Özgür Erdem - Tayyip ve Kılıçdaroğlu: İkisi de Türk değil Türkiyeli
TÜRKSOLU
 
 
 
Siz şehit analarına
evlat oldunuz
GÖKÇE FIRAT
Ülkücüye mektup:
Uyanmanın vaktidir bozkurt
GÖKÇE FIRAT
Türk milleti,
bu 12 Eylül’de "hayır" de! Tayyip faşizmini durdur!
ALİ ÖZSOY
Apo'yu ipten kurtaran MHP ve Devlet Bahçeli’dir!
ÖZGÜR ERDEM
Tayyip ve Kılıçdaroğlu: İkisi de Türk değil Türkiyeli
KAYA ATABERK
Yılmaz Karakoyunlu’dan farklı bir
Şeyh Bedreddin romanı
OKAN İŞBECER
TBMM’de ırkçı Kürt terörü
TUĞRUL ÇELİK
"Kürt", Türk’e
hep düşman
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Dağ fare doğurdu
karar yeterli değildir
TÜRKKAYA ATAÖV
"Mavi Marmara"da
İsrail görüşü
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türkiye’nin içten kuşatılması: Türksüzleştirme
Ulusal Parti Mersin'de
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (28)
 

Özgür Erdem
Tayyip ve Kılıçdaroğlu:
İkisi de Türk değil Türkiyeli


Kılıçdaroğlu, Tayyip’in alternatifi değil devamıdır

CHP Genel Başkanı seçildikten sonra medyanın büyük rüzgarını arkasına alan Kılıçdaroğlu, pek çok Atatürkçü ve solcuda “Sonunda sol iktidar olacak” umudunu yarattı. Halbuki bu bir yanılgı. Kılıçdaroğlu iktidarı AKP iktidarının bir alternatifi değil ancak devamı olabilir.

ABD’nin Irak işgaliyle birlikte başlattığı bir süreç var: BOP. Yani Irak, İran, Suriye ve Türkiye topraklarında bir Kürdistan kurulması projesi...

AKP iktidarı bu proje kapsamında kurulmuş bir Amerikancı yönetimdi. Ancak misyonunu önemli ölçüde tamamladı. Artık Kürt Açılımını ileriye götüremiyor, Türk milletinden büyük tepki görüyor, Ordu ve Yargı başta olmak üzere Türk Devletinin önemli kurumlarıyla da kavgalı...

İşte Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP, AKP’nin yapamadıkları yapacak yeni bir Amerikancı iktidar alternatifidir. Kürt açılımını devam ettirecek, bu konuda Ordu ve Yargının direnişini engelleyecek, Türkiye’de Kürt açılımına karşı oluşan Atatürkçü-milliyetçi muhalefetin de önüne geçecektir.

Yani Kılıçdaroğlu belki AKP’yi devirecektir. Ancak AKP’nin bir alternatifi değil, aksine devamı olarak... ABD’nin sekteye uğramış projelerinin tamamlanması için.

Kılıçdaroğlu Tayyip’le aynı dili konuşuyor: İkisi de Türkiyeli

Kılıçdaroğlu ile yaptığımız en ses getiren tespit “Türk” olmadığıydı.

Bu, etnik bir suçlama veya yakıştırma değil. Kılıçdaroğlu’yla yapılan röportajlardan ve demeçlerinden çıkardığımız bir sonuç. Türklüğüyle ilgili sorulara bugüne kadar bir kez bile net bir yanıt vermedi. Sürekli kaçamak içinde bir türlü “Türk’üm” demedi.

Atatürk’ün partisinin Genel Başkanlığının “Türk’üm” diyemeyen birisi tarafından işgal edilmesi Türkiye’nin geldiği noktayı göstermesi açısından önemli. Demek ki ABD, Kürdistan’ı kurma ve Anadolu’yu Türksüzleştirme projesinde hayli yol kat etmiş. Baksanıza CHP’yi Türksüzleştirecek kadar ilerlemişler!

Akşam gazetesinden Oray Eğin’in Kılıçdaroğlu’yla yaptığı son röportajda bunun pek çok örneğini görmek mümkün. Birkaç alıntıyla örnekleyelim:

– Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

– Biz Anadolu’dan geldik. Okuyarak, yaşayarak, dolaşarak geldik. Sonunda buradayız.

