![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Mustafa İzberk ... “(...) Fransızcaya gönül vermiş olan Büyük Friedrich zamanında, imparator sarayının adıyla (Sanssouci) en yüksek alman askerî nişanın adı (Pour la mèrite) bile Fransızca olmuştur. Fransızcayı üstün sayanlardan biri de Leibniz’di. (...) ‘görülmeyen, duyulmayan ve ancak düşünce ile kavranabilen şeyleri anlatma bakımından, dilimizde bir yetersizlik vardır’. Alman felsefe dilinin fakirliğini belirten Leibniz’den bir nesil sonra, ilk yazılarını Latinceyle veren filozof Christian Wolf, bu âdetinden vazgeçerek, dili işlemek suretiyle Alman felsefe dilini yaratmıştır”. Sf. 4 (A. Dilâçar, “Dilin Özleşmesi”, Türk Dili, Belleten, TDK Yayınları, Seri 3-, sayı 12-13, Ocak Aralık 1948, Ankara)” ... “Alman lisanındaki vaziyetler başkadır. Bu dil iki defa kuvvetli Lâtin darbelerine maruz kalmıştır. Evvelâ 1500’den 1000 sene evveline kadar uzun müddet Ren ve Tuna boylarında hüküm sürmüş olan Romalılardan, bilânare de Lâtince konuşmuş ve kısmen hâlâ bugün de Lâtince konuşmakta devam eden Katolik kiliselerinden gelmiştir. (...) Bundan sonra 16. asrın nihayetlerine doğru ve bilhassa 17. asırda ‘Fransızca’ kelimeler kuvvetlice bir sel halinde Alman diline akmağa başladı. (...) Prusya’nın iki büyük kralları Büyük Friedrich ile babası I. Friedrich Wilhelm ana dillerini feci bir şekilde yabancı kelimelerle karışık halde konuşmuş ve yazmışlardır”. Sf. 115 “Bir insanın ve bir milletin serbest iradesiyle dilini bu derece sui istimal etmesi bir züldür”. Sf. 119 [sui istimal=kötüye kullanma, zül=alçalma, M. İ.] “İlk olarak bir hamlede 600 yabancı kelimeyi resmî lisanından çıkartan Alman Devlet Posta Teşkilâtı, bundan sonra da Devlet Demiryolları idaresi (...) bu yolda yürümeğe başladılar. [Yıl: 1885’ten sonra, M. İ.]”. sf. 120 (Ord. Prof. Gerhard Kessler, “Almanya’da Dil Tasfiyesi”, Kurul, “Dil Davası” içinde, TDK Yayınları, 1952, Ankara) ... “18. asırda Alman dilinin yabancı kelimeler tarafından istilâsı o derece kuvvetli bir tarzda tezahür etti ki, umumî manzara kısmen acıklı kısmen de gülünçtü. Bugün kumru veya tavus kuşu tüyleriyle süslenmek isteyecek olan bir tavuk, bize gülünç ve çılgın hissi verecektir. Ancak tabiatın bâkir sinesinde böyle aptal tavuklar yoktur; gariptir ki bu haller sadece insanlarda gözükmektedir. Şöyle ki, bu gibiler yabancı dillerden ne kadar fazla kelime araya sokuştururlarsa, kendilerini o nispette ‘kibar’ ve ‘münevver’ saymaktadırlar”. Sf. 67 “Almanya’da henüz 17. asırda lisanın gülünç bir şekilde kirletilmesine karşı ilk hareketler başladı. daha o zamanlar bir takım aklı başında insanlar lüzumsuz yabancı kelimeler yerine, yeni iyi Almanca terkipler ikame etmeğe teşebbüs ettiler. (...) Aynı şekilde Goethe’nin şiirleri ile ‘İphigenie’ ve ‘Tasso’ gibi dramları ve Schiller’in şiirleri de yabancı kelime ihtiva etmemektedir”. Sf. 69 “Birinci Cihan Harbi’nin bu hareketlere yeni bir hız vermesine mukabil, Nasyonal Sosyalizm, yeniden geriletti. Hitler’in kitabı ‘Mein Kampf’ yalnızca Almanca gramer hatalarıyla değil, aynı zamanda lüzumsuz yabancı kelimelerle mamûldür [yüklü, M. İ.]; fanatik, brutal, propaganda, teror, gigantisch, Mythos gibi yabancı kelimeler, bilindiği vechile Hitler ve Nazilerin çok sevdikleri kelimelerdi. Hitler’in nazarında Alman halkı, Menschenmaterial (insan malzemesi) şeklindedir; bir insan hiçbir vakit hemcinsleri hakkında bu yabancı kelimeden daha istihkâr [aşağılama, M. İ.] edici bir tarzda konuşmaz”. Sf. 70 (Ord. Prof. Gerhard Kessler, çev. E. Zâdil “Almanya’da Dil Tasfiyesi”, TDK Yayınları, Türk Dili Belleten, Seri 3, Sayı 12-13, 1948, Ankara) ... “Alman münevverleri bütün Fransızca fiilleri, sonuna bir ‘ieren’ lâhikası ekliyerek kullanmayı caiz görüyorlardı.2 Almanlar 18. asırda şuurla bu kelimeleri lisanlarından çıkardılar”. Sf. 125 [lâhika=ekdeyi, M.İ.] (Sadri Maksûdi Arsal, “Medeni Milletlerde Dil Islahı Tarihine Umumî Bir Bakış”, Kurul, “Dil Davası” içinde, TDK Yayınları, 1952, Ankara) ... “Almanca, Türkçe gibi kültür dili olmak için, kenhdi kendini yetiştirmek, bu yolda gerekeni kendi varlığından bulup, ortaya koymak zorunda kalmıştır. Oysa Latinceden türemiş olan Romen dilleri (Fransızca, İtalyanca, İspanyolca vb.) Latin ananın yüzyıllar boyunca biriktirmiş olduğu zengin kültür kalıtına konmuşlardır.” “Bugün olgunluklarına, zenginliklerine hayran olduğumuz büyük Avrupa dilleri, ortaçağda yalnızca ‘vülger’ [kamuya değgin, M.İ.] dillerdi. Yani volgus’un, geniş yığının anlaşma araçlarıydı. Ancak Renaissance’ın geliştirdiği aydınlanma ortamı (...) içinde, bunlar birer kültür dili de olmak yoluna girmeye başlamışlardır. Bu yol, Latince’den hazır bir ‘miras’a konan İtalyanca, Fransızca gibi diller için pek güç olmamış, ama Almanca, İslav dilleri, Macarca gibi diller için oldukça çetin olmuştur. Türkçe de bu sonuncu diller bölümünde yer alır. O da Almanca gibi, İslav dilleri gibi kültür dili olarak kendi kendine kalkınmak, kendi kendini yaratmak durumundadır.” Sf. 34 (Macit Gökberk’ten alıntı, Mehmet Salihoğlu, “Dilde Özleşme”, “Dil Yazıları II” içinde, TDK Yayınları, 1974, Ankara) .......... Bu yazıyı yazarken geniş ölçüde yararlandığım, Atatürk’ün dil bilginlerinden Agop Dilaçar’ı3 burada saygıyla anıyorum. Dilaçar, yabancı ülkelerdeki geçmiş dil devrimleri, çabaları üzerine neredeyse bizden tek incelemecidir. Dilaçar, yukarıdaki yapıtında 5 anakarada yapılmış devrimleri, ‘ilk yayınlar’ ile ‘kamusal kurumların ortaya çıkış sıralarına göre’ dizilemiştir: Macaristan 1539, Finlandiya 1542, Fransa 1549 (...) Norveç 1848 (...) Endonezya 1928, (...) Mısır, Arabistan 1934 (...), Çin 1970. Tüm 25 ülke incelenir. Burada, kurum sıralaması bağlamında Macaristan’a göre, ‘Macar Bilimler Akademisi’ 1825, ‘Türk Dili Tetkik Cemiyeti-sonra adı Türk Dil Kurumu’ (1936) olmuştur- (12 Temmuz 1932), 107 yıl arkadan gelmekteyiz. İlk yayın sıralaması bağlamında ise, bilimci Erdòsi, ilk Macar dilbilgisi yapıtını ortaya koymuş (Grammatica Hungaro-Latina) 1539... Bizde ise ilk yapıtlar, Hamit Zübeyir (Koşay) ile İshak Refet (Işıtman)’ın ortak çalışmaları “Ana Dilden Derlemeler”, Sözlük, 1932 olmuştur. (Bkz. “Dil Devrimi’nin 30 Yılı”, sf. 12). Bunu “Kurultay Tutanakları, 1933”, “Osmanlıca’dan Türkçe’ye Söz karşılıkları”, Tarama Dergisi, 