![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Eser Özaltındere
Başbakan Van’a hangi yüzle gitti? Başbakan şehit cenazelerinde bulunmak için Van’a gitmiş. Acaba hangi yüzle? İskenderun’da kalleşçe yapılan saldırı sonucunda askerlerimizin şehit olmasının hemen akabinde, Amerika’ın beslemesi Kürtçü aşiret reisi Barzani’yi Türkiye’de ağırlayan o değil miydi? Çok şey başarıyormuş gibi gözüktüğü halde attığı adımlarla Türkiye’yi her defasında çıkmaz sokaklara sürükleyen Dışişleri Bakanı bu aşiret reisiyle bir devlet yetkilisi teamüllerinde birlikte basının önüne çıkıp soruları yanıtlamadı mı? Hem de, tam da güzelim evlatlarımızın hain saldırı sonucu İskenderun’da şehit edildiklerinin ertesinde... Yine Başbakan neden, aynı dönemlerde Gazze’ye gönderilen provokatör gemide kurşunlara hedef olan “Ozan” için yaktığı ağıtı şimdiye kadar onların politikaları yüzünden sömürgecilerin emrindeki taşeron katillerin kurşunlarıyla çatır çatır şehit olan yavrular için bir kez olsun yakmamıştı. İlk defa Van’da ağlatan bir konuşma yapmış. Peki, bu şaşırtıcı duygusallığın bir inandırıcılığı olabilir mi? “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” diyen o değil miydi. Şimdi de kalkmış, hiçbir rahatsızlık duymadan şehit cenazeleri için önce Van’ a oradan da hiç yapmadıkları bir işi yaparak Şemdinli’deki askerî birlikleri ziyarete gidebiliyor. Oysa, bundan çok kısa bir süre önce, PKK katillerinin Habur’dan rahatça girebilmeleri için oralarda mobil mahkemeler kurdurarak o katillerin Kürtçüler tarafındn birer halk kahramanı gibi karşılanması için her türlü zemini oluşturanlar yine Başbakan ve partisiydi. Bugün ise aynı kişiler aynı bölgede, o rezaletin mimarlığını yapmamışlar gibi terör karşıtı bir görüntüyle boy gösteriyorlar. Korku dağları sardı herhâlde! Hele de, bütün iktidarları boyunca şehitlere utanç derecesinde duyarsız kalan bir Başbakanın, Van’daki cenazelerde hiçbir şekilde inandırıcılığı olmayan duygusal ağırlıklı bir nutuk atmak pişkinliğini göstermesini anlamak gerçekten de mümkün değil. Sanki, şehit cenazelerinde her defasında inanılmaz tepkilerle karşılaşan, burunları kırılan ya da bu cenazelere korumalar ordusuyla gitmek zorunda kalan bu iktidar mensupları değilmiş gibi... Başbakan şehitlere saygısızlık etti Başbakan bir bakıyorsunuz “şehitlerin üzerinden siyaset yapmayın” diyor. Bir başka açıklamasında da “şehit cenazelerinde dua okunur, slogan atılmaz” diye ahkâm keserek posta koyuyor. Bu söylemlerinde bile şehit cenazelerinden sonra ne yapılıp yapılmamasını öğütlerken, o şehitlerin oluşmasındaki kendi rolünü es geçiyor ve zeytinyağı gibi üste çıkıyor. Van’daki konuşmasında ettiği bir cümlede çok ilginçti. Bu da şöyleydi; “Direneceğiz. Bu toprakları sonuna kadar kahramanca savunacağız.” Olacak şey değil! İktidarları süresince terörün yeniden canlanması ve bu toprakların parçalanması için ellerinden gelen her şeyi yapmış bir Başbakanın bu sözleri etmesi gerçekten hayret verici bir çelişki. Başbakan ile ekibinin Van ve Şemdinli gezilerinin fotoğraflarını herhâlde görmüşsünüzdür. Bu görüntüler bazı televizyon haber programlarında bir belgesel havasında en ince ayrıntısına kadar yayınlandı. Söz konusu programlarda Başbakanın askerî birlik ziyareti sırasında Mehmetçiğin marşları ve inanç sloganları arasındaki