Ali Özsoy - Bahçeli ve Tayyip: Ruhsuzluk ikizleri
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk kızının gelinliği
beyaz kefen
ALİ ÖZSOY
Bahçeli ve Tayyip: Ruhsuzluk ikizleri
ÖZGÜR ERDEM
Apo-Tayyip itifakından Apo-Kılıçdaroğlu ittifakına
KAYA ATABERK
AKP terörü şehre indirdi
SERAP YEŞİLTUNA
Türk kızı şehit olur
esir olmaz!
NURAN SÜTBENİZ
PKK, Tayyip'in taşeronu
OKAN İŞBECER
Tayyip çömelmeye alışıktır
TUĞRUL ÇELİK
Tayyip,
İsrail komandosu mu?
TÜRKKAYA ATAÖV
İran "Irak" değil!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Eksen kayması yok: Ahmedinejad ve Tayyip'in tasfiyesi var
ESER ÖZALTINDERE
Tayyip Erdoğan'dan şehitlere saygısızlık
KAMURAN ÇAM
Türkiye'nin
bölünme politikası
İLYAS SALMAN
İlhan-Turhan Selçuk
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (26)
 
 

Ali Özsoy
Bahçeli ve Tayyip: Ruhsuzluk ikizleri


Devlet Bahçeli


Tayyip Erdoğan

Tayyip teröre karşı sokağa dökülen halka kızıyor. Bu eylemleri “provokasyon”, “savaş baronlarının tertipleri” ilan ediyor. Bahçeli sözde bu eleştirilere yanıt veriyor. Ama kendisi bizzat partiye asla sokağa inmeyeceksiniz diye kesin emirli genelgeler yayınlıyor. Şehit cenazeleri konusunda Tayyip’e yanıt verirken bile bakın Bahçeli ne diyor: “Giderek gerginleşen toplumun öfkesini yanlış mecralara boşaltacağı bir küçük kıvılcımın büyük olaylara neden olması ihtimalinin artmış bulunmasıdır. Bu konuda hepimizin dikkatli ve sağduyulu olması şarttır.”
Ne yanlış mecrası? Türk milletinin ayağa kalkmasının ne gibi yanlış sonuçları olabilir?

OHAL’i kim kaldırdı yarışı

Son günlerde yaşanan terör olayları sonucunda tüm toplum ayağa kalktı, insanlar yürüdü, protesto gösterileri yapıldı. Kürt ırkçılığına karşı nefret kusuldu.

Türk halkı sokaktaydı. Yalnız yanında Ulusal Parti hariç bir tek parti yoktu. MHP dâhil tüm partiler çok bilinçli bir tavırla örgütlerine sokağa çıkmayı yasakladı.

Ancak MHP bir tavır almak zorundaydı. Bahçeli, ABD rüzgârlarına kapılıp Kılıçdaroğlu’na kefil olduktan sonra, partisinin oyları gittikçe daha da erimeye başlamıştı. Önümüzdeki seçimlerde MHP’nin karşısında ciddi bir baraj sorunu vardır. Bu yüzden son terör olaylarıyla birlikte bir çıkış yapmak zorundaydılar. Ancak halkı, şehitleri ve şehit ailelerini yalnız bırakmak gibi çok kesin bir kararları olduğu için bu “çıkışlarını” meclis kürsüsünden, parti grup toplantılarından yapmak zorunda kaldılar.

Devlet Bahçeli, Abdullah Gül’ün parti liderlerine yaptığı görüşme çağrısını hiç koşulsuz kabul etti. Oysa açılım sürecini “çok güzel şeyler olacak” diye başlatan bu Kürt-İslamcı değil miydi?

Olsun MHP’li “vakur, sağduyulu ve olgundur.” Bahçeli elinde dosyasıyla Abdullah Gül’e çıktı. Kendisinden hemen sonra Gül’le BDP Genel Başkan yardımcısı Gültan Kışanak görüştü. Acaba mecliste Ahmet Türk’ün kanlı elini sıktığı gibi bu BDP’linin de elini sıktı mı “vakur” adam?..

