Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Eksen kayması yok: Ahmedinejad ve Tayyip’in tasfiyesi var
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk kızının gelinliği
beyaz kefen
ALİ ÖZSOY
Bahçeli ve Tayyip: Ruhsuzluk ikizleri
ÖZGÜR ERDEM
Apo-Tayyip itifakından Apo-Kılıçdaroğlu ittifakına
KAYA ATABERK
AKP terörü şehre indirdi
SERAP YEŞİLTUNA
Türk kızı şehit olur
esir olmaz!
NURAN SÜTBENİZ
PKK, Tayyip'in taşeronu
OKAN İŞBECER
Tayyip çömelmeye alışıktır
TUĞRUL ÇELİK
Tayyip,
İsrail komandosu mu?
TÜRKKAYA ATAÖV
İran "Irak" değil!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Eksen kayması yok: Ahmedinejad ve Tayyip'in tasfiyesi var
ESER ÖZALTINDERE
Tayyip Erdoğan'dan şehitlere saygısızlık
KAMURAN ÇAM
Türkiye'nin
bölünme politikası
İLYAS SALMAN
İlhan-Turhan Selçuk
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (26)
 
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
Eksen kayması yok:
Ahmedinejad ve Tayyip'in
tasfiyesi var


Eksen kayması mı?

Son BM oylamasında Türkiye’nin İran’a karşı ambargoya hayır diyen açıklaması bugüne kadar ileri sürülmüş olan tezleri yerinden oynattı. Bir başka deyişle Kemalizm’e en büyük saldırı olarak gördüğümüz Avrasyacılığın iflasını ortaya çıkardı.

Keza bu oylamada Rusya’nın ve Çin’in İran karşıtı ve Amerika yanlısı oy kullanması bu Avrasyacı tezlerin ne kadar hayali ve gerçekten kopuk olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Bugün vazgeçtiği söylenmekte birlikte Brezilya’nın İran’a karşı amborgoya hayır oyu kullanması “Biz İran’la işbirliğine değil yapılan anlaşmaya evet diyoruz” diyen Davutoğlu çizgisine karşılık gerçekleşen Türkiye’nin İran’ın yanında yer alması da ilginç bir olgudur.

Batıyla en yakın ilişkilere sahip olduğunu ileri süren AKP iktidarının Amerika’nın çizgisine karşı oy kullanması gerçekten ezberleri bozan bir durum olmuştur. Bugün doğru analiz yapılmadan kestirme yorumlarla gidildiğinde, AKP, Amerika’nın bir taktiği olarak böyle davranıyor ya da AKP eksen sapmasına ve eksen kaymasına uğradı tarzında birbirini çürüten ve bir artıyla bir eksinin sıfır olduğu bir noktaya gelen yorumlar ortaya çıkmaktadır.

Bunu nasıl analiz ederiz sorusuna baktığımızda ise, Türkiye-İran ittifakı üzerine yazdığımız yazılar ve Obama’nın Thomas Barnett tarafından ismi konulan Şii Hilali Projesi’ndeki çizgisini ele almadan bu olgu anlaşılamamaktadır.

İran’da Türk egemenliği

Türkiye Tayyip Erdoğan’ın tasfiyesi ve İran’da da
Ahmedinejad’ın tasfiyesi gündeme gelmiştir.
Ahmedinejad’ın tasfiyesi konusu da Amerika’nın İran’la
askeri seçeneği masaya getirmesi olmuştur.

Selçuklu Devleti’nin yine bir Türk devleti olan Gaznelileri yenerek İran’a egemen olmasıyla gelişen Türkmen akınları İran’ı 1000 yıl kesintisiz bir şekilde Türk devleti haline getirmiştir.

Bunun devamı olarak Anadolu’yu yani Ön Asya’yı ve Roma’yı fetheden, 1071’den birkaç yıl sonra İznik’te egemen olan ve İstanbul kapılarına dayanan Türk egemenliği Roma’yı, Rum arazisi denilen Ön Asya’yı da Türkleştirmiştir.

