![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaya Ataberk
Tayyip yine Obama’nın yanında... “Eksen kaydı”, “AKP Amerika’dan uzaklaştı”, “Tayyip Ortadoğu’nun lideri” denilirken bir baktık ki, Kanada’nın Toronto kentinde toplanan G-20 zirvesine giden Tayyip Erdoğan, soluğu gene efendisi Obama’nın yanında alıvermiş. Bir saat kadar Obama’nın maç keyfinin bitmesini bekledikten sonra yanına girebilmiş ve bir saati aşkın bir süre görüşmüşler. Ne kadar da sevindirici! Uzun bir aradan sonra Obama’ya kavuşan Tayyip için bu görüşme yeterli olmuş mudur bilmiyoruz ama Tayyip’in bu görüşmenin ardından yaptığı açıklamalar ve izlediği siyaset bizim gidişi tahlil etmemiz için yeterli. Tayyip’in İsrail’le girdiği provokatif dalaşın ardından ortaya atılan tezler sırf şu G-20 olayıyla bile çökmüş bulunuyor. Bilindiği gibi Tayyip’ten bir antiemperyalist lider yaratma heveslilerinin tümü bu İsrail-Tayyip gerginliğini, AKP’nin Batı saflarını terk etmesi olarak göstermeye çalışırlarken TÜRKSOLU bu konudaki net tavrını korumuştu. Ortada eksen kayması falan olmadığını açık bir “Tayyip şov” yaşandığını söylemiştik ki Tayyip de sağ olsun bizi iki hafta bile bekletmeden doğruladı. ABD’nin ve Obama’nın sözünden çıkmaya niyetli olmadıklarını, her hareketlerini de emperyalist odakların çıkarları doğrultusunda attıklarını kanıtladı. Tayyip’in Obama’nın yanında konumlanması çok doğal. Birilerinin isteği üzerine iktidara gelenler, yine onların isteği üzerine bölgesel ve dünya çapında kışkırtmalara girişip sonra tekrar efendilerinin isteği doğrultusunda yeni şekiller almaya devam edeceklerdir. Fakat tam da burada Tayyip’in Toronto’da giriştiği bir söylem bizce ciddi bir önem arz ediyor. Tayyip’in NATO’ya, Kandil Dağı’na müdahale etmesi için yaptığı çağrı son on yıllık AKP süreciyle beraber değerlendirildiğinde doğru yorumlanabilecektir. Burada da “Tayyip Şov”un yeni bir perdesi oynanmaktadır ve bu da en az önceki kadar tehlikelidir. Tayyip’ten NATO’ya: “Kandil’e gel”
Tayyip Erdoğan, Toronto’da yaptığı açıklamalarda sözde Irak’ın toprak bütünlüğünü savunuyor görünerek işe başladı: “Bölücü terör örgütü burada konuşlanmış adeta bir bölgeyi yönetiyor. Terör örgütünün böyle bir yeri ele geçirmiş olması, bir ülkenin hem bir taraftan toprak bütünlüğünü konuşacağı ama toprak bütünlüğü konuşurken birileri orada bir paylaşım gerçekleştirmiş olacak. Nerede toprak bütünlüğü?” Şimdi esas meselemize gelmeden önce bizde Tayyip’e soralım: Evet, nerede Irak’ın toprak bütünlüğü? ABD’nin Irak işgalinin en önde gelen destekçisi sizsiniz. Kuzey Irak’ın Barzani’ye teslim edilmesinin ve Kürt devletinin fiili olarak kurulmasının bir numaralı yardakçısı da sizsiniz. Ayrıca daha üç hafta önce Barzani’yi bir devlet başkanı gibi Ankara’da ağırlayıp bu yaptıklarınızla Irak’ın toprak bütünlüğünü bir kez daha dinamitleyen yine sizsiniz! Şimdi çıkıp, “PKK, Kuzey Irak’ta bir bölgeyi yönetiyor, toprak bütünlüğü ortadan kalkıyor.” demeniz kendi yandaşlarınız