Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - ABD’nin yeni aktörü Kılıçdaroğlu
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Apo'yu ister asarız istersek kazığa bile oturturuz!
SERAP YEŞİLTUNA
Şeyh Sait'i Atatürk asmıştı takipçilerini biz asacağız!
ÖZGÜR ERDEM
PKK terörü masayla mı silahla mı biter?
KAYA ATABERK
Tayyip NATO'yu
Kandil'e değil
Diyarbakır'a çağırıyor
Atatürk ve arkadaşları
Şeyh Sait için
ne demişlerdi
OKAN İŞBECER
Taha Akyol'dan
"Kürt istilası" haritası
TUĞRUL ÇELİK
Barak,
Tayyip'e ne yedirdi?
TÜRKKAYA ATAÖV
İsrail'e 20 soru!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
ABD'nin yeni aktörü Kılıçdaroğlu
İLYAS SALMAN
Suç
ve toplumsal eşitsizlik
MUSTAFA İZBERK
Dil devrimini niçin -boyumca bosumca- sürdürüyorum-II
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (27)
EMİNE YENİCE
Ne mutlu Türk'üm diyene!
 
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
ABD’nin yeni aktörü Kılıçdaroğlu


Son yaşanan gelişmeler ve Avrasyacılığın çöküşü

Rusya ve Çin, Amerika’nın İran’a yapacağı Clinton ekolünün İran’a karşı getirdiği ambargoyu desteklemek durumundadır. Çünkü ikisi de Amerika sistemine, dünya sistemine göbekten bağlıdır.

Asya’daki güç denilen unsurların Amerika’ya tabi olduğu ekonomik analizlerle ortadayken, bu durum politik olarak da açıkça ortaya çıkmıştır.

Türkiye’deki Atatürkçülüğü ve Ordu kadrolarını Avrasyacılık ile provoke eden hareket, bugün Rusya’nın bu tavrını yok saymaktadır. Çin’in bu tavrını yok saymaktadır. Türkiye’nin İran’la olan birlikteliğini de yok saymaktadır.

Kaldı ki, Türkiye’nin İran’daki birlikteliği Obama’yla olan ilişkinin bir sonucudur. Obama’nın stratejisidir. Ama Rusya’nın ve Çin’in de Amerika’nın saflarında yer alması, dünya sistemini doğru anlamamızı gerektirmektedir.

Bu anlamda Thomas Barnett’in küreselleşmiş alan ile küreselleşmemiş alan olarak ayırdığı dünyada Türkistan, İran, Türkiye, Arabistan, Kuzey Afrika, Brezilya, Venezüella ve Nijerya gibi petrole egemen olan ve dünya sistemine entegre olmamış bölgelerin sisteme entegre edilmesi ana sorundur.

Bu ana sorunu çözerken sisteme entegre olmuş Rusya, Çin, Hindistan, Avrupa ve Meksika gibi birinci ve ikinci küreselleşmiş alanların, küreselleşmemiş alandaki demokratikleşme operasyonlarına açık olması, yardım etmesi gerekir. Bu tez, demokrasi projesi olarak hep sunulagelen bir olgudur.

Bu tez tersten okuduğunuz zaman, Brezilya, Venezüella, Nijerya ve Kuzey Afrika, İran ve Türkiye’nin ve hatta Orta Asya’nın bir eksen olarak sisteme karşı Rusya, Çin ve Amerika’ya karşı bir pozisyonu olduğu ortaya çıkar. Bu pozisyon, artık klasik emperyalist ülkelerle çevrili ülkeler değil, küreselleşmiş sisteme entegre olan ülkelerle bunların sömürüsü hedefinde olan ülkeler olarak belirir.

Bu ülkeler petrol içeren ve dünyaya entegre olmamış, yarısından çoğu Türklerin egemenliğinde, geri kalanı da Arapların egemenliğinde olan bölgedir.