Bu boyutuyla bakıldığında Türkiye- İran ve Türkistan eksenli bir Türkleşme olgusu göz ardı edemeyeceğimiz bir politik ve etnolojik gerçekliktir. Bu bin yıllık süreci göz ardı ederek yapacağımız politikalar, emperyalizmin çizgisinde olan politikalardır.

Bu anlamda İran’daki çarpıtılmış tarih tezlerine baktığımızda, İran’daki 1200 yıllık kesintisiz Türk egemenliği ve Türkleşme sürecinin sonunda Türk yurdu olan İran’ın 1925’lerden sonra Fars devleti haline dönüştürülmesi ve Farsın da artık Türkleşmiş bir kavram olarak ortaya çıkması nedeniyle Aryan’dan gelen İran devleti kavramı ortaya çıkarılmıştır.

Bunu yapan İngilizlerdir. Oysa İran’da artık etnik olarak Fars dediğimiz Persler döneminden Akemeniş Hanedanı’ndan kalan bir biyolojik gerçeklik kalmamıştır. Daha değişik bir ifadeyle söylersek, artık Farsalılar dediğimiz ve Fars bölgesinde 2.500 yıl evvel iktadara gelen ve iktidarda birkaç yüzyıl kalan Darius döneminin etnik bir kalıntısı hiçbir şekilde İran’da söz konusu değildir. Ancak buna rağmen 2.500 yıl öncesi iktidara dönen bu politika bütünüyle İngilizlerin Türk İran’ı ayrıştırmasından kaynaklanmaktadır.

Bu bölge Farslaştırılırken, kuzey bölgesindeki petrol yataklarının bulunduğu Bakü çevresini de Ruslar Azerileştirerek yeni bir etni yaratma çabasına girmiştir.

Bu olaya petrol haritasında bakıp İran’daki petrol yataklarını incelediğimiz zaman, Basra Körfezi’nin kuzey batı kıyısındaki Desful çöküntü alanıyla sınırlı olan petrol yatakları İran’daki ana petrol yatakları olup, anakara Zağroslar’ın kuzeyinde, İç İran’da, petrol sahaları söz konusu değildir. Bunun dışında da bugün Hazar Denizi çevresi petrollerinde yine ikinci bir petrol sahası bulunmaktadır. Bunun dışında İran’da petrol yoktur.

1920’lerde İngilizlerle Bolşevikler arasında bu petrol yataklarının paylaşımı yapılmıştır ve bu anlamda İran’ın Türk kimliği dışlanmıştır.

Aynı şekilde Ön Asya ve Mezopotamya’da Selçukluların bölgeye gelişiyle birlikte İran Selçukluları, Rum Selçukluları, Ön Asya Selçukluları, Suriye Selçukluları ve Irak Selçukluları bu bölgeyi 11. yüzyılda bütünüyle Türkleştirmiştir. Bunu “Verimli Hilal’de Türk egemenliği” başlıklı yazımızda vurgulamıştık.

Emperyalizmin yarattığı yapay kimlikler

Burada Şerefhan’ın da “Kürt Tarihi”nin 16. yüzyılda yazıldığı tarihten geriye doğru gönderebildiği en eski tarih olarak somutta takip edilen Cezire Kürtlerinin yaşadığı Cezire dediğimiz bölge tarihsel olarak İmadeddin Zengi’den yani Aksungur’un oğlundan gelmektedir. Aksungur bir Türk askeri olarak Alparslan’ın ordusunun komutanlarındandır. Keza Mervani Kürtleri diye İbni Esir tarafından Abu Azrak’tan aktarılmak istenilen Amed ve Meyyafarikin tarihini ele aldığımız zaman burası Abbasiler’den ayrılmış bir devletin, Handanoğulları’nın bağlı olduğu bir bölgedir. Bunların Kürt olduğu ileri sürülmektedir. Oysa Abbasiler döneminde bölgeye gelen Türklerin egemen olduğu bir kabiledir.