Yani Kılıçdaroğlu lafı döndürüyor, dolaştırıyor, yine bir şey demiyor!

– Kürt demiyorsunuz?

– Benim için karşımdaki insan. Onu etnik kimliğiyle değerlendirirseniz bana göre yanlış yaparsınız.

– Türk demediğiniz gibi mi Kürt demiyorsunuz?

– Hepimiz bu ülkenin insanıyız. Aynı havayı soluyoruz, aynı coğrafyada yaşıyoruz, benim sorunum olduğu kadar onun da sorunu. Ne Alevi ne Sünni, ne Ortodoks ne Süryani... Hepimiz beraberiz, hepimizin sorunları ortak.

Kılıçdaroğlu Türk de Kürt de diyemem kendime diyor. Peki ne olarak tanımlıyor kendisini? Şöyle yanıtlıyor Oray Eğin’i:

– Tam bir Türkiyeli olarak görüyorum kendimi.

Türkiye’de “Türkiyeli” kavramını tartışmaya sokan kim olmuştu?

2003 yılında Tayyip!

Türkiyelilik bilincinin bir üst-kimlik larak kabul edilmesi gerektiğini söylemişti.

Buyurun, söylemler birebir aynı...

Kılıçdaroğlu Tayyip’in alternatifi değil devamıdır derken bunu kastediyorduk.

Ama bu durumun farklı bir boyutu daha var. Mesele sadece söylemlerin aynı olması değim.

Tayyip yaptığında tepki gören, direnişle karşılanan her tür bölücü-Amerikancı adım, Kılıçdaroğlu tarafından gerçekleştirildiğinde kabullenilecek demiştik. Bakın, “Türkiyelilik” meselesinde tam da dediğimiz oldu. Yıllardır Tayyip’in “Türkiyelilik” kavramını kullanmasını eleştiren onca ulusalcı yazar, söz konusu Kılıçdaroğlu olunca sus pus kesildi, görmezden geldi.

Kılıçdaroğlu ve Tayyip
aynı dili konuşuyor: Türkiyelilik

Kılıçdaroğlu “Ben Türk’üm” diyemiyor, diyemez demiştik. Bakın, Oray Eğin’le röportajında da “Türkiyeliyim” demiş.
Hatırlatalım, bu kavramın tartışılmasını Türk siyasetine son dönemlerde getiren Tayyip olmuştu. Tayyip Türkiyelilik kimliğini çok istemesine rağmen Anayasa’ya sokamadı. Ancak bunu Kılıçdaroğlu yapabilir...
İşte Türkiye önündeki Kılıçdaroğlu tehlikesinin bir başka örneği. Kılıçdaroğlu Tayyip’in bir alternatifi değil, Tayyip’in başlattıklarını devam ettirecek yeni bir Amerikancı iktidar projesidir.

Tayyip’in “Türkiyelilik” kavramına
karşı çıkanlar... Aynısını Kılıçdaroğlu yapınca niye susuyorsunuz?

Tayyip Erdoğan “Türkiyelilik” kavramını kullandığında Türk basınında pek çok yazar buna karşı çıkmıştı.
“Türkiyeli” kavramını gündeme getirdiği için Tayyip’i eleştirenler bugün aynı kavramları kullanan Kılıçdaroğlu’na hiçbir şey söylemiyor...
Örneğin Oktay Ekşi... Güngör Mengi... Yılmaz Özdil...
Vural Savaş... Bildiğiniz bütün ulusalcı yazarları bu listeye dahil edebilirsiniz. “Türkiyelilik” kavramına zamanında en büyük tepkiyi Emin Çölaşan vermişti. Tayyip’i her fırsatta eleştirmiş, hatta bu kavramı ünlü “Azınlıklar Raporu”na koyan Baskın Oran’lar hakkında şöyle yazmıştı: “Bu rapor konusunda yorum yapmak içimden gelmiyor. Midem bulanıyor, kusacak gibi oluyorum.”
Peki benzer yorumlar Kılıçdaroğlu’ndan geldiğinde mideniz neden bulanmıyor? Kılıçdaroğlu genel af çıkarıp Apo’yu serbest bıraktığında da böyle sessiz kalacak mısınız?

