![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İçinde çok sayıda Türk yurttaşı ve kimi yabancılar da bulunan bir geminin Doğu Akdeniz’de saldırıya uğraması ve dokuz yolcunun öldürülmesi üzerine, daha önceden de tanıdığım Ankara’daki İsrail Büyükelçisiyle yüz yüze görüşmek istedim. Karşılıklı konuşmanın bir başlangıcı olarak, ona ilk aşamada sorulmak üzere, İngilizce kaleme aldığım ve konuyla doğrudan ilgili 20 soruyu yollamadan önce temsilcilik sekreteri hanıma bildirdim ve sonra onun da “olur”uyla kendi e-postası bulanağına yolladım. Yerine ulaşmadığına ilişkin kendi bilgisayarımda hiçbir not gözükmedi. İlgili hanım iletimin onun eline varmadığını söyleyince, bir kez daha yolladım. Onu da almadığını açıkladı. Üçüncü kez büyükelçinin özel e-postasına gönderdim. Buluştuğumuzda o da almadığını söyledi. Yansız uluslararası araştırma kurullarının gereği gibi kimi soruların doğru yanıtları İsrail yönünden güç görünebilir, ama amacım olayın tüm yönleriyle görülmesine yardımcı olmak ve yüz yüze buluşmamızda vakit kazanmaktı. Aynı soruları ABD Büyükelçiliğinde görevli ve Ermeni sorununda kendi görüşlerimizi açıklamak vesilesiyle tanıdığım yüksek rütbeli kişiye de bilgisayar aracılığıyla ilettim. Bu kişi yolladığım metni alıp bana hemen kendini ilgilendiren bir noktada yanıt verdi. Her neyse, aynı metinden iki nüsha İsrail Büyükelçisinin kendine ve konuşmamızda hazır bulunan yardımcısına verdim. Bu yazıda, İsrail temsilcilerine bu kez elden sunduğum metnin Türkçesini vereceğim. Gelecek yazıyı da onların yanıtlarına ve kimi İsrail kaynaklı belgelerin özetine ayıracağım. Üçüncü yazıda da herhalde benim değerlendirmem olacak. Yazılı metnim aşağıdadır: *** Anlaşılabilir bir gerçek ki, Türk ulusunun tümü, “Mavi Marmara” adlı Türk gemisinde bulunan yurttaşlarından kimilerinin, sayıları ne olursa olsun, bir bölümünün İsrail silâhlarıyla yakından ateş nedeniyle öldürülmeleri sonucu acılı ve ayrıca öfkelidir. İsrail’in tepkisi zaman içinde bile unutulması çok güç olan kan akıtma dışında başka bir yolu pekâlâ seçebilirdi. Bu türlü bir olay Türk-İsrail ilişkilerinin yepyeni bir aşamasıdır. Öte yandan, Türklerin herhalde tümü Dünya Yahudiliğiyle beş yüz yılı aşkın bir süredir iyi ilişkiler içinde olmaktan yalnız mutlu değil, aynı zamanda gururludur. Herkesin bildiği gibi, Türkler 15’inci yüzyılın sonuna doğru Avrupa Yahudilerinin bütününe yakınının toptan yok olmalarının önüne kesin bir biçimde geçmişlerdi. Ayrıca, (Nazizmin egemenlik yıllarında) hiçbir olaya benzemeyen Yahudi soykırımının doruğunda, birçoklarına sahte pasaportlar vermek de dahil olmak üzere, çok sayıdaki Yahudiyi de ölümden kurtarmışlardı. Bu nedenle, birçok Türk diplomatının adı günümüz İsrail’inde şeref duvarlarına yazılmıştır. Türklerin tarih boyunca birçok olay karşısında, bunca Yahudi yaşamını yalnız kurtarmakla kalmayıp onlara hem Osmanlı, hem Cumhuriyet dönemlerinde bir anlama cennet sunduklarının bilincinde olarak, ataları bizim aramızda yüz yıllarca çok doyurucu biçimde yaşamış, çalışmış ve mutlu olmuş Yahudi yurttaşlarımızın iyiliklerle dolu yaşamlarını sürdürmelerinin tanığı olmayı çok istiyoruz. Birçoğumuz, belki de tümümüz, Yahudilerle olan iyi ilişkilerimizde erişilmesi zor olan bu rekorun korunmasını ve buna her hangi bir yandan gelecek darbenin leke sürmemesini içtenlikle diliyoruz. Yukarıda Türk-Yahudi ilişkileriyle bağlantılı birkaç temel gerçeğin altını çizdikten sonra, dikkatimizi şimdi son olaya, yani yolcu gemisine silâhlı İsrail müdahalesine