1934, Ahmet Cevat Emre’nin “Türkçe’nin Etimolojisi İçin Metod Araştırmaları”, 1934 izler (...) bildiğimce. Görüldüğü üzere yapıt bağlamında, Macaristan’a göre tam 393 (üç yüz doksan üç) yıl geride kalmışız. Yaklaşık 400 yıl!.. Böylece akan sular da durmuş olur... Yoksa tüm büğetleri (Ar. bend) yıkıp çağıl çağıl çağlamak mı gerekir?!. Dilaçar bu yapıtında Macarların başlangıçtan günümüze değin gerçekleştirmiş oldukları 27 yapıtın yazar ile başlık adlarını, 6 kurum adını.. Almanların 13 yapıtıyla 3 kurumunu -1926’deki bir kurumu 35 000 üyeli-.. Rusların da aynı biçimde 11 yapıtını sıralayarak açıklamıştır. .......... Osmanlı ile öncesine gelince, görünüm şöyledir: - 17 000’den (Lascaux-Fransa) bu yana binlerce yıl süre ile Türkçe’nin yazı diline hiçbir yabancı baskı sızmamışken.. görece yakın evrelerde, . Buumın Qağan bolbolu, Türük Bïl’in –yanlış olarak gerçek olmayan ‘Gök Türk Devleti’ sözü kullanılmakta4- kuruluşu: - 879 . ÏL Ëtiris Qağan adına Bïlge Atung Uquq bolbolu5, - 538 . Altı Yarıq Tïgin, (Miran kalesinde taş yazıtlardan (- 1517), kağıda geçirilme6) – 512 . Ökül Tïgin adına Yolug Tïgin bolbolu +576 Bïlge Qağan (‘Bilge’nin bilmekle ilgisi yok ‘devlete ilişkin’ demek), Tonyukuk, Açura, Uybat, Elegeş, Ongin, İhe Hişotü, Suci, Sine-Usu (...) (Bkz. K. Mirşan “Proto-Türkçe Yazıtlar”, H. N. Orkun, “Eski Türk Yazıtları”). gibi yüzlerce taş yazıt ile Aurel Stein adlı bir Macar bilimcisinin, O’nu izleyen öbür Batılıların Miran-Doğu Türkistan’dan ele geçirip Avrupa’ya götürdüğü “kervan yükü sandıkları” içindeki sayısız elyazmalarının tümü özgür Türkçe idi.. Gene bunlar arasındaki ‘Altı Yarıq Tïgin’den başka ‘Irk Bitig’i (Fal Kitabı) bizler bilirken.. Balasagun’lu Yusuf’un (Yusuf Has Hâcib) “Kutadgu Bilig”i +1069 (öğütler kitabı, İslâmsal dönem ilk Türkçe yapıtı, olasılıkla Uygur abecesiyle yazılmış7). Mahmut Kâşgarî, “Divanü Lügati’t Türk”, +1073 (Türkçe’nin Arapçaya eşitliği üzerine kaleme alınmış, Arap abecesiyle yazılmış, dilimizin ilk sözlüğü). böylesine varsıl bir uygarlık gömüsüyle (Ar. hazine) İslâmsal döneme giren Türklerin ‘kutsal dil’ Arapça’nın, “şiir dili” Farsça’nın egemenliğine kapılış evresinde – Fatih sonrası dönem- yapıt bağlamındaki başkaldırısının 7 yapıtını da biz saptayalım: 1- Yunus Emre, (+1240/+1320, Büyük Türk ozanı, öz Anadolu Türkçesiyle koşuklar/ilahîler...) 2- “Kuran”ın ilk Türkçe çevirisi (Selçuklu Devleti’nin dağılması sonrası, Beylikler Dönemi) 14. yüzyıl. 3- Âşık Paşazâde, “Tevarih-i âl-i Osman”, +1486 4- Ali Şir Nevaî, “Muhakemet-ül Lügateyn”, +1499, (Türkçe’nin Farsça’ya üstünlüğü üzerine) 5- Dede Korkut masalları (eski sözlü destanların yazıya geçmesi) 15. yüzyıl. 6- Edirneli Nazmi, divan, (48 000 iki-dizede (Ar. beyit) 286 Türkçe ‘Türkî-i basit’ koşuk), 16. yüzyıl. 7- Bitikçi Ali Rıza, (Yanyalı Ali Rıza Bey), “Okuma Yazma” ile “Yeni Yazı”, +1919. Bir de iki Uygur devleti, +745/+1368, (‘Uygur’ adlı bir toplum ile devlet tarihte yoktur. Gerçek ad: ‘Gök Türkler’de olduğu gibi ‘Türük Bïl’dir (Türk Devleti)8) o çağdan bir dil savunması bilinç örneği: “ [Uygur dönemi, M.