Kılıçdaroğlu’nun etnik çözümü:
Türkler Türkiyeli, Kürtler Kürt olacak

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını daha dikkatli inceleyelim. “İnsanların etnik kimliğini önemsemiyorum.” diyor. Aksine, söylemlerinde sürekli bir etnik kimlik vurgusu var. Mesela Kürt sorunuyla ilgili şunu söylüyor:

“Kürt sorunu demiyoruz biz. Doğu ve Güneydoğu sorunu diyoruz. Çünkü sadece etnik kimlik açısından yaklaştığınız zaman sanki diğer sorunları göz ardı ediyormuşsunuz gibi bir anlam çıkıyor. Olay bir etnik sorun olmanın da ötesinde bir sorun. Çünkü orada sadece Kürtler yaşamıyor ki. Oradaki işsizlik sorunu, sadece Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunu değil ki. Diğerlerinin de sorunları. Farklı inançtan insanlarımız da var orada Süryaniler, Yezidiler, Nusayriler var. Bölgeyi bütün görmek, bölgenin sorunlarını akılcı çözmek gerekiyor.”

Güneydoğuda kaç yüz tane Yezidi, Süryani ve Nusayri var ki? Ama Kılıçdaroğlu’nun söylemine girebiliyor bu kimlikler.

Bu sözlerin bir anlamı daha var. Kılıçdaroğlu, Türklere Türkiyelilik kimliğini uygun görüyor, “etnik kimliklerin önemi yok” propagandası yapıyor. Ama bir yandan da Güneydoğuda sadece Kürtlerden değil, Süryaniler, Yezidiler. Nusayrilerden bahsediyor.

Yani Türkiye’de her etnik kimliğin açıklanma özgürlüğü var. Bir tek Türklere yok. Türkiyelilik üst-kimliğinin de misyonu bu şekilde ortaya çıkmış oluyor. Amaç Türklerin Türklüğünü unutturmak, her birini Kılıçdaroğlu gibi bir türlü “Ben Türk’üm” diyemez hale getirmek. Ama özgürlük adı altında Türk olmayan herkese etnik kimliğini açıklama hakkı tanımak.

1989 CHP Kürt raporunu mu
Atatürk dönemi Kürt raporlarını mı örnek alacağız?

Peki CHP’nin şimdiki genel başkanı olarak Kılıçdaroğlu, ilk genel başkanı Atatürk’ü örnek alıyor mu Kürtler konusunda?

Hayır...

Bu konuda geleneğini Atatürk dönemine değil, CHP’nin en Kürtçü olduğu, PKK’nın yasal partisi HEP’le ittifak yaparak PKK’yı meclise taşıdığı döneme, yani 80’lerin sonu, 90’ların başına dayandırıyor.

Çünkü, Kürt meselesi dendi mi sürekli CHP’nin 1989 Kürt Raporu’na atıfta bulunuyor. O raporda savunulanları kısaca özetleyelim:

– Kürt sorunu demokratikleşmeyle çözülür.

– Terörle mücadele ediyoruz diye halka baskı yapılamaz. Köy koruculuğu kaldırılmalıdır.

– Kürt kimliği kabul edilmelidir.

– Kürtçe ve Zazacayı anadili olarak konuşanların varlığı kabul edilmelidir.

Raporda öne sürülen pek çok talep görüldüğü gibi zaten AKP iktidarı tarafından gerçekleştirilmiş durumda. Yani, Kılıçdaroğlu CHP’siyle AKP arasında Kürt meselesi açısından herhangi bir fark yok.

Ancak 1989 Kürt Raporunu dönemine göre değerlendirmek gerekiyor. O dönem PKK’nın Doğu ve Güneydoğuda tutunmaya çalıştığı ve yasal siyaset olanaklarını yaratmaya çalıştığı bir dönemdi. Kürt kimliğini kabul ettirmek için çabalıyorlardı. Yani rapor aslında PKK’nın o dönemki taleplerini yansıtıyor.

Kılıçdaroğlu, ne zaman Kürt sorunu konu olsa, bu rapora göndermelerde bulunur. Halbuki CHP’nin Kürt sorunuyla ilgili Atatürk döneminde hazırladığı raporlar da vardı. Bunların en ünlüsü dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün raporudur. Tabii o raporlarda alınması istenen önlemler, 1989 raporunda yazılanların tam tersidir.

