![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaya Ataberk
Faşist terör, PKK’nın ırkçı-faşist terörü önce Şemdinli’de on beş askerimizi şehit etti. Ardından da İstanbul’un göbeğinde, Halkalı’da askeri servis aracına saldırıp, dört askerimizi ve on yedi yaşındaki Buse’yi aramızdan aldı götürdü… Artık terör sadece Şemdinli’de değildi. Artık terör orada olduğu kadar İstanbul’un yoksul semtlerinde, Ankara’nın Elmadağ’ında, Giresun’un dağlarında, kısacası asker ya da sivil Türk’ün bulunduğu her yerde saldıracaktı. PKK’lı ve BDP’li katiller sürüsü sözlerini tutmaya başladılar. “Türklerin hayatını cehenneme çevireceğiz” diyorlardı, bu tehditlerini hayata geçirmek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklarını kanıtlamanın peşine düştüler bile. Eskiden faşist terör sadece dağda vatan savunması yapan Türk çocuklarını hedef alıyordu, şimdi şehirde okuluna giden Türk çocuklarını da öldürüyor. Askerlerimize saldırırlarken “biz savaşıyoruz, olur böyle şeyler” diyorlardı. Şimdi de “bu bir savaş, tabi siviller de ölecek” diyecekler. Ve bizlerden bu olup bitenleri kabullenmemizi ve köşemize çekilip izlememizi isteyecekler. Gerçekten de onlar, Türk çocukları öldükçe değil, ölmeyen Türkler olanı biteni kayıtsızca izledikçe kazanacaklar. Çünkü Türk’ü yenilgiye götüren tarihin hiçbir döneminde vatanı için ölmek, milleti için şehit düşmek olmadı. Türk’ün yenilgisi ancak ihanete kayıtsız kaldığı zaman geldi. Türk Çanakkale’de de ölmüştü ama kazanmıştı. Ne zaman ki işgal kuvvetlerinin ilerlemesini izledi, o zaman yenildi. Sakarya’da, Dumlupınar’da ölmesini bildiği zaman, yani izlemediği zaman, sinmediği zaman kazandı. Şimdi bizden kabullenmemizi istiyorlar. PKK çocuklarımızı, kardeşlerimizi öldürsün biz izleyelim istiyorlar. Bizi yıldırmak, sindirmek istiyorlar. Eğer Türk’ü yıldırırlarsa başaracaklarını çok iyi biliyorlar. Özellikle de kendisine direniş oluşturacağını bildikleri yoksul Türkleri öldürüyorlar. Tarihin tüm ırkçı-faşistleri gibi özellikle yoksul halk kitlesini ezmeye, onun susmasını sağlamaya çalışıyorlar. Türk’ün önündeyse iki seçenek kalıyor: Susup bekleyerek ölmek ve yenilmek ya da gerekirse ölmesini de bilerek direnmek ve kazanmak! Hangisini seçeceğimiz ise tamamen bize bağlı. AKP’nin ve PKK’nın, ABD eksenli planlarını kabul mu edeceğiz yoksa Mustafa Kemal Atatürk’ün evlatları gibi davranmayı mı seçeceğiz... “PKK düz ovaya insin” diyenlerin başarısı! AKP Kürt açılımını başlatmadan önce başka bir Kürt-İslamcı Mehmet Ağar, açılımın çerçevesini çizmişti: “PKK düz ovaya insin, siyasete katılsın.” Ağar, bildiğiniz gibi Türkiye’nin gördüğü en karanlık adamlardan biridir. Dolayısıyla bu karanlık sözleri sarf etmesi, bu hain sürecin bir anlamda fikir babası olması, bu sözleriyle PKK yöneticilerinin takdirini kazanmış olması tabii ki tesadüf değil. Son yaşanan kanlı saldırıların ardından Ağar’ın ne demek istediği, AKP’nin neyin peşinde olduğu ve amaçlarına nasıl ulaşacakları daha da iyi anlaşılıyor. Ağar’ın hayal ettiklerini AKP gerçekleştirdi. Gerçekten de PKK’lılar düz ovayı bırakın, şehrin merkezine kadar indirdiler. PKK onların bile beklediğinin çok üzerinde bir siyaset performansı gösterdi. Sadece Meclise teröristleri milletvekili olarak yığmaları değil, BDP ile kurdukları şehirlerdeki milis örgütleriyle de siyaset kurumunu çok iyi kullandılar. Ve kullanıyorlar. Nasıl mı? Halkalı’daki hainliğin hemen ardından BDP’nin Küçükçekmece İlçe Başkanı’nın da aralarında bulunduğu yirmi yedi kişi gözaltına alındı. Bu kişilerin sorgusu halen devam ediyor. Olanları bir daha düşünelim. Türkiye’nin en kalabalık şehrinin bir ilçesinde terör örgütü katliam yapıyor ve ilk zanlıların arasında bir siyasi partinin ilçe başkanı var. İşin garip tarafı bu durumun herkes tarafından normal karşılanması... İşte AKP’nin Sevr