Bahçeli, Gül’e bir çözüm dosyası sundu. Dosyanın içeriği çok önemli değil. Çünkü MHP terör konusunda her zaman asma kesme sözü veren ama hep astırtmayan ve kestirtmeyen olmuştur. MHP tek başına iktidar olsa bile asla uygulanmayacak birtakım önerileri burada tartışmaya gerek yok.

Ancak Bahçeli’nin Gül’e sunduğu Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasının yeniden başlaması talebine değineceğiz. Çünkü daha sonra bu konu AKP ile MHP arasında çok ilginç bir ürik asit yarışına neden oldu.

Tayyip OHAL’i kendilerinin kaldırdığını, bunun AKP’nin büyük başarısı olduğunu, MHP’nin tekrar OHAL isteyerek PKK’ya hizmet ettiğini iddia etti. MHP’li Oktay Vural ise “MHP milliyetçiliğinin” o sert yumruğunu masaya vurdu ve ne dedi dersiniz:

“OHAL uygulamasını AK Parti hükümetinin kaldırdığına ilişkin bir tek Bakanlar Kurulu kararı göstermesi durumunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan özür dilemeye hazırım. OHAL’i biz kaldırdık, kendisine OHAL’siz ve terörün sıfırlandığı bir Türkiye bıraktık.”

Bu ne şimdi? MHP’nin politikası ne?

OHAL’i mi savunuyorsunuz, yoksa OHAL’i kaldırmayı mı?

Böyle bir partiye kim güvenebilir?

Geçmişiyle bugünü, bir dediğiyle öbürü birbirini asla tutmayan bir parti...

Aslında hem Vural hem Tayyip haklı. MHP OHAL’in kaldırılmasına yönelik ilk adımları atmış. 23 Ekim 1999’da önce Siirt, sonra Van, Hakkari ve Tunceli’de OHAL’i DSP-MHP-ANAP hükümeti kaldırmış. OHAL’in uzatılmaması ve geri kalan illerde de kalkması AKP’ye nasip olmuş.

MHP’nin başladığı işi AKP bitirmiş. Hep öyle olmadı mı?

Apo’yu ipten kurtaran DSP-MHP-ANAP’tı, böyle giderse Meclise taşıyacak olan da AKP olacak.

Peki bu neyin tartışması? Tayyip özellikle MHP ile atışıyor. Çünkü biliyor ki milliyetçilik adına MHP muhatap alınırsa, o güreşten hep Kürtçülerin galip çıkacağı kesin.

Bunlar ancak askerleri asarlar

MHP ile AKP arasındaki başka bir kavga ise idam meselesinde sürüyor. Bu konu her gündeme geldiğinde Tayyip hep aynı şeyi söylüyor: “Siz asmadınız, assaydınız.”

İlginç! Demek asmak gerekiyormuş. Doğru söze ne denir? MHP ise yan çiziyor. “Yok biz oy vermedik ama AKP idam kalksın diye oy verdi.”

Bu da doğru... Kısacası tencerelerin dipleri kara. Her iki lider Türk halkına hep yalan söylediği için, birbirilerinin yalanlarını çok iyi açığa çıkarabiliyorlar. MHP bal gibi komisyon aşamasındayken idamı kaldıran yasayı engelleyebilirdi. Yapmadı. Sonra da isteseler meclisten ve hükümetten istifa edebilirlerdi. Süreci kilitleyebilirlerdi. Hatta bu onlara büyük oy kazandırırdı. Bunu da yapmadılar.

Ne zaman ki ABD “yeter artık, ben Irak’a gireceğim, hemen seçim yapın AKP’yi getirin” dedi, Bahçeli “hemen seçim” diye tutturdu. Her şeyi sineye çeken “vakur” adam, birdenbire sine-i milleti hatırladı. Yani hem Apo’yu kurtaran hem de AKP’yi getiren sizsiniz. Bu sorumluluktan asla kurtulamazsınız. Halk bu yüzden size oy vermiyor.

Tayyip ise “ABD’ye söz verdiler, bu yüzden Apo’yu asamadılar” diye tutturuyor. Herhalde her açılımı, her eylemi, her sözü, çocuklarının okuyacağı okulları ve çalışacağı işleri bile ABD talimatlarıyla belirlenen birinin bu konuda içten olduğunu kabul edebiliriz. Sen ABD’ye Apo için ne söz verdin Tayyip?

