemalizm. Kahrolsun emperyalizm...
saygılar,

Murat Pira, İzmir
20 Temmuz 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40