![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Tayyip, Şemdinli saldırısı sonrası terörle mücadeleye verdiği desteğin kanıtı olarak Gediktepe’deki çatışma bölgesine gitti. Siperdeki askerlerin yanağını okşadı, bugüne kadar teröristlerin yanağını okşamasına karşılık. Ancak orada Tayyip’in verdiği bir poz günlerdir tartışılıyor. O derece ki Mecliste bile tartışma konusu oldu. Tayyip’in şu meşhur diz çökmüş terörün geldiği yere bakarken çekilen resim. Bu resim, herkesin dile getirdiği gibi, aslında çaresizliğin resmi değildir. Bu resim olsa olsa utanmazlığın resmi olabilir. Bugüne kadar bu adamlar teröre karşı ne yapmışlar da bugün kalkıp askerin yanına destek ziyaretine gidebiliyorlar? Daha dün PKK yanlısı gösteride ölen Kürdün evine taziye ziyaretine giden bakan sıfatı taşıyan şahsın yüzü kızardı mı acaba şehitler uğurlanırken? Açılım dediler terörü dağdan evimize kadar getirdiler. Artık askerlerimizi geçtik, evimizdeki eşimizin, kızımızın, kardeşimizin bile can güvenliği kalmadı. Şimdi bu açılımın baş mimarı olan Tayyip, önce Gediktepe’de, ardından da Van’da timsah gözyaşları dökerek rol kesiyor. Ancak bu resmin neden bu kadar tartışıldığını bir türlü anlayamadık. Sanki bugüne kadar Tayyip hep teröre karşı dimdik bir duruş sergilemiş de şimdi çökmüş gibi bir hava hakim. Aslında biliyoruz ki, Tayyip teröre karşı hep çömelme pozisyonundaydı. Çünkü terör örgütünün iplerini elinde bulunduran ABD aynı zamanda diğer elinde de Tayyip’in elinde tutuyordu. Ancak çömelmek Tayyip’in genlerinde var. Seçilmeden önce ABD’ye gidip Bush’lardan icazet almıştı. Yani önce Bush’a çömeldi. Ardından AB yetkililerine çömeldi, ama galiba iyi çömelememiş olacak Tayyip’i AB’ye henüz almadılar. Daha daha evveliyatında yanda da görüldüğü gibi Taliban’ın liderlerinden Hikmetyar önünde çömelmişti. O nedenle Tayyip çömeldi diye ortalığı ayağa kaldıranları anlamıyoruz. Tayyip için kimsenin endişelenmesine gerek yok. Tayyip, çömelmeye alışkındır. PKK ile oturmak için TÜRKSOLU tasarımı masa
“Nazlı Ilıcak’tan çarpıcı tespitler!” “Ilıcak’tan gündeme bomba gibi düşen açıklamalar.” “Ilıcak ezber bozdu.” Bunlar, Nazlı Ilıcak’ın geçtiğimiz hafta PKK’nın üst üste yaptığı saldırılardan sonra yaptığı açıklamalar üzerine verilen haberler için atılan başlıklardan bazıları. Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta Türk milleti en acı birkaç gününü yaşadı. Önce Hakkari’de, ardından da Halkalı’da düzenlenen saldırılarda 16 şehit verdik. İşte bu saldırıların ardından Habertürk’te yayınlanan bir programa telefonla katılan Nazlı Ilıcak, PKK ile masaya oturulmasını önerdi. Ilıcak’ın Habertürk sunucusunu da hayretler içinde bırakan önerisi şu: “Nazlı Ilıcak: Son saldırılardan sonra artık görülmüştür ki PKK’yı muhattap olmadan bu sorunu çömek mümkün değildir. Sonuçta silah onların elinde ve siyaset yapmak istiyorlar. Ayrıca Öcalan için de ev hapsi benzeri bir talepleri var. Şimdiki Türkiye şartlarında bunları yapmak mümkün değil. Hele şu kutuplaşma ortamında mümkün değil. Demek ki şartları bu noktaya getirmek gerekiyor. Benan Kepsutlu: Sayın Ilıcak ben mi yanlış anladım yoksa PKK’yı muhattap almadan bu sorun çözülmez mi dediniz? Nazlı Ilıcak: Evet öyle dedim. Şimdi bu şartlarda çok tepki çekebilir bu sözler ancak sürekli yeni şehitler geliyor. Demek ki askeri tedbirlerle çözmek mümkün değil. Seçimlere gidiliyor o nedenle şimdi olmaz belki ama seçimlerden hemen sonra bir yol yöntem geliştirmek zorundalar.” İşte Nazlı Ilıcak’ın ezber bozan açıklamaları böyle. Ancak bunun nesinin ezber bozduğunu biz pek anlayamadık. Medya zaten özellikle Kürt Açılımı başladığından beri genel af, Apo’ya ev hapsi, taş atan