![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Halbuki, TBMM’ye ilk girdiklerinde ne kadar kibardılar... Ne Ahmet Türk’ün Bahçeli’nin elini sıkan ‘kibarlığı’ kaldı ne de DTP’li (şimdiki BDP) bayan milletvekillerinin zarafeti. Öyle ya, bunlar TBMM’ye ilk girdiklerinde gazeteler böyle haberlerle doluydu. Sanki bunlara cici çocuk muamelesi çekersek bunlar da uslu dururlar gibi bir anlayış hakimdi. Ancak zaman geçtikçe bunların aslında hiç de cici çocuklar olmadıkları ortaya çıktı. Kürtleri kazanalım adı altında şımartılan bu adamlar üstüne bir de dokunulmazlık zırhını geçirdiklerinde artık gemi iyice azıya aldılar. Her gün TBMM kürsüsünden devleti tehdit eden mi dersin, Terörist cenazesine katılan mı dersin, Genelkurmay Başkanı’na posta koyan mı dersin. İşte bu Kürt terörünün son örneğini geçtiğimiz günlerde BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık verdi. Geçtiğimiz günlerde BDP tarafından “etnik nüfus yapısının belirlenmesine” ilişkin Meclis araştırması açılması önergesi verildi. Yanlış okumadınız, BDP’liler etnik nüfus yapısını öğrenmek istiyorlarmış. PKK’ya, Kürtçülüğe her karşı çıkanı ırkçı, faşist olarak damgalayan BDP’liler, böylelikle bu ülkede kimin ırkçı olduğunu da ortaya koymuş oldular. BDP’nin önerisine karşı konuşma yapan Eskişehir Bağımsız Milletvekili Tayfun İçli de yaptığı konuşmada “Etnik nüfus yapısını neye göre araştıracaksınız; kafatasına, kan sayımına, DNA'ya, beyan esasına göre mi yapacaksınız? Bu ırkçılık, kafatasçılıktır; Türk milletini fişlemektir. Bunun adı kültür, demokrasi değildir” dedi. İçli ayrıca “birileri ırkçılık ve faşizmi, demokrasi kavramı içine sığdırıyor” deyince kıyamet koptu. Ağza alınmayacak küfürlerle Tayfun İçli’nin üzerine yürüyen Sırrı Sakık’ı milletvekilleri zor zaptettiler. Anlaşılan artık bu adamların en ufak bir eleştiriye bile tahammülleri kalmadı. Adam hem etnik nüfus yapısını öğrenmek isteyerek ırkçılığın daniskasını yapıyor hem de “bu ırkçılıktır” diyene ağzına geleni söyleyip üstüne yürüyor. Birileri de hâlâ bu adamları demokrasi temsilcisi ilan ediyor. Üstelik bu olay adamın ilk vukuatı da değil. Bu şımarık Kürtlere birilerinin artık haddini bildirmesi gerekiyor. Bir de TBMM İdare Amiri olacak bu adama TBMM sadece kınama cezası vermiş. Yazıklar olsun. Yazıklar olsun ama bu adamlara mı yoksa bu adamlara bir şey diyemeyenlere mi? “Apo asılsın” dedi aforoz edildi
Nasıl olur, bu adamın kafasına saksı falan mı düştü diye soranınız olabilir ama merak etmeyin. Önder Aytaç’ın kafası gayet sağlam. Bu sözleri Fethullahçı Samanyolu grubuna bağlı olan Küre TV’de yayınlanan bir programda söyledi. Önder Aytaç’ın Apo ile ilgili sarf ettiği sözler tamı tamına şöyle: “Abdullah Öcalan madem sizin elinizde, alırsınız ve dersiniz ki, ‘Bir ay içerisinde, Türkiye’de bir tane yaprak kıpırdamayacak şekilde, bu terörü bitirmezsen seni öldürürüm, seni idam ederim, seni asarım!’ Bakın bütün olayların hepsini bitirirsiniz. Bitmiyor mu; asarsınız, öldürürsünüz.” Nasıl ama, adam Taraf’ın değil TÜRKSOLU’nun yazarı sanki. Böyle sözleri Taraf camiası pek kaldıramaz biliyorsunuz. Bunu da kaldıramamışlar nitekim. İki gün içerisinde Önder Aytaç’ın yazılarına son verildi. PKK’nın dağ kadrosunun liderlerinden Cemil Bayık da Aytaç’ı açıktan tendit etti. Bayık, “Apo öldürülsün diyenlere sesleniyorum: Kimin öldürüleceği belli olmaz!” Bunun üzerine can telaşına düşen Önder Aytaç ailesini Amerika’ya göndermiş. Kendisi de ne olacağım diye kara kara düşünüyormuş. Aytaç’ın ailesini Amerika’ya göndermesi oldukça manidar. Taraf gazetesi yazarı, PKK’dan kurtulmak için ABD’ye sığınıyor. Ne kadar da acıklı. Bu tıpkı Enver’in Alman zırhlısıyla, Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçmasına benziyor. Amerikan işbirlikçisi olan Aytaç da doğal olarak Amerika’ya sığınıyor. Ama dikkat etsin. Çünkü Amerika aynı zamanda PKK’nın da hamisi. Aytaç’ın durumu bütün işbirlikçiler açısından ibretlik bir vaka. Bugüne kadar Kürtçülüğün hasını yapan Önder Aytaç, söylediği bir cümle nedeniyle PKK’yla karşı karşıya kaldı. Aytaç’ı ilk satan da çalıştığı sözde gazete oldu. Bütün işbirlikçiler bu olayı bir yere not etsinler. Çünkü kendi sonları da aynen böyle olacak! DİSK-TÜSİAD elele