tarafından bile samimi bulunmayacak kadar ikiyüzlüce… Ayrıca herkes tarafından bilinmektedir ki Barzani ve ABD’nin Kuzey Irak’taki hâkimiyeti, PKK’nın Kandil’deki varlığının da en önemli garantisidir. Şimdi bu gerçekler ayan beyan ortadayken, Tayyip çıkıyor ve NATO’ya “Kandil’e müdahale et” çağrısı yapıyor: “Bizler de NATO ülkesi olarak aynı zamanda Afganistan’daki birlikteliğimiz neyse bu birlikteliklerimizi farklı yerlerde de kararlılıkla sürdürmemiz lazım.” Afganistan’daki durumla Irak’taki durum gerçekten de birbirine benzemektedir fakat Tayyip’in anlattığı gibi değil. Tayyip, Afganistan’da ABD’nin ve NATO’nun teröre karşı hareket ettiğini, Irak’ta da PKK terörüne karşı Türkiye’yle beraber NATO’nun da savaşması gerektiğini ima etmektedir. Fakat işin gerçeğinde ABD ve NATO, ne Afganistan’a ne de Irak’a “terörle mücadele” için geldi. Her iki durumda da sömürgeci amaçlar dışındaki bir amacı Tayyip on yıllarca arasa da bulamayacaktır. ABD’nin Irak işgalindeki en önemli amacı Kürt devletinin kurulmasıydı. Bunu önemli ölçüde başardılar da… Şimdi kalkıp NATO’ya, dolayısıyla da NATO’nun patronu olan ABD’ye böyle bir çağrı yapmanın anlamı ne olabilir? İşin ilginç yanı ABD ya da NATO’nun Ortadoğu’da kurduğu en büyük üs olan Erbil yakınlarındaki üs, Kandil’e hiç de uzak sayılmaz. Fakat şu da bir gerçektir ki Erbil’deki askeri üs nasıl ABD’ninse Kandil kampı da onun kadar ABD üssüdür. İran’a yapılacak müdahalede PKK kampı herhalde ABD’ye karşı konumlanmayacaktır! PKK’nın bölgedeki varlığının güçlendirilmesi de dâhil tüm hazırlıklar ABD’nin İran ve Türkiye ile ilgili planları çerçevesinde yapılmaktadır. Tüm bunlar ortadayken Tayyip, çok daha farklı şeylerin peşindedir. Afganistan işgalinden bugüne dokuz yıllık süreç Burada ABD’nin de Tayyip’in de NATO’nun da ne yapmaya çalıştığının anlaşılması, Afganistan müdahalesinden bugüne kadar geçen dokuz yıllık emperyalist stratejinin tahlil edilmesinden geçiyor. Bu süreç ve buradaki AKP rolü doğru değerlendirildiğinde Tayyip’in hiç de PKK’yı bitirme derdinde olmadığı açıkça ortaya çıkacaktır. Bilindiği gibi tüm bu sürecin başlangıcında 2001 yılında yaşanan 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin Afganistan’a saldırısı var. Yakın zamanların en büyük haydutluğunu yapan ABD, tüm gücüyle Afganistan’ın üzerine çullanarak bu ülkeyi işgal etmişti. O dönemde biz bu yönelimi ABD’nin klasik sömürgeci döneme dönüşü olarak ele almıştık. Afganistan son olmayacaktı, saldırıların arkası gelecekti. Bu o dönemin Bush yönetiminin “şer ekseni” söyleminden de anlaşılıyordu. Bilindiği gibi ABD ve NATO, hiçbir zaman Afganistan’da tam hâkim olmayı başaramadılar. Fakat yine de iki yıl sonra Irak’a Saddam’ın milliyetçi sol rejimini devirmek ve Kürt devletini tesis etmek amacıyla saldırmaktan geri kalmadılar. Tam da bu dönemde Türkiye’nin de bölündüğü Büyük Ortadoğu Projesi haritasının ortaya çıkması da tesadüf değildi. Emperyalizm Türkiye’nin bölünmesine de karar vermişti ve