![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Küresel bir politik ve askeri analiz yaptığımızda, Davos Zirvesi’nde yaşanan “one minute” krizi Türkiye’de, özellikle AKP muhalefeti tarafından, seçim taktiği olarak yorumlanmıştı. Oysa biz bu yoruma karşı çıkarak AKP’nin İsrail’in en yakın müttefiki ve Avrupa Birliği’nin fatihi olarak %47 oy aldığını, Tayyip Erdoğan’ın aktör güç olarak AB ve İsrail’le ilişkilerindeki etkinliğini öne çıkarmıştık. Bunun tersi klasik Erbakancı söylem, Doğu ve Arap dünyasındaki islamcı söylem, %10’ların altında kalan bir oy potansiyeline sahipti. Bu gerçeği göz önüne aldığımızda Davos fatihi olarak AKP kadrolarının Tayyip Erdoğan’ı karşılamaları gerçekte şovdan öteye gitmemişti. Strateji ve taktik olarak bu olayı çözümlediğimizde Tayyip Erdoğan’ın İsrail ile kitle iletişim araçları önünde ipleri koparmaya denk düşen bu söylem seçim yatırımı olamadığı gibi Türkiye’deki önemli bir yol ayrımının dışa yansımasıydı. Bu konuyu o gün ayrıntılı olarak “Amerikan Başkanları”, “Başkanın Adamları” ve bunu takip eden “Obama’nın Adamları” isimli yazılarımla TÜRKSOLU’nda ayrıntılı bir analiz yapmıştım. Bu analizde Bush’un neocon kadroları, bir başka ifadeyle Bush’un Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı da dahil olmak üzere, Ortadoğu projesini belirleyen stratejistler ve kadrolar Obama tarafından emekli edilmişti. Bunun anlamı İsrail eksenli bir dış politikayı esas alan Bush ve neoconların politakalarından farklı olarak Obama yeni bir stratejik çizgiyi oluşturma çabasına girmiştir. Bu çabayı genç kuşak stratejistlerden Thomas Barnett’in formüle etmiştir. Bu formülizasyon Amerika-İran eksenli bir ?ii Hilali oluşturma projesi olarak ifade edilmiştir. Bu çizgi doğal olarak Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” ve Brzezinski’nin “Ortadoğu Balkanları” tezinden farklı bir çizgiyi içeriyordu. Bu söylemde Ahmedinejat’ın İstanbul’u ziyareti, Bağdat’ı ziyareti, New York’u ziyareti Amerika’nın İran’la olan ilişkilerinin yeniden kurulması amacına yöneliyordu. Bu durum “Türk-İran İttifakı” başlıklı yazımda Ahmedinejat Türkiye’ye geldiğinde “gerek Tayyip Erdoğan’ın Ahmedinejat’ı çağırışı gerekse Ahmedinejat’ın Türkiye’ye gelişi Amerika’yla olan ilişkisinin yeniden biçimlendirilmesini yansıtmaktadır” diye tarafımdan belirtilmişti. AKP döneminde Yahudi para sermayesi ile ilişkiler arttı Türkiye’de AKP iktidarının döneminde Yahudi para sermayesiyle olan girik ilişkiler en gelişmiş dönemini kapsamaktadır. Güneydoğu’daki GAP arazilerinin İsrail ve Yahudi para sermayesine bağımlı şirketlerce işletilmesi, bankaların Yahudi sermayesinin eline geçmesine karşı ulusalcıların tepkisine Tayyip Erdoğan’ın cevabı, “sermayenin dini olamaz, bu gericiliktir” diyen söylemi, ekonomik gerçeğin inkar edilmez bir yanıdır. Keza Arap sermayesinin önünde ve büyük bir yoğunlukta Yahudi sermayesi Türkiye’de AKP döneminde etkin olmuştur. Hatta AKP’nin üç kurucu isminden biri olan Abdüllatif ?ener, Galata Port projesine yani Yahudi sermayesine karşı bir tavır aldığı için AKP’den ayrılma noktasına kadar gitmiştir. Ekonomik düzlem AKP ve Yahudi sermayesi ve İsrail