![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Gökçe Fırat, “Kürt istilası” kavramını ortaya attığında Türkiye’de adeta yer yerinden oynamıştı. Başta AKP ve PKK Gökçe Fırat’ı ve TÜRKSOLU’nu faşistlikle suçlamışlardı. MHP kınamış, BBP ve İşçi Partisi de TÜRKSOLU hakkında dava açmıştı. TÜRKSOLU ve Gökçe Fırat, açılan davalardan beraat etti ve Gökçe Fırat’ın Kürt istilası tezi kitap haline de geldi. Gökçe Fırat’ın tezi ilk tartışılmaya başlandığında başta Hürriyet gazetesi olmak üzere medyanın tamamı, Cumhuriyet’inden Vatan’ına karşımızda yer almıştı. Meseleyi basit bir kebap-lahmacun tartışmasına indirgeyerek Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike gözlerden uzak tutulmaya çalışıldı. Ama gün geçtikçe Kürt istilası dediğimiz gerçek kendini daha çok göstermeye başladı. Bize en büyük tepki gösterenlerin başında gelen Hikmet Çetinkaya, gün geldi güzelim İzmir’i Kürtlerin nasıl mahvettiğinden şikayet etmeye başladı. Hürriyet gazetesinden Özdemir İnce ise yakın zaman önce Mersin’deki Kürt işgalinden bahsediyordu. Bütün bunları yeniden neden mi hatırlattık? Geçtiğimiz günlerde Milliyet’te Taha Akyol bir yazı yazdı. Yazısının sonuna bir harita koymuş. Öz Diyarbakır otobüs firmasının Türkiye’de sefer yaptığı kentleri gösteren bu harita, neredeyse bizim 5 yıl önce yayınladığımız Kürt istilası haritasının aynısı. Taha yazısında “Firma Diyarbakır’ın doğusunda beş kente, batısında, İstanbul ve İzmir’e kadar 34 kente yolcu getirip götürüyor. Yazlık turizm gezisi değil. Bu seferler iş ilişkisi, akraba ziyareti, mülkiyet ilişkisi gibi çok kuvvetli bağların ifadesidir.” Doğal olarak Taha Akyol bu haritadan yola çıkarak Kürtlerin bu topraklarda çok güçlü bağları olduğunu o nedenle de Kürtlerin Türkiye’den ayrılamayacağını ileri sürüyor. Ancak yanıldığı bir nokta var. Kürtler Türkiye’den ayrılmak istemiyor zaten. Onlar bütün Türkiye’ye sahip olmak istiyorlar. Yaptıkları istila hareketinin tek sebebi de Türk şehirlerini Kürtleştirmek. Taha bu gerçeğin farkına varmasa da yayınladığı harita Kürt istilası gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. PKK saldırıları ve ‘sol’un vicdanı
Benzer bir vicdan çağrısı geçtiğimiz hafta İnönü Alpat’tan geldi. İnönü Alpat, Dev-Yol geleneğinden gelen solcu bir insan. Sendika.org sitesinde yazıları yayınlanıyor. Geçtiğimiz hafta aynı sitede yazdığı yazıda PKK’nın son saldırılarına değinerek sol vicdana seslenmiş. İnönü Alpat’ın “Vicdan sahibini arıyor” başlıklı yazısı şöyle: “Kısacık bir yazı olacak. Uzamamalı gerçekten de. Varacağı nokta üzerine fikir yürütmek de istemiyorum. Birkaç küçük öykü aktarmakla yetineceğim. Maksat hâsıl olur mu bilmem ama vicdanımı rahatlatmak için şart bu; aksi halde kendime duyduğum saygıyı yitirebilirim.” İlk öykü Uruguay’da yaşanmıştır. Uruguay’da Tupamaro gerillalarının kullandığı