Prof. Dr. Türkkaya Ataöv - "Mavi Marmara"da İsrail görüşü
TÜRKSOLU
 
 
 
Siz şehit analarına
evlat oldunuz
GÖKÇE FIRAT
Ülkücüye mektup:
Uyanmanın vaktidir bozkurt
GÖKÇE FIRAT
Türk milleti,
bu 12 Eylül’de "hayır" de! Tayyip faşizmini durdur!
ALİ ÖZSOY
Apo'yu ipten kurtaran MHP ve Devlet Bahçeli’dir!
ÖZGÜR ERDEM
Tayyip ve Kılıçdaroğlu: İkisi de Türk değil Türkiyeli
KAYA ATABERK
Yılmaz Karakoyunlu’dan farklı bir
Şeyh Bedreddin romanı
OKAN İŞBECER
TBMM’de ırkçı Kürt terörü
TUĞRUL ÇELİK
"Kürt", Türk’e
hep düşman
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Dağ fare doğurdu
karar yeterli değildir
TÜRKKAYA ATAÖV
"Mavi Marmara"da
İsrail görüşü
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türkiye’nin içten kuşatılması: Türksüzleştirme
Ulusal Parti Mersin'de
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (28)
 

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
"Mavi Marmara"da İsrail görüşü

“Mavi Marmara” gemisine İsrail askerlerinin saldırısı üstüne söz konusu devletin Ankara’daki büyükelçisine yönelttiğim soruları önceki yazıda sıralamıştım. Bu yazıda İsrail’in başkentimizdeki diplomasi temsilcisinin (bana elden uzattığı ya da sonra ulaştırdığı belgelerle de tamamlayarak) sözlü yanıtlarına yer veriyorum. Bir sonraki yazıda da bu açıklamasının uyuşmadığım yanlarını ya da değindiği noktaların akla getirdiklerini özetlemeğe çalışacağım. Hemen aşağıda sözü (tırnak işaretlerini kullanmadan ve bu yazının sonuna değin) ona bırakıyorum.

***

Bu konuda İsrail’in de görüşü var. Önce ağarası yoluyla üç kez yolladığınız sorularınızı yazılı olarak almadım. Buluşmamızla şimdi elime geçmiş oluyor. Sizin ilk sözünü ettiğiniz kan dökümünden ötürü ben de üzüntülüyüm...Olayın hazırlanışı, gelişmesi, hukuksal durum, çatışma ve sonuçları üstüne özetle şunları söylemek isterim.

En baştan başlarsak, kimi bilgilere göre, kısaca “IHH” diye bilinen örgüt Mavi Marmara gemisini İstanbul Deniz Otobüslerinden satın almış. Görkemli İstanbul kentinin 1987’de oluşturduğu bu deniz taşımacılığı kurumu 1995’de Kent Hatları Deniz Hizmetleri (City Line Ferry Services) adlı yabancı bir özel ortaklıkla birleşmiş olup kendi alanında dünyanın en büyük kuruluşudur ve İstanbul suları ile Marmara Denizi’nde iş yapmaktadır. Geminin 29 görevlisi olduğu belirlendi, ama satın alınmasında parasal desteğe ilişkin bir bilgim yok. Ancak, gemi sahibi olmanın genelde kolay bir şey olmadığı söylenebilir. Öte yandan, IHH’ya ilişkin olarak iki saptama yapabilirim: Biri, iyi örgütlü, ikincisi de aşırı denecek ölçüde Batı-karşıtı olduğudur.

Hazırlık aşamasının başını yaklaşık 40 kişi oldukları anlaşılan IHH üyeleri ya da yandaşları çektiler. Basın, televizyon ve internet siteleri, “Gazze’ye insancıl yardım” çarpıcı sözüyle, IHH’nın tanıtımını yaptılar, telefonlarını ve e-postası bulanağını genişçe yaydılar ve bu yollardan 500 ya da daha fazla gönüllü yolcu topladı. IHH’lilerin tümü gemiye İstanbul limanından bindiler. Ne onlar, ne de yükleri güvenlik taramasından geçti. Oysa, Antalya’ya 26 ve 27 Mayısta kendi olanaklarıyla gelip gemiye bu limandan katılanların üstleri gereği gibi aranmıştı. Gemi oradan Kıbrıs’a doğru yola çıktı ve onları orada bekleyen öteki teknelerle birleşti. Türkiye’den üç gemi ayrıldı. Çatışmada yer alan yolcular pasaportlu değildi. Mavi Marmara’nın içinde yalnız insan bulunuyordu. Yolcuların yaklaşık yarısı Türktü, ama Yunanlı, İngiliz, Amerikalı, Suriyeli, Lübnanlı, Endonezyalı, İsveçli ve İrlandalı gibi toplam 32 ülkeden katılanlar vardı. İçlerinde Knesset (İsrail Parlâmentosu) üyesi bir Arap ve ayrıca Yahudi eylemci de eksik değildi. Ama en kalabalık olanlar Türklerdi.