çocuklara ceza verilmemesi gibi konularda PKK ile aynı şeyi savunup duruyorlar. Zaten devlet büyüklerimiz masaya oturmadan bu talepleri açılım adı altında kabul ettirme çabasına girdiler. Vakti zamanında (2006 yılı), Tayyip de PKK’yı masaya davet etmişti. TÜRKSOLU olarak Tayyip’e yandaki kapağımızla seslenmiştik. Tayyip özel tasarımlı masamızı görünce oturmaktan vazgeçmişti. Nazlı Ilıcak ille PKK ile masaya oturmak istiyorsa, kendisine Tayyip için özel olarak tasarladığımız masayı ödünç verebiliriz. Güle güle otursunlar. Sarıgül, ‘Çare Kılıçdaroğlu’ dedi
Ulusal Parti Genel Başkanı ve Başyazarımız Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Deniz Baykal’ın istifasını ve CHP içerisindeki Kürtçü darbeyi değerlendirirken Sarıgül ile ilgili olarak: “Kaset olayı ile birlikte Sarıgül’ün rolü de ortaya çıkmıştır. Mustafa Sarıgül uzunca bir süredir CHP’ye alternatif bir parti kurma çalışması içindeydi. Ancak ne hikmetse bu parti kuruluşunu her ay bir sonraki aya ertelemekteydi. Bu hikmet şimdi anlaşılmıştır, kasetten haberi olan Sarıgül CHP içindeki darbeyi beklemiş, partiyi kurmamıştır. Şimdi CHP içinde oluşacak yeni Kürtçü-Fethullahçı ekipte o da yerini alacaktır.” Aradan aşağı yukarı bir buçuk ay geçti. Geçtiğimiz hafta Mustafa Sarıgül bir açıklama yaptı: “Yurdumuzda değişim zorunludur. Türkiye değişim Hareketi olarak bu inançla tarihi bir görevi üstlenmiştir. Şimdi daha da önemli tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Ülkemize duyduğumuz sorumluluğun gereği Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları dikkate alarak, siyasetteki değişim rüzgarlarına fırsat vermek için bugün bütün Türkiye’nin fedakarlık yapma günüdür. Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığındaki CHP’nin yurdumuzda bir umut estirdiğini görüyoruz. Yurttaşlarımız CHP’deki değişime bir fırsat tanımak istiyor. Bu koşullarda halkımızın vicdanına, yurttaşlarımızın sesine kulak veriyoruz. Ve Türkiye Değişim Hareketi her zaman düşünceleriyle yurttaşlarımıza hizmet edecektir. Ben ve arkadaşlarım çok zor bir karar aldığımızın bilincindeyiz. Parti kurmayacağız.” Daha önce gerek bu sütunlarda gerekse gazetemizin farklı yazılarında Sarıgül ve hareketi üzerine birkaç birşey yazdık, eleştirilerimizi ilettik, bunlar çözüm olamaz dedik. O zaman bize inanmayanları zaman bir kez daha ikna etti. Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun açıklaması üzerinden daha iki ay bile geçmeden Sarıgül kendisine güvenen insanları da yarı yolda bırakarak kürkçü dükkanına döndü. Olan her zamanki gibi Sarıgül’ün peşine takılıp oradan oraya sürüklenen vatandaşa oldu. Sarıgül’ün yanındaki siyaset ağaları için bir sorun yok. Onların derdi rant olduğu için hangi tabelanın asılacağının da çok önemi yok. Ama sağda solda gördüğümüz “Çare Sarıgül” yazılarını yazanlar gerçekten de TDH’nin gönüllüleri ise esas onlara yazık oldu. Oysa ki, 26 Haziran’da partilerini kuracaklardı. Hatta seçim stratejisi bile hazırdı. Seçimlere kadar yeterli sayıda teşkilat açamazsa, seçimlere Yaşar Nuri Öztürk’ün HYP’si ile birlikte katılacaktı. Hatta Mustafa Sarıgül, “Bazı baronlar bana baskı yapmaya çalışacaklar. Ama şunu bilsinler ki Mustafa Sarıgül, ona uzanan elleri, ona bakan gözleri nasıl boşa çıkarır. Bazen yaz rüzgarları vardır eser geçer. Rüzgar varken uçurtma uçar ama rüzgar dinince uçurtma da aşağı düşer.” Kendisine yaz rüzgarı bile diyemeyeceğim. Çünkü olsa olsa Amerikan üfürmesidir. Amerikancılık değişimden ağır basmış olmalı ki, Sarıgül, şu anda Amerikancılık rüzgarını en çok arkasına alan Kılıçdaroğlu’na kapılandı. Hatırlarsanız, Baykal indirilip yerine Kılıçdaroğlu geçirilince, Sarıgül, “Üç gün