![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaya Ataberk
İnsan olarak Şeyh Bedreddin TÜRKSOLU: Sizin deyiminizle; “Şeyh Bedreddin’in macerasından ilhamlanan” Serçe Kuşun Sonbaharı’nı yazma fikri sizde nasıl oluştu? Daha önceki yapıtlarınızda Türk yakın tarihi üzerinde durmuştunuz. Bu seferse Türk Ortaçağı’na kadar uzandınız. Bedreddin’e ilginizin kökeninde neler var? YILMAZ KARAKOYUNLU: Mülkiye’de öğrenciyken babam, Şerafettin Yaltkaya’nın kitabını verdi. Kitap bu konudaki ilk girişim olarak sayılıyordu. Ama konuyu tam kavradığı söylenemezdi. Eksik bilgilenme içinde olduğumu fark ettim. O yıllarda Nâzım’ın Bedreddin Destanı’nı okumak yasaktı. Gizli okuyup yakalanırsanız hayatınızı söndürüyorlardı. Sonunda Bedreddin’i, babamdan dinledim. Ardından Varidat’ı okudum. Daha sonra Bedreddin çalışmalarını edindim ve okudum. Farklı pencerelerden ama daima yüceltme esaslı bir üslup hâkimiyeti gördüm. Bu ölçekteki iltifatın ve yüceltmenin hiç kabahatsiz olarak takdim edilmesi ve bu takdimde ısrar edilmesi Bedreddin’in insan yanını ortadan kaldırmıştı. Bu yanıyla ilgilendim. Konu beni etkiledi. Özellikle Mariye ile aşkı, üzerinde durulacak ciddi bir özellik olarak dikkat çekti. Mariye ve Ahlati: Bedreddin’in “Şems-i Tebrizî”leri TÜRKSOLU: Serçe Kuşun Sonbaharı romanınızda Şeyh Bedreddin’in yaşamına, fikirlerine ve isyanına farklı bir bakış getiriyorsunuz. Özellikle Bedreddin’in tasavvufu, felsefeyi öğrendiği kişinin baldızı Mariye olması öncekilerden farklı bir yaklaşım getiriyor. Romanınızda bir kadına bu kadar farklı ve önemli bir görevi vermenizin anlamı nedir? YILMAZ KARAKOYUNLU: Bunu Bedreddin’in intisap ettiği mutasavvıf Şeyh Ahlati’nin sözlerinden ve uygulamalarından öğreniyoruz. Şeyh Ahlati, Bedreddin’in niteliklerini tanışmadan önce öğrenmişti. Özellikle genç yaşına rağmen fıkıh (İslam hukuku) üzerinde geniş ve tesirli bir şöhreti ve ehliyeti vardı. Daha sonra Memlûk Sultanı Berkuk, Şeyh Ahlati ve Bedreddin’e iki kız kardeşi cariye olarak hediye etti. Şeyh Ahlati, Mariye’nin tasavvuf bahislerinde çok iyi yetişmiş biri olduğunu gördü. Mutlu oldu. Cazibe ise çok güzel ve haz dolu bir kadındı. Bedreddin, Cazibe’den çok hoşlandı. Bir çocuğu oldu. Buna karşılık Şeyh Ahlati, Bedreddin’in sadece fıkıh ilminde usta olduğunu görüyordu. Ama onun tasavvuf bahsinde de yetişmesini istedi. Ona Mariye’nin yardımcı olacağını söyledi. Daha sonra Bedreddin ve Mariye uzun süre kapandılar ve zaman onların lehine gelişti. Bedreddin tasavvuf bahrine (denizine) daldı. Vücudun vahdetini tanıdı. Ve sonra fıkıh ilmine ait büyük kütüphanesini tek tek yırtarak Nil nehrinin sularına attı… Mariye geçmişin değer kıyaslamasında Tebrizli Şemsi’ye benziyor. Şemsettin nasıl kapanıp baş başa Celaleddin’i terbiye ettiyse, Bedreddin’in yaşamında bu büyük tesir hizmetini Mariye yapmıştır. Tasavvufta duygular derindir. Sanırım Bedreddin’in Mariye’ye yönelik gönül dünyası bu derinlikte içerik ve