Bunun gibi devam edeceğimiz birçok olguya baktığımız zaman Mirdasiler konusu da aynı şekildedir. Burada Arap kabilesi olan Mirdasilerin sonu getirilerek bunların yanında Emir Bulduk tarafından Eğil’de Buldukhaniler egemen olmuştur. Bu boyutuyla bakıldığında Kürt tarihi olarak, Kürtler olarak belirtilen tüm başlangıç noktasının Selçuk Türkmenleriyle bölgede yer aldığını görmekteyiz.

Bu “Diyarbekir Kimin Yurdu”nda ayrıntılı olarak verdiğimiz bir olgudur. Bunu daha ayrıntılı o bölgede tartışabiliriz ama vurgulamak istediğim nokta şudur: Nasıl ki İran’da bir Fars kimliğini yaratmak 2.500 yıl öncesine giderek yapay bir etnojeneze dayanma ve etnik olarak tamamen Türkleşmiş bir bölgede kültürel olarak bir İranlı yaratıp sonra İran ulusu yaratma gibi bir çizgi ortaya çıkmışsa, Türkiye’de de Şafilik temelinde Selçuklu döneminden beri bölgede egemen olan Türkmenlerin yani Diyarbakır, Mezopotamya, Van gibi bölgelerde egemen olan Türkmenlerin Yavuz Sultan Selim tarafından bu bölgeden uzaklaştırılmış ve yerine bu Türkmenlere tabi olan Mısır Sultanlığı’ndan kalma Selahattin’in yaydığı Şafilik bölgeye yerleştirilmiştir.

Şafilik bir etnik kimlik ayrıştırıcısı olarak Şafi mezhebini işlerken Selahattin’in tarihini incelediğimiz zaman Selahattin’in babası İmadeddin Zengi’nin oğlu Nureddin’in kölelerindendir. Asker olarak orada bulunmuştur ve bu köle kavramına askeri olarak baktığımız zaman bu sıra sefer için komutan olarak Selahattin’in amcası gönderilmiştir ama ordu bütünüyle Türkmen ordusudur. Selahattin’in amcasının oğulları da daha sonra Mısır’daki Kıpçak Türk köleler tarafından iktidardan indirilmiştir. Birkaç on yıl iktidarda kalan bu grup da sonra Baybars tarafından iktidardan indirilmiştir.

Bu boyutuyla da bakıldığı zaman Güneydoğu Anadolu’daki Kürtlük olgusu sadece Yavuz Sultan Selim döneminden sonra Şafilik olarak bölgede geliştirilmiş bir olgudur. Kızılbaş Türkmenlerin Diyarbakır, Musul ve Van’dan kovulup, buraya Şafilerin yerleştirilmesiyle bir Kürtlük olgusu başlamış ve İngilizler de Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası Kürt kimliğini ayrıştırma çabası içerisine girmişlerdir.

Oysa “kort” kelimesi Farsça çoban topluluğunu tanımlamaktadır. Arapça Ekrat adı da aynı şekilde göçebe çoban topluluklarına verilmektedir ve bu boyutuyla da etnik bir kimliği karşılamamaktadır. Bu ayrıntılı bir konu olarak verilebilir ama Türkiye-İran-Türkistan ittifakının etnik temelini Türk temelli almak gerçekten bu bölgedeki devrimci yaklaşımı belirlemektedir. Galiyevci bir yaklaşımı belirlemektedir. Hatta Mustafa Kemalci yaklaşımı belirlemektedir. Bu anlamda ırkçılık değildir.

Tersine emperyalistler buradaki politik ve etnik ulusal bütünlüğü parçalamak için yaratılmış Farslık ve Kürtlük gibi etniler ortaya çıkarmıştır. Benzeri olarak da Afganistan’da Taciklik gibi etniler çıkarılmıştır ve bu da bir çelişkidir. Bu etnik parçalamaya karşı mücadele etmek ve onu engellemektedir.

Aynı şekilde Özbek, Kırgız ve Kazaklar aynı Şeybani ulusunun kabileleridir. Bunlar yüzyıl evvel birlikte bulunan topluluklar olarak bugün birbirlerini kesecek durumda yabancılaştırılmış hale getirilmiştir.