vakur duruşu bütün Türkiye’ye servis yapıldı. Yine bu görüntülerin arasında 8 kişinin şehit olduğu siperde takım elbiseyle ve çökmüş bir halde mûnis Genelkurmay Başkanı ile medyaya verilen bir pozu da vardı. Allah aşkına bu ve Van’daki o “ağlatan konuşma(!)” şehitlere yapılmış bir saygısızlık değil midir? Bu görüntüler, terörün bu noktalara gelmesinden sorumlu iki kişinin yandaş medyayı kullanarak yaptığı duygu sömürüsünden başka bir şey olabilir mi? Gören de bu iki kişinin şehitlerin ardı ardına gelmesinde hiçbir suçları yokmuş sanır. Bu kişilerin, bu kadar şehitten sonra milletin yüzüne bakamayacak noktalarda olmaları gerekirken, deyim yerindeyse “şehitlerin üzerinden reklam yapıyorlarmış” izlenimi veren görüntülerde yer almaları gerçekten de insanı kahrediyor. Öyle ya! Millet, “ne işiniz var sizin o siperde, hem de medyaya poz verir havalarında, 7 sene ve onlarca şehitten sonra mı ‘siper ziyareti’ yapmak aklınıza geldi?” demez mi? Genel Kurmay Başkanı AKP’nin imajını mı düzeltiyor? Yine, Van ve Şemdinli ziyaretleriyle ilgili medyada öne çıkan resimlerden birinde, arkadaki koruma kalabalığının önündeki sırada yer alan isimlerden üçü bana çok ilginç gelmişti. Bunlar; Başbakan, Genel Kurmay Başkanı ve İçişleri Bakanıydı. İşe bak, dedim kendi kendime; Kürt Açılımının mimarı Başbakan ile o açılımın militanlığını yapan İçişleri Bakanı ve Genel Kurmay Başkanlığı döneminde AKP’ye TSK’nın edilginleştirilmesi, dolayısıyla da PKK’nın avantaj kazanması konusunda her türlü yolu açmış Amerikancı Genel Kurmay Başkanı kol kola girmişler şehitlerin cenazelerinin kaldırılmasına ve şehitlik siperinin ziyaretine gidiyorlar. Hem de çok büyük bir iş başarıyorlarmış edâsıyla… Genel Kurmay Başkanı’nın pişkinliğine gerçekten de hayranım. Bu kadar şehide, TSK’nın epey kan kaybetmesine karşın sürekli medyanın önünde boy göstermekte bir an olsun geri durmuyor. Cenazelerde ve siperde başrollerde hep o var! Son derece başarılı bir Genel Kurmay Başkanıymış gibi sürekli medyaya açıklamalarda bulunuyor: NATO üyeliğine övgüler düzerek ve bundan hareket ederek TSK’nın PKK ile mücadelesini anlata anlata bitiremiyor, bunun Çanakkale Savaşı ile bağını kuruyor, “OHAL istemiyorum” diyor, HERON insansız uçaklarıyla ilgili bir sorun olmadığını ileri sürüyor; konuşuyor da konuşuyor... Ama konuşmaktan başka da bir şey yapmıyor. Bu arada da şehitler gelmeye, askeri araçlar bombalanmaya devam ediyor. Birçok yazımızda, Genel Kurmay Başkanının edilgenliğini ve yetersizliğini dile getirerek, onun tüm icraatlarının Amerikan çıkarlarına hizmet ettiğinden ve AKP ile arasından ABD’nin planları doğrultusunda gizli bir ittifak bulunduğundan bahsetmiştik. Gerçekten de fotoğrafa baktığımızda; Genekurmay Başkanının, sanki Başbakan ile AKP’yi aklamak ve imajlarını düzeltmek için onları ellerinden tutup Van’a ve Şemdinli’deki siperlere taşıdığı, bundan büyük bir memnuniyet duyduğu, onca şehide rağmen TSK-AKP işbirliğini tüm dünyaya ilân etme misyonuyla hareket ettiği gibi bir izlenime kapılıyoruz. Ve onun bu icraatı ister istemez insanı, İlker Başbuğ’un TSK’yı, AKP’nin kamuoyu nezdindeki makyajının düzeltilmesi konusunda malzeme olarak kullanılmasına çanak tuttuğu şeklindeki bir çıkarsamaya götürüyor. Bu doğrultuda ortak planlanmış bir organizasyonun olduğu çok bâriz bir