Zaten, Kılıçdaroğlu’nun Atatürk dönemi izlenen Kürt politikasını doğru bulunmadığı biliniyor. Hatırlanırsa, Dersim İsyanı tartışmaları sırasında isyan bastırılırken yapılanları yanlış bulduğunu söylemiş ve o dönem “büyük acılar” yaşandığını savunmuştu.

Kısacası, Kılıçdaroğlu Kürt sorununda izlediği politikaları Atatürk’e değil CHP’nin en Kürtçü olduğu döneme dayandırıyor...

Öyleyse Kılıçdaroğlu’nun kuyruğuna takılan Atatürkçülere sormak istiyoruz: Atatürk’ü bir gelenek olarak benimsemeyen birisini lider olarak nasıl kabul ediyorsunuz?

Kılıçdaroğlu’na 1989 Kürt Raporu da yetmiyor

Ancak Kılıçdaroğlu’nun Kürtçülüğüne CHP’nin 1989 raporundaki talepler de yeterli gelmiyor. Zaten o raporda ifade edilen neredeyse her şey AKP iktidarı döneminde gerçekleşti.

Bugün Kürtçe tamamen özgür, hatta devletin resmi televizyon kanalında bile Kürtçe yayın yapılıyor. PKK’nın yasal siyaset olanaklarının hepsi de tanınmış durumda.

Üstelik Kürt bölücülüğünün de talepleri son dönemde değişti. En önde gelen talepleri Apo’nun serbest bırakılması ve PKK’nın muhattap alınarak masaya oturulması.

İşte AKP iktidarının yapamadığı ve Kürt Açılımının tıkandığı nokta bu.

Kılıçdaroğlu iktidara gelirse işte projenin bu aşamasından sonra yürütülmesini sağlayacak.

Bunu 1989 Kürt Raporuyla ilgili açıklamalarından da anlıyoruz. Örneğin yeni raporun nasıl hazırlanacağı konusunda CHP şu kararları alıyor:

“Bölgenin saygın isimleriyle temas kurulması, geçen süre içinde gerek devletle gerekse de örgütle arasına mesafe koymuş, demokratikleşme ve insan hakları doğrultusunda çaba göstermiş bölgenin önemli isimleriyle temas kurulması kararlaştırıldı.”

Anlaşılan CHP, PKK’lı olmayan (ama tabii ki PKK destekçisi) malum bölücü aydınlarla birlikte bir rapor hazırlayacak. İktidar programlarını bu şekilde oluşturacaklar.

Peki iktidar olunca?

İktidar olunca da bu sefer o “malum” şahıslarla bir araya gelip “Kürt sorununun çözümü için” masaya oturacaklar.

İşte PKK’nın yıllardır kastettiği “masa”.

Zaten Kılıçdaroğlu da bunu defalarca kez açıkladı. Oray Eğin’le röportajında da söylüyor:

“Güneydoğu’da yaşadığımız sorun da çözülür, eğer toplumsal bir uzlaşma sağlarsanız. Öncelikle silahlı terör örgütünün silahlarını bırakması lazım.”

Yani diyor ki PKK silah bırakırsa oturulur görüşülür.

Bu zaten PKK’nın istediği şey. Onlar da demiyor mu, biz silah da bırakırız yeter ki masaya oturalım. Apo yakalandığında da “sözde ateşkes” ilan etmişler ve Türk devletini masaya oturmaya davet etmişlerdi. Bu politikaları yıllardır sürüyor.

Devam edelim. Oray Eğin soruyor “Muhatap kabul eder misiniz PKK’yı?” Kılıçdaroğlu yanıtlıyor: “Hayır, alınmaması gerek. Silahını bırakması lazım.”

Yani, PKK silah bırakırsa muhattap alınabilir diyor. Ve devam ediyor: “Biz insanımızı seviyoruz. Bu coğrafyada kardeş kanı dökülmesini istemiyoruz.”

Dağdaki teröristle şehit düşen Mehmetçiği bir tutuyor Kılıçdaroğlu. PKK’lıların öldürülmesini “kardeş kanı dökülmesi” olarak tanımlıyor.

Bunlar klasik PKK propagandası. PKK yıllardır aynen bu cümleleri kuruyor ve “barış” istiyor.