ilişkisinin bu ekonomik temeline karşılık politik yapıda keskin bir çelişkiye düşmüş olmaları, kaba bir analizle mümkün görülmemektedir. Politikanın görece özerkliğini kabul etsek de bu ekonomik zorunluluklardan kopuk bir özerklik olamaz. O zaman nedir bu sorun diye sorduğumuzda Tayyip Erdoğan’ın “one minute” konuşmasındaki tepki İsrail ile AKP arasında görünüşte Hamas’tan kaynaklanan ama daha derinliği olan bir çelişkiyi yansıtmaktadır. Obama çizgisinde Türk-İran ittifakı Bu da Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu Projesi’nden Obama’nın seçimiyle dışlanmasını getiren bir süreç olarak algılanabilir. Bu süreç Obama’nın biraz önce vurguladığımız gibi yeni bir biçim verme projesinin yansımasıdır. Yani Tayyip Erdoğan, Obama’yla İsrail arasındaki İsrail’i bir Amerikan alternatif projesi olarak ele alan projede yeni bir aktör, güç olarak Ortadoğu’da öne çıkması projesini yansıtmaktadır. Bu da İsrail açısından Tayyip Erdoğan’ın dışlanması anlamını taşımaktadır. Obama’nın İsrail’le olan ilişkisi Bush dönemindeki İsrail eksenli İsrail’in tek akör güç olduğu bir Ortadoğu projesi yerine İsrail’in alternatif bir proje olarak ele alınmasıydı. Bunun yanında diğer alternatifleri de taşıyan Obama’nın projesine karşı bir duruş İsrail tarafından sergilenmiştir. Tayyip Erdoğan’ın İran’la olan ilişkilerin geliştirilmesi Türkiye-İran ittifakı anlamında Amerika’nın bu yeni çizgisi gözönüne alınmadığında sistem karşıtı bir çizgi olarak ele alınabilir. Oysa “Türkiye-İran ittifakı” yazısında vurguladığımız gibi bu yakınlaşma Obama’nın çizgisi olarak ortaya çıkmış bir süreç olarak görülmektedir. Bu sürecin çok belirgin bir şekilde açığa çıktığı ve önemli bir karşı duruşla karşılandığı bir süreç geçen haftalarda ortaya çıkmıştır. Yani “Yol ayrımında Türk jeostratejisi” isimli yazımda vurguladığım süreci geliştirdiğimizde Türkiye-İran nükleer enerji projesinde aktif bir rol alarak zenginleşmiş uranyumun Türkiye’de saklanmasını kabul eden bir anlaşmayı İran ile birlikte imzalamıştır. Buna destek veren bir diğer devlet başkanı ise Lula’dır. Eski bir antiemperyalist yapısalcı teorisyen olan Lula Brezilya’da iktidara geldikten sonra “tüm yazdıklarımı unutun” diyerek yeni bir lider profili çizerek geçmişiyle arasına bir çizgi çizmiştir. Türkiye, İran, Brezilya ittifakının mimarı Obama’dır
Bu denklemde Ahmedinejat, Lula ve Erdoğan’ı birlikte resmettiğimizde karşımıza sanki Antiamerikan sistem karşıtı bir politik eksen oluştuğunun sanısını veren bir görüntü çıkmaktadır. Oysa Obama’nın yeni politikası, yani Thomas Barnet’in baştan beri yazılarımda vurguladığım, sisteme entegre olmuş ve olması gereken 3. kuşak küresel devletler içine alınan Brezilya, Türkiye, İran tezi, Obama’nın Barnet’ten uygulamaya geçirdiği bir projedir. Bu durumda İsrail’in Ortadoğu’daki rolünün azalması nedeniyle, İsrail kesinlikle ekonomik ilişkilerin dışında ve ekonomik ilişkilere rağmen politik bir tercih ile Tayyip Erdoğan’a karşı bir yönelime gitmiştir. İsrail’in söylemi Türkiye’ye karşı değil Erdoğan’a karşı söyleme indirgenmiştir. Bu politik söylem giderek keskinleşmiş ama İran, Türkiye ve Brezilya, bir