Kaya Ataberk - Sivas Katliamının on yedinci, AKP karanlığının sekizinci yılında…
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Eksen kayması yok
Tayyip şov var!
GÖKÇE FIRAT
Şehidimiz Pınar
ALİ ÖZSOY
Tayyip Arapların değil
Arap uşakların dostu!
ÖZGÜR ERDEM
AKP faşizmi
hukuku yok sayıyor
KAYA ATABERK
Sivas Katliamının on yedinci, AKP karanlığının sekizinci yılında
OKAN İŞBECER
Murat Bardakçı: Antikacılıktan
Sol düşmanlığına
TUĞRUL ÇELİK
Chavez'le
sigaraya elveda!
TÜRKKAYA ATAÖV
İsrail nasıl kurulmuştu?
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Obama ile Clinton arasında Erdoğan
TEVFİK KAYMAZ
Mücadelenin dilleri
MUSTAFA İZBERK
Dil devrimini niçin
- boyumca bosumca - sürdürüyorum (I)
İLYAS SALMAN
Bir halk soytarısının anıları
Basında Ulusal Parti
Ulusal Parti
Giresun, Ordu ve Aydın'da
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (24)
 
 

Kaya Ataberk
Sivas Katliamının on yedinci,
AKP karanlığının sekizinci yılında…


Katliamı yapanlar yargılanırken onları savunan Şevket Kazan, Refahyol iktidarı döneminde
Adalet Bakanı olduğunda, katilleri hapishanede ziyaret etmişti. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve
Bülent Arınç başta olmak üzere AKP’yi kuranların büyük çoğunluğu o dönemde Şevket Kazan’la
ve Necmettin Erbakan’la beraberdiler. Türkiye’nin 2000’li yıllarını karartanlarla, o gün Sivas’ı yakanların aynı ekip olması, tabii ki tesadüf değildir.

2 Temmuz Sivas’tan 2010 AKP Şeriatçılığına

2 Temmuz 1993’ün üzerinden tam on yedi yıl geçti. On yedi utanç yılı. On yedi yıl önce Sivas’ta, kara kitlenin vahşet çığlıkları ve alevler arasında kaybettiğimiz sadece otuz beş Türk aydını değildi. O gün, Türkiye geleceğini de kaybetmişti fakat, henüz kimse bunun tam olarak farkına varamamıştı.

90’lı yıllar Türkiye’de Şeriatçılığın yükseldiği yıllardı. 70’lerde güçlenen sosyalist hareket yerini 1993’e geldiğinde Refah Partisi merkezinde örgütlenen Şeriatçı hareket bırakmıştı. İşte Sivas Katliamının ve ardından da Türkiye’nin geleceğinin karartılmasının örgütleyicileri, bu hareketin yöneticileri ve militanlarıydı.

Günümüzden geriye dönüp bakıldığında, günümüzde Türkiye’yi yöneten kişilerin o dönemde Milli Görüşçü Refah Partililer olarak olayların yürütücüsü olduğu görülür. Katliamı yapanlar yargılanırken onları savunan Şevket Kazan, Refahyol iktidarı döneminde Adalet Bakanı olduğunda, katilleri hapishanede ziyaret etmişti. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç başta olmak üzere AKP’yi kuranların büyük çoğunluğu o dönemde Şevket Kazan’la ve Necmettin Erbakan’la beraberdiler. Türkiye’nin 2000’li yıllarını karartanlarla, o gün Sivas’ı yakanların aynı ekip olması, tabi ki tesadüf değildir.

Katliamın örgütçüleri Milli Nizam ve Milli Selamet’ten geçerek bugün yollarına AKP’de devam eden Şeriatçı faşistlerdi. Hepsi de ABD tarafından gençliklerinde seçilmiş, korunmuş ve bugünlere getirilmişlerdi.

