Gökçe Fırat Türk milleti,
bu 12 Eylül’de “hayır” de!
Tayyip faşizmini durdur!
12 Eylül’de Türkiye tekrardan bir referanduma gidecek. Tayyip Erdoğan diyor ki “12 Eylül artık devam etmesin, ülkeye demokrasi gelsin, herkes bize oy versin, bu defa evet deyin.”
Şimdi arkadaşlar şunu söyleyelim.
12 Eylül döneminde Türkiye’de hapishanelerde bu kadar düşünce suçlusu yoktu.
12 Eylül’de Türkiye’de basın üzerinde bu kadar baskı yoktu.
12 Eylül döneminde Türkiye’de aydınlar üzerinde böyle büyük bir baskı yoktu.
12 Eylül döneminde halk üzerinde böylesine büyük bir baskı yoktu.
Tayyip Erdoğan idaresi son sekiz yıldır, özellikle bu Ergenekon operasyonundan bu yana, 12 Eylül’den beter bir rejim kurmuştur.
Biz bugün Kenan Evren’i mumla arıyoruz.
Tayyip Erdoğan, Kenan Evren’den bin kat daha faşist, bin kat daha diktatör, bin kat daha pervasızdır.
Ve şimdi aynı Kenan Evren utanmazlığıyla referandumla bunları geçirebileceğini sanıyor. Fakat buna gücü yetmeyecek.
Biz tüm Türk milletinden 12 Eylül’de göstermediği cesareti göstermesini istiyoruz. 12 Eylül’de Türkiye Kenan Evren’den korktu, sindi, “hayır” diyemedi. Ama bu 12 Eylül’de Tayyip Erdoğan’dan korkmayacak ve Türk milleti “hayır” diyecektir.
Tayyip Erdoğan iktidarının da arkadaşlar, 12 Eylül, gidişinin müjdesidir. Mesele 12 Eylül’de bunların referandumu kaybetmesi değildir, zaten kaybedecekler. Ama bunların hedefleri şuydu. Yüzde otuzların altına düşmemek, parlamentoya ne olursa olsun girmek ve bir dönem daha dokunulmazlık elde etmek.
Niçin dokunulmazlık elde edecekler?
Çünkü çok büyük suçları var. Vatana ihanet suçları var. Ülkede hukuku ayaklar altına aldılar ve bunların hesabı onlardan sorulmayacak sanıyorlar.
Ama şunu bilelim Tayyip Erdoğan’lar hiç ummadıkları büyük bir yenilgiyle önümüzdeki seçimlerde karşı karşıya kalacaklar.
Ve bugün Cumhurbaşkanlığına giderim de Meclisten, kurtulurum diyen Tayyip Erdoğan’ı Abdullah Öcalan’dan sonra kurulacak idam sehpasında göreceğimiz günler yakın.
Allah bizim ülkemize Abdullah Öcalan’ın da, tüm teröristlerin de ve onlara Kürt açılımı diye destek veren hainlerin de asıldıklarını, tüm dünyanın bunu izlediğini gösterir diyoruz.
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R...
Mustafa Kemal Atatürk’ün, 31 Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu Dairesi’nde subaylara hitaben yaptığı konuşmanın tam metni:
‘Millet, bağımsızlığını ordudan bekler’
Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil Eden subaylardan bekler. Işte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.
Efendiler !
Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle İle mülahaza etmekle yetineceğim.
Arkadaşlar!
İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir.
Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerin tabiatında en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.
Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur.
Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir Eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanı imanıdır.
İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler.
Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu.
Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır.
Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.
Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.
Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur.
Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; “ordunun ruhu subaylardadır.”
O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve, ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.
Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil Eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.
Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.
Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.
Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür.
Onları aşağılar ve hor görürler.
Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.
Onun yaşamak için bir çaresi vardır. Şerefini korumak!
Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.
Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır.
Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!’
Tahsin Eski, Almanya 26 Temmuz 2010
GörüşlerinizKafasının içinde çalışan bir beyni olan tabii ki hayır diyecek.Tayyip'in Amerika'nın bir eri olduğu,BOP'un eşbaşkanı olduğu, bunca yıldır Türkiye'yi ve Belkemiğimiz olan KİT leri satmaktan ve ailesini zenginleştirmekten başka bir iş yapmadığı, kürtleri azdırmak için ne lazımsa yaptığı kafası çalışan herkes tarafından bilinmektedir.Ama sorun şu ki,bu kadar okumayan, araştırmayan ve düşünmeyen bu millet bu gerçekleri anlayabildi mi.İşte bundan emin değilim.
Hüseyin, Sivas 22 Temmuz 2010
Dün, siyasetin irtifa kaybından, siyasi emperyalizminden, etiksizliğinden
bir kere daha utandım.