Malum, teoriye göre işçi ile patron arasında uzlaşmaz bir çelişki vardır ve sermayedarınn varlığı işçinin ölesiye sömürülmesiyle mümkündür. Şimdi tekrar Süleyman Çelebi-Ümit Boyner buluşmasına dönelim. Çelebi Boyner’e iade-i ziyarette bulunduğuna göre bu iki taraf arasındaki ilk görüşme değil. Tuncay Özilhan’ın TÜSİAD başkanı olduğu dönemde DİSK ile ilk temaslar yapılmış. Bundan önceki TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ döneminde TÜSİAD DİSK’i ziyaret etmiş. Çelebi de Boyner’e iade-i ziyarette bulunmuş. DİSK Başkanı Çelebi, TÜSİAD ve DİSK’in farklı çıkar gruplarını temsil eden iki örgüt olduğunu, ancak Türkiye’nin önemli siyasi ve ekonomik konularında iki örgütünde ortak noktaları bulunduğuna dikkat çekmiş. Çelebi, “Anayasa değişikliği konusundaki sıkıntıları TÜSİAD dile getirince daha farklı ve daha yüksek bir ses çıkıyor. Aynı konuları TÜSİAD söyleyince ezberler bozuluyor.” dedi. Peki de, bu nasıl farklı çıkar gruplarını temsil etmektir? Öyle görünüyor ki, DİSK ile TÜSİAD artık farklı çıkar gruplarını temsil etmiyor. En azından Süleyman Çelebi’nin artık işçi sınıfını temsil etmediği açık. Çelebi’ye tavsiyemiz, sendikasını kapatıp bir an önce ait olduğu sermaye saflarına iltica etmesi. Sermayeci sendikadan kurtulan işçiler de böylelikle doğru bir mücadele hattına girebilirler. Çelebi ya örgütünü değiştirsin ya da örgütünün ismini. Mesela SİSK (Sermayeci İşçiler Sendikaları Konfederasyonu) güzel bir isim olur. Vakit Rum Yönetimi’ne, Zaman Kos’a!
Geçtiğimiz haftanın gündemi oldukça yoğundu buluyorsunuz. Anayasa Mahkemesi’nin Tayyip’in paketi ile ilgili verdiği karar bütün hafta boyunca tartışıldı. Ancak Şeriatçı Vakit gazetesi ile Fethullah’ın gazetesi Zaman’ın gündemi oldukça farklıydı. Her iki gazete de KKTC’deki Kuran kurslarına yönelik baskılar üzerine günlerce yayın yaptılar. Neymiş efendim KKTC’de Kuran kurslarına izin verilmiyormuş, Kuran kurlarının kapılarına tekmeler atarak giriliyomuş da sonra da kurslar kapatılıyormuş vs. Hemen ardından da Kıbrıs’taki yeni yönetime veryansınlar başlıyor. Aman efendim Kıbrıs’taki yeni yönetim 28 Şubat’ın devamıymış. Amaç Kıbrıs’ın yeni yönetimini yıpratmak. Talat döneminde bu KKTC’de hiç Kuran kursu yok muydu ki böyle haberler hiç duymadık. Yoksa Talat çok demokrattı da bu kurslara ses mi etmiyordu anlamadık gitti. Birdenbire Kuzey Kıbrıs’ta yönetim değişince Kuran kursları sorunu da patlak verdi. Hele hele Vakit ile Zaman’ın bu konudaki haberlerini okuduğumuzda hayretimiz birkaç kat arttı. Vakit gazetesinde yer alan habere göre Kıbrıs Rum Kesimi’nde bir ilkokul öğrencisinin başörtüsüyle okula gitmesi tartışma konusu olmuş. Bunun üzerine açıklama yapan Rum Eğitim Bakanı Andreas Dimitriu da dini özgürlüklerin anayasa güvencesi altında olduğunu ve ailelerin çocuklarına inançları doğrultusuhda eğitim verebileceklerini söylemiş. Bunun üzerine Vakit de adamı dini özgürlükler şampiyonu ilan etmiş. Zaman gazetesinin örneği ise daha felaket. Kuzey Kıbrıs’taki Kuran kursu sorununu haber yapan Zaman, Kuzey Kıbrıs’ta baskılar nedeniyle din eğitimi yapılamazken Yunanistan’ın Kos Adası’nda çocukların özgürce camilere giderek din eğitimi aldıklarını yazmış. Biz de buradan Şeriatçılara seslenmek istiyoruz. Özgürce türban takmak isteyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne gitsin. Kuran kursu alacaklara ise tavsiyemiz Yunanistan’ın Kos Adası. Yazıyı okuyan Şeriatçılar sakın ola bize kızmasınlar. Buraları tavsiye eden biz değiliz. Vakit ve Zaman gazeteleri. Akşam’ın coni rezaleti