Bu tarihsel perspektifi göz önüne almadığımız zaman Türkiye-İran itifakını temellendirmek mümkün değildir ama günümüzdeki bu oylamaya baktığımız zaman Obama’nın stratejistleri olan yeni kuşak stratejistler Barnett’in Şah dönemi İran’ının bölgede egemenleştirilmesi projesi hem İsrail’in hem de Amerika’nın çıkarları olarak bakılmakta ve bu anlamda da bugün Ahmedinejad ile birlikte olsa bile daha sonra giderek Ahmedinejad’sız bir İran’ın yaratılması, yani İran’ın Şah dönemine döndürülmesi projesidir.

Bu projeyi ancak Türk-İran ittifakıyla engellemek mümkündür. Ama Obama’nın Türkiye’ye biçtiği rol İsrail eksenli Ortadoğu projesi yerine İran eksenli Ortadoğu projesidir. Bu projeye destek olmak üzere Türkiye’deki iktadar yönlendirilmiştir. Ve Davutoğlu’nun “sıfır problem politikası” adı altındaki İran’la ilişkileri geliştirme noktasındaki bu sözde ilerici görünümlü tavır aslında Amerika’nın belirlediği bir strateji olmuştur.

Yeni görevler ve Kılıçdaroğlu’nun rolü

Bu anlamda bakıldığında esas olarak Atatürkçü ve Kemalist çizgi olması gereken Türkiye’deki politik partiler, örneğin CHP, AKP iktidarını İran lehine oy kullanmakla eleştiren bir yanlışa girmiştir. Öyleyse AKP iktidarının yapabildiği ve yaptığı en doğru tavır İran yanında oy kullanmasıdır ve bölgede İsrail’e karşı bir duruş göstermesidir. Bu bölgedeki durumu diyalektik olarak analiz ettiğimiz zaman Türk-İran-Türkistan ittifakının anlık politik tezahürüdür. Ve bu tezahüre, Obama çizgisini de savunmuş olsa da, karşı çıkmamız kendimizi inkâr olacaktır.

Oysa Atatürk’ün Türkiye-İran-Afganistan’la olan görüşü çok belirgindir ve bu boyutuyla da Atatürkçü olup bu politikaya karşı çıkmak da aslında Atatürkçülüğe karşı çıkmaktır. Onur Öymen de Cumhuriyet yürüyüşleri döneminde İran’da laiklik karşıtı bir bakanlığın bulunduğunu, bir başka ifadeyle Türkiye’deki laikliğe karşı Şeriatçılığı yayma doğrultusunda bir bakanlığın bulunduğunu söyleyerek İran’a karşı bir politikayı yansıtmıştı.

Burada AKP Amerika’ya yakın durmaktadır. Oysa Amerikalılar konuştuğu zaman, Amerika’nın AKP’ye kıl olduğu kadar CHP’ye de kıl olduğunu, AKP’den daha uzak olmadığını vurguladığını söylemiştir Onur Öymen, ama bunu nedense basının Amerika’yla CHP arasındaki ilişkiyi soğuk göstermek doğrultusunda bir yaklaşım içerisinde olduğunu, AKP’yle Amerika’nın ilişkisini ise yakın gösterdiği tarzında bir yorumla Amerika’ya en azından gül uzatan bir politika daha Cumhuriyet mitingleri döneminde ortaya çıkmıştır.

Bölgedeki İsrail’in politikasına karşı devrimci bir tavırla bunlara karşı duruş halinde olmasına karşılık, Ecevit’in bunlara karşı duruşu belirginken bugünkü Ecevit yerine geçme durumunda olan Kılıçdaroğlu İsrail’le olan politika nedeniyle AKP’yi eleştirme noktasına gelmektedir.