Bu denli ABD kuklası bir iktidar ve “muhalefetin” olduğu bir ülkede MHP’nin muazzam paketi uygulansa ne olur?

Hemen söyleyelim. Örneğin OHAL gelse, olağanüstü bölge valisi AKP’nin bugünkü valileri gibi bir Kürtçü olur, bölge “Kürdistan” eyaletine dönüşür.

İdam cezası tekrar kanunlaşsa... İnanın böyle bir şey olsa bile Türkiye’de en son asılacak kişi Apo’dur. Ne AKP, ne MHP ne de CHP böyle bir şeyi akıllarının ucundan bile geçiremez. İpe gidecek olan yine gerçek vatanseverler, devrimciler ya da Ergenekon’dan yargılanan, PKK’ya karşı savaşan askerler olur.

Otobüs yakanların AKP’li ve MHP’li âşıkları

MHP’nin içler acısı “milliyetçiliğine” başka bir örnek ise “taş atan çocuklar” meselesinde yaşandı. Bilindiği gibi terör örgütü yandaşları ve medya uzun süredir sokakları yakıp yıkan, otobüsleri molotoflayan ve Serap gibi 16 yaşındaki Türk kızlarını katleden şehirli PKK teröristlerine yönelik bir kampanya yürütüyor.

İddialara göre bu teröristler “çocuk.” Ve devlet bu çocukları lunaparka götüreceğine cezaevine koyuyor. Neden? Çünkü Türk devleti çocuk düşmanı... Oysa çocuklar çiçektir. Onları korumalıyız.

Bu mantığa göre PKK “çocuklarının” canlı canlı yaktığı Türk kızı Serap bir çocuk değil herhalde savaş suçlusuydu. Suçu da Türk olmaktı.

“Çocukları koruma” adı altında böylesine rezilce bir terör propagandası aylardır yürütülüyor. Ancak bu propaganda Meclisteki istisnasız bütün partiler tarafından destekleniyor. Hatta Devlet Bahçeli daha da ileri gitti ve “sadece PKK’lı çocuklar için değil, tüm çocuklar için genel af ilan edelim” dedi.

Tabii ya, bir sonraki adım “PKK’lı ağabeylere, amcalara” da af değil mi?

Çocuklara genel af adı altında yasayı çıkarın, AKP ve BDP milletvekilleri, yasayı eşitlik ilkesi çerçevesinde Anayasa Mahkemesi’ne götürsün ve genel af ilan edilsin. Bu nasıl bir aymazlık, öngörü yoksunluğu!

Böylesine rezil bir PKK talebine onay veren MHP, 22 Haziran’da bu “çocuk”lara özgürlük için çıkacak kanun TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilirken, tepki göstermiş ve komisyonu terk etmiş. Peki bu kıvraklığın nedeni ne? Uyandılar ve kanuna artık karşı mı çıkıyorlar?

Hayır! Asla böyle bir açıklama yapmadılar. Yaptıkları açıklama şu: “Son terör olaylarında şehit olanların ailelerine karşı duyduğumuz hassasiyet gerekçesiyle komisyon çalışmalarına katılmayacağız.

Yani son terör olayları olmasa, komisyona katılıp bal gibi kanuna onay vereceklerdi. Bu kadar açık itiraf olamaz. Nedenleri kanuna karşı çıkmaları değil hassasiyetmiş! Demek ki sen sadece kamuoyu tepkisinden korktuğun için aslında savunduğu bir terör yasasından yan çizdin. Millet biraz uyanık olmasa, kim bilir neler yapacaksınız?

Askere de düşman, cenazesine de

Tayyip Bahçeli’ye atıp tutuyor, Bahçeli Tayyip’e...

Ama her ikisi de Türk halkının sokağa inmesine karşı. Vatanperver reflekse karşıtlık noktasında tam da aynı noktadalar.