sığınak yaşlı bir adam tarafından bulunur. Sığınaktaki gerillalar ya yaşlı adamı öldürecektir ya da sığınağı değiştirecektir. Gerillalar adamı öldürmeyi tercih eder. Olayın duyulması hem ülkede hem de gerilla örgütü içinde infiale yol açar. Tupamaro olayı lanetler, halktan özür diler. Tupamaro’nun şanlı tarihine düşen bir kara leke olarak kabul edilir yaşlı adamın öldürülmesi. İkinci öykü daha dramatiktir. Arjantin’de Devrimci İşçi Partisi’ne bağlı Halkın Devrimci Ordusu gerillaları işkenceci bir subaya (Subay Viola) suikast düzenler. Eylem sırasında subayın bir kızı ölür, diğeri yaralanır. Olayın yankılarının ulaştığı boyutu anlatmaya gerek var mı? Büyük bir tepki açığa çıkar. Tepki ülke kamuoyuyla sınırlı kalmaz. Örgüt aleni sarsılır; kabul edilemez, altından kalkılamaz bir olaydır gerilla hareketi için. O günün gerilla önderi daha sonra bu olayı sert bir dille eleştirir. Subayın ailesiyle geldiğini görülmesine rağmen saldırı emrini veren yoldaşına ‘hayvan’ bile der. Hem de ‘beceriksiz ve duygusuz’ bir hayvan. Lafı uzatmaya gerek var mı? Osmaniye’de askeri lojmanın balkonunda otururken öldürülen teğmen eşi Pınar Akdağ, İstanbul Halkalı’da askeri araca yapılan saldırıda hayatın kaybeden 17 yaşındaki Buse Sarıyağ ve geriye doğru gidersek daha niceleri. Sol bu ülkenin vicdanıdır; vicdan sahibini arıyor. Buna sadece bizim ihtiyacımız yok; Uğur Kaymaz’ın, Buse Sarıyağ’ın ve daha nicelerinin…” Anlaşılan İnönü Alpat son yaşanan olaylardan sonra PKK eylemleri üzerine düşünmüş ve bir vicdan muhasebesi yaparak PKK terörüne karşı çıkılması gerektiğini düşünmüş. Vicdan sahibini arıyor derken de esas olarak bugüne kadar PKK’ya destek olan solcu insanları vicdan muhasebesine çağırıyor. Ancak İnönü Alpat çağrıyı yanlış kesime yapıyor. Sol, o vicdanın bırakalı çok oldu. Bugün PKK’nın kalleş terörünü sonuna kadar sahiplenen “sosyalist” partilerimiz var. Vakti zamanında kendi militanları PKK tarafından öldürülen bazı fraksiyonların kurdukları partiler, bugün en büyük PKK kuyrukçusu olmuş durumdalar. İnsan Hakları Derneği dediğimiz dernek, bugün adeta Kürt Hakları Derneği gibi çalışıyor. Sanki bu ülkede Kürtten başka kimse yaşamıyor. Meslek örgütleri, sendikalar bugün Kürt sorunu deyip duruyorlar. O kadar ki, sanki bu örgütlere göre Türkiye’de başka sorun yok. PKK taleplerini kendi talepleri gibi sunan bu örgütler, partiler mi PKK’ya karşı vicdan muhasebesi yapıp tepki koyacaklar? Kendi militanları için bile tepki ortaya koymayanlar, bir Türk kızı için böyle bir tepki ortaya koyarlar mı? İşte burada geçen sayımızda Başyazarımız Gökçe Fırat’ın çağrısı önemini kazanıyor. Türk milletini vicdan muhasebesine çağıran Gökçe Fırat, Türkleri vatanına sahip çıkmaya çağırıyordu. Eğer PKK bu ülkede tecrit edilecekse, Türk milleti tarafından tecrit edilecek. Kürtler bu noktada saflarını çoktan belli ettiler. Ülkenin solcu geçinen kesiminin de hali ortada. Meslek örgütleri ve sendikalar deseniz, onların da PKK’ya karşı çıkmak gibi bir dertleri yok. Türk milleti ne zaman ki kendine gelecek, ayağa kalkacak, o zaman PKK da tecrit edilecek, yok olmanın eşiğine gelecek. Doğuda görev yapan bir doktorun kaleminden Kürt gerçeği
