![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Serap Yeşiltuna Ayaklanma başladı
İstanbul’da, Giresun’da, Samsun’da, Osmaniye’de…Yani Türklerin yaşadığı her yerde ve her an… PKK tehditlerini sürdürüyor ve ayaklanmayı başlattı. Bu kez özgürlük, demokrasi, insan hakları, ana dille eğitim, Kürtçe televizyon falan değil istedikleri. Çünkü bunların hepsini elde ettiler… Kürt kimliği artık ayrı bir kimlik ve bu kimlikle siyaset yapmak, bu kimlikle bağırmak, küfretmek, taş atmak ve öldürmek serbest! Elbette söyledikleri doğru: Kürt Açılımı yarım kalmıştı, hem AKP açısından hem de PKK açısından, hatta doğrusu şu ki, Açılım daha “baharındaydı.” PKK’nın istediği ise özerkliktir! Yani tam açılım! Hadi bakalım şimdi ne yapacaksınız? Haklar tamam, özgürlük tamam; burada susacaklarını mı sanıyordunuz? PKK, öldürme hakkı olan bir örgüttür, isteklerini öldürerek kabul ettirmeye alıştırılmış bir örgüttür, niye sussun ki? Özgürlük palavrası bitti, şimdi Sevr gerçeği var. Batı illeri her an bir saldırı ile tehdit altındayken, Güneydoğu illeri özerklik için düğmeye bastı bile. Evet, hem de son derece aleni bir şekilde… Diyarbakır’ı merkez seçen, BDP’li yedi il, bir Büyükşehir ve 51 ilçe belediyesi “yerel yönetimleri, merkezi hükümetin baskısından kurtarma” kararı aldı! Adı “Demokratik Özerklik Projesi”… “Yerel yönetimleri merkezi hükümetin baskısından kurtarma”nın Türkçesi, “Türkleri Kürtlerin faşist baskısı altına alarak, öldürerek, yaralayarak susturmak!” Nerede olursa olsun, kim olursa olsun fark etmiyor artık. Geçtiğimiz yıl bir otobüste molotof kokteyli ile öldürülen 16 yaşındaki Serap da olabilirsiniz, Osmaniye’de lojmanında otururken öldürülen asker eşi Pınar ya da Jandarma Komutanlığı’nın açtığı ücretsiz kursa gitmeye çalışırken askeri serviste öldürülen subay kızı 17 yaşındaki Buse de olabilirsiniz… Türk olmak, hele hele, bir askerin yakını olmak yeterlidir… Bizi iç savaşla tehdit ediyorlar Bu ölümler bir tesadüfün sonucu değil, iç savaşla Türkleri yıldırmaya çalışan ayaklanmacıların bilinçli tercihidir. BDP Grup Başkan Vekili vicdani redçi Bengi Yıldız buna Kürtlerin 29. ayaklanması diyor. İsyan bayrakları açıldı ve Türk’ü kanla susturmaya çalışıyorlar yani. Daha bir ay önce hatırlayalım Diyarbakır’da PKK’lılar sokaklara dökülmüştü ve Diyarbakır BDP İl Başkanı şöyle seslenmişti: “Kürt sorunu çözülmedi halen devam ediyor. Ödenen bütün bedellere rağmen Kürt sorunun çözülmesi için mücadelemiz devam edecek. Bu konuda çok yakında önemli gelişmeler de olabilir. Anaların tabutlara sarılmak yerine çocuklarına sarılmasını istiyoruz. Çözümü bunun için istiyoruz. Bu çözüm için de ilk etapta operasyonların durması gerekiyor. İç savaşı körüklemek isteyenlerin açığa çıkarılması gerekiyor. Bu kirli savaş konsepti Türk ve Kürt her iki halka da zarar veriyor. Ama onların da çok iyi bilmeleri gereken bir şey var. Kürtler artık eski Kürtler değil. Diz çöktürmeye çalıştığınız bu halkın önünde diz çökeceğiniz günler çok yakındır.” Bunun adına iç savaşla korkutmaya çalışmak denir. Gökçe Fırat 2005 yılındaki yazılarından birinde “iç savaşsız bölüneceğimize, iç savaşla bölünürüz” diyordu. O zaman bundan bir anlam çıkaramayan o çok iyi niyetli Türkler şimdi anlıyor ki, özgürlük ve hak istiyoruz diye yola çıkıp Kürt kimliğini dayatan PKK, artık açıktan bölünme istiyor ve bunu daha fazla öldürerek yapıyor. Daha fazla, daha fazla, her gün daha fazla… Ve dün açılım diye bağıran köşe yazarları, liberaller Kürtçüler, şehitlerin ardından timsah gözyaşları dökerek, “iç savaşı önleyelim” çağrısı yapıyorlar. Utanmadan “çocuklarımız, kardeşlerimiz, annelerimiz, sevdiklerimiz tehlikede”, “erkekler mevzilerde savaşırken annelerini, kızkardeşlerini, karılarını koruyamadılar iç savaşta onları koruyamazsın çünkü” diyen Ahmet Altan örneğin, vicdanlara sesleniyormuş gibi yaparak Türkleri tehdit etmektedir. Üstelik ölen PKK’lılarla bizim çocuklarımızı kıyaslayarak, güya arabuluculuk yaparak… PKK’nın öldürerek, saldırarak yaptığını, sözle yapmaktadır yani. Açılımcılar, demokrasi havarileri, Kürtlerin özgürlüğünün derdine düşmüş aydın takımı, Türklere önce Kürt kimliğinin varlığını kabul ettirmeye