Yeni dönemde gelişecek AKP politikalarının gerilemesiyle, yani Türkiye açısınrdan AKP’nin aktör güç
olmaktan çıkarılmasıyla, yerine Ilımlı Laiklik yani CHP’nin getirilmesi gündeme gelmiştir. Ama CHP’nin “kan kanla yıkanmaz”sözüyle
ortaya koyduğu gibi koruculara karşı
olmak, Güneydoğu’daki kotrgerilla faaliyetlerini tasfiye
etmek ve Kürtçe eğitimin önünün
açılması gibi talepleri CHP’nin programına sokması durumunda CHP, AKP’den daha da büyük bir kayba uğrayacaktır.

Avrasyacılık, Türkiye’nin birikimini boşa harcamıştır

Sistem karşıtı mücadele Türk eksenli olarak gelişecektir. Bu anlamda olaya baktığımız zaman, Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği çizgi daha önce belirttiğim gibi birbirleriyle çelişen dönemleri içermektedir. Bu dönemler ne kadar değişiklik gösterirse göstersin, iktidarda kaldığı sürece sisteme bağımlı olacaktır.

Bu anlamda, bugün iktidarda kalabilmek için emperyalizmle her türlü uzlaşmaya gidecek bir çizgi söz konusudur. Geçmişte Rusya ile işbirliği yapılması konusunda Avrasyacılık savunulduğu zaman, ancak Dugin’le İşçi Partisi’nin ve Putin’le AKP’nin bir araya gelebileceğini vurgulamıştım. Bundan beş yıl kadar önce vurguladığım nokta günümüzde Türkiye ile Rusya’nın beraberliği ile ortaya çıkmıştır.

Avrasyacı politikanın yanlışları nedeniyle, mücadele yanlış bir yöne saptırılarak en azından 10 yıl Türkiye’deki ulusalcı mücadele yanlış bir yöne kanalize edilmiş, bu politika ulusalcı güçlerin heba olmasına sebep olmuştur. Avrasyacılık çölüne akan Türk ulusalcı enerjisi yok edilmiştir.

Aynı şekilde günümüzde de AKP iktidarının açılım politikası ve buna karşı tavır alan Baykal çizgisi, üniter birliği ve açılıma karşı duruşu daima belli bir ulusalcı pratiğe indirgemiştir. Bu pratikte ana sorunun sistemin Türkiye’ye saldırısı ve bu saldırı sonrası Türkiye’nin parçalanmasına karşı üniter birliği savunma ulusalcılığı olmuştur.

Tabii ki ekonomik olarak egemen sınıfların sömürüsü ve bunların yarattığı eşitsizlik ve yoksulluk ana politikalarıdır. Ama bunlara temel olan Türkiye’nin bütünlüğüdür. Diğerleri ise doğal bir mücadelenin tarzıdır. Temel ile doğal arasındaki fark, birbirinin yerine geçemeyecek iki farktır.

Emperyalizm Kürt kimliğinin tanınmasını talep ediyor

Bu anlamda Birinci Dünya Savaşı’nda İran’da gerçekleştirilen, İran-Türk kimliğinin yok edilerek yerine Fars kimliği konması gibi Türkiye’de Türk kimliğinin tasfiyesi operasyonu, Kurtuluş Savaşı sayesinde gerçekleştirilememiştir. Bu İngiliz projesi, bugün Amerikalılar tarafından gerçekleştirilmek istenmektedir.

Bu anlamda beş parçacı Kürt hareketi olarak ortaya çıkan PKK’nın yeni stratejisi İran, Suriye, Irak ve Türkiye Kürtlerinin birliğinin ötesindedir. En büyük Kürt alanlarının İstanbul, İzmir ve Mersin olması ve bu nedenle Türkiye’nin isminin Türk olmaktan çıkartılarak iki milletli bir konfederasyon tarzında örgütlenmesi planlanmaktadır.

Bu konfederasyon içinde Kürtlerin ağırlıklı olduğu bölgelerin de kantonlar şeklinde, en azından liman bölgelerinde, Kürt bölgeleri halinde biçimlenmesi istenmektedir. Bunun için gerek ulusal Anayasa gerekse uluslararası yasalarla bu kimliğin tanınması talep edilmektedir. Bu anlamda demokratik haklar, Kürtçe eğitim değil, bu talep temel alınmalıdır.

