![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Özgür Erdem CHP Genel Başkanı seçildikten sonra medyanın büyük rüzgarını arkasına alan Kılıçdaroğlu, pek çok Atatürkçü ve solcuda “Sonunda sol iktidar olacak” umudunu yarattı. Halbuki bu bir yanılgı. Kılıçdaroğlu iktidarı AKP iktidarının bir alternatifi değil ancak devamı olabilir. ABD’nin Irak işgaliyle birlikte başlattığı bir süreç var: BOP. Yani Irak, İran, Suriye ve Türkiye topraklarında bir Kürdistan kurulması projesi... AKP iktidarı bu proje kapsamında kurulmuş bir Amerikancı yönetimdi. Ancak misyonunu önemli ölçüde tamamladı. Artık Kürt Açılımını ileriye götüremiyor, Türk milletinden büyük tepki görüyor, Ordu ve Yargı başta olmak üzere Türk Devletinin önemli kurumlarıyla da kavgalı... İşte Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP, AKP’nin yapamadıkları yapacak yeni bir Amerikancı iktidar alternatifidir. Kürt açılımını devam ettirecek, bu konuda Ordu ve Yargının direnişini engelleyecek, Türkiye’de Kürt açılımına karşı oluşan Atatürkçü-milliyetçi muhalefetin de önüne geçecektir. Yani Kılıçdaroğlu belki AKP’yi devirecektir. Ancak AKP’nin bir alternatifi değil, aksine devamı olarak... ABD’nin sekteye uğramış projelerinin tamamlanması için. Kılıçdaroğlu Tayyip’le aynı dili konuşuyor: İkisi de Türkiyeli Kılıçdaroğlu ile yaptığımız en ses getiren tespit “Türk” olmadığıydı. Bu, etnik bir suçlama veya yakıştırma değil. Kılıçdaroğlu’yla yapılan röportajlardan ve demeçlerinden çıkardığımız bir sonuç. Türklüğüyle ilgili sorulara bugüne kadar bir kez bile net bir yanıt vermedi. Sürekli kaçamak içinde bir türlü “Türk’üm” demedi. Atatürk’ün partisinin Genel Başkanlığının “Türk’üm” diyemeyen birisi tarafından işgal edilmesi Türkiye’nin geldiği noktayı göstermesi açısından önemli. Demek ki ABD, Kürdistan’ı kurma ve Anadolu’yu Türksüzleştirme projesinde hayli yol kat etmiş. Baksanıza CHP’yi Türksüzleştirecek kadar ilerlemişler! Akşam gazetesinden Oray Eğin’in Kılıçdaroğlu’yla yaptığı son röportajda bunun pek çok örneğini görmek mümkün. Birkaç alıntıyla örnekleyelim: – Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? – Biz Anadolu’dan geldik. Okuyarak, yaşayarak, dolaşarak geldik. Sonunda buradayız. Yani Kılıçdaroğlu lafı döndürüyor, dolaştırıyor, yine bir şey demiyor! – Kürt demiyorsunuz? – Benim için karşımdaki insan. Onu etnik kimliğiyle değerlendirirseniz bana göre yanlış yaparsınız. – Türk demediğiniz gibi mi Kürt demiyorsunuz? – Hepimiz bu ülkenin insanıyız. Aynı havayı soluyoruz, aynı coğrafyada yaşıyoruz, benim sorunum olduğu kadar onun da sorunu. Ne Alevi ne Sünni, ne Ortodoks ne Süryani... Hepimiz beraberiz, hepimizin sorunları ortak. Kılıçdaroğlu Türk de Kürt de diyemem kendime diyor. Peki ne olarak tanımlıyor kendisini? Şöyle yanıtlıyor Oray Eğin’i: – Tam bir Türkiyeli olarak görüyorum kendimi. Türkiye’de “Türkiyeli” kavramını tartışmaya sokan kim olmuştu? 2003 yılında Tayyip! Türkiyelilik bilincinin bir üst-kimlik larak kabul edilmesi gerektiğini söylemişti. Buyurun, söylemler birebir aynı... Kılıçdaroğlu Tayyip’in alternatifi değil devamıdır derken bunu kastediyorduk. Ama bu durumun farklı bir boyutu daha var. Mesele sadece söylemlerin aynı olması değim. Tayyip yaptığında tepki gören, direnişle karşılanan her tür bölücü-Amerikancı adım, Kılıçdaroğlu tarafından gerçekleştirildiğinde kabullenilecek demiştik. Bakın, “Türkiyelilik” meselesinde tam da dediğimiz oldu. Yıllardır Tayyip’in “Türkiyelilik” kavramını kullanmasını eleştiren onca ulusalcı yazar, söz konusu Kılıçdaroğlu olunca sus pus kesildi, görmezden geldi.