ağladıktan sonra adam satanlar, değişimi sağlayamaz” diye demeç vermişti. Buradan şu sonuç çıkıyor ki, değişimci olmak için Sarıgül gibi iki yıl sonra kendisine umut bağlayanları satmak gerekir. Sarıgül’e göre değişim yürek isterdi. Bundan sonra Sarıgül’ün yüreği bu kadarmış diyeceğiz. Bir daha insanların içine nasıl çıkacak acaba Sarıgül? Bu halleri gördükçe “Allah kimseyi işbirlikçi yaratmasın” demek geliyor içimden. Sarıgül ile birlikte, CHP içerisindeki Kürtçü-Fethullahçı yapı biraz da güçlenmiş oldu. Yazının başında Gökçe Fırat Çulhaoğlu’ndan yaptığımız alıntının da da ortaya konduğu gibi Amerikan planı tıkır tıkır işliyor. Sarıgül ve Kılıçdaroğlu’nun yeni ortaklıkları Amerika’ya hayırlı olsun. Sarıgül’den medet uman ve elleri boş kalan vatandaşlarımıza ise, umudunuzu yitirmeyin, artık Ulusal Parti var diyoruz. Ahmet Türk’ü yumruklayan İsmail Çelik serbest
Geçtiğimiz yıl 15 Aralık tarihinde Muş’un Bulanık ilçesinde PKK gösterisi sırasında meydana gelen olaylarda bir esnaf, dükkanına saldıran PKK’lı göstericilere ateş etmişti. Olaylar sonunda iki gösterici hayatını kaybetmişti. Bulanık ilçesindeki olaylar ile ilgili açılan dava, güvenlik gerekçesiyle Samsun’da görülmeye başlamıştı. 12 Nisan 2010 tarihindeki duruşma sonrasında basın açıklaması yapan Ahmet Türk ve yanındaki BDP’li milletvekilleri, tahrik edici açıklamalarda bulunmuşlardı. Özellikle Sırrı Sakık’ın, Ahmet Türk ve yanındakileri protesto etmek için toplanan kalabalığa “Alçaklar, şerefsizler, köpekler” şeklinde bağırmasının ardından basın açıklaması yapan Ahmet Türk, kendisini bekleyen araca doğru yürürken, İsmail Çelik tarafından yumruklanmıştı. Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ifade veren Çelik, “Ahmet Türk adliye çıkışında basın açıklaması yaparken arka taraftan birisi ‘Niye geldiniz buraya şerefsizler, Samsun’u da mı karıştıracaksınız!’ diye söyledi. Bunun üzerine Sırrı Sakık, ‘Alçaklar, şerefsizler, köpekler’ şeklinde sözler söyleyip el hareketi etmesi üzerine ben de gerildim. Önce bağırmak istiyordum. Daha sonra aşağıdaki şahsı polisler alınca ben de bağırmaktan vazgeçip konuşmanın bitmesini bekledim. Yine vurma niyetim yoktu. Yanımdan geçerken dayanamadım ve bir anda patlayıp yumruk attım. Benim yumruklarım Ahmet Türk’e değil, PKK terör örgütüne yönelikti.” dedi. Ahmet Türk’e yumruk atıldığı dönemde Türklerin kahramanı olan İsmail Çelik, Kürtçü tayfa tarafından adeta linç edilmek istenmişti. Attığı yumrukla Türk milletinin hislerine tercüman olan İsmail Çelik, artık Türk şehirlerinin PKK’lılar için güvenli olmadığının işaretini veriyordu. İsmail Çelik’in gösterdiği tepkinin yayılarak tüm Türk milleti tarafından benimsenmesinden korkan yandaş ve Kürtçü medyada, bir kez olsun PKK terörü kınanamazken, İsmail Çelik için günlerce kınama yazıları yayınlanmıştı. Terörle mücadelenin suç, terörün ise serbest olduğu şu günlerde, Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar neticesinde, PKK’ya tepki göstermenin suç olmadığı ortaya çıktı. Sorun çözücü değil soru çözücü bunlar Geçtiğimiz günlerde bizi de şaşırtan çok ilginç bir resim basında yer aldı. Yandaki resimde de görüldüğü üzere iki milletvekili, genel kurul çalışmaları sırasında başları önde çözüm arıyorlar. Ama çözüm aradıkları şey ülkenin herhangi bir sorunu değil. Çengel bulmacada resimdeki ünlüyü arıyorlar. Böyle canla başla çalışan vekillerimiz olduğu sürece bu ülkenin sırtı yere gelmez ondan emin oldum. Bu arada vekillerimize naçizane bir tavsiye, çengel bulmacadaki ünlüyü TBMM Genel Kurulunda bulamazlar. Kendilerine bir haftasonu İstinye Park’a gitmelerini öneririz.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||