Devam edelim:

“Bölge insanı bu sorunu nasıl algılıyor, bakılmamış. Olayın her boyutunu beraber dikkate almanız gerek. Bölgede çalışarak raporlama yapmanız gerek. Halk ne bekliyor buradan...”

Yani ne yapacaklarına PKK’lılarla görüşerek karar verecekler.

Biz de Kılıçdaroğlu’na bir çağrıda bulunuyoruz. Buyurun, bir de şehit ailesini ziyaret edin. Bir de onların taleplerini dinleyin.

Ama Kılıçdaroğlu bambaşka bir dünyada... Şöyle diyor:

“İsmail Cem ‘Devlet Doğu’ya postalla değil elinde bir demet çiçekle gitmelidir’ diye yazmıştı bir kitabında. Biz aslında bunu da zamanında ihmal ettik tabii ki. Baskı baskıyı, şiddet şiddeti doğuruyor. Siz eğer baskı kurarsanız bir kişiyi ezeceğinizi düşünüyorsunuz ama sonunda geniş bir kitleyi alıyorsunuz karşınıza. Bunu aşmanın yolu var aslında. Bunu aşmanın yolu kararlı, tutarlı, akla mantığa dayanan politikalar üretmekten geçiyor.”

Terörle mücadeleyi bir hata, “şiddet şiddeti doğurur” diyerek PKK eylemlerinin temel nedeni olarak gören biri şehit ailelerinin evinde ne arayacak?

Gittiğinde “Çocuğunuz boşu boşuna öldü. Bu iş silahla çözülmez. Kan kanla yıkanmaz.” mı diyecek?

Atatürkçüler uyanın!

Seçime daha bir yıl var. Köprünün altından daha çok sular akacak.

Ancak bu bir yıl içinde Kılıçdaroğlu Kürt sorunuyla ilgili bölücü söylemlerine kuşkusuz devam edecek.

Biz de tarihe not düşmek için hepsini bu sütunlarda yazacağız. Hepsini tek tek Türk insanına hatırlatacağız.

Kılıçdaroğlu’na teslim olmak, PKK’ya teslim olmaktır.

Kılıçdaroğlu’nun başbakanlığı, bu ülkede AKP döneminden çok zarar verecek, Apo’nun serbest bırakılacağı, PKK’yla masaya oturulacak bir dönem olacaktır.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


TÜRK MİLLETİ SEVİLMEZ Mİ

Gör insanı bak şu halka
Böyle millet sevilmez mi
Adaletli güler yüzlü
Türk milleti sevilmez mi

Türklük diyoruz adına
Doyamadım ben tadına
Güzelliği veren mevla
Böyle millet sevilmez mi

İlim irfan taşır işi
Kin kibir yok nasıl belli
Müslümandır tek bir dinli
Böyle millet sevilmez mi

Gel vatandaş anla beni
Allah sever sevenleri
Uzat bana ver elini
Laik olan sevilmez mi

Sabit der eşi bulunmaz
Laikliğe doyum olmaz
Türk milleti bıralıkmaz
Cumhuriyet sevilmez mi

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
25 Temmuz 2010


Kılıçdaroğlu  Dengir mir Fırat ve Gökçek  boks maçı gösterileri ile bu süreç için bilinçli olarak hazırlanmış bir kaç hamlede kahraman ilan edilmişti. 
Türksolu da CHP de Kürtçü darbe başlığı altında kamuoyunu bilgilendirmeye çalışmıştı.
Deniz Baykal ın başına gelenleri ve Kılıçdaroğlu nun CHP nin başına geçişini de bir ABD operasyonu olarak değerlendirmiştik.
Bu gün kürtçülüğün arkasında ABD olduğu apaçık ortadadır.
Kürt etnik kimliği üzerinden uzun yıllardı yürütülen çaba ile Türkiye Cumhuriyeti Ulus devleti hedef alınıyor. Burada Kürtçü terör sadece bir maşa.
Neden mi ?

Büyük Orta doğu projesi  ABD nin Basra ve Akdeniz den Kafkaslara ve Karadenize  doğru  Mezopotamya üzerinden bir "güvenli koridor" açma projesidir.
Bu koridor bir kuzeyimizdeki petrol ve doğal gazı Akdenizden  ve Basra dan Okyanus üzerinden nakletme açısından enerji güvenliği anlamına geliyor.
Ayrıca enerji dışında insanlık için enerji kadar önemli  ve   giderek dünyada kıtlığa dönüşecek olan insanlığın tatlı su ihtiyacını yönetebilmek bu işin bir başka parçasıdır.

