Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Obama ile Clinton arasında Erdoğan
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Eksen kayması yok
Tayyip şov var!
GÖKÇE FIRAT
Şehidimiz Pınar
ALİ ÖZSOY
Tayyip Arapların değil
Arap uşakların dostu!
ÖZGÜR ERDEM
AKP faşizmi
hukuku yok sayıyor
KAYA ATABERK
Sivas Katliamının on yedinci, AKP karanlığının sekizinci yılında
OKAN İŞBECER
Murat Bardakçı: Antikacılıktan
Sol düşmanlığına
TUĞRUL ÇELİK
Chavez'le
sigaraya elveda!
TÜRKKAYA ATAÖV
İsrail nasıl kurulmuştu?
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Obama ile Clinton arasında Erdoğan
TEVFİK KAYMAZ
Mücadelenin dilleri
MUSTAFA İZBERK
Dil devrimini niçin
- boyumca bosumca - sürdürüyorum (I)
İLYAS SALMAN
Bir halk soytarısının anıları
Basında Ulusal Parti
Ulusal Parti
Giresun, Ordu ve Aydın'da
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (24)
 
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
Obama ile Clinton arasında Erdoğan


Obama’nın seçilmesi ve değişen Amerikan stratejisi

Bu başlığı daha açık şekilde ele almamız gerekirse, aslında Bush sonrası ve Bush döneminde BOP’u ele alan anlayış, İsrail eksenli ve İsrail’in belirlediği bir politika, Amerikan politikası olarak Ortadoğu’ya empoze edilmişti. Bu nedenle de 28 Şubat sürecinde Milli Görüş’ten ayrılan AKP kadroları, küreselleşme çizgisine uygun bir yaklaşımla BOP’un eşbaşkanlığı söyleminde bir çizgiye yöneldi.

Bu çizgi İsrail’le dost olmak, 1. Dünya liginde yer alacak Avrupa ülkeleriyle birlikte olmak ve Amerika’nın bölgedeki çıkarlarıyla Türkiye’nin çıkarlarının beraber olduğunu savunan bir çizgiydi. Bir başka ifadeyle bu Büyük Ortadoğu Projesi, daha sonra Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi olarak veyahut da Yeni Osmanlı Projesi olarak sunulmaktandır.

Bu proje, Bush çizgisinin devamı olarak ve Bush çizgisini sürdüren ana Amerikan çizgisi, Türkiye’nin de Ilımlı İslam tarzında Arap ülkeleriyle uyumlu olan ama esas olarak İsrail çizgisinde yer alan bir politikayı sürdürmesiydi. Bu konuda TÜRKSOLU’nda yazdığım onlarca yazı içinde bu ayrıntılarıyla analiz edilmiştir.

Daha sonra başkan Obama’nın seçildiği seçimi ve Obama ile Hillary Clinton arasındaki seçim mücadelesini çözümlemeden Ortadoğu projesini anlamamız mümkün gözükmemektedir. Obama’nın seçilmesi döneminde Obama Afrika’ya uygulanacak Amerikan politikasını daha rahat uygulayacağı için desteklenmiş bir lider olarak karşımıza çıkmıştır. Ortadoğu Projesi bu anlamda küresel politika içinde ikinci konuma indirgenmiştir.

Bu boyutuyla bakıldığında, Ortadoğu Projesinde Bush döneminin İsrail eksenli politikası yerine Venezüella’dan başlayarak Afrika’yı, Nijerya’yı, Kuzey Afrika’yı da içine alan, buradan Ortadoğu’ya, Ortadoğu’dan da Orta Asya’ya kadar uzanan Asya’da Türk bölgesi, Güney Amerika’da Latin bölgesi ve Afrika’da Arap bölgesi dediğimiz bir kuşağı kapsayan bir yeni küresel proje ileri sürülmüştür. Ve bu küresel proje içinde BOP eksenli İsrail ekseni yerine farklı olarak Şii Hilali projesi, Obama stratejistleri tarafından oluşturulmuştur.

Bu anlamda olayı çözümlediğimizde karşımıza Obama’nın uyguladığı proje aslında İsrail ile Obama arasındaki sürtüşmeden doğmuş ve bu sürtüşmenin Türkiye’deki yansıması ise Tayyip Erdoğan ile İsrail yönetimi arasındaki sürtüşme olarak ortaya çıkmıştır. Gerçekte ise Amerika ile ve İsrail ile en yakın ittifakı kuran ve Tayyip Erdoğan yönetimindeki İsrail yatırımlarının geçmiş dönemlere göre dört kat arttığı bu dönemde, sonra nasıl olmuş da İsrail ile Tayyip Erdoğan çatışmaya girmiştir. Kaldı ki bu süreç, Tayyip Erdoğan’ın “sermayenin dini olmaz” diyerek İsrail yatırımlarına karşı çıkan ulusalcıları gerici ve ırkçı olmakla suçladığı bir süreçtir.