İdamlık"* ülkücülerin ailelerine yazdığı mektupları
okur, Rahmetli Metin Tokdemir'den, Şehit olduklarında nasılda
gülümsediklerini, nasılda açılan mezarlarında hala dip diri olduklarını
dinlerdik. Dün bir kere daha dinledik, Meclis Kürsülerinden...
Mustafa Pehlivanoğlu adı çınladı kulaklarımızda, Hüseyin Kurumahmutoğlu
düştü yüreğimize kordan bir demir gibi. Acımız tazelendi, Güney Doğu
Anadolu'dan gelen 7 şehitle birlikte, tuz ekildi yaramıza.
Amaca ulaşmak için *"Papaz cübbesi bile giyerim" *diyenler, dün
Şehitlerimizin adını anarak, ailelerine yazdıkları mektupları okuyarak
seslendi milletimize *"zinhar bunlar 12 Eylülün yargılanmasını istemiyor" *
12 Eylül'e *"Kara Eylül" *diyen bizleriz. Nasıl olur da istemeyiz o *"Ebu
Cehil Hukuku"*nun yargılanmasını. Yargılanmalı, yerin yedi kat dibine
hapsolmalı Mustafa'yı asanlar.
12 Eylül yargılanmalıdır. Zulmü, nefsinin silahı yapanlar en büyük cezaya
çarptırılmalıdır. Yargılanmasının ceza almayacağı anlamına gelmesi, acımızın
katlanması, hukukun saygınlığının bir kere daha ayaklar altına alınması
demektir.
Mustafa'nın mektubunu okuyanlar, O'nun,* "Şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki,
Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, Milliyetçilik yaşar." *diye biten
kısmını neden okumadılar acaba?
*Onun için bu gözyaşları, Mustafa'nın nişanlısına yazdıkları için değil,
Siyasi emperyalizm adınadır. Oy devşirme çabasıdır, yalandır, dolandır.
Amaca ulaşmak için bir kere daha, gömlek değiştirmektir.
*
*Dün bunu söyleyenler bu gün konuştukları her yerde hakaret
etmeye devam edecektir. Özel Hareket Şehitlerine dil uzatanları baş tacı
yapmaya devam ettikleri gibi...
*
12 Eylülde Mustafa'yı astı cellâtlar.* Dün 7 Mustafa daha düştü toprağa.
Yedi Can, Yedi Mehmet, Yedi Mustafa'ydı onlar. Dün o kürsüde okunmadı
adları, çünkü oya tahvil etmiyordu canları. *Yedi Mustafa'nın katillerine
hoş bakıyoruz bu gün. Yargılayamayacağımız cellâtlardan hesap soracağız
diyoruz. Mehmet'in katili Mecliste, Kürsüleri, Makamları, Kırmızı plakalı
arabaları var, benzinini devletin aldığı.
Mustafa'nın babası söylüyor; *"30 yıldır neredeydiniz, biz bu gözyaşlarına
inanmıyoruz, 12 Eylülü yapanların yargılanamayacağını biliyoruz, siyasi
emelleri için Oğlumuzun adını kullanmasın"* diyor.
Mustafa'nın babasından iyi mi biliyorsunuz?
Asılarak idam edilen solcu Erdal Eren'in ağabeyi konuşuyor;*" Evet oyu almak
için kardeşimin adını kullanmasınlar"* diyor. Amaçları 12 Eylülü yargılamak
değil diyor.
Erdal Eren'in ağabeyinden iyi mi biliyorsunuz?
Onlar kadar mı yaşadınız o acıyı yüreğinizde?
*Sırada istismar edilecek hangi konu var, nasıl bir üslupla istismar
edeceksiniz?
*
Bütün bunlar surda gedik açmak içindir. Olmayacak duaya âmin demek içindir.
Tahsin Eski, Almanya 21 Temmuz 2010
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Nevzat Çelik’in Şafak Türküsü 12 Eylül ile özdeşleşmiş şiirlerin başında gelir.
Aşk var Şafak Türküsünde, özlem var, umut var…
Ama korku yok Şafak Türküsünde…
12 Eylül sonrasında bütün toplumu korku bulutları sarmışken, Şafak Türküsü güneşli günlerin özlemini yansıtıyordu. İşte bu yüzden unutulup giden şiirler arasında onun adı yoktu.
Kulaktan kulağa yayıldı…
…
Tayyip Erdoğan grup konuşmasını yaparken anayasa değişikliği paketinin 12 Eylül’ün sonu olacağını söyledi. İdam edilen kişilerden bazılarını hatırlattı ve 12 Eylül sömürüsü yaparak referandumda evet oyu istedi. Bu isteğini birde şiirle süsledi.
O şiir Şafak Türküsüydü…
12 Eylül’ün yarattığı korku imparatorluğuna direnmenin belgesidir Şafak Türküsü…
Günümüzde korku imparatorluğu yaratan bir adamın bu şiiri okumaya hakkı var mı?
Ergenekon davası, 12 Eylül hukukunu mumla aratır oldu bizlere.