Bir açıdan  Dünyanın  önemli tatlı su kaynakları  Dicle ve Fırat ın sularını ve bizim vergilerimizle
kurulmuş GAP sayesinde tarıma elverişli hale gelmekte olan  toprakları ABD , İsrail  Avrupa ve bunların tüm küresel zımbırtılarının  güvencesi altına almaya çalışan projenin adıdır Büyük ortadoğu projesi. Bu projenin bir ayağı  Türkiye nin parçalanmasıdır. Karadeniz deki yeni keşfedilen halktan gizlenen  doğal gaz  kaynaklarının , güneydoğu petrollerinin , diğer bir çok maden kaynaklarımızın da küresel sermayenin güvenle elinde tutulması için mevcut  Türkiye cumhuriyeti ulusal  devleti bütün haliyle ve, büyük ordusuyla küresel sermaye imparatorluğu için tehlike arz etmektedir.

Küresel sermaye hükmedeceği yerleri önce iyice karıştırıyor , sonra NATO ya ( Birleşmiş millletler barış gücü teranesi ile ) iyice dövdürüyor  ve  yumuşatıp sonra istediği gibi  yerleşiyor. Dünya da bunun örnekleri çok.

Türklerin vatanı ellerinden alınıyor. Bunu yaparkende Türkiye deki etnik çelişkiler üzerinden oyunlar oynanıyor , en çok ta  Irak taki  işbirlikçi Kürt örgütleri ve pkk eşkiyası kullanılıyor.
Oy kaygısıyla siyaset yapan , ülkenin geleceğini değil , siyasi rantı düşünen kılıçdaroğlu dahil hiç bir lider çare değil.
 
Tüm vatansever unsurlar  , Atatürkçüler ,  uyanıp kendine gelmeli.

Bu işin sonunda ABD başarılı olursa  güney doğuda  kendine kürt deyip Türk  ulusal devletine isyan edenler sonunda İsrail li ABD li AB li tarım ve petrol tekellerinin  kölesi olmak dışında bir şey elde edemiyeceklerdir.
pkk onları kurtarmaya değil pazarlamaya çalışan halk düşmanı taşeron  bir örgüttür.

Tevfik Kaymaz, Kocaeli
22 Temmuz 2010


Özgür bey yazınız her zamanki gibi muhteşem ama  bunları anlayacak beyinler nerde......yok ortalıkta, bu hitap etiğiniz sosyal demokrat taban o kitle  tamamen devşirilmiş sinmiş korkak bir kitledir. Hiçbir zaman mücadeleden yana tavır koymayan, uyuşmacılıktan yana olan insanlardır. Kendilerinin, çevrelerinin ve toplumun direncini kırarak mücadeleden uzaklaştırdıkları gibi  kardeşlik hümanizm vs gibi söylemlerin  arkasına saklanarak  korkaklıklarını da gizlemektedirler. Sadece ağlarlar şikayet ederler asla dedikodudan öte bir şey gelmez ellerinden. Ama açacaksın rakı-balık masasını bakın nasıl devrimci kesiliyorlar mangalda kül bırakmazlar, hiç hayatlarında meydana inmişlermi halka gitmişlerm? Denizlide bir hafta süren imza kampanyamıza her kesimden insan imza attı, boynumuza sarılan bizleri yürekten tebrik eden gözleri yaşaran insanlar vardı. Maalesef irili ufaklı olup sözde sol olduğunu söyleyen  partilerin üyeleri, taraftarları, partlileri sosyal demokratım devrimciyim diyen insanlar bunu zor yaptı. İmza atmaktan  dahi korktular tabi bunların genetiğinde var korkmak, yarın ulusal parti güçlendiğinde katılırlar ve bizden fazla ulusalcı kesilir korkak herifler, biz şimdi ne yapsak bu adamları güçlünün yanından ayırma şansımız yok.Bu ahlak sorunu şeref haysiyet kişilik sorunudur.