Kılıçdaroğlu’nun etnik çözümü: Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını daha dikkatli inceleyelim. “İnsanların etnik kimliğini önemsemiyorum.” diyor. Aksine, söylemlerinde sürekli bir etnik kimlik vurgusu var. Mesela Kürt sorunuyla ilgili şunu söylüyor: “Kürt sorunu demiyoruz biz. Doğu ve Güneydoğu sorunu diyoruz. Çünkü sadece etnik kimlik açısından yaklaştığınız zaman sanki diğer sorunları göz ardı ediyormuşsunuz gibi bir anlam çıkıyor. Olay bir etnik sorun olmanın da ötesinde bir sorun. Çünkü orada sadece Kürtler yaşamıyor ki. Oradaki işsizlik sorunu, sadece Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunu değil ki. Diğerlerinin de sorunları. Farklı inançtan insanlarımız da var orada Süryaniler, Yezidiler, Nusayriler var. Bölgeyi bütün görmek, bölgenin sorunlarını akılcı çözmek gerekiyor.” Güneydoğuda kaç yüz tane Yezidi, Süryani ve Nusayri var ki? Ama Kılıçdaroğlu’nun söylemine girebiliyor bu kimlikler. Bu sözlerin bir anlamı daha var. Kılıçdaroğlu, Türklere Türkiyelilik kimliğini uygun görüyor, “etnik kimliklerin önemi yok” propagandası yapıyor. Ama bir yandan da Güneydoğuda sadece Kürtlerden değil, Süryaniler, Yezidiler. Nusayrilerden bahsediyor. Yani Türkiye’de her etnik kimliğin açıklanma özgürlüğü var. Bir tek Türklere yok. Türkiyelilik üst-kimliğinin de misyonu bu şekilde ortaya çıkmış oluyor. Amaç Türklerin Türklüğünü unutturmak, her birini Kılıçdaroğlu gibi bir türlü “Ben Türk’üm” diyemez hale getirmek. Ama özgürlük adı altında Türk olmayan herkese etnik kimliğini açıklama hakkı tanımak. 1989 CHP Kürt raporunu mu Peki CHP’nin şimdiki genel başkanı olarak Kılıçdaroğlu, ilk genel başkanı Atatürk’ü örnek alıyor mu Kürtler konusunda? Hayır... Bu konuda geleneğini Atatürk dönemine değil, CHP’nin en Kürtçü olduğu, PKK’nın yasal partisi HEP’le ittifak yaparak PKK’yı meclise taşıdığı döneme, yani 80’lerin sonu, 90’ların başına dayandırıyor. Çünkü, Kürt meselesi dendi mi sürekli CHP’nin 1989 Kürt Raporu’na atıfta bulunuyor. O raporda savunulanları kısaca özetleyelim: – Kürt sorunu demokratikleşmeyle çözülür. – Terörle mücadele ediyoruz diye halka baskı yapılamaz. Köy koruculuğu kaldırılmalıdır. – Kürt kimliği kabul edilmelidir. – Kürtçe ve Zazacayı anadili olarak konuşanların varlığı kabul edilmelidir. Raporda öne sürülen pek çok talep görüldüğü gibi zaten AKP iktidarı tarafından gerçekleştirilmiş durumda. Yani, Kılıçdaroğlu CHP’siyle AKP arasında Kürt meselesi açısından herhangi bir fark yok. Ancak 1989 Kürt Raporunu dönemine göre değerlendirmek gerekiyor. O dönem PKK’nın Doğu ve Güneydoğuda tutunmaya çalıştığı ve yasal siyaset olanaklarını yaratmaya çalıştığı bir dönemdi. Kürt kimliğini kabul ettirmek için çabalıyorlardı. Yani rapor aslında PKK’nın o dönemki taleplerini yansıtıyor. Kılıçdaroğlu, ne zaman Kürt sorunu konu olsa, bu rapora göndermelerde bulunur. Halbuki CHP’nin Kürt sorunuyla ilgili Atatürk döneminde hazırladığı raporlar da vardı. Bunların en ünlüsü dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün raporudur. Tabii o raporlarda alınması istenen önlemler, 1989 raporunda yazılanların tam tersidir. Zaten, Kılıçdaroğlu’nun Atatürk dönemi izlenen Kürt politikasını doğru bulunmadığı biliniyor. Hatırlanırsa, Dersim İsyanı tartışmaları sırasında isyan bastırılırken yapılanları yanlış bulduğunu söylemiş ve o dönem “büyük acılar” yaşandığını savunmuştu. Kısacası, Kılıçdaroğlu Kürt sorununda izlediği politikaları Atatürk’e değil CHP’nin en Kürtçü olduğu döneme dayandırıyor... Öyleyse Kılıçdaroğlu’nun kuyruğuna takılan Atatürkçülere sormak istiyoruz: Atatürk’ü bir gelenek olarak benimsemeyen birisini lider olarak nasıl kabul ediyorsunuz? Kılıçdaroğlu’na 1989 Kürt Raporu da yetmiyor Ancak Kılıçdaroğlu’nun Kürtçülüğüne CHP’nin 1989 raporundaki talepler de yeterli gelmiyor. Zaten o raporda ifade edilen neredeyse her şey AKP iktidarı döneminde gerçekleşti. Bugün Kürtçe tamamen özgür, hatta devletin resmi televizyon kanalında bile Kürtçe yayın yapılıyor. PKK’nın yasal siyaset olanaklarının hepsi de tanınmış durumda. Üstelik