biçim kazandı. Nitekim sonraki yaşayışında belirgin bir tavır farklılığı hemen dikkat çekti. “Bedreddin’de adalet duygusu çok yüksekti…” TÜRKSOLU: Şeyh Bedreddin’in eşitlikçi hatta sosyalist görüşlere ulaştığı ve sonunda da bu uğurda isyan ettiği olaylar romanınızın önemli bir bölümünü kapsıyor. Sizce Bedreddin, hangi fikirsel duraklardan geçerek bu noktaya ulaşmıştı? YILMAZ KARAKOYUNLU: Bedreddin tasavvuf ile ilgilendiği dönemde sosyalist düşüncelerle ilgili nitelikler içinde değildi. Bir tekfurun torunuydu. Simavna kadısının oğluydu. Annesi ve babası dinsel konularda özgür düşünceli insanlar olarak dikkat çekiyordu. Börklüce Mustafa’yı ve Torlak Kemal’i tanıdıktan sonra onların ileri sürdüğü ve mücadelesini başlattığı düşüncelerle tanıştı. Etkilendi. Bu arada tasavvuf bahislerinde ilerlemiş ve fıkıh bilimi yerine vahdet-i vücuda dönmüştü. Bu kadrodan sosyal adaleti öğrendi. Dini inançlarıyla bütünleştirdi. Telkin edici nitelik kazandı ve bu yolda başarılı oldu. Ama bunları yaparken ne sosyalizmden haberi vardı ne de daha ileri aşamalarından… TÜRKSOLU: Bedreddin’in ilericiliğini ve toplumculuğunu, romanda da vurguladığınız adalet duygusunu bu günün kıstasları ile nasıl değerlendirirsiniz? Bedreddin’in bu yaklaşımlarında tasavvuf düşüncesinin etkisi ne olmuştur? YILMAZ KARAKOYUNLU: Bedreddin’de adalet duygusu çok yüksek çünkü fıkıh hocası… Yani hakkı sahibine teslim etmek zorunluluğu var. Zamanla bunu adalet ahlakına dönüştürüyor ve farklı bir pratik ile gündeme geliyor. Tasavvuf etkinliği elbette ki adalet bahsini öne çıkarıyor. Ama biz bunu sosyal adalet savunuculuğu gibi algılıyoruz. Burada ciddi bir zihin ihtilafı yaratıldığını görüyoruz. Bunu hem Bedreddin, hem de sosyal adalet açısından farklı hatta haksız bir algılama olarak görüyorum… Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal: Öğrenci mi öğretmen mi?
TÜRKSOLU: Şeyh Bedreddin’in, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’le ilişkileri Serçe Kuşun Sonbaharı’nda da önemli bir rol oynuyor. Börklüce’nin “Sen benim evimde aşımda pay sahibisin. Ben de senin evinde ve aşında pay sahibiyim. Ürettiklerimizin adil bölüşümü yetmez. Bu bölüşüm sonrasında da birbirimizin hakkında ihtiyacımızın payı olacak” şeklindeki Dukas gibi tarihçilerin yazdıklarına da dayandırılabilecek söylemleri ile Bedreddin’in fikir dünyası nasıl buluşmuştur? Karşılıklı etkileşim nasıl gerçekleşmiş olabilir? YILMAZ KARAKOYUNLU: Börklüce ve Torlak Kemal, sosyal adalet anlayışında önemli mesafeler almış insanlardır. Bulundukları toplumları etkilemiş ve yön veren insanlar olmuşlardır. Bedreddin, Mariye’nin tesiriyle tasavvuf dünyasına intisap edince -yani salik olunca- fıkıhla tasavvuf mukayesesi yapmaya başlamıştır. Buna göre tasavvuftaki “adalet ahlakı” fıkıhtaki yalın “adaletten” farklı ve üstün nitelik kazanmıştır. TÜRKSOLU: Börklüce Mustafa’nın sosyalist fikirlerinin oluşmasında içinden çıktığı Türkmen toplumunun