başka ifadeyle Ahmedinejat, Erdoğan, Lula çizgisi olarak abartarak altını çizdiğimiz çizgi, Obama’nın çizgisidir. Bu söylemi Obama, Lula, Ahmedinejat, Erdoğan çizgisi adıyla Yeni Ortadoğu Projesi’nde yeni bir strateji olarak ifade etmek mümkündür. Yahudi tepkisi ve Obama’nın klasik BOP’a dönüşü Tayyip Erdoğan’a ve Lula’ya Ahmedinejat’la anlaşma yapması için yazılı verdiği mektuba rağmen görülen büyük İsrail tepkisi ve Yahudi sermayesi tepkisi nedeniyle Obama’nın bu resimden çıktığı geçen hafta görülmüştür. Bu durumda Obama tarafından ileri sürülen bu yeni çizgiye karşı İsrail’in ve Yahudi para sermayesinin tepkisi nedeniyle klasik Amerikan eksenli Büyük Ortadoğu Projesi’ne dönmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle de Amerikan desteğini yitiren Ahmedinejat, Erdoğan çizgisi Birleşmiş Milletler’de İran’a amborgoyla devre dışı bıraktırılmıştır. Bunun Türk politikasına yansıması da geçen haftalarda gündemde yer alan CHP’nin başkanının değişmesi rüzgarıdır. Bu rüzgarı “Obama’nın Adamları” isimli makalede Tayyip Erdoğan’ın Bush’un Neoconlarıyla birlikte tasfiye edilmesi durumunda iktidar alternatifi olarak yeni CHP çizgisinin Amerika tarafından destekleneceği şeklinde ifade etmiştik. Ilımlı laikliğin ılımlı islama karşı yerini alması sözkonusudur. Bunu iki yıl evvel vurguladığımız gözönüne alınırsa ve geçen haftalarda CHP yapılanmasında gerçekleşen değişiklikle stratejinin uygulanması devam edegelmektedir. Fakat burada paralel bir diğer çizgi de, İran-Türkiye alternatif çizgisi de, vurgulanagelmiştir. ABD rüzgarı AKP’den CHP’ye geçti Ahmedinejat ve Tayyip Erdoğan çizgisinin geçen hafta strateji dışı kalışı ile CHP’deki iktidarın değişimi birbirine paralel giden iki projeden CHP’ye yönelik teveccühün Amerika’da arttığı görülmektedir. “Obama’nın Adamları” isimli yazıda altını çizerek Tayyip Erdoğan’ın dışlanacağını ve yerine ılımlı CHP’nin iktidar olabileceğini vurguladığımızda Tayyip Erdoğan’ın buna karşılık olarak Türkiye’nin çadır devleti olmadığının altı çizerek “Biz %47 oyla geldik ve bizi kimse yerimizden edemez” şeklinde meydan okumuştu. Oysa AKP Kürt açılımı ile daha önce Güneydoğu Anadolu’da Nakşi ve ?afi oylarını alarak PKK’ya karşı seçim alternatifi olarak görülmüştü. Oysa son yerel seçimlerde açığa çıkan durum AKP’yle paralel giden Nakşi-?afi Barzanici kitlelelerin PKK çizgisiyle BDP içinde bir koalisyon yaptığı ve bu koalisyon sonucu AKP’in Güneydoğu’da tabanını kaybettiği ortaya çıkmıştır. Bir başka deyişle, AKP’ye borç olarak verilen ?afi-Nakşi oyları AKP’den alınarak birleşik Kürt ittifakına yönelmiştir. Bu dönemde, hatırlanacağı gibi Tayyip Erdoğan’a gösterilen tepkiler nedeniyle Tayyip Erdoğan’ın sert bir çıkışla “ya sev ya terk et” anlamına gelen söylemi tartışılmıştır. Güneydoğu’daki Kürt oylarını kaybeden AKP’nin Kürt açılımı’na hız vererek bu oyları geri alabileceği sanısı açılım sürecinde tersine bu sürece karşı çıkan Baykal’ın CHP’sini kuvvetlendirmiştir. Ve Baykal’ın CHP’sindeki bu kuvvetleniş AKP çizgisine ve AKP pratiğine karşı duran ve bu karşı duruşla biçimlenen bir CHP söylemi, Kürt açılımı’na karşı duruş, federasyon ve bölünmeye