biçimde görülebiliyor. Bir düşünün; seçimlerin yaklaşmakta olduğu bir dönemde, her geçen gün foyası ortaya çıkan ve ABD’nin BOP’taki stratejik ortağı olan AKP hızla kan kaybetmeye devam ederken, dolayısıyla da Amerikancı iktidarından olma riskiyle karşı karşıya kalmışken, İlker Başbuğ devreye girerek gizli ortağı olan AKP’nin imaj kaybını en azından frenleyebilmek için Başbakan ile kol kola şehit cenazesi ve siper ziyaretinde bulunuyor. Böylelikle Başbakanın askerine ve şehitlerine sahip çıkan sözde milliyetçi görüntüsünün öyle olmadığı halde kamuoyuna empoze edilmesine aracılık ediyor. Bir anlamda TSK’nın bu konuda kullanılmasına çanak tutuyor. Son tahlilde ise AKP’nin en kötü gününde İlker Başbuğ’un katkılarıyla cilalanması ve iktidarının pekiştirmeye çalışılması, taşeronluğunu yaptığı ABD çıkarlarına yarıyor. Kenan Evren denilen Amerikancı general nasıl AKP’ye sonuna kadar destek verdiyse Kenan Evren ve Hilmi Özkök geleneğinden gelen şimdiki Genel Kurmay Başkanı da aynı desteği vermeye devam ediyor. Bunların hepsi ABD’nin ve NATO’nun bağrından çıkmış generallerdir. Görmüyor musunuz, İlker Başbuğ NATO’yu nasıl da övüyor. NATO Afganistan’da sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda bir bütün olarak Taliban’a karşı savaşa devam ederken ve aynı NATO, PKK için kılını kıpırdatmazken Başbuğ, NATO’yu koyacak yer bulamıyor. Kimse ABD’yi suçlayamıyor Söyler misiniz bana, iki aydaki 40 küsür şehide karşın AKP’den tek bir kişinin ABD’yi suçladığını gördünüz mü? Ya da İlker Başbuğ’un bu konuda herhangi bir söylemine rastladınız mı? Mümkün değil! Peki, PKK’nın Kuzey Irak’tan geldiği herkesin mâlumuyken ve orasının sahibi de ABD iken, aynı zamanda da PKK’nın yok edilmesi için parmağını oynatmazken, neden kimse o eli kanlı sömürgeci ABD’yi suçlamıyor? Oysa, tüm şehitlerin katili gerçekte ABD’dir. Fakat onu suçlayamazlar. Çünkü, onun uzaktan kumandası altındalar. İyi hatırlayın! Tam da ABD’nin Irak işgali ve dolayısıyla Kürdistan’ın kurulma aşamalarına denk düşen dönemlerdeki Genel Kurmay Başkanları kimlerdi; Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ. Hepsi de o dönemlerin konseptine uygun düşecek edilgen tipler… Yine de diğer ikisinin yanında Yaşar Büyükanıt’ın Allah’ı varmış. Hiç olmazsa gerek laiklik gerekse Kıbrıs konusunda masaya yumruk vurmasını becerebiliyordu. Onun da, eşiyle ilgili söylentilerle elini kolunu bağladılar. Enteresandır, kimse de o istihbaratın nasıl elde edildiğini sorgulamadı. Ama, emin olun bundan sonra gelecek Genel Kurmay Başkanları da onlardan farklı olmayacak ve Kuzey Irak operasyonu sırasında golf oynayan Hava Kuvvetleri Komutanının tarzını simgeleyeceklerdir. Çünkü, ABD böyle bir profili öngörmektedir. Hâlâ Barzani, hâlâ açılım Geçenlerde Hürriyet’te “Kuzey Irak’a uyarı” başlığı altında bir haber vardı. Buna göre “alarma geçen devletin zirvesinde” (bu kaçıncı alarm) terörle ilgili olarak şu kararların alındığı yazıyordu; 1) Barzani’den, sözden çok daha somut adımlar atması istenecekmiş. Bu yanaşmadan şimdiye kadar yüzlerce kez somut adım istenmedi mi? Demek ki, ABD’nin emrindeki bu aşiret reisinin kılını kıpırdatmayacağı hâlâ anlaşılamamış. Bu herife şimdiye kadar edilmedik rica kalmadı, ama adamın umurunda değil. Çünkü, arkasında ABD var ve ona güveniyor. Bizim devlet zirvesi de inanılmaz bir acziyet içerisinde ondan somut adım istemeye devam ediyor. Arkadaş, gücün yetiyorsa ondan isteyeceğine ABD’den somut adım istesene! Ama isteyemezler! ABD, “otur oturduğun yerde, ben Kürdistan’ı kurmakla meşgulüm, beni bir daha rahatsız etme” dedi mi, bizim devlet zirvesi de sesini kesmek zorunda kalır. 