Bir gemi görevlisinin olaydan sonra verdiği ifadeye göre, IHH kümesinin önderi Bülent Yıldırım’dı; lojistikten sorumlu Recep diye birinin, Tunç adlı başka birinin de ön safta IHH üyeleri olarak sözlerini etti. IHH’lılar üst güvertede bir tür “harekât odağı” kurmuşlardı. Yandaşlarına açıklamalarda bulunuyor, görev veriyorlardı. Geminin kendi televizyonundan da öteki yolculara talimat göndermekteydiler. İki yüz kadar gaz maskeleri vardı; doktorların bile giydikleri seramik yeleklerinin üstünde Türk bayrağı görülüyordu. Birilerine telsizler dağıtıldı. Kimilerinin üstünde “güvenlik görevlisi” simgesi göze çarpıyordu. IHH korumacıları kimseyi, görevlileri bile, yukarı güverteye bırakmadılar.

IHH topluluğundaki bir kümenin kendi içinde sorumlulukları belli bir aşama ve alt-üst düzeyi olduğu, her aşama ya da bölgenin kendi önderleri ve yandaş kazanmayla görevli üyeleri bulunduğu söylenebilir. IHH’lılarla ötekiler arasında bir tür duvar çekilmişti. Ancak, sıradan yolcuların birçoğunun üstünde sonra on binlerce avro gibi büyük paralar çıktı. “Kişisel kullanım için” dedilerse de, Hamas’a vermek amacıyla bölüştürüldüğü akla geliyor.

İkinci Kaptan Gökhan Gökkıran İsrail sorgulama görevlisini yanıtlarken, şu bilgileri de verdi: Gemi yol aldıktan bir süre sonra, üst güverteden sesler gelince, Birinci Kaptan Mahmut Tural olanları anlamak için yardımcısına araştırma görevi verdi. O da çarkçıbaşı Ekrem Çetin’le aşağıya indi. Birlikte güvertede görevli ve yolcuların güvenliği için bulunan kimi demirlerin keskin dişlilerle kesilmiş olduklarını gördüler, bunlara el koydular, ama kimlerin kestiklerini saptayamadılar. Bu bilgileri Kaptan Tural da yinelemiştir.

Türklerle yolculuktan önce ve seyir sırasında sürekli ve uzun temaslarımız, konuşmalarımız oldu. Bu türlü yardımlarda kullanılan olağan yolları da belirttik. Gazze’ye haftada karadan 15.000 tonluk (dışarıdan gelen) yardım aktarıyoruz. Başkaları bunları önce İsrail’in Aşdod limanına getiriyorlar. İsrail Savunma Gücü (IDF) gemilerin tümüne izledikleri yolu değiştirip Aşdod sularına girmelerini ve getirdikleri insancıl amaçlı ürünlerin karadan Gazze’ye yollanmasını önerdi. İsrail’in bu gemileri üçüncü tarafın karasularından çıktıktan hemen sonra ele geçirme hakkı da vardı. Bunu yapmadık. Gemilerin durmaması, uyarılara kulak asmaması ve kesin buyrukları dinlememesi güce başvurmayı gerektirmiştir. Bu teknelere top, makineli tüfek ve roketle saldıran olmadı. Onlara zarar vermek gibi bir ön karar da yoktu. Silâha başvurma kimi askerlerin yaşamlarının yakın tehlike altına girmiş olmasındandır.

İsrail’in bu gemileri durdurma hakkı vardır. İsrail ile (Gazze’yi denetimi altında tutan) Hamas arasında silâhlı bir çatışma söz konusudur. Hamas İsrailli sivillerin üstüne 10.000 roket fırlatmış bir örgüttür. Gazze’ye kaçakçılık yoluyla silâh ve askerî malzeme sokuyor. Bu durumda, İsrail’in kendi sivil halkını Hamas saldırılarından koruma hakkı saklıdır. Gazze’ye ne götürüldüğünü bilmeden onunla dış dünya arasında bir deniz geçidine hoşgörüyle bakması olanaksızdır. Deniz ablukasının zaten nedeni de budur.