Kürt bölücülüğünün de talepleri son dönemde değişti. En önde gelen talepleri Apo’nun serbest bırakılması ve PKK’nın muhattap alınarak masaya oturulması. İşte AKP iktidarının yapamadığı ve Kürt Açılımının tıkandığı nokta bu. Kılıçdaroğlu iktidara gelirse işte projenin bu aşamasından sonra yürütülmesini sağlayacak. Bunu 1989 Kürt Raporuyla ilgili açıklamalarından da anlıyoruz. Örneğin yeni raporun nasıl hazırlanacağı konusunda CHP şu kararları alıyor: “Bölgenin saygın isimleriyle temas kurulması, geçen süre içinde gerek devletle gerekse de örgütle arasına mesafe koymuş, demokratikleşme ve insan hakları doğrultusunda çaba göstermiş bölgenin önemli isimleriyle temas kurulması kararlaştırıldı.” Anlaşılan CHP, PKK’lı olmayan (ama tabii ki PKK destekçisi) malum bölücü aydınlarla birlikte bir rapor hazırlayacak. İktidar programlarını bu şekilde oluşturacaklar. Peki iktidar olunca? İktidar olunca da bu sefer o “malum” şahıslarla bir araya gelip “Kürt sorununun çözümü için” masaya oturacaklar. İşte PKK’nın yıllardır kastettiği “masa”. Zaten Kılıçdaroğlu da bunu defalarca kez açıkladı. Oray Eğin’le röportajında da söylüyor: “Güneydoğu’da yaşadığımız sorun da çözülür, eğer toplumsal bir uzlaşma sağlarsanız. Öncelikle silahlı terör örgütünün silahlarını bırakması lazım.” Yani diyor ki PKK silah bırakırsa oturulur görüşülür. Bu zaten PKK’nın istediği şey. Onlar da demiyor mu, biz silah da bırakırız yeter ki masaya oturalım. Apo yakalandığında da “sözde ateşkes” ilan etmişler ve Türk devletini masaya oturmaya davet etmişlerdi. Bu politikaları yıllardır sürüyor. Devam edelim. Oray Eğin soruyor “Muhatap kabul eder misiniz PKK’yı?” Kılıçdaroğlu yanıtlıyor: “Hayır, alınmaması gerek. Silahını bırakması lazım.” Yani, PKK silah bırakırsa muhattap alınabilir diyor. Ve devam ediyor: “Biz insanımızı seviyoruz. Bu coğrafyada kardeş kanı dökülmesini istemiyoruz.” Dağdaki teröristle şehit düşen Mehmetçiği bir tutuyor Kılıçdaroğlu. PKK’lıların öldürülmesini “kardeş kanı dökülmesi” olarak tanımlıyor. Bunlar klasik PKK propagandası. PKK yıllardır aynen bu cümleleri kuruyor ve “barış” istiyor. Devam edelim: “Bölge insanı bu sorunu nasıl algılıyor, bakılmamış. Olayın her boyutunu beraber dikkate almanız gerek. Bölgede çalışarak raporlama yapmanız gerek. Halk ne bekliyor buradan...” Yani ne yapacaklarına PKK’lılarla görüşerek karar verecekler. Biz de Kılıçdaroğlu’na bir çağrıda bulunuyoruz. Buyurun, bir de şehit ailesini ziyaret edin. Bir de onların taleplerini dinleyin. Ama Kılıçdaroğlu bambaşka bir dünyada... Şöyle diyor: “İsmail Cem ‘Devlet Doğu’ya postalla değil elinde bir demet çiçekle gitmelidir’ diye yazmıştı bir kitabında. Biz aslında bunu da zamanında ihmal ettik tabii ki. Baskı baskıyı, şiddet şiddeti doğuruyor. Siz eğer baskı kurarsanız bir kişiyi ezeceğinizi düşünüyorsunuz ama sonunda geniş bir kitleyi alıyorsunuz karşınıza. Bunu aşmanın yolu var aslında. Bunu aşmanın yolu kararlı, tutarlı, akla mantığa dayanan politikalar üretmekten geçiyor.” Terörle mücadeleyi bir hata, “şiddet şiddeti doğurur” diyerek PKK eylemlerinin temel nedeni olarak gören biri şehit ailelerinin evinde ne arayacak? Gittiğinde “Çocuğunuz boşu boşuna öldü. Bu iş silahla çözülmez. Kan kanla yıkanmaz.” mı diyecek? Atatürkçüler uyanın! Seçime daha bir yıl var. Köprünün altından daha çok sular akacak. Ancak bu bir yıl içinde Kılıçdaroğlu Kürt sorunuyla ilgili bölücü söylemlerine kuşkusuz devam edecek. Biz de tarihe not düşmek için hepsini bu sütunlarda yazacağız. Hepsini tek tek Türk insanına hatırlatacağız. Kılıçdaroğlu’na teslim olmak, PKK’ya teslim olmaktır. Kılıçdaroğlu’nun başbakanlığı, bu ülkede AKP döneminden çok zarar verecek, Apo’nun serbest bırakılacağı, PKK’yla masaya oturulacak bir dönem olacaktır.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||