Obama’nın seçilmesi, altını demin de çizdiğim gibi, Hillary Clinton’la arasında büyük bir mücadeleye sahne olmuştur. Bu mücadelede Hillary Clinton’un destek aldığı kesim, New York ağırlıklı Amerikan Yahudi lobisinin desteğiyle ortaya çıkan bir güçtür. Obama ise çevreden alınan destekle, kır bölgelerinden alınan destekle iktidara gelmiştir. Bu anlamda Obama kendi başına mutlak bir Amerikan Başkanı değildir ve Amerikan iktidarını ele geçirmemiştir. O nedenledir ki, Hillary Clinton’u Dışişleri Bakanı olarak atarken, sanıldığı gibi rakibine el uzatmak değil, rakibinin gücüyle konsensüs yapmak istemiştir.

BOP’tan Şii Hilaline


İran’la yapılan Uranyum Takası anlaşması konusunda Obama’nın bu konuda Tayyip Erdoğan’a izin vermesine karşılık bu anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü Hillary Clinton’ın sözcüsü ve Clinton “bu anlaşma geçersizdir” diyerekten Obama’nın başkanlığını tanımaması önemli bir olaydır. Bu olayla ABD yönetimindeki bölünme ortaya çıkmıştır.

Bu denklemi iyi kavradığımız zaman Obama’nın iktidar sonrası çizgisi, daha önce benim yazılarımda vurguladığımız gibi, Thomas Barnett’in de belirttiği Şii Hilali çizgisi olmuştur. Şii Hilali çizgisi Lübnan’dan başlayıp Pakistan’a kadar giden Şii dünyasının, İran liderliğinde, Amerika ile işbirliği yapmasıdır. Bugün için radikal görünen, olanaksız görülen bu çizgi aslında Amerika’nın Şah dönemindeki ana stratejisidir. Bu ana stratejiye geri dönmek olanaklı ve hatta zorunlu görülmüştür. Bu tespit doğal olarak İsrail eksenli Ortadoğu projesinin zayıflatılması ve İsrail eksenli Ortadoğu projesinin Ortadoğu’daki rolüne son vermek anlamındadır.

İşte bu süreçte Amerika-Türkiye-İsrail eksenli politika yerine Amerika-Türkiye-İran eksenli bir politikaya dönüştürüldüğü sonucuna varılır. Bu politikada ise Türkiye, Amerika ile İran arasındaki köprüyü oluşturan bir çizgi konumundadır. Bu da “Türk-İran ittifakı” başlıklı yazımızda açıklıkla vurguladığımız noktadır. Esas olarak neo-conlar tarafından Bush’a götürülmüş İsrail eksenli çizgi Obama ve adamları tarafından dışlanmıştır. Ve bu haliyle kişisel olarak Obama’nın yeni çizgisinde Bush’un neo-conları tasfiye edilmiştir ama burada İran uzmanları ve Türkiye’de Tayyip Erdoğan eski çizgisini terk ederek eski Tayyip Erdoğan’ı dışlarken yerine geçen yeni Tayyip Erdoğan burada önemli bir rol üstlenmiştir. Bu rol Ortadoğu’da İsrail’e karşı bir tepkiyi ifade etmek ve bu tepkiyi ifade ettikten sonra kazanılan politik güç ile İran’la işbirliğini kurarak Amerikan ekseni çizgisinde Şii Hilalini oluşturmaya doğru giden bir çizgidir. Bunun da yansımaları “one minute”de, İsrail ile olan diğer sürtüşmelerde görülmüştür. Burada artık Tayyip Erdoğan’ın İsrail ile olan kapışması seçim yatırımı değil gerçekten İsrail’e karşı yeni politikanın yansımasıdır. Bu boyutuyla bakıldığı zaman ikinci dönem dediğimiz süreçte Tayyip Erdoğan açısından Bush’un BOP eşbaşkanlığından Obama’nın Şii Hilali projesi bölgesel başkanlığına geçen bir süreç yaşanmıştır. Bu süreçte ise İsrail Hillary Clinton aracılığı ile bu politikaya karşı sürekli tavır almıştır. Bu tavrın çok netleştiği dönem ise Tayyip Erdoğan’ın Ahmedinejat’la yaptığı işbirliği sonucu uranyum takası anlaşmasının imzalanması olayıdır. Obama’nın bu konuda Tayyip Erdoğan’a izin vermesine karşılık bu anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü Hillary Clinton’ın sözcüsü ve Clinton “bu anlaşma geçersizdir” diyerekten Obama’nın başkanlığını tanımaması önemli bir olaydır.