açılımının sonucu budur. Artık gerçekten de PKK siyaset yapmaktadır. Ama siyaset yapan kişiler aynı zamanda terör eylemlerinin en yakın destekleyicileri, istihbarat kolları, örgütleyicileri ve belki de eylemlerin bizzat failleri olmaktadır. Buyurun size açılım... AKP, PKK’nın silah bırakmasını tabii ki beklemiyordu. Böyle bir niyetleri yoktu. Niyetleri işte bugün yaşadığımız tabloydu. Bugün Tayyip, AB ülkelerine kızıyor. Gerçekten de bu ülkelerin çoğunda PKK yasal örgüt gibi çalışır. Hatta Rusya gibi ülkelerde açıktan büroları bile vardır. Fakat gelin bir de AKP’nin yarattığı Türkiye ortamına bakalım. Bugün PKK’nın durumu Türkiye’de daha mı zor? BDP örgütlerinin, il ve ilçe binalarının yasal olarak kurulmuş terör karargâhları olmadığını kim söyleyebilir? Ama “düz ovacılara” sorarsanız oralarda siyaset yapılmaktadır. Hatta barış oralardan yeşerecektir! Şimdi gelin kendimize soralım, hainlik yarışında kim daha önde koşuyor? PKK’lılar mı yoksa onları “dağdan indirenler” mi? Evet, bravo AKP başardın. PKK’yı şehre indirdin. Artık PKK, sadece güneydoğunun dağlarında asker şehit eden, Kürt yoğunluklu şehirlerde Türkleri yaşatmayan bir örgüt değil. PKK artık Türk’ü, Türkiye’nin her yerinde katleden faşist bir yapılanma. Kurulduğu günden beri yöntemini hiç değiştirmemiş ama bugün etki alanını evimize ve sokağımıza kadar ulaştırmış bir faşizm… Serap, Pınar, Buse… İlk önce Serap’ı yakarak öldürdüler. Birkaç gün ağladık ve sonra sustuk. Geçtiğimiz hafta Pınar’ı katlettiler. Tam unutacaktık ki, olmadı. Olmadı çünkü bu sefer de Buse’yi şehit ettiler… Ey Türk insanı daha ne kadar unutacaksın? Yirmi yaşına yeni basmış erkek evlatlarını savaşırken katledenler artık evinde yine o yaşlardaki kız çocuklarını öldürüyor. En azından askerlik yapan çocukların savaşırken şehit oldu diye avunuyordun, şimdi neyle avunacaksın? Nereye kadar kendine kandıracaksın? Ne zamana kadar bekleyeceksin? Daha kaç tane Serap, Pınar ve Buse için ağlamamız gerekecek? Her birimizin kendi kızlarımız, eşlerimiz ve kız kardeşlerimiz vurulana kadar mı? 1984 yılında bebekleri katlederek yola çıkanlar bugün de aynı çizgideler. O günün bebek katilleri, bugünün kadın, çocuk katilleriyle aynı kişiler. PKK saldırı stratejisini ilk yıllarındaki noktasına yeniden ulaştırdı. Askerlerden sivillere, erkeklerden kadın ve çocuklara doğru uzanan bir katliam zinciri… Türk milletinin boynuna takılmak istenen zincir… Bilirsiniz kadın ve çocuk öldürmek, ırkçıların nefret ettiklerini ortadan kaldırmak için buldukları en acımasız yöntemdir. Birincisi onlar daha savunmasız oldukları için daha kolay hedefler olacaklardır, ikincisi de çocuklar ve kadınlar her koşulda bir toplumun geleceğidir. O geleceği ortadan kaldırmak isterseniz, onları katletmek zorundasınızdır. Bu yöntemin tarihteki en yetkin uygulayıcıları Nazilerdi. Milyonlarca insanı kadın ve çocuklar başta olmak üzere Yahudi, solcu diye ortadan kaldırdılar. Türkiye’nin Nazileri olan Kürt ırkçıları da bugün aynı insanlık dışı role soyundular. Bir tarafta Nazi yöntemleri ve bu yöntemlerin acımasız uygulamacısı olan bir ırkçı-faşist örgüt diğer tarafta da bu gaddarlar sürüsüne hala “gerilla” diyen, onları Ulusal Kurtuluş devrimcileriyle eşdeğer göstermeye çalışan Naziden daha Nazici olanlar… Dünyada gerillacılığın sembolü olmuş Che Guevara’nın ya da Ho Amca’nın yanına, bu Kürt Hitler’lerini koymaya çalışan “insancıllar”, “hümanistler”… Peki, sizin için daha kaç Serap, Pınar ya da Buse’nin yanmış ya da parçalanmış bedeni gerekli? Yoksa “insanlık” kavramınız Türkler için işlemiyor mu? 1915’te Ermeni terörü, 2010’da Kürt terörü Gerçi Türkiye bunları ilk kez yaşamıyor. Türkiye 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’na sürüklendiği zaman içerideki düşman en az dışarıdaki kadar büyük bir tehdit oluşturmaya başlamıştı bile. Özellikle 1908’de II. Meşrutiyet’le beraber Meclisi Mebusan’a Ermeni terör örgütlerinin temsilcileri doluşmuştu, 1908 olaylarını gerçekleştirenler sanıyorlardı ki Ermeniler İstanbul’da siyaset yapmaya başladıkları zaman çeteler kurup, Türk öldürmeye ihtiyaç duymayacaklardır. Fakat gelişmeler durumun hiç de öyle olmayacağını hemen kanıtlamıştı. Uzun zamandır örgütlenen ve özellikle Doğu Anadolu’da terör estiren Ermeni örgütleri artık Meclisi Mebusan’da kendilerine daha da önemli bir örgütlenme alanı bulmuş oldular. 