Sivas Katliamı, açık bir şekilde Türkiye’nin o yıllarda yaşadığı Şeriatçı örgütlenmenin, bu örgütlenmeye göz yumulmasının ve önünün açılmasının sonucuydu. Şeriatçılık on yıllarca örgütlenmişti ve kendisini ilk güçlü gördüğü anda da hedefine saldırmıştı. Hedef, daha doğrusu kurban da, Türk milletinin Atatürkçü ve solcu birikiminden başka bir şey değildi.

Şeriatçı partinin Şeriatçı militanları, Madımak Oteli’ni sarmışlardı ve hiç acımamışlardı. Katliamın ertesi günü “Yaşasın şanlı Sivas kıyamı!” diye manşet atarak hayvanlığı kutsayan Vakit gibi gazetelerin ve onların yanında yer alanların bugün AKP’nin Gazze provokasyonunun başında bulunmaları sizce tesadüf olabilir mi?

Bugün, sözde Filistin’e sahip çıkarak, “insanlık” çığlıkları atanların o günlerde Sivas’ta insanların yanışı karşısında zafer naraları atmaları unutulabilir mi?

Katliamdan on yedi yıl sonra oluşan tablo, vahşetin sahiplerinin Türkiye’nin sahibi olmaya kalkışmalarıdır. 2 Temmuz 1993, Şeriatçı için bir milattır. Her şeyi yapabileceğini ama başına hiçbir şey gelmeyeceğini anlamasının miladı... Bu onun için yeni bir kara bilincin oluşmasıydı. Artık sürekli saldıracaktı. Önce sola, ardından ulus devlete ve orduya şimdi de içinde Türk olan ne varsa ona...

“Sivas karanlığının on yedinci yılı, AKP karanlığının da sekizinci yılıydı.” Gelecekte tarih yazanlar yaşadığımız bugünleri böyle anlatacaklar. Uzun yıllar sonra geçmişe dönüp bakanlar, 2 Temmuz 1993’le 2 Temmuz 2010 arasındaki bağlantıyı daha da iyi kavrayacaklar. Nereden nereye gidildiğini ibretle anlatacaklar. O gün topyekun katliam ateşini yakanların nasıl iktidar olduklarını, Şeriatın adımlarını nasıl attıklarını, Kürt-İslam faşizminin nasıl kurulduğunu, işbirlikçileri olan Kürt ırkçılarının, her gün Türk insanlarını her iki faşizmin de namına nasıl katlettiğini birileri okuyacak.

Ve eminiz ki, gelecek nesiller, onların nasıl yenildiğini ve Türkiye’nin yeniden Atatürk’ün Türkiyesi olduğunu da okuyacaklar.

Madımak Oteli’nin önünden Çankaya’ya kadar ulaşanların, oradan nasıl gittiklerini de tarihler yazacak.

Şeriatçıların 12 Eylül’den Sivas’a tatlı hayatı…      

 12 Eylül 1980’den önce de sokaklarda solcular, Atatürkçüler, devrimciler ölüyordu. Ta 68’li yıllardan, Kanlı Pazar’dan beri MHP’li faşistlerin yanında Şeriatçı faşistler de hep yer almıştı. 1980 darbesi ise Şeriatçı için farklı bir dönemin başlangıcı oldu. 12 Eylül öncesinin şımarık çocukları, ülkücü katiller, son kullanma tarihlerini doldurup kenara çekildiler. Onların yerlerini hemen Milli Görüşçüler aldı. Erbakan’ın yetiştirmeleri, Tayyip’ler, Arınç’lar ve diğerleri 12 Eylülcülerle ABD’li efendileri tarafından beslendi, iyice palazlandırıldı. Bir diğer beslenen kesim de Kürtçüler oldu. Milli Görüş çizgisi ve Kürtçülük yıllarca marjinal kalmışlardı. Ama artık onların günleri geliyordu. Aynı dönemde hem Kürtçülerin hem de Şeriatçıların kanlı eylemleri Türkiye’yi sarstı. Bir taraftan da iki faşizm de özellikle yerel yönetimleri ele geçirdiler. Bunun onlar açısından önemi tartışılmazdı. Diyarbakır’da Türkler şehit edilirken oranın PKK’lı belediyesi ne yaptıysa, Sivas’ta katliam yaşanırken oranın Milli Görüşçü belediyesi de aynı şeyi yaptı: Katilleri korumak ve kollamak, hatta bizzat katliamı örgütlemek.