eşitlikçi, paylaşımcı göçebe geleneklerinin etkisi ne ölçüdedir? YILMAZ KARAKOYUNLU: Tesiri büyüktür ama tek başına değildir. Börklüce üretimin adil paylaşılmadığını günlük hayatta en acı örnekleriyle yaşamıştır. Nitekim romanda okuyucuların bu tesirlerin niteliklerine hazırlanmaları için örnekler verilmiştir. Sadece göçebelerin değil yerleşik düzen içinde de adaletçi ve eşitlikçi örnekler sergilenmiştir. Böylece eşitlikçi ve adil paylaşımı bir grubun değil toplumun hakkı olarak tanıtmak yolu denenmiştir. Bedreddin’i savunmak Osmanlıya düşman olmak mı? TÜRKSOLU: Genellikle Bedreddin’i savunmak Osmanlı’ya düşmanlık yapmak olarak algılanmıştır. Bu algıda bir doğruluk payı olduğu da açık… Bedreddin’in Osmanlı’yla ister istemez bir çatışma içinde yer aldığı tabi ki doğrudur. Fakat Serçe Kuşun Sonbaharı’nda görülüyor ki Çelebi Mehmet bile onu ölüme gönderirken önemli çelişkiler yaşamaktadır. Sultanın vicdanı ve aklı çatışmaktadır. Bedreddin’in ailesinin, torunlarının da idamının ardından Osmanlı tarafından dışlanmadığını biliyoruz. Yine romanınızda Beyazıt’ın başarılı olması durumunda Avrupa içlerinde Endülüs’ten bile daha köklü bir medeniyet yaratabileceğini belirtiyorsunuz. Bu bağlamda Şeyh Bedreddin, Bu Osmanlı medeniyetinin neresindeydi? İçinde mi, dışında mı yoksa bu medeniyetin farklı bir ürünü mü? YILMAZ KARAKOYUNLU: Teşhisiniz doğrudur. Ama yönetim aklı kayırmak zorunda olduğunun da farkındadır. Bedreddin’in taht üzerindeki gizlenmiş duygularının aşikâr olmasına kadar kendini gizli tutması budur. Bedreddin, Börklüce ve Torlak’ın taleplerinin ötesine geçerek Osmanlı’da tahta talip olacak kadar duygulu bir isyan yaratmıştır. Ardından gelenler artık Bedreddin’i sadece dini nitelikleri ile saydıkları bir şeyh olmaktan öteye taşımışlar ve tekke terbiyesinden, divan yönetimine yönelmişlerdir. Bedreddin, Osmanlı tahtına çıkmayı kafasına koymuştur. Bunu örneğini verdiğim bir Ahi töreninde de çevresine sergilemiştir. Bedreddin, Osmanlı medeniyetinin simgeleştirilebilir örneğidir. Osmanlı toplumunun hem sosyolojisini, hem teolojisini iyi bilen ve yorumlayan nitelikte donatılmıştı. Sevgi ve akıl okyanusları: Bedreddin ve Ahlati TÜRKSOLU: Bedreddin’in Şeyh Hüseyin Ahlati’yle ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Mariye, kardeşi Cazibe’yle hakikat kavramını tartışırken; “Şeyh Ahlati’nin hakikatinde sûfiliğin, esrikliğin ve isabetin varlığı kesişiyor… Şeyh Bedreddin’in hakikatinde ise kalbin, aklın ve bilimin bütünleşmiş birikimi var… Sonunda ikisinin de hakikati bir ama takdiri değişik… Birinde iman ötekinde ilim hâkim…” diyor. Romanın birkaç yerinde de belirttiğiniz gibi burada bir Şems-Mevlana ilişkisine benzer ilişkinin varlığı seziliyor. İkisinin ilişkisini sevgi ve akıl okyanuslarının buluşması, sentezi olarak mı değerlendirmeliyiz? YILMAZ KARAKOYUNLU: Aynen böyledir. Bir mutasavvıf ve bir fakih yaşamı değişik algılar. Mariye bu farklı iki tecrübeye