elbet sıra bize de gelecekti. İşte tam bu dönem AKP’nin sahneye çıktığı dönem oldu. AKP kurulduğu günden itibaren ABD politikasının birebir destekçisi olma misyonunu kaybetmedi. Karnesindeki tek olumsuz not ise 1 Mart tezkeresini TBMM’den geçirememesi olmuştu. Onun dışında Afganistan’a Türk askerini göndermekten, Irak’ta kurulan Kürt devletini kabullenmeye kadar tüm alanlarda ABD’nin her istediği yapıldı. ABD emrinde Türk askerinin Afganistan’a girmesi aynı süreçte Türkiye’nin Kuzey Irak’taki askeri ve siyasal varlığının da buradan çıkarılması anlamına gelmişti. Özellikle Süleymaniye’deki “Çuval olayı” hâlâ Türk halkının belleğindeki yerini koruyor. Saddam Hüseyin döneminde Kuzey Irak’ta var olan Türkiye artık burada yoktu. AKP Türkiye’yi ne kadar ABD güdümüne sokarsa, Türkiye’nin etkinliği de yine ABD ve Kürtler aleyhine geriliyordu. Bu dönem PKK’nın inisiyatif kazandığı, Kuzey Irak’ı kendi dokunulmazlık alanı haline getirdiği, silahlı gücünü artırdığı ve Türkiye’de terör olaylarını tırmandırmaya hazırlandığı bir süreç oldu. AKP’nin Kürt açılımı adı altında ABD’nin kanatları altında iyice palazlanan PKK’ya bir de siyasi güç ve üstünlük kazandırması tüm dengeleri iyiden iyiye değiştirecekti. Bugün geldiğimiz noktadan olaylara baktığımızda gördüğümüz tabloda AKP tüm Amerikancı politikaları sonuna kadar götürerek Türkiye’nin etnik parçalanmasının ve PKK’nın güç kazanmasının bir numaralı aktörü olmuştur. Türkiye bırakın Kuzey Irak’ta etkin olmayı, artık ülke içinde bile terörle, Kürtçülükle mücadele edemez duruma getirilmiştir. Tam da bu noktada Tayyip Erdoğan’ın farklı bir kılığa girerek Türkiye’nin bölünmesinde yeni bir rol oynadığını görüyoruz. Tayyip’in son NATO çıkışının anlamı da bu çerçevede gizlidir. Tayyip, NATO’yu Diyarbakır’a sokmanın peşinde Son İsrail olaylarıyla beraber Tayyip’in amacının çıkacak bir savaşta Türkiye’yi taraf yapmak, İsrail’in ve ABD’nin açık hedefi haline getirmek olduğunu belirtmiştik. Bu provokatif çizgi aslında Tayyip’in giderayak ABD’ye vereceği son ve belki de bugüne kadarkiler arasındaki en kıymetli hizmet oldu. Gerçekte en azılı Kürtçülerin de yıllardır bildiği bir şey varsa o da şu ki Kürtler tarihleri boyunca asla bir devlet kuramamışlardır ve bugün de bir özerkliğin oluşması bile Kürtlerin tek başlarına yapabilecekleri bir şey değildir. Bu nedenle tüm Kürtçüler stratejilerini buna göre kurarlar ve tüm adımlarını bir emperyalist müdahaleye göre atarlar. Bugünkü plan ve Tayyip Erdoğan’ın savaş kışkırtıcısı rolü de bu emperyalizmin Kürt stratejisinin parçasıdır. Ortadoğu çapında yaşanacak ve Türkiye’ye de sıçrayacak bir savaşın en önemli gelişmesi Türkiye’de yaşanacak geniş çaplı bir Kürt ayaklanması olacaktır. Böyle bir ayaklanmanın gelişmesi durumunda devletin ve Ordunun müdahalesi kısa zaman içinde Kürtlerin Batıya, BM ve NATO’ya Türkiye’ye müdahale edin çağrısını yapmalarının yolunu açacaktır. Bu da ABD’nin arayıp da bulamadığı fırsatın doğmasına neden