Kürt ırkçılığı da Şeriatçılık da Türk milletinin karşısına terör ve katliam ideolojileri olarak çıkmışlardı. PKK’nın katliamlarıyla ilerleyen süreç, Şeriatçıların aydın suikastlarıyla sürdü. 1993 yılında Sivas’ta katliama ulaştı.

Bir taraftan bunlar yaşanırken diğer taraftan da Kürtçüler “barış”, Şeriatçılar “özgürlük” demagojisine başlamışlardı bile. Barışın ve özgürlüğün katilleri, bu kavramları kendilerine bayrak yapma yüzsüzlüğünü de göstermişleri. Bir taraftan bu söylemlerin kullanıldığı eylemler sürerken diğer taraftan da Türkler, Atatürkçüler, gerçek solcular öldürülmeye devam ediyordu. 2000’li yıllara gelindiğinde AKP, Ergenekon tertibiyle Sivas dahil tüm namussuzluklarını Atatürkçülerin üzerine atmaya kalkacaklardı. Fakat daha bu aşamalara gelinmesi için aradan önemli bir zamanın geçmesi gerekiyordu.

Şimdilik ikiz faşizm, yanına komprador “sol”u almakla yetinecekti.

Bunlara Sivas bir ders olmadı. Aksine girdikleri yolda daha da heveslenmelerinin, hızlanmalarının başlangıcı oldu. PKK, solcu militanları “burası Kürdistan, defolun” diyerek katlettikçe PKK’lılaşanlar, Sivas’ın ardından da Şeriata ikna oldular. Şeriatçılar gerçek solu yaktı, onlar da Şeriatçıya yeşil ışık yaktılar. Daha Sivas’ın üzerinden beş sene geçmeden üniversitelerde bu “sol”, Şeriatçılarla, Refah Partililerle beraber Atatürk düşmanlığı yaptı. 28 Şubat’ın ardından AKP döneminin başlamasıyla beraber de kendilerini AKP’nin yedeğine koştular. Sivas’ın şehitleri orada yanmıştı. Fakat onları yakanları “özgürlükçü” ilan edecek hainler de burada bulunmuştu. Artık Türkiye’de bir ihanet cephesi kurulmuştu. Bu ihanet Sivas kurbanlarınaydı ama aynı zamanda Atatürk’e, Türk ulusuna ve sol adına aslında ne varsa ona yapılmış bir ihanetti…

“Sol”un Sivas kurbanlarına ihaneti

Aslında bu “sol” ihanet için çok daha önceden harekete geçmişti. Deniz’lerin ve Mahir’lerin o tertemiz Atatürk gençliği mirasını reddederek, aynı zamanda bunu o yiğit gençlerin kişiliklerini de çarpıtmaya kalkarak ihanetin yollarına düşmüşlerdi. Deniz’lerin ve Mahir’lerin “Kanlı Pazar’ın katilleri bunlardır!” diye okullara almadıkları adamların yönettiği Şeriatçı faşist partilerinin militanlarıyla beraber üniversitelerde eylemler yapanlar onlar olmuştu. Bunlar kendilerine sorarsanız “özgürlükçü solculardı”, “emekçilerdi”, “devrimcilerdi” vs... Bizim açımızdansa ancak sol maskeli kompradorlardı.

Bunlara Sivas bir ders olmadı. Aksine girdikleri yolda daha da heveslenmelerinin, hızlanmalarının başlangıcı oldu. PKK, solcu militanları “burası Kürdistan, defolun” diyerek katlettikçe PKK’lılaşanlar, Sivas’ın ardından da Şeriata ikna oldular. Şeriatçılar gerçek solu yaktı, onlar da Şeriatçıya yeşil ışık yaktılar.