çalıştı, şimdi de yaşamak istiyorsan, karını kızını korumak istiyorsan bölünmeyi kabul et demektedir. Kan neyle yıkanır? Şehit cenazeleri Türklerin direnme mevzisi olacağına Kürtçülerin propaganda aracı oluyor yani… Tayyip “şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapmayın” diye eleştiriyor ancak çok açık ki, bu siyaseti yapamayanlar bir tek şehit yakınları ve şehitlerine sahip çıkmaya çalışan Türk evlatlarıdır. Şehit cenazeleriyle Türkleri yıldırmak isteyen PKK iken, Şehit cenazelerini gösterip Kürt Açılımına engel olmanın sonunun bu olduğunu söyleyen AKP iken, Şehit cenazelerini gösterip, “barış da barış” diyerek Türklere makul olun çağrısı yapan Kürtçü aydınlar iken, Şehit cenazelerini gösterip “kan kanla yıkanmaz, terör silahla çözülmez” diyerek bir kez daha Türklere darbe vuran CHP iken, Acıyı gerçekten hisseden sıradan Türkler neden sussun ki? Kan neyle temizlenebilir ki? Bu bir isyansa, isyanı durdurmanın iki seçeneği vardır, ya isyancının isteklerini kabul edersiniz ya da isyancıyı susturursunuz. Geçtiğimiz hafta İstanbul Halkalı’da askeri servise, uzaktan kumandalı bombayla saldıran PKK, 4 asker ile 17 yaşındaki bir asker kızını şehit etti. Yani artık kendi ifadeleriyle kadınlarımıza ve çocuklarımıza da saldırarak diz çöktürmeye çalışıyorlar. Şimdi durum bu iken “kan kanla temizlenmez” dememin anlamı nedir Kılıçdaroğlu? Bildiğiniz gibi Türk töresinde kan davası diye bir şey olmadığı gibi “Kan kanla temizlenmez” (kan kanla yunmaz) de çok eski bir Türk atasözüdür. Bunu Türklere söylemenin ne anlamı vardır? Bugüne kadar herhangi bir yerde asker eşlerimiz toplanıp, miting düzenleyip intikam çağrıları mı yapmışlar, Kürt evlerini basıp onları tehdit mi etmişler yoksa öldürmüşler mi? Ya da çocuklarımız ellerine taş alıp Kürt mahallelerinde çatışma mı çıkarmıştır? Kadınlarımız bir araya gelip intikam tugayları mı kurmuştur? Bunları geçelim, herhangi bir yerde herhangi bir Türk, Kürtlerin kılına dokunacak bir şey mi yapmıştır? Örneğin en son katlettikleri Buse, “ayağının tozu olsam o gurur yeter bana Atam” diye yazacak kadar Atatürk sevgisiyle yetişmiş vatansever bir çocuktur, herhangi bir yerde kanlı eylemlere mi girişmiştir ya da kanlı yeminler mi etmiştir? Bir asker çocuğu olarak diyebildiği sadece şudur: “Bir ayda 37 şehit, nereye kadar?” Tam tersine daha bir ay önce Kürt kadınlarıdır ellerine Apo resimleri alıp, çocuklarını sarı kırmızı yeşil giysilerle giydirip yollara dökülerek “Kana kan seninleyiz Öcalan” diye sloganlar atan! Kan davası Kürtlerin töresidir işin özü! Onlar kanlı sloganlar atıp, bizi dizi çöktürmeye çalışırken, Türk’ün yaptığı sadece şehitlerin arkasından ağlamak mı olsun istiyorsunuz? Elbette bir isyan varsa bu bastırılır. Kürtler saldırırken Ordu sussun mu istiyorsunuz? Söylediklerinizden bir tek şu anlam çıkıyor: Kürtlerin durmasını istiyorsanız bölünmeyi kabul edin! Apo’nun dediği de bu, Kürtlerin meydanlarda söylediği de! BDP’lilerin söylediği de, Kürtçülerin yazdığı da… Terörü yaratıp ülkeyi kan gölüne çeviren Kürtler iken, Türklere “durun” demek, siz teslim olun, ordunuz da terhis olsun demektir. Plan aşama aşama yürüyor, yıllardır söylüyoruz önce Kürt kimliğini kabul ettireceklerdi sonra da Kürt devletini. Masaya oturmanın sonu yoktu çünkü. Şimdi bir kez daha çağırıyorlar aynı masaya. Gökçe Fırat’ın 2005 yılındaki yazısına dönelim: “Biz çok açık bir şekilde Türkiye’yi bir iç savaşa götürecek her tür etnik kimliği karşıyız. Yok yaptığınız iç savaş çıkarır diyorsanız, Türkiye’de zaten 20 yıldır PKK’nın ilan ettiği bir savaş var deriz. Hem iç savaş çıkmasın diye savaşmadan bölünmeyi tercih etmek aptallık olur. İç savaş çıkmasın ki rahatım bozulmasın diyenlere ise şunu söyleyelim, biz Türk’üz, ne ABD’nin ne de Kürdün işgali altında yaşarız. ABD ve Kürt işgali bizim için zaten bir savaş nedenidir, o halde savaşmaktan kaçınmayız.” diyordu. Şimdi bir tercih yapmamız gerekiyorsa biz daha fazla taviz vermeyeceğiz. Kadınlarımızı ve çocuklarımızı öne sürmeleri, iç savaşla yıldırmaya çalışmaları yersiz; çünkü ne bir Türk kadını ne de bir Türk çocuğu bu onursuzluğu kabul edecektir.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||