Adil Cihan Akkuş, Denizli
20 Temmuz 2010


Bu kadar tesadüf olabilir mi? Bu kadar toplumsal ve temel dağerlerimize,askerimize,Atatürk'e,cumhuriyet değerlerine saldırı var,neden bir sivil toplumdan bir kınama bile yok?diye merak ediyodum,son 2-3 yıldır.Bir std.nin tlf.nu ararken.internette 'maskeliler. com 'diye bir site karşısnda nasıl kuşatıldığımızı ve masallarla uyutulduğumuzu anladım ve şok oldum,biz türkler siyaseti sevmiyoruz ama uyanır,birleş
rsek düşmanlık yapanları yurttan atmayı biliriz....

Misafir, Hatay
20 Temmuz 2010


Tebrikler Özgür Erdem Bey. Yazınız çok güzel ve aydınlatıcı. Kemlizm tek ideolojidir. Malesef şuan  başımızdaki AKP den kurtulmak için herkez Kılıçdaroğlu'nun peşinde. Bu gerçekleri çok büyük kitlelere anlatmak durumundayız.

Saygılar,

Murat Pira, İzmir
19 Temmuz 2010


Türkiye yaklaşık 60 yıldır gerici sağcılar tarafından yönetilmektedir!! Tabii kurulan ilk Kemalist Sosyalist partimiz Türkiye İşçi Partisi(TİP)'in Meclise girdiğinde mükemmel bir muhalefet yapmıştır ve 15 Milletvekili ile gerici sağcılara kök söktürmüştür! Fakat TİP'e hiç katlanamamıştır gerici sağcılar! Çünkü TİP Devrimci Türk Gençliğini örgütlemiş NATO'ya ve Amerikan üslerine HAYIR diyerek büyük bir hareket başlatmıştır! TİP Toprak Reformunu savunmuş Feodal burjuva diktatörlüğünün yıkılması ve Kemalist Devrimin tamamlanması için mücadele etmiştir! Ve neticede TİP Perinçek grubunun aldırdığı Kürtçü bir karar nedeniyle kapatılmıştır! Ve bugün TİP'in Türk siyasetindeki eksikliği hissedilmektedir! Ve CHP'ye gelelim yıllardır elit kesimin partisi durumuna getirilmiş hatta şeriatçı MSP ile koalisyon yapmak gibi bir gafilliğe düşmüştür CHP! CHP Türk Milletinden koparılmış ve sağcı gericilerin koltuk değneği durumuna düşürülmüştür ve Devrimci kimliği tahrip edilmiştir! Kürtçü Kılıçadaroğlu'nun başkanlığa getirilmesiyle Kürtçülerin cirit attığı bir parti olmuştur CHP!CHP İstanbul İl Merkezinin Kürtçülere bırakılmasıyla başlayan Kürtçü darbe Kılıçdaroğlu'nun başkan seçilmesiyle tamamlanmıştır! Bugünlerdede Faşist Tayyip ile Kürtçü Kılıçdaroğlu'nun ortak bir yanı keşfedildi Türkiyelilik safsatası! Yani 2011 seçimlerinde olası bir Akp-CHP koalisyonu ihtimali ayyuka çıkmıştır ve bu şu anlama gelir Amerikan emperyalizminin derinleştirilmesidir bunun adı!! İmralı'daki çapulcubaşı Kılıçdaroğlu'nun seçilmesini olumlu bulduğunu dahi söylemiştir! Artık CHP'de Atatürkçülerin tasfiye süreci başlamıştır bu süreç 2011 seçimlerinde olası bir faşist Akp-CHP koalisyonunda tamamlanacaktır!! Artık CHP'de Türk'üm Atatürkçüyüm diyen barındırılmayacaktır!  Kürtçü Kılıçdaroğlu geçen günlerde Vatan gazetesine verdiği röportajda Dersim tartışmalarında tavrının değişmediğini söyleyerek Kürtçü çizgisini bir kez daha ortaya koymuştur!Yani Kılıçdaroğlu teröristlerin yanındadır tabii buna İmralı daki faşist katilde dahildir! Türk Milleti olarak bu "Türkiyeliyim" diyen bölücü Kürtçü faşistlerin gerçek yüzünü görmeliyiz! Türk Milletini ULUSAL PARTİ çatısı altında toplanmaya ve TÜRK Cephesini kurmaya çağırıyoruz!!

Mustafa Serhat Akman, Muğla
19 Temmuz 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40