Tayyip teröriste değil de, teröre karşı sokağa dökülenlere çok kızgın: “Öyle şehit cenazelerinde bağırıp çağırmayla bu sorun çözülmez.”

Neden çözülmesin? O zaman sen kıytırık bir “van minut” dedin diye, belediyenin otobüslerini gecenin 3’ünde parti teşkilatının emrine sunup binlerce kişiyi neden havaalanına topladın? Onları “bağırtıp, çağırttın...”

Şehitler için kılını bile kıpırdatmayan gerici kitleni niye habire Hamas için sokağa döküyorsun?

Eline Türk bayrağı almaktan aciz sarıklılarını bağırtıp, çağırtıp ve hatta anırtıp Gazze’yi kurtarmış mı oluyorsun?

Adamda öyle bir şehit düşmanlığı var ki televizyonlarda şehit ailelerine yer verilmesine bile bakın nasıl karşı çıkıyor:

“Medyanın böyle bir milli meselede kalkıp evin içine girerek, canı, içi yanık annelerin tavırlarını her taraftan çekerek bunları sürekli göstermesi, oradaki ayılıp bayılmalarla ilgili bu görüntülere yayınlaması kime hizmet eder?”

Tayyip teröre karşı sokağa dökülen halka kızıyor. Bu eylemleri “provokasyon”, “savaş baronlarının tertipleri” ilan ediyor.

Bahçeli sözde bu eleştirilere yanıt veriyor. Ama kendisi bizzat partiye asla sokağa inmeyeceksiniz diye kesin emirli genelgeler yayınlıyor. Şehit cenazeleri konusunda Tayyip’e yanıt verirken bile bakın Bahçeli ne diyor:

“Giderek gerginleşen toplumun öfkesini yanlış mecralara boşaltacağı bir küçük kıvılcımın büyük olaylara neden olması ihtimalinin artmış bulunmasıdır. Bu konuda hepimizin dikkatli ve sağduyulu olması şarttır.”

Ne yanlış mecrası?

Türk milletinin ayağa kalkmasının ne gibi yanlış sonuçları olabilir?

Bugün içine girmiş olduğumuz en “yanlış mecraya” Türk milletinin “öfkesinin” hep bastırılması ve susturulmasından dolayı sürüklenmedik mi?

Bahçeli 24 Haziran günü MHP teşkilatına gönderdiği en son genelgeyle ise parti üyelerinin partinin düzenledikleri hariç gösterilere katılmamasını kesin bir emirle iletti. MHP hiçbir gösteri yapmadığına göre bu kısaca sokağa asla çıkmayın demektir. Bahçeli’nin gerekçesi ise ilginç "tahriklere kapılmamak ve cepheleşmemek.”

Türk milletinin öfkesinin güçlü olması ve Türk “cephesinin” oluşması Türk düşmanlarından başka kime zarar verebilir?

Yine geçtiğimiz hafta İstanbul’da Ülkü Ocakları’nın eğitim seminerinde Bahçeli aynı teraneyi okuyor:

“Türk milletini etnik kökenlere göre ayrıştırılarak parçalanmasına alet olmayacaksınız, izin vermeyeceksiniz, tuzağa düşmeyeceksiniz. Birkaç hain istiyor, birkaç gafil kışkırtıyor, birkaç işbirlikçi de alkışlıyor diye kardeşlikten taviz vermeyeceksiniz.”

Ne kardeşi?

Milletten ayrı (senin tabirinle en az bin yıllık) bir etnik kimliği kabul edersen ben o insanları nasıl “kardeş” kabul edebilirim?

Bahçeli Türk milletine iftira atmasın. “Türkler sokağa dökülsün, kışkırsın” diyen tek bir işbirlikçi yazar gösteremezsiniz. Tersine hepsi senin gibi Türkler sokağa çıkmasın diye yırıtınıyor. PKK’lısından, MHP’lisine, AKP’lisinden CHP’lisine hepiniz bir “kardeşlik” türküsü tutturmuşsunuz.

Kimmiş Türk milletini “kışkırtan”?

Açıklayın.

Türk milletine kandırılan, kışkırtılan bir güruh suçlamasıyla hakaret edemezsiniz.