Daha Sivas’ın üzerinden beş sene geçmeden üniversitelerde bu “sol”, Şeriatçılarla, Refah Partililerle beraber Atatürk düşmanlığı yaptı. 28 Şubat’ın ardından AKP döneminin başlamasıyla beraber de kendilerini AKP’nin yedeğine koştular.

Sivas’ın şehitleri orada yanmıştı. Fakat onları yakanları “özgürlükçü” ilan edecek hainler de burada bulunmuştu. Artık Türkiye’de bir ihanet cephesi kurulmuştu. Bu ihanet Sivas kurbanlarınaydı ama aynı zamanda Atatürk’e, Türk ulusuna ve sol adına aslında ne varsa ona yapılmış bir ihanetti…

2010 yılının yeni Şeriatçı dalgası bu sefer de sözde Filistin adına yükselirken aynı “sol” yine kendisini Şeriata payanda yapmaktan çekinmeyecekti. 12 Eylül sonuçlarına ulaşmış oluyordu böylece. Türkiye bir girdaba çekilirken ihanet de bölünmenin yolunu temizlemekle meşgul olacaktı. 

Yükselen Şeriatçılık, yeni 2 Temmuzlara gebe!

 Gazze provokasyonu AKP açısından önemli bir çıkış oldu. Yıllardır artık Şeriatçı olmadıklarını, değiştiklerini iddia edenler, bir anda geçmişteki yüzleriyle yeniden Türkiye’nin karşısına çıktılar. Uzunca bir süredir sandıklarda bekleyen yeşil Şeriat bayrakları bir kez daha sokakları kuşattı.

AKP’liler Filistin için, Gazze için harekete geçtiklerini söylüyorlardı ama aslında Şeriat için harekete geçmişlerdi. Hamas için dünyayı birbirine katan AKP gerçekte Filistin davasının bir numaralı düşmanı olmuştu yıllarca. Ta Erbakan döneminde yapılan anlaşmalardan, Tayyip’in Şaron dostluğuna ve cesaretle aldığı “Davut Boynuzuna” kadar attıkları her adım Milli Görüşçülerin, İsrail’e dost Filistin’e düşman olduklarının kanıtıydı. Beyrut Kasabı Şaron, Ramallah’ta Filistin devriminin şanlı önderi Yaser Arafat’ı susuz ve ışıksız bir şekilde kuşattığında sessiz kalmışlardı. Onu şehit ettiklerinde de kıllarını bile kıpırdatmadılar. Sivas’ın katliamcıları, Sabra ve Şatilla’nın kasaplarıyla çok iyi anlaşıyorlardı.

Arafat’ın aramızdan koparılıp alınmasının ardından başta Filistinliler olmak üzere tüm mazlum uluslar yas içindeyken, Hamas Gazze’de ayaklandı. Filistin bağımsızlığının simgesi Arafat’ın posterleri Gazze sokaklarında çiğnenirken, AKP’liler bir gün Türkiye sokaklarında aynı şeyi Atatürk posterlerine yapmanın hayallerini kuruyorlardı.

O Hamas ki, Hüseyin Çelik’in bile biraz zora düşünce ABD ve İsrail tarafından yaratıldığını itiraf ettiği bir örgüttü... Fakat Tayyip ve AKP ona sınırsızca sahip çıktılar. Oysa daha önceleri Irak ya da Afganistan için hiç endişelenmemişlerdi.

Hamas ve AKP aynı hamurdandı. Bunlar zaman zaman Batıya diş gösterseler, hırlasalar bile aslında kendilerini var eden efendilerini asla unutmazlardı. Ve onlar gibi Şeriatçı örgütlerin hâkim olduğu yerlerde katledilenler hep devrimciler, antiemperyalistler, milliyetçiler olurdu.