1908 ile 1915 yılları arasında Ermeni terör saldırıları hiçbir zaman olmadığı kadar yoğunlaştı, acımasızlaştı ve en sonunda savaş sırasında Türk Ordusu’na ve halkına karşı son derece önemli bir ihanete dönüştü. Aynen o dönemde Ermeni saldırganlığının ve terörünün vur-kaçtan genel saldırıya geçmesi gibi bugün de Kürt terörü Türkiye çapında saldırmaya başladı bile. Kürt terörü artık Türkleri “kendi evinde” vurmanın, öldürmenin “tadını çıkarıyor”. Bengi Yıldız adında bir Kürtçü çıkmış diyor ki; “Kürtler çocuklarını askere göndermesin. Vicdani ret hakkını kullansın.” Bu sözlerin asıl anlamı “Artık genel saldırıya hazırlanın, askere gitmeyin, PKK’ya katılın.” demektir. 1915 yılın Ermenileri hangi noktaya gelmişlerse, 2010 yılını Kürtleri de aynı noktaya gelmişlerdir. Amaç yine aynıdır: Türkleri yurtlarından atmak ve bu yurda emperyalizmle beraber konmak. Türk’e biçilen tek rolse bunu kabul ederek ölümü beklemektir. Hepimiz Buse’yiz, hepimiz Buse olmalıyız! Son yıllarda biz de verdiğimiz her şehidin ardından “hepimiz şehidiz” dedik. Gerçekten de bu hem o acıyı paylaşmanın hem de bir mücadele azminin adı oldu bizler için. Bugün de işte yine aynı nedenler dolayısıyla “hepimiz Buse’yiz” diyoruz. Fakat bunun da ötesinde bu kez “hepimiz Buse olmalıyız, aramızdan binlerce Buse çıkartabilmeliyiz” de diyoruz. Buse kimdi? O sıradan bir Türk askerinin, yoksul bir semtte güçlükler içinde yaşayan ve okumaya çalışan kızıydı. Şehit edildiği gün de parası olmadığı için askeri servisle babasının yanında, yine Ordu’nun açtığı ücretsiz dershaneye gitmeye çalışıyordu. İşte Kürt Nazizmi bu yoksul Türk kızını şehit etmişti. Ama Buse, yoksul olduğu için zavallı falan değildi. O aynı zamanda o çocuk bedeniyle babasına siper olmanın ve onu kurtarmanın da adı olacaktı. Bunun bilinçli bir koruma olmadığını iddia edecek vicdansızlar çıkacaktır. Fakat Buse’nin internette arkadaşlarına gönderdiği şu satırların da bilinçsiz olduğunu da iddia edebilecekler mi acaba? Bu gencecik insan, o çok politik köşe yazarlarından, terör uzmanlarından ve siyasetçiden çok daha iyi anlamıştı Türk’e reva görüleni: “Bir grup resmen bize, bayrağımıza, atamıza ve şerefimize hakaret etmekteler. Şimdi o resimlere baktıktan sonra hâlâ rahat uyuyabilirseniz sizi tebrik ediyorum. Çünkü ben o resimleri gördüğüm günlerden beri rahat uyuyamıyorum.” “Arkadaşlar, bence bu Türkiye’mizin son zamanları. Yakında ya Türk İslam devleti ya da Kürdiye adını alacak”. “Arkadaşlar bildiğiniz gibi Atamızın gençliğe hitabesini okuyan öğretmen sürgün edildi. ‘İktidara sahip olanlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.’ Öğretmen hitabemizdeki bu kısmı okuduğu için öğrenciler bunu AKP’ye laf atma olarak görüp öğretmeni şikâyet edip sürgün edilmesini sağladılar. Sizce nasıl bir durumdayız?” “Varlığımızı borçlu olduğumuz o yüce insanın şu an bu vatanda hitabesini bile okuyamayacaksak yaşamak için başka bir nedenimiz kaldı mı? Şerefimiz gittikten sonra?” Rahat uyu Buse. Binlerce Buse senin gibi düşünüyor ve şehit olmaya hazır. Ne seni katleden Kürt Nazileri, ne de onları şehre indiren Kürt-İslam faşistleri kazanacak. Sen Atamızın yanından bizi izlerken, gurur duyacaksın. Çünkü biz Türkler kazanacağız!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||