Onca karakter ve misyon farkına rağmen Tayyip ile Bahçeli aslında aynı lafı geveliyorlar. ABD’nin sesi farklı tonlarda aynı telkinleri yineliyor: “Türk sokağa çıkma, öfkeni gösterme, düşmanlarını hoş gör...”

Söz konusu vatan olunca, vatanperverlik refleksine karşı çıkmak noktasında hemen buluşuyorlar. Ayrılıkları teferruat oluyor.

Böylelerine “ruh ikizi”, daha doğrusu vatan duygusu açısından “ruhsuzluk ikizi” denmez de ne denir?


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


HEDEFİ ŞAŞIRMIYALIM

Hedef tek bir hedeftir
Hedefi şaşırmıyalim
Ne amerika ne israil
Hedefi şaşırmıyalım

Hedef pkk hedefidir
Hedef kürt bölücülerdir
Hedef BDP.partililerdir
Hedefi şaşırmıyalım

Bizim düşman içimizde
Kışkırtıcı içimizde
Bölücüler içimizde
Hedefi şaşırmıyalım

Başbakan daosta çatmış
Başbakan haması tutmuş
Onun şahsi meselesi
Hedefi şaşırmıyalım

Vatanı düşünmeliyiz
Askeri  düşünmeliyiz
Milleti düşünmeliyiz
Hedefi şaşırmıyalım

Siyaset yap kana, kana
Demokrasi cana mala
Hukuk adalet insana
Hedefi şaşırmıyalım

İçindeki sorunu çöz
Verme bölücüye koz
çömelmekte nasıl bir söz
Hedefi şaşırmıyalım

Sabit türklük korunmalı
Herkes atatürkçü olmalı
Cumhuriyet yaşamalı
Hedefi şaşırmıyalım

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
1 Temmuz 2010


Tek çözüm TÜRK halkını sokağa ve meydanlara çıkarabilmek bunu yapabilirsek bunların hakkından geliriz ulusal parti olarak buna yoğunlaşmalıyız ama öncülüğüde yapmaktan kaçınmamalıyız her kademede halkın önünde bayrak elde metreleri büyük bir hızla koşmalıyız pc başından ayrılmalıyız pc başında vatan kurtarılmaz sokağa sokağa sokağa meydanlara......

Adil Cihan Akkuş, Denizli
30 Haziran 2010


Çok doğru bir tespit ruhsuzluk ikizleri. Aslında ikizlikleri de ruhsuzlukları da Amerikancı olmalarından kaynaklanıyor. Türk milletini bunlara karşı uyardığınız için teşekkür ederim.

Gün Ay Yıldız, İstanbul
28 Haziran 2010


ÜLKEMİN BUGÜNKÜ DÜŞTÜĞÜ DURUM İÇİM YAKIYOR. HER GÜN ŞEHİT OLANLAR İÇİN ANA BABALARIN BİZLERİN İÇİNİ KAVURUYOR. HER NEDENSE BAŞIMIZDAKİLERİN ÇOCUKLARI ÇÜRÜK  RAPORU VEYA BİR ŞEKİLDE SIYIRTIYOR. BU GÜNE DEĞİN ONLARIN EVLERİNE ATEŞ DÜŞTÜMÜ. ONLARCA AYDINLARIMIZ HAPİSHANELERDE OYSAKİ YAŞAMIN HER SANİYESİ ÇOK DEĞERLİ. ÇALDIKLARI ÖZGÜRLÜĞÜN HESABINI KİM VERECEK. SUÇSUZ İNSANLARI EN VERİMLİ DÖNEMLERİNDE BU ŞEKİLDE SUSTURMAK REVAMIDIR. TÜM ATATÜRKÇÜLER NİÇİN AYAKLANMIYORUZ. BİZLERİDE ATSINLAR ONLARIN YANINA. İSYAN ETTİĞİM ÇOK ŞEY VAR. DEĞİŞŞİN ARTIK BU DÜZEN. ATAMIZ KEMİKLERİNİ DAHA FAZLA SIZLATMIYALIM.

SAYGILARIMLA,

Murat Pira, İzmir
28 Haziran 2010


.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40