İ.] Ancak şunu belirtmek gerekir ki, bu devirde mümkün olan ölçüde yabancı kavramlara Türkçe karşılıklar bulunmağa gayret edilmiştir”. Sf. 43 (Ali Kahramanoğlu, “Türk Dili, Nereden Geliyor, Nereye Gidiyor”, Hareket Yayınları, 1972, İstanbul) Sonuçta görülüyor ki: Alıntılarımızdaki örneklerin de apaçık ortaya koyduğu üzere, bütün yeniçağ, yakınçağ baştan sona, var olmak, ilerlemek isteyen ulusların ana dilleri için, bitmez tükenmez çetin savaşlara giriştikleri bir süre (Ar. zaman) dilimi olmuştu. Yeryüzünde bir benzeri olmayan, -KENDİ dilinin yok olmasına KENDİSİ yol açan- bir seçkinler(!) yığınına iye toplum için bu kapkara yazgıyı yenmekten başka umar (Far. Çare) yoktu... Gene görülüyor ki: Ortaçağdan bu yana, Türük Bïllilerden başlayarak Türkçe’nin savunulması yorgaları9 varsa, demek: Türkçe’nin aşındırılması, yok olması olgusu da var.. bir de bu olgu, çağımıza ulaşıncaya değin, en yok edici yoğunluklara da erişmiş gelmiş, ta ki Atatürk’ün “Dil Devrimi”ne değin... Demek: Bu ‘yobaz/züppe karanlığı’ yenmek için her yaşta Türk çocuklarının yapmaları gereken –olmazsa olmaz- yaşamsal tutumlar, edimler, işler var. İşte sanırım, bu benekte (Ar. nokta) açıklamak da gerekmez yazımın başlığına koyduğum “Dil Devrimini Sürdürüyorum”un niçinin, nedenini... Her Türk bireyinin –Pomaklar, Çerkesler, Kürtler de içinde- tek tek yapmaları gerekeni, bu “400 yılın utancını da sırtıma yükleyerek” yapmaya çalışıyorum yalnızca... Kamusallık (Os. cumhuriyet) dönemi emekleriyle buna yönelik düzeysiz karşıtlıklar ayrı bir çalışmada... Dipnotlar: 1. Istılah, terim: ‘Sözem’, Görüldüğü gibi 80 yıldır dil bilgiçlerimiz Fransızca ‘terme’ bir güzel apartıp ‘terim’ yapmaktan öteye geçmemişler.. tıpkı ‘buffet’ye ‘büvet’, ‘dèpôt’a ‘debboy’ dedikleri gibi... Oysa yazarınız okuduğunuz bu yazısını, tüm 2 ayda güçlükle yazmasına karşın, ‘Sözem’ sözcüğünü türetümek için yalnızca yarım saata gereksinim duydu, (çok değerli 1 kitap yardımıyla, B. Atalay, “Türk Dilinde Ekler ve Kökler Üzerine Bir Deneme”) hem de 10 seçenekten biri olarak... 2. “-ieren”.. (Örnek: assimilè=özümlenmiş, ‘asimile etmek’teki ‘-etmek’ eylemimize benzer). Bu tutum, tıpkı bizim her Arap, Frenk sözcüğünün ardına ‘etmek’ takıp Türkçe’nin “içine ettiğimiz” gibi!!! 3. Soyadı Martayan’dır. Dilaçar’ı (Ar. Lisan fetheder) O’na Atatürk vermiştir. 1935, (Bkz. K. Türkay, 1982). 4. H. Tarcan, K. Mirşan’dan aktarı, “Evrensel Uygarlıkların Köken Kültürü, Ön-Türk Uygarlığı”, 1A, sf. 169, 179, 2008, İstanbul. 5. K. Mirşan, “Erken-Türk Devletleri ve Türük Bïl”, MMB Yayınları, 1999, Bodrum. 6. K. Mirşan, “Altı Yarıq Tïgin”, sf. 13, MMB Yayınları, Ankara. 7. “Viyana nüshası: İlk ortaya çıkan nüsha, Herat’ta (Kuzeybatı Afganistan) (...) Uygur yazısıyle yazılı (...) Yusuf (ise, M.İ.), kitabını Arap harfleriyle değil, okunaklı, güzel Uygur harflerdiyle yazmış olsa gerek ki bu nüsha ne yazık ki, ortada yoktur”. (A. Dilâçar, “Kutadgu Bilig İncelemesi”, TDK Yayınları, sf. 38, ‘900. Yıldönümü Dolayısıyle’, 1972, Ankara) 8. H. Tarcan, a.g.y. 9. Çaba: yorga, (K. Mirşan, “Bugünkü Avrupa Dillerinde Etrüskçe İzleri”, MMB Yayınları, 1996, Bodrum).
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||