Oysa en azından nötr kalarak Atatürk’ün bölgedeki Türkiye-İran-Afganistan-Türkistan ittifakını desteklemeye açık bir politika bırakılabilirdi. Bu durumun gerçekleştirilmemiş olması en azından Amerika’nın da daha evvel “Obama’nın adamları” isimli makalemde de vurguladığım gibi Bush döneminin neo-conları tasfiye edilmekte ama buna karşılık Tayyip Erdoğan’ın ve Fethullah Gülen’in yeni bir misyonla en azından İran’la ilişkileri Şii Hilali’ni oluşturma projesinde yeni bir çizgide yeniden görevlendirilmektedir. Bu görev büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni bir çizgisi olan İran’la ilişkileri geliştirmek anlamında Amerika’nın gayretleridir.

Ahmedinejad’la mı Ahmedinejad’sız mı?

Bu ilişkiler Ahmedinejad’ın devrilmesini veya Ahmedinejad’la beraber olma tezini de içermektedir. Keza seçimlerde Ahmedinejad’a karşı olan muhalefeti Amerika desteklememiştir.

Bu anlamda bakıldığında Türkiye’deki çizgi de budur. Ama sonunda da İsrail’in ve Hillary Clinton’un ve Yahudi lobisinin bastırmasıyla en azından ideolojik planda ve pratikte Obama’nın tasfiyesi ortaya çıkmış ve bunun ileri sürdüğü stratejilerde İsrail ağırlıklı proje gündeme gelince başta Türkiye Tayyip Erdoğan’ın tasfiyesi ve İran’da da Ahmedinejad’ın tasfiyesi gündeme gelmiştir. Ahmedinejad’ın tasfiyesi konusu da Amerika’nın İran’la askeri seçeneği masaya getirmesi olmuştur.

Geçmişte askeri seçeneğin masaya çıkartılması konusunda karşı çıktığım nokta şu olmuştu: İran’daki petrol bölgelerinin 200 km genişlikte 300 km uzunlukta denize doğru uzanan 4 km uzunlukta dar bir şerit halinde düz bir alan olması. Bu kıyısal planda bölgenin askeri olarak kolay bir operasyonla ele geçirilebilecektir.

Ama buna karşılık dünyanın iki trilyon varil petrolünün bir trilyon varillik kesimi Zağros ve Mezopotamya yataklarında olmak üzere bu bölgede ve Irak’ta bulunmaktadır. Bu anlamda bu bölgeye yapılacak bir operasyonda çevre felaketini bir kenara bırakalım, bütünüyle petrol yataklarının elden çıkması riski ortaya çıkacaktır.

O dönemde belirttiğim gibi, İran’ın Kazakistan’dan illegal olarak satın aldığı 500 kg’lık plütonyumla Hiroşima’ya atılan bombanın yarısı kadar güçte 20 kadar bombanın yapılabilme olanağı bulunduğu ve bunların da istihbarat raporlarıyla petrol yataklarına yerleştirildiği vurgulamıştı. Ahmedinejad’ın bu yataklara yapılacak saldırıda İranlıların burayı kaybetmesi sonucu nükleer patlamalarla bu bölgeyi radyasyon bulutu halinde boğup insanlığın elinden çıkarma çılgınlığını yapabilecek bir iktidar görünümü verdiğini de vurgulamıştım.

Ve bu anlamda operasyon daha çok Ahmedinejad’ın içten devrilmesi noktasına gelmiştir. Kuzeydeki bölgede ise Azerbaycan ve Bakü petrolleri söz konusudur. Ahmedinejad’ı devirmenin diğer bölümü de Kuzey Azerbaycan dediğimiz İran’da kalan Azerbaycan ile Tebriz bölgesi ile Azerbaycan’ın birleştirilerek bir eksen oluşturulması da Amerika’nın stratejisidir. Ama bu noktada da ortaya Rusya çıkmaktadır.