Bu noktadan sonra İsrail ile olan ilişkiler daha da gerilmiş ve son gemi olayı nasıl oluşturulduysa muğlak olan bir politikaya yansımıştır. MOSSAD’ın mı bu geminin örgütlenmesine yol vererek bu çatışmanın olmasını sağladığı yoksa iç dinamikler için İsrail ile olan çatışmayı yükselterek bu çatışmadan bir prestij kazanan AKP çizgisinin daha doğrusu Tayyip Erdoğan çizgisinin mi bunu tezgahladığı bilinmemektedir. Ama neticede bu olgu Hillary Clinton’ın, bir başka deyişle, Amerika’daki Yahudi lobisinin Obama’ya karşı bir tepkisidir. Obama’ya karşı tepki, politik düzlemde BOP’un klasik formatı olan Sevr eksenli çizginin hayata geçirilmesidir. Buna alternatif olan İran-Türkiye eksenli politika ise tümüyle reddedilmiştir. Bu noktada Obama’nın çizgisiyle olaya yaklaşıldığında komşularla sıfır sorun ismiyle sunulan, “Türkiye’de yol ayrımı” başlıklı yazımda ayrıntılarıyla anlattığım durumu göz önüne aldığımızda, karşımıza çıkacak resim aslında yine Obama’nın bir politikası olan ve bu bölgede Türkiye eksenli bir yeni blok oluşturma stratejisi açıklıkla görülmektedir.

Bu tezin Amerika’yla olan ilişkisini yok sayan ve dolayısıyla giderek Tayyip Erdoğan merkezli Yeni Osmanlı projesi gibi bir proje İslamcı bir yaklaşımla medeniyet projesi olarak sunulagelmiştir. Bu geçmişte Alman emperyalizmi ile işbirliği göz önüne alınarak Enver Paşa’nın Turancı çizgisine atıf yapılabilecek bir yaklaşımdır. Ama gerçekte bu durum Türkiye’nin Türkiye-İran-İç Asya ittifakı için hayati önemde olan bir süreci dayatmıştır. Daha önce İleri dergisinde de yazdığım yazılarda Ön Asya-İç Asya beraberliği teziyle açıklamaya çalıştığım stratejidir bu.

Tayyip Erdoğan’ın dört dönemi

Tayyip Erdoğan eski çizgisini terk ederek eski Tayyip Erdoğan’ı dışlarken yerine geçen yeni Tayyip Erdoğan burada önemli bir rol üstlenmiştir. Bu rol Ortadoğu’da İsrail’e karşı
bir tepkiyi ifade etmek ve bu tepkiyi ifade ettikten sonra kazanılan politik güç ile İran’la işbirliğini kurarak Amerikan ekseni çizgisinde Şii Hilalini oluşturmaya doğru giden bir çizgidir. Bunun da yansımaları “one minute” de, İsrail ile olan diğer sürtüşmelerde görülmüştür. Burada artık Tayyip Erdoğan’ın İsrail ile olan kapışması seçim yatırımı değil gerçekten İsrail’e karşı yeni politikanın yansımasıdır. Bu boyutuyla bakıldığı zaman ikinci dönem dediğimiz süreçte Tayyip Erdoğan açısından Bush’un BOP eşbaşkanlığından Obama’nın Şii Hilali projesi bölgesel başkanlığına geçen bir süreç yaşanmıştır.

Bu boyutuyla Obama’nın bu denklem içinde yer almadığı düşünüldüğünde, Tayyip Erdoğan’ın dört dönemi diyebileceğimiz bir çizgi gerçek olabilir. Bu çizgi ise Türkiye, İran ve İç Asya beraberliği, Ön Asya ile İç Asya beraberliği bir başka ifadeyle Türk dünyasının bin yıldan beri süren Türkiye’den Hindistan’a kadar uzanan birlikteliğinin günümüz koşullarında ele alınmasıdır.