çevirebiliriz. Hemen başında belirtebilirim ki, ben de dahil olmak üzere, olgun yaştaki siyasal bilimciler ve yazarlarımızın kimileri basında ve yayımda sık görülen yorumların bir bölümüne, özellikle deniz yolculuğunun hazırlanmasındaki birtakım aşamalarla ilgili olanlara katılmıyoruz. Bu varsayımlarımızın ne derece güvenilir olduklarını anlayabilmek için, olayı bütünüyle, doğru bir görüngeden ve yanlışlarla propagandadan arınmış, ayrıca olabildiğince yalnız gerçeklere ve kanıtlara dayalı olarak, önyargısız bilgi aramada yarar görüyoruz. Bu nedenle, ister doğru ister yanlış olsun, yalnızca resmî görüşleri yansıtan genellemeler yerine, güvenilir belgelere ve kanıtlara ulaşmak umuduyla, konuyla ilgililere birtakım sorular yöneltmek istiyorum. Bu sorulara verilebilecek kimi yanıtların diplomasi mesleğinin gerekleriyle çatışabileceğini de biliyorum. Ancak, bunlar bir ya da ikiyi geçmeyen istisnalardır. Şimdi, sorulara geçelim: İsrail’in Gazze’de fiilen işgâlci güç olarak, Cenevre Antlaşmalarına, özellikle 12 Ağustos 1949 tarihli Savaş Zamanında Sivil Kişilerin Korunmalarına İlişkin (Dördüncü) Cenevre Antlaşması hükümlerini yerine getirme sorumluluğu altında olduğunu kabul ediyor musunuz? Gazze’ye Haziran 2007’den bu yana zorla uygulanmakta olan abluka haklı mıdır? Hangi nedenlere dayanmaktadır? Böyle bir baskı için hukuksal bir meşru neden var sayılabilir mi? Bu eylemin sorumluları eşit olarak İsrail ve Mısır mıdır? Bu baskının sivil halk üstünde acılar yarattığı görüşüne katılıyor musunuz? Böyle bir baskı kolektif bir ceza olarak tanımlanabilir mi? Eğer öyleyse, insanlık-dışı olduğuna katılır mısınız? Daha belirgin olmak üzere, ablukanız Dördüncü Cenevre Antlaşmasını, özellikle o Antlaşmada Madde 33’ü çiğnemiyor mu? Birleşmiş Milletler’in “Yakın Doğu’da Filistin Göçmenlerine Yardım ve Çalışma Ajansı” olan UNRWA de dahil olmak üzere, uluslararası insan hakları örgütlerinin sundukları yazanaklara göre, İsrail ve Mısır bu ambargonun neden olduğu zararları karşılamak üzere, masum Gazze halkına ödeme yapmalı mıdırlar? Sıradan ve suçsuz sivillerin siyasal anlaşmazlıklarda bir araç gibi asla kullanılmamaları görüşüne katılır mısınız? İsrail’in insancıl yardım taşıyan gemilerin Gazze limanına erişmesini hukuk açısından engelleme hakkı var mıdır? Türkiye’deki yönetici siyaset çevrelerinin son günlerde Gazze ile ilgilerini nasıl yorumluyorsunuz? Sizdeki bilgilere göre, gemi ne tür bir yük taşıyordu? Bu türlü mal, yiyecek ya da ticaret ürünleri bir yardım çerçevesinde başka yerlerde ve başka zamanlarda görülmüş müdür? Gazze ile zaten bağlantıları olan Türk Kızılayı’nın orada yaptıklarını nasıl değerlendirirsiniz? Bu türlü yardımlara gereksinim duyan Gazzelilere ulaşmak üzere Türk Kızılayı eliyle yapılacak insancıl yardımlara bir itirazınız var mı? İHH’yı bir insancıl yardım örgütü olarak hangi sınıflamaya koyarsınız? Onu başka yardım kuruluşlarına benzetmek doğru olur mu? Örneğin, New York’ta görev yapan İnsan Haklarını İzleme (Human Rights Watch) örgütüne mi? Yoksa İslâmcı köktendinci bir oluşumun perdeli bir kuruluşu mudur? Değerlendirmeniz neyse, bunun kanıtı nedir? Gemideki yolcuların pasaportları ve vizeleri var mıydı? İsrail vizesi için başvurular oldu mu? Olduysa, onlara vize verildi mi? Söz konusu olay açık denizde, uluslararası sularda mı yer aldı? İşgâl altındaki Gazze’nin karasularının ne denli yakınında ya da uzağındaydı? Ayrıca, gemi İsrail’in tek-yanlı olarak duyurduğu başkalarına “kapalı” bölgenin içinde mi, dışında