İran’da ABD stratejisi ve Rusya

Rusya noktasına gelince geçmişte Rusya-İran-Çin ittifakını savunan Avrasyacılık gerçekte Atatürkçülüğün ana eksenini çarpıtmıştır. Atatürkçülüğün Türkiye-İran-Orta Asya beraberliğini sürdüren bu beraberliğine karşılık İran ve Rusya’nın işbirliği hayali bir işbirliği olarak en azından stratejik anlamda ortadadır. Ve bu anlamda Çin de İran petrollerine bağlı olduğu halde İran’a karşı ambargoya karşı koymamıştır. Bu nedenle bu da yeni bir analiz gerektirmektedir.

Bu analizde başlangıçtan beri Rusya’nın sistem olarak Amerika ve İngiltere’ye tabi bir çevre olduğu Kagarlitski’nin “Çevrenin imparatorluğu Rusya ve dünya sistemi” kitabında çok ayrıntılı vurgulanmıştır. TÜRKSOLU’nda Rusya ve Avrasyacılık üzerine yazdığım yazılarda bunu ayrıntılarıyla analiz etmiştik ve burada vurguladığımız hiçbir zaman sistem karşıtı olmayacağı, Amerika’yla ancak petrole sahip olma noktasında bir çatışmaya gireceğini ama politik sistem olarak Rusya’nın Amerika’ya veya dünya sistemine tabi olduğunu, keza Çin’in de aynı şekilde dünya sistemine Amerika’ya tabi

olduğunu vurgulamıştım. Burada Amerikan dolarlarının Çin Kızıl Ordu şirketleriyle birleşerek Çin’deki üretimi patlattığını, ama bu üretimin sonrası Amerika’ya satılan ürünlere karşı Amerika’nın ödediği dolarların Amerika tarafından yüksek Amerikan kâğıtlarının Çin tarafından alınmasıyla geri ödendiğini, bu anlamda da Amerikan borsa krizinin de emperyalist sistemin elektronik bir sömürü mekanizması olarak Çin’e verilmiş bu dolarların geri alındığı bir mekanizma olduğunu belirtmiştim. Euro batarken dolarların yükselmesi bunu göstermektedir. Bu “Fiber emperyalizm” yazımda da vurguladığım noktadır.

Aynı olayı Rusya için de vurguladığımda, Rusya askeri olarak petrol yataklarına sahip olabilecek bir ülkedir ama ekonomik olarak Amerikan sisteminin en zayıf yanını oluşturmaktadır. Rusya’nın dünyaya sattığı petrollerinden elde ettiği dolarları Amerikan borsasına ve Amerikan kâğıtlarına yatırmasıyla tüm para Amerika’ya dönmüştür. Bu olay Araplar için de geçerlidir. Yani “fiber emperyalizm” ile dünya sisteminin sömürüsünü Amerika bu boyutta gerçekleştirmiştir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


ÜLKEMİN BUGÜNKÜ DÜŞTÜĞÜ DURUM İÇİM YAKIYOR. HER GÜN ŞEHİT OLANLAR İÇİN ANA BABALARIN BİZLERİN İÇİNİ KAVURUYOR. HER NEDENSE BAŞIMIZDAKİLERİN ÇOCUKLARI ÇÜRÜK  RAPORU VEYA BİR ŞEKİLDE SIYIRTIYOR. BU GÜNE DEĞİN ONLARIN EVLERİNE ATEŞ DÜŞTÜMÜ. ONLARCA AYDINLARIMIZ HAPİSHANELERDE OYSAKİ YAŞAMIN HER SANİYESİ ÇOK DEĞERLİ. ÇALDIKLARI ÖZGÜRLÜĞÜN HESABINI KİM VERECEK. SUÇSUZ İNSANLARI EN VERİMLİ DÖNEMLERİNDE BU ŞEKİLDE SUSTURMAK REVAMIDIR. TÜM ATATÜRKÇÜLER NİÇİN AYAKLANMIYORUZ. BİZLERİDE ATSINLAR ONLARIN YANINA. İSYAN ETTİĞİM ÇOK ŞEY VAR. DEĞİŞŞİN ARTIK BU DÜZEN. ATAMIZ KEMİKLERİNİ DAHA FAZLA SIZLATMIYALIM.

SAYGILARIMLA,

Murat Pira, İzmir
28 Haziran 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40