İlyas Salman - İlhan-Turhan Selçuk
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk kızının gelinliği
beyaz kefen
ALİ ÖZSOY
Bahçeli ve Tayyip: Ruhsuzluk ikizleri
ÖZGÜR ERDEM
Apo-Tayyip itifakından Apo-Kılıçdaroğlu ittifakına
KAYA ATABERK
AKP terörü şehre indirdi
SERAP YEŞİLTUNA
Türk kızı şehit olur
esir olmaz!
NURAN SÜTBENİZ
PKK, Tayyip'in taşeronu
OKAN İŞBECER
Tayyip çömelmeye alışıktır
TUĞRUL ÇELİK
Tayyip,
İsrail komandosu mu?
TÜRKKAYA ATAÖV
İran "Irak" değil!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Eksen kayması yok: Ahmedinejad ve Tayyip'in tasfiyesi var
ESER ÖZALTINDERE
Tayyip Erdoğan'dan şehitlere saygısızlık
KAMURAN ÇAM
Türkiye'nin
bölünme politikası
İLYAS SALMAN
İlhan-Turhan Selçuk
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (26)
 
 

İlyas Salman
İlhan-Turhan Selçuk

Dün acı bir haberle sarsıldım. Kaba sabalığıma bakmayın. Belki ülkenin en çıtkırıldım yüreğini ben taşıyorum. Kemalist-sosyalist çizginin en inatçı kalemi İlhan Selçuk’un bedenini kainata armağan etmişiz. Çok alışılmış bir lakırdı da olsa yaptıklarıyla, yazdıklarıyla, onurlu duruşuyla dünyamızın bir yerlerinde mutlaka olacak ve yaşayacak diyeceğim.

Bugün İlhan Abi için Lütfü Kırdar Kongre Salonu’nda bir anma töreni düzenlemişlerdi. İçimde tarif edemediğim bir sızı ile gittim oraya.

Buna uğurlama demeyeceğim. Kimliğine kişiliğine yakışır bir ağırlamaydı.

İlhan Abi’nin onurlu ağırlığını beyninin içinde hisseden binlerce insandan, on binlerce alkış, milyonlarca damla gözyaşı gördüm.

Bu alkışların ona yapılan saldırıların, yattığı hücrelerin, gördüğü işkencelerin, yaşadığı özgürlük engellerinin ve uğruna akan gözyaşlarının bir kıymeti harbiyesi olsun istiyorsak, İlhan Abi’nin ilke haline getirdiği yaşam biçimi kabul edip ortaya koyduğu Kemalist-sosyalist anlayışının daha fazla beyin tarafından algılanması gerektiğine inanıyorum. Ülkemizde ve dünyada bu yaşam biçiminin ilke edinilmesinin zorunlu olduğunu it gibi bildikleri halde çok uluslu kasalarının ağırlığının hafiflememesi için kalemini çokuluslu şirketlere kiralayanlar, inatçı bir düşmanlarından kurtuldukları için sevinedursunlar, İlhan Abi gibilerden ilham almış, benim gibi dobra dobra yarı yaşlı delikanlılar varken bu satılmışlar son nefeslerine kadar diken üstünde oturacaklar, bunu bilsinler.

Lütfü Kırdar’daki törenden sonra Cumhuriyet gazetesinde de bir tören yapıldı. Yağmurun azizliğine denk gelmesine karşın onun düşüncelerini yüreğinde taşıyan aydınlanmacıların yalnızca giysileri ıslandı. Ruhları sımsıcaktı.

İlhan Selçuk da abisi Turhan Selçuk gibi Hacıbektaş’a yani ‘Ene’l Hak’ diyenlerin yanına gömülmesini vasiyet etmiş. Elbette öyle olmalıydı. Yaşamını eğitişimsel özdekçilik (diyalektik materyalizm) bağımsızlıkçı Kemalist dünya görüşüne adamış birinin güzel vücudunu yaşamını dünyaya bir çivi çakmadan geçirmiş huri gılman rüyaları içinde ahrete adamış bir yığın cesedin yanında olması onların onuruna yakışmazdı.

Evet, inatla ‘Ene’l Hak’. Çünkü gözümüzün görmecindeki bütün harikaları biz yaptık. Ateşi biz icat ettik. Yüreğimizdeki ışıltılı nar dahil evreni aydınlatan ne kadar ışık varsa hepsi sönse yine yakıp aydınlatacak bir şey buluruz. Ama bizim çıkaracağımız yangın madımak yangınına benzemez. Aydınlatır ve ısıtır, öldürmez.

‘Ene’l Hak’ın özünü kavrayabilmek için öyle fırınlar dolusu lavaş, somun ya da Vakfıkebir ekmeği tıkınmaya gerek yok. Mide fesadından geberip gitmekte yarar görmüyorum. İnsanlığın ilkel tarihinden yani neredeyse ateşin icadından bu yana insan denen kutsal varlığın bulup insanlığın emrine sunduğu nimetlere yarı açık gözle bile bakmak yeter. Şöyle gözlerimizi biraz aralayarak baktığınızda göreceksiniz ki sokaklarımızdaki direklerde ışıldayan, evlerimizin duvarında tavanında balkıyan ampulü, evlerimizin tozunu olan elektrik süpürgesini, maviliklere süreceğiz çocuklar diye adına şiir yazdığımız motorları (o motorlar ki terkisine sevdiğimizi bindirip kollarını da belimizde hissettiğimizde bizi mutluluktan uçuracaktır).

Beni Malatya’nın Arguvan ilçesinden sırtlayıp İstanbul’un güzelim Boğaz’ıyla, Haliç’iyle, Hisar’ıyla, köprüleri, Adalar’ıyla buluşturan otobüsü düşünün.