Silâhlı çatışmaya taraf olan devletin güvenlik nedeniyle denizde bir abluka sınırı çizme hakkı vardır. Düşmanın kıyılarına doğru herhangi bir teknenin, taşıdığı yük ne olursa olsun, geçişine izin verilemez. Bu hak hukukun “teamül”, yani “yapılageliş” kavramında da vardır. BM Antlaşması M. 42’de de, ABD deniz elkitabında da ve 1993 San Remo Talimatnamesinde de yer alır. Kararın başlangıç tarihi, süresi ve sınırları açıklanır. Bu ablukayı uygulamak zorundadır da.

İsrail deniz ablukasını 3 Ocak 2009’da açıklamıştı. Gazze kıyısında 20 mil uzaklığa değin geçerlidir. Gazze’ye silâh kaçakçılığını ve Hamas’ın askerî yönden güçlenmesini engelleme amacını güder. Gemiler bu koşulları iyi bilirler. İsrail hiçbir geminin bu ablukayı çiğnemesine izin vermedi ve veremez. Bir ayrım ve istisna yapmadı. Ablukayı yok sayan gemiyi yakalayabilir. Karşı koyarsa, ona saldırabilir. Böyle bir gemiyi abluka bölgesine girmeden önce de yakalayabilir. Yakalanma olayı uluslararası sularda da olabilir, ama yalnız devletlerin karasularında olamaz. Olmamıştır da. Çiğneme girişiminin başlangıcı bir gemi ya da uçağın ablukayı delmek için bir limandan ya da hava alanından ayrılmasıdır, çünkü amacı bellidir.

Yolculardan Şaza Bereket El-Cezire televizyonuna iki gün önce demişti ki: “İki güzel şeyden biri olacak: ya şehitlik düzeyine ulaşacağız, ya da Gazze’ye ayak basacağız.” Yolculardan birinin sözleri de şunlar: “İki kez Gazze yolculuğuna çıktım; bu kez yaşamımı şehit olarak noktalamak istiyorum.” Greta Berlin’in 27 Mayısta AFT haber ajansına dedikleri: “Amacımız insancıl yardım götürmek değil, İsrail kuşatmasını kırmaktır.” IHH’lı Hüseyin Uruş da bu yolculuğun amacının Gazze’ye ulaşmak, ya da bu yolda ölmek olduğunu söylemiştir.

Gemide hafif silâhlar bulundu: bıçak, sopa, cop, kerpeten, testere, çekiç, balta, zincir, sapan, boru, sustalı çakı...Bıçakların çoğu gemi mutfağı ve altı kafeteryadan alınmıştı. İsrailliler gemiye dışarıdan kancalı ipler attıklarında, IHH’lılar bunları söküp geri fırlatıyorlardı. Gemilere yukarıdan inmek zorunda kalan askerler silâhlarını yolcuları ürkütecek biçimde kuşanmadılar. İki askere ateş edildi, biri bıçaklandı ve ötekiler cop ve kesicilerle yaralandılar. Bu durumda, kendilerini tehlikede gören askerler meşru savunma yaptılar. İsrailliler altı teknelik bir filoya çıktılar. Dokuz kişi öldürüldü. Öteki gemilerde sert tepki görülmediğinden, yalnız İsrail karasularına götürüldüler. Yükler Aşdod limanına boşaltıldı ve insancıl yardım niteliğinde olanlar Gazze’ye doğru yola çıktı. Getirilen kimi yapı malzemesinin “çift amaçlı”, yani askerî hedeflere de uyar biçimde kullanılabileceği dikkatleri çekti. Yaralılar da (gerektiğinde helikopterlerle) hastahanelere taşındılar.

İsrail askerlerine saldırı gereksizdi. Hafif silâhların daha önce hazırlandığı anlaşılıyor. Bülent Yıldırım demişti ki: “Karşı koyacağız ve mukavement kazanacak!” Örgütçülerden Hüveyde Arf’ın da şu sözü var: “İsrailliler bizi ancak zor kullanarak durdurabilirler.” Bu kişiler yol boyunca “intifada, intifada” diyerek geri kalanların heyecanlarını ayakta tutmağa çalıştılar.

Yardım Türkiye Kızılayı aracılığıyla yapılabilirdi. Bu sözüm soyut bir iddia değil. Başarılı uygulaması ve belgesi var. Kızılay ile İsrail’de MDA’nın (Magen David Adom) verimli bir işbirliği oldu. Kızılay’dan gelen dört kişilik Türk kurulunu onlar karşıladılar ve birlikte çalıştılar. Bunu anlatan 3 Haziran 20109 tarihli imzalı bir belge de var.