2) Yoğun diplomasi ve özel temsilcilerle bu talepler yakından takip edilecekmiş. Pes yahu! Hâlâ mı diplomasi ve özel temsilci muhabbeti? Kürtçü Barzani’nin ayağına göndermediğiniz özel temsilci ve diplomat kalmadı. Ama adam, oralı olmamakta kararlı. Özel temsilci projesiyle şimdiye kadar hangi sorunu çözdünüz ki, ondan medet ummaya devam ediyorsunuz? Kesinlikle bu da, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin acizliğinin ve hatta bir anlamda korkaklığının göstergesinden başka bir şey değildir. Aynı zamanda bu yöntemler, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir şey yapamayacağını anlayan yanaşma aşiret reisi Barzani’yi havaya sokmaktan başka bir işe de yaramamaktadır. 3) Türkiye Barzani’ye olan askeri ve teknik yardımı genişletebilecekmiş. Zaten bir bu eksikti. Daha önce Barzani’ye karakol yaptın ne oldu? PKK’lıyı barındırdı. Silah verdin ne yaptı? Türk askerine sıktı. Aymazlık, yetersizlik ve beceriksizlik olur ama, bu kadarına da artık el insaf demek lazım! 4) Türkiye, yeri geldiğinde Irak sınırının geçilmesi konusunda tereddüt etmeyecekmiş. Bu kaçıncı ültimatom! Bu ültimatomların içinin boş olduğunu ve AKP’nin de İlker Başbuğ’un da ABD’nin izni olmadan Kuzey Irak’tan içeri bir adım dahi atma emrini veremeyeceğini Kürtçü Barzani bilmiyor mu? Bu tehditlere artık Barzani çoktan doydu. Emin olun bunları duydukça gülüp geçiyordur. Zaten sürekli yapılan ve bir işe yaramayan bu tip uyarılar bir noktadan sonra inandırıcılığını da kaybeder. 5) Bölge halkına yönelik demokratik adımlar aynen sürecekmiş. Yani, Kürt Açılımına devam edilecekmiş. Türkiye maalesef yine eskiye dönmüş durumda. Ne yazık ki bugün, eskiden olduğu gibi karakolların dibindeki yollar bile PKK tarafından kesilir hale geldiler. PKK Karadeniz’den İskenderun’a, Tokat’a kadar her yerde at oynatır oldu. Terör örgütünün bombalarıyla suçsuz insanlar ardı ardına ölürken, şehitlerin sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor. Ve bütün bunlar olurken AKP zirvesi, Kürt Açılımıyla ilgili olarak bir an olsun geri adım atmayı düşünmediğini ilân ediyor. Demek ki, sömürgecilerin hedefleri doğrultusunda Türkiye’yi parçalamayı iyice kafalarına koymuşlar. Çünkü, terörün en kısa zamanda önü alınmazsa çok daha vahim noktalara gelinmesinin söz konusu olduğu bir aşamada, daha sıkı tedbirlere gidilmesi gerekirken Kürt Açılımında ısrar edilmesine karar verilmesini başka türlü anlamak mümkün değil. PKK’ya karşı ABD istihbaratıyla mücadele edilmez 6) Genelkurmay-Polis-Jandarma-MİT istihbarî bilgilerini kendi birimlerinden önce bölgede oluşturulacak eşgüdüm merkezine aktaracakmış. AKP iktidarına sormak lazım; onca insanımız öldükten sonra mı bu kadar basit bir tespit aklınıza yeni geldi? Böylesine önemli ve aynı zamanda olmazsa olmaz bir konuyu daha önce düşünemediniz mi? Oysa, bu eşgüdüm mekanizmasının altyapısı daha önce oluşturulmuş ve işletilerek PKK’nın belinin kırılmasında önemli bir rol oynamıştı. Ancak, AKP’nin sömürgecilerin