Üstünüzdeki urbayı düşünün. Bizi karın, ayazın soğuğundan ağustos güneşinin yakıcı sıcağından koruyan, hele bir de günümüz hastalıklı mantığıyla marka olursa giydiğimizde etrafa tozlu beyler gibi hava attığımız urbayı düşünün.

Bulabiliyorsanız ya da tarihten emanet alabilirseniz bir ilkel insan getirin. Zebur’dan, Tevrat’tan önce yaşamış olsun. Onu getirip koyun modern bir kentin ortasına. Bir baksın etrafa, bir baksın. Siz de ona bakın. O ne düşünür, siz ne düşünürsünüz insanoğlunun ürettikleri hakkında?

O ilkel insanın nesli saçına ak düşmeden ölüyordu. Ö­mür o kadardı, bilim yoktu. Grip nedir, kanser nedir, boğmaca, kızamık, veba nedir bilmiyordu. Öylesine anlamadan geliyor, yine anlamsız kuru bakışlarla can teslim ediyordu.

Peki ya şimdi? Anam 90 yaşında. Ara sıra of puf içinde “Oğul” diyor. “Allah beni yataklara düşürmeden iyi kullarına nasip ettiği ağrısız sızısız ölümlerden biri ile alıp götürse de ele ayağa düşmeden gitsem.”

Ama aradan beş dakika geçmiyor vücudunun bir ye­rinde hafif bir acı duyunca “Ellez beni doktora götür” diyor.

Uçağı düşünün. Kuştan başka bir canlının uçamayacağına inanan insan kendi yaptığı bir aletle havalanıyor ve kuşların çıkamayacağı yüksekliklere tırmanıyor. Eskiden yıllar süren yolculuklarla ulaştığı yerlere birkaç saatte ulaşıyor.

Radyoyu düşünün bir kez. Çocukluğumuzda bizim köyde bir tek Çerçi Sato’nun Vega marka bir radyosu vardı. İçinde adam var sanırdık. Radyo oldukça büyüktü, cüce biri konuşuyor derdik. Ama bazen birkaç kişi birden konuşurdu. O kadar cüceyi nasıl sığdırırlar aklımız almazdı. Tellerden, pillerden, havadaki ses dalgalarından haberimiz yoktu.

Ya televizyona ne demeli? Bir düğmeye basıyorsun, dünya, ay, yıldız, başka diyarlardaki insanlar, hayvanlar gözümüzün önünde.

Bütün bunları gördükten sonra Turhan-İlhan Selçuk gibi aydınlık biraderlerin ‘Ene’l Hak’ diyenlerin diyarı Hacıbektaş’ta buluşmalarına şaşabilir misiniz?

Yukarıda saydığım ama binlercesini sayamadığım buluşları ömrünü dua ile geçiren hiçbir insan yapmadı.

Elbette insanın bir anancı olacak. Ama inandığı şeyden televizyon, radyo, uçak beklemeyecek. Sadece inanacak ve ara sıra dua edip içini temizleyecek.

Yaşasın bütün samimi inananlar.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


SÖZÜMÜZ BİR SİLAHTIR

Sözümüz bir silahtır
Agızdan atan tüfek
Nışan aldıgı yürektir
Barutu saçması söz

Söz var keser savaşı
Söz var kestirir başı
Söz var agulıu aşı
Bal gibi eder bir söz

Söz söyle güzel söyle
Güzele güzel söyle
Yalansız doğru söyle
Cennetliktir doğru söz

Söz var böler böldürür
Söz var adam öldürür
Söz insanı güldürür
Türkü şarkıdır bir söz

Bütün dikkak sözdedir
Sözden neşe gürlenir
Güzel sözse dinlenir
Agızdan çıkan bir söz

Ne olur kötü söyleme
O insandır elleme
Onunda şerefi var
Şeytan gibidir bir söz

Sabit in sözü sözdür
Ben türküm özüm özdür 
 Ezber olur dillere
Söyler isen güzel söz

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
3 Temmuz 2010


Sen de yaşa İlyas abim!

Murat, İstanbul
29 Haziran 2010


ÜLKEMİN BUGÜNKÜ DÜŞTÜĞÜ DURUM İÇİM YAKIYOR. HER GÜN ŞEHİT OLANLAR İÇİN ANA BABALARIN BİZLERİN İÇİNİ KAVURUYOR. HER NEDENSE BAŞIMIZDAKİLERİN ÇOCUKLARI ÇÜRÜK  RAPORU VEYA BİR ŞEKİLDE SIYIRTIYOR. BU GÜNE DEĞİN ONLARIN EVLERİNE ATEŞ DÜŞTÜMÜ. ONLARCA AYDINLARIMIZ HAPİSHANELERDE OYSAKİ YAŞAMIN HER SANİYESİ ÇOK DEĞERLİ. ÇALDIKLARI ÖZGÜRLÜĞÜN HESABINI KİM VERECEK. SUÇSUZ İNSANLARI EN VERİMLİ DÖNEMLERİNDE BU ŞEKİLDE SUSTURMAK REVAMIDIR. TÜM ATATÜRKÇÜLER NİÇİN AYAKLANMIYORUZ. BİZLERİDE ATSINLAR ONLARIN YANINA. İSYAN ETTİĞİM ÇOK ŞEY VAR. DEĞİŞŞİN ARTIK BU DÜZEN. ATAMIZ KEMİKLERİNİ DAHA FAZLA SIZLATMIYALIM.

Bizler Türküz ve Türk olmaktan son derece mutluyuz. Saygılar,

Murat Pira, İzmir
28 Haziran 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40