mıydı? Herhangi bir devletin, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nin, resmî çevreleri olası İsrail müdahalesinden daha önce haberli kılındılar mı? Bu devlet ya da devletler olaydan önce onay verdiler mi? Eğer verdilerse, bu onay bir koşula bağlandı mı? Yalnız çok sayıda Türk yorumları değil, birçok uluslararası yazanaklar da olayı “soğukkanlı cinayet” olarak tanımlıyorlar. Bu tanımı haklı bulur musunuz? Öldürülen yolculara yakın mesafeden mi ateş edildi? Ateş edilen ve ölenlerden birinin gemide bir Türk gazetecisi sıfatıyla bulunmuş olduğunu biliyor musunuz? Yaralılar kaç kişiydi? İsrail yetkililerinin söylediği gibi 21 mi? Yaralıları bakım için İsraillilere veren kimilerinin söylediklerine bakılırsa, 38 mi? Bu iki sayı arasındaki çelişki göz önüne alınarak, sizce gerçek sayıyı bulmak için yansız bir araştırma gerekir mi? İsrail askerleri gemideki yolculara kötü davrandılar mı? Yaralılara kötü davranan oldu mu? İsrail yetkililerinin her hangi bir nedenle gözaltına aldıkları kişilere, ya da onlardan birine kötü davranıldı mı? Olayları gözleriyle görenlerin anlattıklarına bakılırsa, bu suçlamalar ayrıca araştırmayı gerektirmez mi? Gazze yolundaki Türk yolcuların öldürüldüğü hafta Suriye sınırına yakın bir yer olan İskenderun’da yedi Türk askeri daha şehit edildi. İktidardaki AKP’nin Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “aynı zamanlı bu iki saldırının bir rastlantı olmadığını düşünüyoruz” demiştir. Bu bağlantının Türk kamuoyunun beynindeki değerlendirmesinde İsrail’in kastedildiği düşünülürse, İsrail’in (ya da Üçüncü Taraf bir gözlemcinin) bu suçlamaya tepkisi ne olur? Türk kamuoyunun dikkati gemideki silâhlı müdahaleye çekildiği sırada, PKK’nın İskenderun’daki kan dökümü de kendiliğinden geriye itildi. Bu olaya dışarıdan bakan biri bu oluşumu yönetimdeki Türk siyasi partisinin PKK’nın arka düzeyde kalmasını sağlayarak, kendinin güney-doğu Anadolu’da daha kolay kabul edilip bu bölgede oylarını artırmak için bir siyaset oyunu gibi değerlendirebilir mi? Yukarıda sözü edilen koşutluk açısından, ana muhalefet partisinin ve onun yeni seçilmiş olan genel başkanının bu konudaki tutumunu nasıl değerlendirirsiniz? CHP’nin şimdiki başkanının aynı konuda günlüklere yansıyan açıklamasına bakarak, onun da (Hüseyin Çelik gibi) aynı yorumu yaptığını söyleyebilir misiniz? Türkiye’nin dışındaki birtakım çevreler Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulunun bu uluslararası örgütü kurmuş olan Antlaşmada Bölüm VII’ye dayalı olarak, çok-uluslu bir araştırma kurulunun oluşturulması için çağrılar yapmaktadırlar. Daha önce kimi örnekleri görülmüş olan böyle bir sürecin bu kurula ilgili devletlerden bağımsız olarak gerekli yetkiyi vereceğine inanıyor musunuz? İsrail ve Filistin yetkililerinin bir tür barış sürecinden geçtiğini varsayarak, bu son olayın etkisini nasıl değerlendirirsiniz? Bu olay Gazzelileri daha mı güçlü kılmıştır, yoksa ‘barış sürecini’ baltalamış mıdır? Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulunun 1 Haziran 2010 tarihli “Başkanlık Açıklaması” adlı belge “hemen, yansız, güvenilir ve saydam bir araştırma” koşuluyla açıkça bir çağrı yapmıştır. Tüm ilgili taraflar bu çağrıyı desteklemek ve Güvenlik Kurulunun kendi açıklamasının izinde gitmesini istemeli midir? Sorularım burada bitmiştir. İlginize teşekkürlerimle. Prof. Dr. Türkkaya Ataöv *** İsrail Büyükelçisinin yanıtları daha sonraki yazının içeriği olacaktır.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||