birden vakıf olunca bu karşılaştırmayla iki önemli insanın karakterlerini karşılaştırmak istemiştir. Bunu başarmıştır. TÜRKSOLU: Serçe Kuşun Sonbaharı’ndaki Kahire atmosferini Thebai-Eski Mısır medeniyeti ile İslam medeniyetinin kesişim noktası olarak soluyoruz. Doğunun bu iki büyük medeniyetinin buluşmasının Bedreddin’in şekillenmesi üzerinde ne gibi etkileri olmuş olabilir? YILMAZ KARAKOYUNLU: Bedreddin için önemli olan Kahire dokusundan çok ilgilendiği muhit ve insanları tahlili olmuştur… Ben de bunu yansıtmaya niyetlenmiştim. “Hiç kimse başkasını fakirleştirmeden zenginleşemez…” TÜRKSOLU: Romanda Bedreddin ve Mariye; sohbetlerinde vahdet-i vücud felsefesinin insan-doğa-Tanrı birlikteliği ilkesinden yolan çıkarak, “Bütün dünya malları, insanların ortaklaşa yararlanması içindir. Yeryüzü bu yararlanmanın bereket tarlasıdır. Gerçekten bölünmüş toprak parçaları yoktur. İnsanoğlu doğanın düzenini kendisi için böldü” ve “Hiç kimse başkasını fakirleştirmeden zenginleşemez. Bunu görmezlikten gelmek insan izzetine aykırıdır” noktalarına ulaşıyorlar. Bu felsefi ve ideolojik duruşun Türk felsefesi ve siyasi fikir dünyasında bıraktığı etkiler nelerdir? Bir başka ifadeyle Türk ulusu, Bedreddin’den nasıl bir miras aldı? YILMAZ KARAKOYUNLU: Sorunuz zaten cevabı kendi içinde barındırıyor. Bedreddin iktisadi değerleri öne çıkaran hatta yücelten bir üretim ve bölünme ilişkisinde dini etkinliklerini olgunlaştıran en önemli ve etkin örneklerden birisidir. Hatta bundan önce bu noktada müessir olan bir örnek yaşanmamıştır. TÜRKSOLU: Bedreddin’in Memlûk sarayında sarf ettiği “Hayat insana layık olduğu dengeyi vermiyor. Kiminin fakir kiminin zengin olduğu bir dünyayı Allah yarattı deyip bigâne kalmak doğru değildir. Bu eğer kuralsa akıl bu kuralı reddeder. O zaman arada eşitlik sağlayacak bir kudrete ihtiyaç vardır. Bunu sadece vicdana bırakmakla çözüm sağlanamaz” sözleri bir bakıma Serçe Kuşun Sonbaharı’nın ilerleyen kısımlarında değinilen “Mülkün adaleti” kavramıyla ilişkili midir? Bedreddin’in hakça düzen kurma çabasının yolu sizce nereden geçiyordu? Bedreddin gerçekten de adil bir devlet kurmak için Osmanlı tahtına oturmayı istemiş olabilir mi? YILMAZ KARAKOYUNLU: Osmanlı tahtını talep gerekçesi de bu zaten. Bunun için mücadele verirken nasıl bir akıbet ile karşı karşıya kalacağını biliyor… Bütün riskleri yükleniyor ve çevresinin mücadele azmini biraz da dini telkinlerle yanında olmasını istediği –bulundurduğu- en önemli kuvvet haline getiriyor… Bedreddin, Sünni bir ortamdan ve inançtan beslendi TÜRKSOLU: Solda genellikle ilericiği ve toplumculuğu sadece Aleviliğe endeksli bir tarihsel miras olarak algılamak yaygındır. Oysa Serçe Kuşun Sonbaharı’nda Bedreddin’i etkileyen ortamda bu yok. Gerçekten de Mevlana Celaleddin Rumî, Muhiyiddin Arabî, Sadreddin Konevî gibi Bedreddin’in fikir dünyasını temellendiren büyük isimlerin tümünün de Sünni İslam anlayışından kökenini aldığını