Bu denklemin ana ekseninin çevresinde ise Arap dünyasının bu eksene katılmasıyla ve kuzeyde de Orta Asya’nın katılmasıyla küresel bir antiemperyalist bloğun çekirdeği oluşturulabilir. Fakat bu dönemsel çizginin Obama çizgisi olduğunu göz ardı etmemiz gerekir. Eğer gerçekten Obama bütünüyle tasfiye edilerek İsrail çizgisi öne çıkarıldığında ve Hillary Clinton’ın tek belirleyici olduğu noktada, AKP’nin muhalefete düşmesi durumunda Tayyip Erdoğan, çevresinde Amerikan eksenli BOP savunucu unsurlarının Tayyip Erdoğan’ı terk edeceği bir gerçektir. Bu durumda Tayyip Erdoğan geçmişindeki Milli Görüş çizgisinden farklı olarak Türk dünyası ile ilişkileri olan bir çizgiyi savunmak durumunda kalacaktır. Bu anlamıyla baktığımız zaman, Tayyip Erdoğan’ın dört dönemi diyebileceğimiz değişiklikleri görürüz. Milli Görüş içindeki dönemi birinci dönem olarak adlandırılabilir. Milli Görüş gömleğini çıkarıp AKP’yi kurduğu dönem olan Bush çizgisi dönemi ise Tayyip Erdoğan’ın ikinci dönemidir. Bush çizgisinin terk edilmesiyle Obama’nın Şii Hilali çizgisindeki yeni rolü ve anti İsrail çizgisiyle anılan döneme üçüncü dönem dersek, bu dönemden sonra yeniden İsrail çizgisinin egemen olmasıyla, yani Hillary Clinton çizgisinin egemen olmasıyla, AKP’nin önünde iki yol kalmaktadır. AKP bu yollarda, daha önce “Obama’nın adamları” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi Abdullah Gül’ün nötr tavır aldığı, Fethullah Gülen’in ise İsrail çizgisini savunduğu noktaya gelmiştir.

AKP’nin çıkmazı

Bu dönem AKP içerisinde İsrail çizgisine mi Obama çizgisine mi oynayacağız sorusunu gündeme gelmiştir. Eğer Obama çizgisi tümüyle tasfiye edilirse ağırlıklı olarak İsrail çizgisine dönüş olacaktır. Ama bu Tayyip Erdoğan’ın politik güç olarak yükseldiği dönemde üzerinin çizilmesine yol açacaktır. Oysa diğer taraftan Tayyip Erdoğan’ın İsrail tarafından artık kabul edilemez olması ve İsrail’in Tayyip Erdoğan’a karşı bu tepkisi Amerika’nın da mutlak politikasına dönüştüğü zaman Tayyip Erdoğan iktidar koltuğundan çekilmek durumunda kalacaktır. Dördüncü dönem dediğimiz bu dönemde Tayyip Erdoğan Türkiye-İran-Orta Asya çizgisinde bir yer alma noktasında kalacaktır. Bu da Türkiye-İran-Türkistan ekseni veya Ön Asya-İç Asya ekseni olarak savunduğum çizginin politik arenada hareket eden her aktör gücün savunmak durumunda kalacağı antiemperyalist bir çizgi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu noktada Avrasyacılığa karşı yaklaşımımızda Avrasyacılığın, yani Rusya ve Çin’in ve Hindistan’ın, bu denklemde yer alışını incelediğimiz zaman, bu sisteme entegre olmuş ikinci küreselleşme ülkesi dediğimiz Rusya ile üçüncü küreselleşme ülkeleri dediğimiz Çin ve Hindistan’ın bu küreselleşme içinde yer aldığını görmekteyiz. Bu anlamda bu ülkeler emperyalist sistem içinde yer almaktadırlar. Bu boyutuyla bir emperyalistin diğer bir emperyaliste karşı antiemperyalist cephe oluşturmasının imkânı yoktur. Bu anlamda bu ülkeler, olası Türkiye-İran-İç Asya ittifakında karşı konumda yer alacaklardır.

Bu noktada bu ittifakın antiemperyalist bir karakterde küreselleşebilmesi için Latin Amerika ve Afrika ile bağlantı kurması gerekmektedir. Bu noktada bu çizginin etnik veya İslami bir sembolle belirlenmesi bu çizginin küreselliğini ortadan kaldıracaktır. O nedenle bu çizgi antiemperyalist olarak Latin Amerika’dan başlayarak Afrika’yı, Ortadoğu’yu, Ön Asya ve İç Asya’yı kapsayan bir eksen çizmelidir. Bu eksen Thomas Barnett’in dünya sistemine entegre olmamış dediği bölgedir. Bu anlamda olaya bakıldığında Türkiye-İran çelişkisinden hareketle dünya sistemini ve antiemperyalist mücadeleyi analiz ettiğimizde bu olayın akla kara kadar açık olmadığını ve sürekli aşamalardan geçtiğini görürüz.