İnsanlar doktorlara karşı büyük bir öfkeye sahip. Geldiğimden beri darp edilmeyen arkadaşım kalmadı. Burada halk aşırı şımartılmış. İnsanların işini halletmeyince ya kaymakama gidiyor, ya da ‘Ben PKK’lıyım, seni vururum’ diye tehdit ediliyoruz. Can ve mal güvenliğimiz sıfır. Kimse vergi vermiyor, elektrik-su vb. faturalar ödenmiyor. Herkese ayda 150 TL çocuk parası (ki çocuk başına), çocuk ultrasonda görüldüğü andan itibaren de mama ve bez parası ödeniyor. Okula giden her çocuğa devlet harçlık veriyor, harçlık gecikince anneler okulu basıp çocukları okuldan almakla tehdit ediyor. O çocuklar ne yapıyor peki? Üzerlerinde üniformaları, ellerinde PKK bayrakları ile DTP mitingine gidiyor. Herkese, eksin ya da ekmesin, toprak yardımı yapılıyor (ki zaten kimse ekmiyor ya). Bu yardımda sadece beyana bakıyorlar. Adam 5’i 50 yazdırabiliyor. Van’da dağıtılan paraya bakınca, göl bile tarım arazisine sayılsa az gelir. Her cuma kaymakamlık elden nakdi para dağıtıyor. Buralarda tek vergi verenler devlet memurları... İnsan içinden ve de dışından lanetler okuyor.” Yukarıdaki satırlar S. Hakyemez isimli bir vatandaşa ait. S. Hakyemez, Hürriyet gazetesi yazarlarından Yalçın Bayer’e bir mektup göndermiş, Güneydoğu gerçeği ve terörün neden bitmediği daha iyi anlaşılsın diye. Özal zamanında uygulanmaya başlanan ve Tayyip zamanında had safhaya ulaşan Kürtleri el üstünde tutarak kazanma politikasının Türkiye’yi getirdiği nokta bu. Vergi vermeyen, fatura ödemeyen, havadan sudan yapılan ödemelerle nemalanan Kürtler, işte böyle böyle mazlumken mağrur, Ali kıran baş kesen oldular. BDP’li bir milletvekili var, Emine Ayna. Kapatılan DTP’nin eşbaşkanı olan bu PKK yandaşı Mardin milletvekili, bir süre önce çıkıp “Bu mesele ekonomik bir mesele değildir” dediğinde hepimiz kızmıştık “bu kadın ne söylüyor” diye. Emine Ayna aslında haklıymış. S. Hakyemez’in mektubunda dile getirilenlere bakınca meselenin gerçekten de ekonomik olmadığını gördük. Bu adamların ekonomik hiçbir sıkıntıları yok. Bir kesimi bu kadar şımartırsan, eninde sonunda tepene çıkar. Kürtlerin durumu tam olarak bu. Şimdi bu şımarık çocuklar her gün memleketimizi yakıp yıkıyorlar. Dağda askerimize, şehirde eşimize, kızımıza, gelinimize saldırıyorlar. S. Hakyemez isimli vatandaşın mektubu Türkiye’nin önemli bir gerçeğini açığa vuruyor. Bu adamlar bir de zeytinyağı gibi üste çıkıp ezilme edebiyatı yapıyorlar. Şimdi söyleyin bakalım bu ülkede kim eziliyor: Kürtler mi Türkler mi? BirGün Gürcü düşmanı mı?