Bugün bazıları zannediyor ki, sokaklarda birkaç İsrail karşıtı slogan atıldı diye Türkiye’de Filistin davası savunuluyor, antisiyonizm ve antiemperyalizm güçleniyor! Kimse kendini de ulusu da kandırmamalı. Yeşil Şeriat bayraklarının gölgesindeki Türkiye’nin sokaklarından antiemperyalizm çıkmaz, buradan ancak Şeriat çıkar. Bu iklimde ancak Şeriat, bağnazlık ve faşizm yeşerir.

Bilelim ki, Şeriatın yükseldiği ortam yeni Sivas’lara, 2 Temmuz’lara gebedir. Bunlar İsrailliye, Amerikalıya değil Atatürkçüye saldırır, Türk’ü öldürür.

Bilelim ki AKP, Şeriatın eli benzinli ve çakmaklı katilinin partisidir, Filistinli ezilenlerin değil. Nasıl İsrail “öldürmeyi iyi bilirse”, Şeriatçı da iyi bilir. Onun faşist ikizi Kürtçü de iyi bilir. Ne de olsa üçü de emperyalizmin gayrı meşru çocuklarıdır!

Yeni 2 Temmuzlara karşı ulusal direniş

 Güncel tehdit Türk katliamıdır. Şeriatçının tarihinde olan katliamcılık, Kürt ırkçısının her günkü pratiğidir. Bir taraftan PKK-BDP “Türkler için hayatı cehenneme çevirmek” tehditleri savunurken Şeriatçıların AKP desteğiyle örgütlediği faşizm de nefret kusmak üzere tetiktedir.

İki hareketin de özünde Türk’e ve Türk’ün şahsında simgeleştiği Atatürk’e nefret var. Atatürk heykellerini taşlamayı gelenek haline getiren bu iki faşist hareket de her an Türk’ü Şeriatın kılıcıyla kesmeye ya da yakmaya hazır.

AKP iktidarda oldukça, Kürt-İslam faşizmi Türkiye’yi yönetmeye devam ettikçe de bu böyle sürecek.

Fakat yıllar ötesinden bize bakacak olan tarihçiler, Sivas katliamının on yedinci, AKP karanlığının sekizinci yılının olaylarını yazdıkları gibi 2 Temmuz 1993’te temelleri atılan bu karanlığını yıkılışını, parça parça oluşunu da yazacaklar.

Atatürk güneşinin yeniden doğuşunu da yazacaklar.

“Sivas’ın on yedinci, karanlığın sekizinci yılında Atatürk güneşi yeniden doğdu. Güneş Ulusal Parti’nin altı ışınlı güneşiydi. Bu güneş, her şeyi değiştirdi. Bir daha 2 Temmuzlar olmadı. Ulusal direniş bir milleti diriltti. Şeriatçı ve ırkçı faşizmi yendi.” diyecekler.

Yeter ki biz doğru noktada durmasını ve ulusal direnişi örgütlemesini bilelim…


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


guzel yazi sivasi yakanlar fransada cirit atiyor onu yakalip idam etmeleri lazim.Sanık Cafer Erçakmak'ın Fransa'da olduğu ortaya çıktı.Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin müzekkeresine cevap veren Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sivas'ta 37 kişinin öldürülmesi davasının ''Kırmızı Bülten'' ile aranan firari sanığı, eski Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak'ın ''Fransa'da ikamet ettiğine ilişkin kaydın, Emniyet Genel Müdürlüğünden alınan idari kayıtlardan tespit edildiğini'' bildirdi.

Anonim, İstanbul
22 Haziran 2010


sayın Kaya Ataberk, Güzel ve anlamlı bir yazı... Sağ olun... görüşmek üzere...
saygılar

Murat Pira, İzmir
21 Haziran 2010


Hepimiz bu güneş ile birlikte yeşereceğiz ve çoğalacağız.

Emrullah, Manisa
21 Haziran 2010


harika bir yazı  olmuş eline emeğine sağlık aklı hür düşünceleri hür bir yazı

Alp Soya, İstanbul
21 Haziran 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40