Bu noktada Fethullah Gülen’in açıklaması da İsrail’in AKP’yi Tayyip Erdoğansızlaştırması projesinin daha reel olduğunu düşündürmektedir. Keza aynı şekilde ulusalcı bir çizgi izleyen ve sürekli olarak bölünmeye, yeni anayasaya, federasyona ve Kürt sorununa karşı çıkan Baykal’ın tasfiye edilmesi ile ortaya çıkan durum da böyledir. Oysa Baykal’ın tasfiyesi sonrası ortaya çıkan Kılıçdaroğlu figürü başlangıçta Gandhi pasifizminden Ecevit militanlığına dönüşen bir çizgi izleyerek bu konuda farklı bir yol izlenmiştir.

Türkiye-İran-Türkistan ittifakı

Bizim baştan beri savunduğumuz Türkiye-İran-Türkistan ittifakı veya Ön Asya ile İç Asya’nın birlikteliğidir. Bölgesel Ortadoğu projesinin küresel bir antiemperyalist projeye dönüşmesi, Arap dünyası, Kuzey Afrika ve Latin Amerika’yla da işbirliği ile gerçekleşecek bir çizgidir. Resmi bu şekilde görmemiz ve bu doğrultuda değerlendirmemiz gerekir. Baştan beri TÜRKSOLU’nda yazdığım yazılarda da belirttiğim İç Asya ve Ön Asya beraberliği ve Türkiye-İran-Türkistan ittifakı bin yıllık bir resmin ifade edilmesidir. Bu aynı zamanda bin yıldan beri Türklerin yönetimindeki bir coğrafyanın politik arenaya çıkışıdır.

Emperyalizm Hindistan’da da Türklüğü, Babürlüleri, iktidardan indirmiş keza İngiliz emperyalizmi ikinci bir hamle olarak İran’da Kaçar hanedanlığını iktidardan indirmiş ve Azerbaycan Ruslar tarafından işgal edilmiş, Türkiye’de de Türk imparatorluğu (Osmanlı İmparatorluğu) parçalanarak İslamcı imparatorluk kimliği giydirilmiştir. Bu anlamda olayın gerçek boyutu budur. Bu gerçek boyut görülmezse aynı Enver Paşa’ların Osmanlı devletinin bütünlüğünün parçalanmasına yol açacak tavrı içine düşülür. Aynı şekilde Türkiye’de bu büyük çizgi yerine Türkiye’nin bütünlüğünü parçalama noktasına gidilmektedir. Yani Türkiye’nin üniter yapısını savunmak olgusunu küçük bir hedef olarak göstermek aslında Türkiye’nin bütünlüğünü savunma gücünü gösterememenin getirdiği bir durumda büyük bir alanın savunulması çizgisine soyunmayı getirmektedir. Bu Attilâ İlhan’ın vurgulamasıyla uzak hedef teorisidir.

Bu anlamda Türkiye’nin önündeki Kürt ayrılıkçılığının Türkiye’yi parçalaması tehlikesini görmelidir. Alevi ayrımı ve Türk-Sünni ayrımının görülmesidir ve bu noktadan sonra bu ayrımlara karşı üniter yapıyı savunan ulusalcı çizgi Türkiye’nin İran’la ittifakını sağlayabilir. Türkiye ancak bu çizgide kalarak Rusya’nın inisiyatifinde kalan İç Asya ile beraberliğinin önünü açabilecektir. Bu beraberlikler klasik anlamda bir üniter yapı içinde değil, aynı politik blok içinde olmayı getirecek bir çizgidir. Bu çizginin devamı doğal olarak Arabistan ve Kuzey Afrika eksenli bir eklemlenmenin yanında Afrika ve Latin Amerika’nın eklemlenmesiyle küresel bir antiemperyalist blok oluşturulması söz konusudur. Önümüzdeki süreç bunu getirmektedir. Bu anlamda olayları bu perspektiften değerlendirmemiz gerekmektedir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Arabistan ve Kuzey Afrika eksenli bir eklemlenmenin yanında Afrika ve Latin Amerika’nın eklemlenmesiyle küresel bir antiemperyalist blok oluşturulması söz konusudur.

Kemalism bu ülkede iktidar olacaktır.

Başarılar,

Murat Pira, İzmir
27 Haziran 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40