Kimi gazeteler ABD gemisinin gelişi sırasında düzenlenen küçük çaplı protesto gösterilerine yer verirken kimileri bunu da görmezden gelerek sadece geminin geldiğini, personelinin Antalya’yı gezdiğini yazmışlardı. Medyadaki haberlerin en reziline ise Akşam gazetesi imza attı. Gazetede 7 Temmuz günü verilen haberin başlığı “Antalya’ya coni dopingi”ydi. Haberin içeriği de ayrı rezaletti. Haberde şöyle deniliyordu: “ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait USS Dwight Eisenhower Uçak Gemisi Antalya körfezine demir attı. Karaya çıkan 5 bine yakın ABD askeri Antalya ekonomisinin canlandırdı. Antalya şehir merkezine akın eden askerler, bol bol alışveriş yapıp kentin fotoğraflarını çekti. Cumhuriyet meydanından Kaleiçi Yat Limanı’nı seyreden Amerikan askerleri Antalya’nın çok güzel bir şehir olduğunu söyledi. Antalya’da iki gün kalacak geminin komutanları Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ı ziyaret etti. Başkan Akaydın, Kıdemli Savunma Ataşesi Tümgeneral Stanley Clarke ve Tuğamiral Philip Davidson’ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.” Kuzey Irak’taki yatırımlarını ABD’nin koruduğu Karamehmet’in gazetesinden de böyle bir haber beklenirdi doğrusu. Zannedersiniz ABD gemisi Antalya’yı değil Akşam gazetesini ziyaret etmiş. ABD gemisinin ziyareti Akşam’ı o derece sevindirmiş. Şahin Şimşek de beraat etti
Hemen ardından da Kayseri’deki şehit cenazesinde AKP’li Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Şahin Şimşek isimli bir beden eğitimi öğretmeni tarafından yumruklanmıştı. Sonrasında ise yurdun çeşitli yörelerinden yumruklu protesto haberleri gelmişti. İlk protestocu İsmail Çelik, Samsun’da çıkarıldığı mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Beden Eğitimi Öğretmeni Şahin Şimşek de geçtiğimiz hafta Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. İlk duruşmada Bakan Yıldız’ın avukatları Kayseri Baro Başkanı Ali Aydın, Mehmet Savruk, Kubilay Gürcan, Hamdi Öksüzkaya ve Aynur Küçük ile birlikte tutuklu sanık Şahin Şimşek, avukatları Sümer Erol, Savaş Kaya ve İlhami Şimşek duruşmada hazır bulundu. Şahin Şimşek mahkemede verdiği ifadede şehit cenazesindeki ortamdan çok etkilendiğini belirterek, “Herkes ağlıyordu. Bakanın ağlamadığını gördüm. Tabutun üstüne basarak bakanın üstüne atladım.” dedi. Şahin Şimşek, cezaevinde yattığı süre ve alacağı ceza göz önünde bulundurularak mahkeme tarafından tahliye edildi. Böylece DTP’lilerden sonra AKP’lileri de protesto etmenin suç olmadığı mahkemece tescil edildi. Paul’ü siz bir de Tevfik’e sorun
Paul de kim demezsiniz herhalde. Dünya Kupası’nın meşhur ahtapot kahinini bilmeyen kalmadı artık. Almanya’da yaşayan Paul, Dünya Kupası’ndaki tahminleriyle adından söz ettirdi. Öyle ki, bizim medya Paul’ün bir benzerini bulup referandum sonucunu bile sordu. Hatta Almanya-İspanya maçında İspanya’yı seçtiği için Almanlar arasında tartışma yarattı. Acaba Paul’ü kızartıp da mı yesek yoksa haşlayıp da mı yesek? Her neyse tahminlerinin sırrı çözülemeyen Paul’ü bir de TÜRKSOLU’nun balığı Tevfik’e soralım dedik. Tevfik, bir zamanlar aynı sularda yüzdüğü Paul için, “Tanırım. Aylak, palavracı, üçkağıtçının tekiydi. Bir baltaya sap olamamıştı. Ünlü olma hevesi vardı. O zamanlar da şanslıydı. Tahminlerindeki başarısının tamamen tesadüf olduğunu düşünüyorum” dedi.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||