İşte bu haliyle bakıldığı zaman günümüzde ileri sürülen bu politika, Türkiye’nin parçalanmasını doğal görmekte olan bir politikadır.

Bunun için ayrı bir yazı yazmamız gerekmektedir ama bu boyutuyla Türkiye’de PKK’nın ayaklanmalarına karşı ileri sürülen yol olan demokratikleşme sürecinin aslında aldatıcı bir süreç olduğunu söylememiz gerekir. Çünkü demokratikleşme süreci PKK’nın amacı değil aracıdır.

PKK için demokratikleşme amaç değil araçtır

Avrasyacılık savunulduğu zaman, ancak Dugin’le İşçi Partisi’nin ve
Putin’le AKP’nin bir araya gelebileceğini vurgulamıştım. Avrasyacı politikanın yanlışları nedeniyle, mücadele yanlış bir yöne saptırılarak en azından
10 yıl Türkiye’deki ulusalcı mücadele yanlış bir yöne kanalize edilmiş,
bu politika ulusalcı güçlerin heba olmasına sebep olmuştur.

Bu araç Leninist bir kombinasyonla legal ortamların, yani demokratik ortamın, kırıntılarından yararlanarak örgütün stratejisinin geliştirilebilmesi için tüm kitlelerle birleşme olanağı yaratmaktır. Ama hiçbir zaman programından ve stratejisinden vazgeçmemektir.

Bu PKK için de geçerlidir. Yani demokratik ortam ve barış söylemi bütünüyle PKK’nın legal olarak şehir içinde kitlelerle örgütlenmesi dışında illegal, askeri milis yapısını da geliştirerek, gerektiği zaman silahlı mücadelenin politikanın en yoğun biçimi olduğu gerçeğini ortaya koyarak, silahlı baskıyla da bu dönüşümü sağlama çizgisidir.

Bu bütün Leninist partilerin ana stratejisidir. Ama burada vurgulanmak istenen, PKK artık Leninist olmasa da, stratejik uygulaması ve taktikleri en azından artık Leninisttir. Çünkü dünyanın devrimci politikalarının tümü bu çizgiyi izlemektedir. Bir başka deyişle stratejik hedefler taktiklerle biçimlendirilir. Bu taktikler kimi zaman silahlı mücadele esas alındığında şehirlerde milisler, kırlık bölgelerde ve büyük şehirlerde demokratik örgütler içinde yer alarak kitleyle bütünleşme aşamaları, halkaları içerir.

Ama bunların amacı demokratik bir toplum yaratmak değildir. Tersine bu söylem stratejik olarak benimsenmiş bir politikadır. Bu politikada Abdullah Öcalan’ın özgürleşmesi, legal haklarını kazanarak parlamentoya girmesi, Güney Afrika Modeli örnek alınarak Türkiye’de başbakan yapılması hedeflenmektedir.

Ama bu da PKK için yeterli olmayacaktır. Çünkü PKK bütünüyle Abdullah Öcalan’ın inisiyatifinde değildir. Türkiye’de Abdullah Öcalan’ın talepleri yerine getirilse de gerek Kuzey Irak’ta narkotik ticaret gerekse o bölgedeki egemenlik çatışması nedeniyle hiçbir zaman vazgeçmeyecek gruplar bulunacaktır. Nasıl ki, bugün Taliban’la ABD baş edememektedir, bu bölgedeki narkotik gelirler nedeniyle daima böyle bir mücadele olacaktır.

Keza Abdullah Öcalan’la Türkiye’nin anlaşmış olduğunu varsaydığımızda bile, Kuzey Irak’ta bölgeyi yönlendiren İsrail ile ABD’nin politikaları doğrultusunda, yeni talepler, yeni sorunlarla birlikte, sürekli olarak PKK da yeni biçimlerde varlığını sürdürecektir.

PKK’nın hedefi Türk şehirlerini içine alan Birleşik Kürdistan

Bu anlamda buradaki demokratikleşme modeli, kendi içinde çelişkili bir modeldir. Silahlı mücadele devrimci mücadele yapan grupların stratejilerini hayata geçirmek için kullandıkları yollardan biridir. Ama burada, demokratik mücadelede silahlı mücadele, yürüten grupların politikalarını yayma aracıdır. Ama bunların nihai hedefleri ise örgütün stratejik hedeflerine ulaşmaktır.