olacaktır. Böyle bir süreçte şurası açıktır ki, NATO, Kandil Dağına değil ancak Diyarbakır’a müdahale hazırlığı içindedir. Bu müdahale de Tayyip’in iddia ettiği gibi “terörle mücadele konsepti” saçmalıklarının değil birebir Türkiye’de bir Kürt özerkliğinin kurulmasına yönelik olacaktır. Tayyip’in yaptığı bunca savaş kışkırtıcılığının ardından çok PKK karşıtıymış gibi NATO’yu müdahaleye çağırmasının tek nedeni budur. “Tayyip Şov” tüm hızıyla sürmektedir ve amacı da artık daha açıktır. Tayyip, Türkiye’yi ilk etapta Irak’ın 1991 yılındaki durumuna sürüklemektedir. Nasıl ki o dönemde Irak, 36. paralelin kuzeyine adım atamayacak duruma getirildiyse, Türkiye de tüm bu planın sonuçlanması durumunda BDP’nin yerel yönetimleri elinde tuttuğu illere giremeyecek hale gelecektir. Son aşama ne zaman olur bilemeyiz ama emperyalizmin esas planı artık her kesimin kabul etmek zorunda kaldığı gibi Anadolu topraklarının “Türksüzleştirilmesidir”. Böyle bir durumda da kendisini asla Türk olarak tanımlamayan Tayyip de mutlu olacaktır. Ama bu mutluluğu hangi konumda yaşayacak orası tartışılır. Sahi Tayyip’in sonu ne olacak? “Kapatma”nın sonu… Yanlış anlaşılmasın AKP’ye açılan kapatma davası değil bahsettiğimiz. Bu seferki “kapatma” AKP’nin ta kendisi… Geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri yetkililerinden Philip Gordon bir açıklama yaparak şöyle buyurmuş: “Türkiye’nin NATO’ya, Avrupa’ya ve ABD’ye bağlı kaldığını düşünüyoruz ancak bunun gösterilmeye ihtiyacı var. Bu konuda insanlar daha önce olmadığı şekilde sorular soruyor. Bu başlı başına kötü bir durum ve Türkiye’nin ABD’den destek beklediği konularda ABD’nin destek vermesini zorlaştırıyor”. Bu sözlere en çok içerleyen de Fehmi Koru olmuş. Fehmi Koru geçen günkü yazısında Philip Gordon’a sitem etmiş! Özür bekliyormuş. “Kapatma” meselesi de Koru’nun icadı... Koru, Gordon için şunları yazdı: “Türkiye’yi bilen birisinin Türkiye’den ‘Amerika’ya bağlılık’ beklemesi hayli düşündürücü… Bir ülkenin ya da bir hükümetin, başka bir ülkeye bağlı kalması anlaşılabilir bir yaklaşım değil çünkü. Ne yani Türkiye ile ABD arasında ‘Katolik nikâhı’ mı var? Ya da Türkiye adamın her dediğine boyun eğmesi gereken bir ‘kapatma’ mı?” Türkiye değil ama AKP tam da Fehmi Efendi’nin tarif ettiği gibi… Son sekiz yıldır AKP iktidarı ve Tayyip gerçekten de ABD’nin “kapatması” rolünü hakkını vererek oynadı. Bir “kapatma” ne yapar ki? Her denilene boyun eğer, gel denince gelir, git denince gider, yat denince yatar, kalk denince kalkar. Miadı dolunca da kapı önüne konuluverir… Verebileceği tüm hizmeti vermiş, kendisinden beklenen tüm görevleri yerine getirmiştir. Ama yine de artık gözden düşmüştür. Artık son yaptığı hizmetler de, giriştiği şovlar da sökmez. Onun yerine yenisi çoktan hazırlanmış, seçilmiştir bile… “Kapatma” itirazsız çıkar gider. Yenisi onun yerini alır ve o da kapı önüne konulana kadar hizmet etmek için görevine başlar…
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||