Bu davanın mimarı kim?
Tayyip Erdoğan…
Kenan Evren’in mahkemeleri ile Tayyip Erdoğan’ın mahkemeleri arasında fark var mı?
Yok…
12 Eylül anayasası ile Tayyip Erdoğan’ın anayasası arasında da fark yok…
…
Ağladı Tayyip Erdoğan…
Kürsüde konuşmasını yapıyordu ve ağlamaya başladı.
Onu vicdanının ağlattığını sanmayın sakın.
Onu ağlatan ancak ve ancak danışmanları olabilir.
Güzel bir oyun hazırlamışlar, Tayyip Erdoğan’da kürsüde üzerine düşen görevi yaptı.
Ağladı…
Vicdansız bir insanın gözyaşlarını kanar mı Türk milleti?
12 Eylül’de bunun yanıtını öğreneceğiz.
…
Tayyip Erdoğan 12 Eylül’de idam edilenlerin isimlerini saydı.
Peki ya kendisinin ölüme terk ettiği isimleri neden saymadı?
Kuddusi Okkır’ı neden saymadı?
Kuddusi Okkır Kürt-İslam faşizminin göz göre göre öldürdüğü kişilerden birisidir.
Ergenekoncu dediler ona ve ölüme terk ettiler.
Tayyip Erdoğan kürsüde ağlarken Kuddusi Okkır bu dünyadan çok uzaklardaydı. Okkır dört duvar arasında vicdanları sorgulayıp şunları yazmıştı;
Okumuş adam olmuş
Adalete baş olmuş
Adaletsiz saraylarda
Mağdurlara sultan olmuş
Saplanır haksızlık hançeri bağrımın ortasına,
Dört duvar arasında,
Mağdurların feryadı duyulmaz,
Bu beton duvarlar arasında,
Selam olsun, ahlaka, hak yemezler ülkesinden,
Esirgeme hak kokan vicdanların selamını,
Bir kuru nefse esir olmayan et ve kemik bedenlerden.
Utanç gözyaşları dökülür bu mağdur vicdanlarda,
Kör olsun vicdansızların vicdanı,
Dökülen bu gözyaşlarında.
Murat Kaya, İzmir 21 Temmuz 2010
HAYIR OYU BİR HAYIRLI DAVRANIŞ
Hayır oyu bir hayırlı davranış
Hayırda hayır var hayıra çagır
Kayıracak isen kendini kayır
Hayırda hayır var hayıra çagır
Cömaatle dönmez bu devlet çarkı
Kürt aşiretinden olmaz bir farkı
Türk milleti bitti şerefmi kaldı
Hayırda hayır var hayıra çagır
Cömaat şeriat hukuku tıktı
Hileli siyaset ön safa çıktı
Türkiyede tükenmedik ne kaldı
Hayırda hayır var hayıra çagır
Kıyma devletine yıkma elinle
Ne güzel düştüler şimdi eline
Verme bir oyunu atma evete
Hayıra hayır var hayıra çagır
Akıl ermez AKP.nin işine
Türk milleti gelecegi düşüne
Kadın erkek oylar hayır verile
Hayırda hayır var hayıra çagır
Sabit der sahip ol anayasaya
İnanma boş lafa kuru kafaya
İşini saglam tut güven allaha
Hayırda hayır var hayıra çagır
Ozan Sabit Özdemir, Yozgat 21 Temmuz 2010
Türk partisi yalnızca ulusal partidir. Türklerin partisi olduğunu söyleyen ülkemizde bir tek Ulusal Parti var. Ve önümüzdeki seçim Türkiye’yi Kürtler mi yönetecek Türkler mi yönetecek bunun seçimi olacak. Genel seçim 2011 yılında. Az kaldı.
Yaşasın Ulusal Parti. Kahrolsun emperyalizm. Tek ideoloji Kemalizm dir. Ne mutlu Türküm diyene. Tek ülkü vardır ve o ülkü Kemalizm dir. Başka ülkü yoktur.
Yaşasın Kemal Atatürk ve Türklük.... Kahrolsun emperyalizm... saygılar,
Murat Pira, İzmir 20 Temmuz 2010
Türk Solu'nun bütün tezleri zaman içinde gerçekleşmiştir...12 Eylül de Türk halkının referandumda "HAYIR"demesi Atatürk'ün kurduğu T.C.Devleti'ni yıkmaya kararlı işbirlikçilerin yargı önünde hesap vermelerinin de önünü açacaktır...
Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında ülkemizi yeniden inşa etmek görevini yerine getirebilecek ilkeli,kararlı,cesur,milliyetçi ve devrimci tek siyasi parti Ulusal Parti'dir. Tüm vatanseverleri Ulusal Parti çatısı altında toplanmaya davet ediyorum."NeMutlu Türküm Diyene"
Nuray Günay, İstanbul 19 Temmuz 2010
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ B İ Z E Y A Z I N