Örgütün stratejik hedefi demokratikleşme değil öbür stratejik hedeflerdir. Yukarıda da bahsettiğim gibi Birleşik Kürdistan, artık Türkiye’nin büyük şehirlerine de entegre olmuş, Türkiye ile bağlantılı Kürdistan’dır.

Yani birçok AKP yanlısı, Kürt konusunda, PKK’nın artık Türkiye’den ayrılma tezi yoktur derken, Kürtlerin Türkiye’den ayrılmayacağını ama Türkiye’deki en büyük şehirlerin artık Kürt şehirleri olacağını vurgulamaktadır.

Bunu İslamcı kimlikle çözme politikası ise son seçimlerde İslamcı Kürtlerin PKK’yla birleşerek, DTP içinde seçime katılarak AKP’yi dışlamasıyla son bulmuştur.

Diğer taraftan ise CHP’nin yeni çizgisi, AKP’yi Öcalan’ın yol haritasındaki taleplerin hiçbirini yerine getirmedi şeklinde eleştirmektedir. Bunlardan AKP’nin yerine getirmediği unsurlar nelerdir sorusuna geldiğimiz zaman, burası ilginçti. Apo’nun belirlediği 7 isteğe bakarsak Abdullah Öcalan’ın serbest kalması ve politika yapması, koruculuğun kalkması, özerkliğin verilmesi, Kürtçe eğitim gibi konular öne çıkmaktadır.

Ama bu noktadan AKP’yi eleştiren CHP, AKP’nin bu konuda “somut olarak sizin programınız nedir” sorusuna cevap verememektedir.

Görüldüğü gibi silahlı mücadeleye karşı bir mücadele, gerillaya karşı kontrgerilla biçiminde olmaktadır. Yani demokratikleşme, silahlı mücadelenin bir aracıdır ve silahlı mücadelenin politikalarını yayma aracıdır. Ama esas amacı, yani stratejik amacı, Bağımsız Kürdistan ve Türkiye’nin büyük şehirlerini Kürdistan’a entegre eden uluslararası ve ulusal yasa sistemiyle tanınmasıdır. Ama bu da yetmeyecektir. Çünkü bölgedeki geçiş alanında egemen olma daima ekonomik bir kazancı da beraberinde getirdiği için, sürekli yeni PKK’lar olacaktır.

AKP ve CHP’nin PKK karşısındaki yanlışları

O halde, burada son dönemdeki durum nedir sorusunu sorarsak, Kürt açılımı ile başlayan dönem ve AKP döneminde eylemsizlik görüntüsü altında Türk Ordusu’nun kırlarda ve şehirlerdeki milislerin temizlemesi ve istihbarat ağının gelişmesi, JİTEM, özel kuvvetler, korucular, tasfiye edilmelidir teziyle şehirlerde kontrgerilla tarzında alt yapıyı kontrol eden alanlar tasfiye edilmiştir. Yani istihbarat ağı, muhbirler ifşa edilmiş, korucular sürekli saldırının hedefi olmuştur. Hem bu legal demokratikleşme sürecinde korucular, PKK’nın en büyük hedefi olmuştur. PKK da koruculara fiili olarak saldırılarını sürdürmüştür. Ve onlar da kendi alanlarına çekilmiştir.

Keza PKK’nın şehirlerdeki faaliyetleriyle mücadele etmek için sistemin, gerek polis gerek Jandarma, buna karşı mücadele edecek kadroları, “Ergenekon doğudadır” denilerek tasfiye edilmiştir. Böylece PKK’nın şehirlerde çok rahat bir şekilde örgütlenmesinin önü açılmış ve 1995’li yıllardan 2000’li yıllara kadar kanlı mücadelelerle temizlenmiş olan dağlarda PKK’nın sessiz bir şekilde yeniden yapılanmasının önü açılmıştır.

Bu AKP’nin çok önemli bir hatası olarak ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda AKP oy anlamında çok büyük kayba uğramıştır. Aynı hatanın bir başka biçimi, yani AKP’nin kaybettiği oyları CHP’nin toplama çabaları vardır.