Günlük Vatan’ın 11 Haziran tarihli sayısında yazan Burak Kara “Kimse Yok mu?” adlı yardım örgütünün başkanı Mahmut Özkara’nın açıklamalarını yansıtarak, bu kuruluşun Gazze’ye 2006’dan bu yana 4 milyon dolarlık yardım ilettiğini ve bu ülkeyle bir sorun yaşamadıklarını yazmıştır. İsrail’deki Barış Derneğiyle işbirliği yaptıklarını, başlıca yiyecek ve ilâç götürdüklerini, ayrıca yanlarına para alıp Gazze’de alış-verişle yerel ekonomiyi de canlandırmağa çalıştıklarını söylemiştir. Şunu da ekledi: “Filistin’e Türkiye’den yardım niye gitmesin? Ancak, bunun bir yolu, yöntemi var. Oradaki iki partinin (Hamas ve Fatah) yöneticileriyle buluşmuyor, yardımı doğrudan ihtiyacı olanların eline ulaştırıyoruz.”

Türkiye’den gelen yardım toplam 10.000 tondu; yani, bizim her hafta Gazze’ye yönelttiğimiz dış ürünlerin beşte-biri. Büyük bir tutarın söz konusu olmadığının bilinmesinde, tüm gerçeklerin ortaya çıkması için yarar görüyorum. Az oluşu siyasal hedefin ağır bastığı düşüncesini güçlendiriyor. Amaç yalnız insancıl yardım değildi; küçük bir küme İsrail yönetimiyle çatışmak da istiyordu. Gazze’ye doğru başka gemiler de yola çıkacak. Buna izin veremeyiz. Bir tanesinin bile ablukayı delmesine izin verirsek, binlercesi Gazze kıyılarında demir atar. Gene de, İsrail’in güven duyduğu yoldan gelecek yardıma kapılar açıktır.

Ölenlerin sekizi IHH üyesiydi; biri IHH fotoğrafçısıydı. Dokuzuncunun kimliğini saptayamadık. Ele geçirilenler savaş tutsağı değildir. En kısa sürede ülkelerine geri döndüler. Ancak, İsrail askerlerine saldıranların durumu araştırma konusudur.

Ufak bir-iki nokta daha: Birincisi, diz-üstü bilgisayarlarda ele geçen yazışmalar IHH’nın kimi dış bağlantılarını da gösteriyor...

İkincisi, PKK ile işbirliğini temelden reddederim. Onu terörist bir örgüt olarak görüyoruz. Bir yanda bu tavrımız, öte yanda onunla işbirliği birbiriyle bağdaşmaz. Son olarak, olayı İsrail’in hukuk kurulu inceliyor. Bu kurul yönetimin buyruğu altında değildir. Örneğin, 1982’de Lübnan’daki Filistin göçmen mahalleleri olan Sabra ve Şatila’daki kıyımdan sonra, bu olayda parmağı görülen o zamanki Savunma Bakanı Ariel Şaron, bu kurumun incelemesi ve dayatması sonucu, istifaya zorlanmıştı. Başbakan Golda Meir’in istifası bile bir ölçüde, ama dolaylı olarak, bu kurulun eleştirilerine bağlanabilir.

Söyleyeceklerim bu kadar.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Yemezlar aklını başına topla
Türklerin ardından atma israil
Hatanı düzette kendini pakla
Yalanı gerçege katma israil

Kim kime ederse kendine eder
İyilik boşaltır kötülük toplar
Seni kimse tutmaz ABD tutar
Yerinden su çıkar kazma israil

Siyasetin varsa türkle dost yaşa
Yaklaşma şer işe  türke bulaşma
Yediğin yogurdun tadına bakta
Ekşitip kokutup dökme israil

Yahudi herkesi düşman zanneder
Onun gözü kördür yanlış yol gider
Yüzüne tükürsen yağmur zanneder
Türklerle aranı bozma israil

Sabit der gazzeyle işin çok zordur
Filistini tanı  işin düzelir
Yaptıgın her hata senin suçundur
Kimsenin kalbini kırma israil

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
25 Temmuz 2010


Türk partisi yalnızca ulusal partidir. Türklerin partisi olduğunu söyleyen ülkemizde bir tek Ulusal Parti var. Ve önümüzdeki seçim Türkiye’yi Kürtler mi yönetecek Türkler mi yönetecek bunun seçimi olacak. Genel seçim 2011 yılında. Az kaldı.

saygılar,

Murat Pira, İzmir
21 Temmuz 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40