Biliyorsunuz her yıl fındık toplama zamanı yaklaşınca Kürtçüler Karadeniz’de mevsimlik işçi dosyası açarlar. Kürt işçilerin Karadeniz Bölgesi’nde nasıl ayrımcılığa uğratıldıklarından falan dem vururlar. Bu yıl daha fındık toplama zamanı gelmeden Kürt işçi tartışmaları başladı. Konu ile ilgili olarak BirGün’ün verdiği habere göre, Giresun’da 5 Mayıs’ta düzenlenen ‘PKK Zirvesi’ne İstanbul, Tunceli, Sivas ve Bingöl’den emniyet, istihbarat ve askeri yetkililerinin yanı sıra, Amasya, Sivas, Giresun, Ordu, Gümüşhane ve Tokat illerinin üst düzey askeri ve sivil yetkilileri katılmış. İddiaya göre; toplantıda Kürt işçi yerine, Gürcistan’dan fındık işçisi getirilmesi konuşuldu. Yapılacak denetimlere rağmen Karadeniz’e girmeyi başaran işçilerin ise fişleneceği iddialar arasındaymış. ÖDP’liler de durumdan vazife çıkararak Kürtlerin hakkını yedirtmeme konusunda kararlı olduklarını belirten bir açıklama yapmışlar. Gerçi BirGün’ün haberinden sonra açıklama yapan Giresun Valiliği, böyle bir zirvenin yapıldığı iddialarını yalanladı. Ancak Kürtlere karşı tedbir olarak Gürcü işçilerin alınmasına BirGün’ün neden karşı çıktığı ise bir türlü anlaşılamadı. Yoksa o Kürt, Alevi, Çerkes, Sünni, Gürcü, Laz bütün halkların bir arada eşit yaşamalarını savunan BirGüncüler, Gürcü kardeşlerinin fındık işinden ekmek yemesine karşılar mı? Evrensel gazetesi Maradona’dan ne istiyor?
Maradona, takımına oynattığı futbolla ve ilginç çıkışlarıyla gündeme gelmeye devam ediyor. Son olarak Pele ve Platini ile ilgili açıklamalarda bulunan Maradona, Pele’nin müzeye kaldırılması gerektiğini söylemiş, Platini ile ilgili ise “Platini ile işim olmaz, merhaba merhaba o kadar. Hepimiz Fransızların nasıl olduğunu biliriz. O da bir Fransız ve kendini tüm dünyanın üstünde sanıyor.” demişti. Maradona’nın Pele ve Platini ile ilgili açıklamaları Türkiye’de de yankısını buldu. PKK kuyrukçusu Evrensel gazetesi, Maradona’nın bu açıklamalarını kendine dert edinmiş. Geçtiğimiz hafta Maradona’yı yaptığı açıklamalarından dolayı eleştiren Evrensel, Maradona’nın kendine çeki düzen vermesi gerektiğini yazmış. Eğer Maradona kendini düzeltmezse, O’nu sevmeyi sürdüremeyeceklerini yazmışlar. Sırf Avrupalı bir futbol adamını, üstelik haklı olarak, eleştirdiği için dünyanın en büyük futbolcusuna laf ediyor Evrensel. Üstelik Maradona dediğimiz adam gerek Fidel’in gerekse Chavez’in yanında yer alarak antiemperyalist kimliğini ortaya koyan birisi. Ancak bir kere işbirlikçi olunca her alanda emperyalistleri savunmak gerekir. Onlar da doğal olarak Maradona’ya karşı Platini’yi savunuyorlar. Tayyip’in akrabası Evliya Çelebi Gusameddin müdürün Evliya Çelebiliği ise benzetme. Çünkü adam görevde bulunduğu süre içerisinde 160 ülkeyi gezmiş. Sanırım Evliya Çelebi bile bu kadar memleket görmemiştir. Gusameddin müdürün gezilerinde çektiği resimleri müdürlüğün internet sitesine koyması ile ortaya çıkan skandal, CHP’liler tarafından meclis gündemine getirildi. Konu ile ilgili kendisine ulaşmaya çalışan basın mensupları ise kendisini yine bir gezide yakaladılar. Pişkin açıklamalarda bulunan Gusameddin Erdoğan, dünya barışından falan dem vurmuş. Yandaki resim ise, Gusameddin Erdoğan’ın gezilerinden birinde çektirdiği fotoğraflardan biri. Böyle basit fotoğraf hileleri zaman zaman internet sitelerinde komiklik olsun diye konuyor. Bu resmi internet sitesine koyması müdür beyin düzeyini de gösteriyor.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||