Kılıçdaroğlu’nun “kan kanla yıkanmaz” sözünün içeriği, yukarıda belirttiğim gibi, CHP sözcülerinin bir kısmı tarafından ileri sürülen koruculuğa, JİTEM ve Güneydoğu’daki istihbarat ağına, yerli haber alma muhbirlerine karşı oluş ve bunların tasfiyesinin demokratikleşme olduğu gibi bir görüşle hataya düşülmüştür. Bununla birlikte PKK’nın önünün açılacağı yeni bir süreç başlamıştır.

Bu süreçte CHP, PKK’yı bitirmeyecektir, PKK nasıl AKP’yi bitirdiyse CHP’yi de bitirecektir.

1990’lı yıllarda yükselen terörün 1995’lerde bitmesine sebep olan içsel faktörlerdir. Burada kontrgerilla tarzındaki örgütlenmenin mücadeleyi yalnız kırlarda değil tüm Türkiye’ye yayarak yapmasıdır. Bu dönemde PKK 90’lı yıllar öncesi, her Nevruz’da şehirlerdeki gösterilerde ayaklanmalarla ortaya çıkmıştır. Ama bu dönemden sonra PKK’

nın Kuzey Irak’tan tasfiyesi ve ile birlikte şehirlerde kontrgerilla faaliyetlerinin sürdürülmesi ve PKK’ya karşı mücadelenin şehirlere aktarılmasıyla PKK söndürülmüştür.

Bu söndürme, Kuzey Irak’ta ikinci operasyondan sonra ABD’nin yeniden bölgeye egemen olmasıyla sona ermiş ve PKK geliştirilmiştir. İktidarda AKP’

nin bulunduğu bu dönemde PKK’ya karşı askeri harekatlar ve şehirlerdeki mücadelesine karşılık kontrgerilla çalışmaları sürdürülmemiş, tam tersine uzman polisler ve askeri istihbarat dağıtılmıştır. Bunlar demokratikleşme adına yapılmıştır ve bu demokratikleşme de PKK’nın önünü açmıştır.

Aynı olayı günümüzde PKK sorununu çözmeye talip olan CHP sözcülerinden de duymak, bu noktada yaşananlardan ders alınmadığını ya da yeni bir politikanın olduğunu göstermektedir.

AKP gidecek CHP gelecek

Bu anlamda bakıldığında gerek İran’a gerek İsrail’e karşı AKP’nin yürüttüğü politikaları sistem karşıtı olarak sunmak önemli bir yanlış olarak ortaya çıkmaktadır.

AKP sistem karşıtı olmamıştır, belli bir döneminde sistemin önerdiği bir çizgi olarak girmiştir. Ama bu çizgiyi savunmakta sistem devam edemediği için AKP ortada kalmıştır. Aynı olay Ahmedinejad’la olan ilişkilerde de söz konusu olmuştur. Ahmedinejad’a karşı yapılan muhalefet, ABD tarafından desteklenmemiş ama Ahmedinejad’ın günümüzdeki çıkışından sonra bunun desteklenecek olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. Ahmedinejad’a karşı muhalefetin desteklenmemesi, Obama’nın Ahmedinejad’a uzattığı eldir. Ahmedinejad’ın Türkiye’ye gelmesi, diyaloğun başlatılması nedeniyledir.

İşte bu duruma baktığımız zaman yeni dönemde gelişecek AKP politikalarının gerilemesiyle, yani Türkiye açısından AKP’nin aktör güç olmaktan çıkarılmasıyla, yerine ılımlı laiklik olarak CHP’nin getirilmesi gündeme gelmiştir.

Bunun sinyalleri de AKP’nin Kürt açılımı konusundaki hataları ve buna karşılık CHP’nin tavrı nedeniyle yükselen oy oranıdır. Ama CHP’nin “kan kanla yıkanmaz” sözüyle ortaya koyduğu gibi koruculara karşı olmak, Güneydoğu’daki kontrgerilla faaliyetlerini tasfiye etmek ve Kürtçe eğitimin önünün açılması gibi talepleri CHP’nin programına sokması durumunda CHP AKP’den daha da büyük bir kayba uğrayacaktır.