görüyoruz. Burada bir çelişki mi vardı yoksa sol içindeki yaygın Alevi merkezli anlayış mı bilimsel değildir? YILMAZ KARAKOYUNLU: Bedreddin Sünni bir vasattan ve inançtan beslenerek büyüdü. Fıkıh ilminde ustalık derecesine varmasına katkıda bulunan bütün eğitim kademeleri Sünnidir. Sosyal adalet savunmalarının hepsinde de bu intisabın yerini ve önemini belli eder. TÜRKSOLU: Birkaç soru da tartışma başlığımıza etkisi fazla olmasa da roman içeriğinde yer alan bazı önemli konular üzerine… Serçe Kuşun Sonbaharı’nda Bedreddin’in çocukken dayısına sorduğu soruyu tekrarlayalım: “Zilotes ne demek?” YILMAZ KARAKOYUNLU: Zilotesler, Edirne komününde yaşayan ve kendi gelenekleri ve dini inançlarını son derece hassa koruyan insanlardır. Toplu hareket disiplini içinde yaşarlar. Hareketlerinde Rumeli Bektaşi geleneğini andıran saygı kalıpları ve yetiştirilme disiplinleri dikkat çeker. Çevreye karşı saygılıdırlar, saygı görürler. Fetret devrinde, devletin bekası adaletten önde tutuldu. TÜRKSOLU: Bedreddin’in, Musa Çelebi’nin Kazaskerliğini yaptığı dönemdeki uygulamaları adil devlet uygulamaları mıydı? Bu dönemin önemi neydi? YILMAZ KARAKOYUNLU: Fetret devrinde devletin bekasını sağlamak ihtiyacı, adaletini sağlamaktan önde tutulmuştur. Ama günlük hayatın kötü kullanımlarında ortaya çıkan sorunların çözümünde adalet hissinin öne çıkarıldığını gösteren münferit olay bolluğu dikkati çeker. TÜRKSOLU: Romandaki olaylar dokusu içinde Sakız adasını ve Aydın ellerini sömüren Cenevizliler ve onların Maona şirketi günümüz Batı kapitalizminin öncülleri sayılabilir mi? YILMAZ KARAKOYUNLU: Bugünün iktisat deyimleriyle tanımlanırsa kapitalist uygulama örnekleri denebilir. Ama çağında bunlar varlıklı insanların daima egemen rol kazanmasının örneğidir. İtirazsız yönetim sermaye sahipliğini, iktidar sahipliği haline dönüştürür. Timur, Yıldırım ve Bedreddin… TÜRKSOLU: Romanın en önemli tarihsel karakterlerinden biri de Emir Timur… Beyazıt’ın Avrupa’daki ilerleyişini Osmanlı’nın Avrupa despotlarından daha adil olmasına bağlıyorsunuz. Gerçekten de Beyazıt ve Osmanlı, Avrupa’da güçlenirken onu yıkan yine bir Türk ve Doğu gücü olan Timur’dur. Bu bağlamda Timur-Osmanlı çatışmasının temeli nerededir? Şeyh Bedreddin’in Timur’la ilişkisi nasıl olmuştur? YILMAZ KARAKOYUNLU: Timur, “emeli” nihai hedefi Batı olan bir hükümdar değildir. Nitekim Osmanlının ele geçirdiği beylikleri yeniden kurup doğuya çekilmiştir. Yıldırım’ın evsafı hakkında bilgisi ve tecrübesi vardır. Onun da diğerleri gibi kendisini, otoritesini kabul etmesini ister. Burada Yıldırım’ın farklı bir sultan olduğunu görüyoruz. Yıldırım sadece gözü değil, aklı, fikri, duyguları bütün emeli Batı olan bir hükümdardır. Eğer Timur saldırmasaydı; Yıldırım Batı Avrupa içlerine girecek dirayette ve siyasette bir hükümdardı. Bedreddin’in Timur’a gitmesiyse, Şeyh Ahlati’nin ısrarlı telkinleriyle olmuştu.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||