empozesiyle ve bilerek gündeme getirdikleri “saldım çayıra mevlam kayıra” demokrasisi yüzünden devletin tüm etkin güvenlik mekanizmaları darmadağınık edildiği için doğal olarak bu karmaşadan istihbarat da payını almıştı. Zaten, bugünkü karakol baskınlarının önlenememesinin arkasında da bu istihbarat zafiyeti yatıyor. AKP, doğru işleyen ve karşılığı alınan bir sistemi durup dururken bozarak, PKK’nın etkinlik kazanmasına çanak tuttuğu gibi işin içinden çıkamayınca da tekrardan eski eşgüdüm mekanizmasından medet umar hale geldi. Madem eskiye dönecektiniz, bunca zaman niye boşa geçti ve bunca genç niye öldü? 7) ABD ile yürütülen anlık istihbaratta elde edilen bilgilerin de gecikme olmaması için Ankara’nın yanı sıra bölge harekat merkezlerinde de değerlendirilecek ve buradan operasyona dönüştürülecekmiş. Birincisi, ben kesinlikle ABD’nin böyle bir istihbarat verdiğine inanmıyorum. Bu istihbaratı vermiş olsalardı en basit örneği ile PKK militanları Dağlıca ve son saldırıda da olduğu gibi ağır silahlarını katırların sırtında saldırı mahalline taşıyamazlardı. ABD, bizim aymazları oyalıyor. Hem de alay edercesine ve gözlerinin içine baka baka! Emin olun, ABD doğru istihbarat verse ne bir tane PKK’lı sınırdan içeri girebilir ve ne de bir tane de şehit verilir. Ayrıca, PKK’yı taşeron olarak kullanan sömürgeci, onun yok edilmesi için neden istihbarat versin ki? Gelelim ikinci noktaya! Bunu da İlker Başbuğ’a sormak lazım. İstihbari bilgilerin Ankara yerine bölgede değerlendirilmesinin önemini onlarca gencimiz şehit olduktan sonra mı anladınız? Madem böyle bir sorun vardı, neden daha önce onun çaresine bakmadınız? 8) ABD ile yürüyen anlık istihbaratın daha etkin hale getirilmesi için bir koordinasyon toplantısı daha yapılacakmış. Bu ifadeye göre demek ki, daha önce bir koordinasyon toplantısı yapılmış ancak yeterli verim alınamamış ve o yüzden de anlık istihbaratın “daha etkin” hale getirilebilmesi için yeni bir koordinasyon toplantısının yapılmasına ihtiyaç duyulmuş. Bu söylem bile ABD istihbaratının göstermelik olduğunu, yeterli istihbaratı vermediğini ve hiçbir zaman vermeyeceğini en güzel şekilde kanıtlıyor. Sen istediğini kadar onunla koordinasyon toplantısı yap, hava!... Barzani’ye ne kadar yalvarırsan yalvar nasıl parmağını bile oynatmıyorsa, ABD de seni adam yerine koymayacaktır. Çünkü, zaten Barzani’nin sahibi de sömürgeci ABD’dir. Kıssadan hisse; dik durmasını beceremeyen, kendi çıkarlarını ve insanını korumak için başkalarına yalvaran ya da onlardan medet uman devletler onların “Marabası” olmaya mahkûmdurlar. Tayyip Erdoğan ve İlker Başbuğ’un Türkiye’yi getirdiği nokta budur. Yukarıdaki “Devlet zirvesinde” alınan kararların hepsi göz boyamadır ve hiçbir etkisi olmayacaktır. Çünkü, temcit pilavı gibi yıllardır bu önlemler çözüm olarak sunulmuş ama bir sonuç vermediği gibi terörün daha da artmasına fırsat yaratmışlardır. Ve bu göstermelik kararlar milletle, ama özellikle şehit aileleriyle alay etmekten başka bir şey değildir. Bu noktadan sonra artık Türkiye’nin başta ABD olmak üzere tüm sömürgecilere karşı kararlılığını göstermesi ve PKK’ya karşı, hiç kimseyi takmadan, cesaretle, gerekli önlemleri alma zamanı gelmiştir. Aksi halde şehitler gelmeye devam edecektir.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||