Bu anlamda eğer CHP’nin rasyonel bir politikası varsa, yani reel politika yapıyorsa, AKP’nin kaybettiği böyle bir politikaya girmemesi gerekir. CHP böyle bir politika yürütmesi durumunda Kürt oylarını alamayacağı gibi kendi tabanında da oy kaybına uğrayacaktır. Bu anlamda CHP’nin bu politikadan uzak durması gerekir.

Kılıçdaroğlu’nun ikinci önerisi olan barajın düşürülmesi, BDP’ye verilen bir mesajdır. CHP bu noktada AKP’nin barajı düşürmemesi üzerinden propaganda yapmaktadır. Keza genel af gibi Apo’yu da içine alacak muğlak bir kavram CHP tarafından ileri sürülmüştür.

Bu üç nokta yanyana getirildiğinde ve CHP’lilerin AKP’yi Apo’nun taleplerini karşılamadıkları için eleştirmeleri de eklenince, bunların CHP tarafından savunulması durumu ortaya çıkmaktadır.

Bu durum CHP’nin AKP’den daha hızlı bir şekilde oy kaybetmesine yol açacaktır. Bu anlamda bu olgu iki ucu keskin bir strateji ve taktik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Emperyalizmin çizgisinin yeniden Bush dönemine geri döndüğü şu günlerde, ABD’nin savaş argümanının daha somut ortaya çıktığı görülmektedir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Sadece partiler yanıltmadı bizi,kendimizin yönettiğini sandığımız devlette yanılttı,batıda nüfus planlamasının uygulanması için her çalışma yapılırken asıl elzem olan doğu bölgesi kendi haline bırakıldı.Kuş gribinde yerli ırk tavuk itlaf edildi,domuz gribinde kobay yerine konduk,genetiği bozulmuş tohumlarla dışa bağımlı olduk,ihtiyacın ötesinde branş elemanı çıkaran mısır patlağı üniversitelerle gençlik oyalanıp bunalıma itiliyor.Ve bu millet bir halta yaramıyacak eğitim sisteminde çocuklarına çocukluklarını,gençliklerini haram edip sisteme kucak dolusu paralar ödiyerek onları yarıştırıyorlar,her koşulda aldanmaya ve sömürülmeye hazır bu milletin başında AKP olsa ne olur CHP olsa ne olur?Bunların seçeceği adamdan ne olur,kaldı ki onu bile başkaları seçip önlerine koyuyor!Vatandaş kendini adam yerine koyduracak sa hesap sorsun,dar bölge sistemini istesin,barajı %5 çektirsin kendini sürü yerine koydurmasın!Yoksa gerisi hikâye...

Necati Sezgen, İzmir
14 Temmuz 2010


DUR BAKALIM ZAMA NE GÖSTERECEK

Eski köye yeni muhtar seçtiler
Köy yine aynı köy muhtar degişti
Muhtamı kaybeder köymü kaybeder
Durbakalım zaman ne gösterecek

Muhtarın çabası bir kuru boş laf
Her gelen böyle bir boy gösterir bak
Her yerde aynı laf başka bir söz yok
Dur bakalım zaman ne gösterecek

CHP bir kazan içten kaynıyor
Daha aş pişmedi kimse doymuyor
İşi gücü başkana çelme atıyor
Dur bakalım zaman ne gösterecek

Bulanık dereler bulanık akar
Balık avlanamaz kokusu çıkar
Herkes ettiğini kendisi çeker
Dur bakalım zaman ne gösterecek

Sabit der atanın partisi biter
Irkçı bölücü alevi hiç yer mi tutar
Türküm demiyorsa tabanı çöker
Dur bakalım zaman ne gösterecek

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
9 Temmuz 2010


CHP’lilerin AKP’yi Apo’nun taleplerini karşılamadıkları için eleştirmeleri de eklenince, bunların CHP tarafından savunulması durumu ortaya çıkmaktadır.

Kemalizm tek ideolijidir. Atatürk milliyetçiliği tek gerçek unsurdur.

Saygılar,

Murat Pira, İzmir
5 Temmuz 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40