karşı duruş, etnik temelli politikaya karşı duruş CHP’yi Baykal’ı hayatının en ulusalcı çizgisine getirmiştir. Bu ulusalcı çizgisi nedeniyle geçmişte Baykal’ı “demokrat” kimliğiyle alkışlayanlar Baykal’a karşı bir cephe oluşturmuş ve Baykal’ın gidip yerine Kılıçdaroğlu’nun gelmesiyle AKP’ye alternatif bir gücün ortaya çıkacağı medyanın bir kesiminde, tüm gazetelerin sayfaları ve televizyonların prime timelarında yerini almıştır. Bu CHP’deki ulusalcı çizgi yükselişi ve ulusalcı söylemler yeni yönetim tarafından da benimsenerek CHP’yi iktidara alternatif bir konumda seçimlere götürme çizgisi ve statretejisi Kılıçdaroğlu’nun başkanlık konuşmasında ortaya çıkmıştır. Bu durumda AKP’nin bu rüzgarı çevirbilmesi konjonktürel olarak mümkün değildir. Bir başka ifadeyle AKP’nin bu rüzgarı çevirebilmesi, Obama’nın çizgisini değiştirmiş olması nedeniyle, imkansızdır. AKP’nin son hamlesi: Yardım gemilerine İsrail’in saldırtılması
Buna rağmen AKP tarafından İstanbul Belediyesi’nden İHH’ya hibe edilen gemi ile Hamasçı militan çizgiye paralel çalışan İslamcı militan kadroların yönetimindeki yardım operasyonu örgütlenmiştir. Bu yardım operasyonunun İsrail saldırısıyla ölümlü sonuçlara ulaşması tüm İsrail’e karşı genel bir tepkiyi ortaya çıkarmıştır. Bu tepkinin oluşturacağı rüzgar ile AKP’nin iç politikadaki değişen trendi geri çevirme çabaları Obama’nın İsrail yanlısı tutumu nedeniyle başarısız kalmıştır. İsrail, “one minute” olayındaki Tayyip Erdoğan’ın meydan okumasına “siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” sözünü ispatlarcasına onlarca kişiyi yaralayıp öldürmüştür. Bu saldırı sivil toplum kuruluşları aktivistlerinin eylemeleri ile mukayese edildiğinde ortaya bambaşka bir tablo çıkar. Green Peace sözcüsü, kendileri benzer duruma düştüklerinde aldıkları tavrı şöyle özetliyor: “Biz gemilere yapılan saldırılara aktif olarak cevap vermeyiz, yani pasif kalırız ellerimizi kaldırırız ve hiçbir şey yapmayız”. Buna karşılık İHH gemisindeki sivil toplum kuruluşlarının aktivist çizgisinden çok farklı olan militan bir tavır gösterdikleri açıktır. Bu militan tavır ideolojik örgütlerin tavrıdır. Buradaki ideoloji Hamas’ın İslamcı ideolojisidir. İsrail’in yayınladığı kaynaklara değil bizzat direniş gösteren kadroların anlattıklarına bakarsak, militan direnişle altı kadar İsrailli komandonun silahlarının alınarak esir edildiği görülür. Bunun askercil analizi şöyle yapılabilir. Bu direniş, yani altı kadar askerini kaybetmiş bir birliğe karşı yapılan direniş, silahlı saldırıyı da tetiklemiş olabilir. Buradan çıkan sonuç şudur: İsrail’e karşı Gazze ambargosunu kırmak için yola çıkan bu gruplar, İsrail’i bu kanlı saldırıya yöneltmişlerdir. Ve böylelikle Obama’nın İsrail yanlısı politikasının terkedilmesine dünyada ve Avrupa’da İsrail yanlısı ve İsrail’i esas alan Büyük Ortadoğu Projesi’nin zayıflatılması ve terkedilmesi sonucuna varılmasına çalışılmıştır denilebilir. Ama neticede Amerika’nın sessiz kalması, Türk dış politikasının başarısı olarak söylenen olgu, İsrail tarafından gemide esir alınan gönüllülerin, aktivistlerin, militanların, ölü ve yaralıların Türkiye’ye Türk uçaklarıyla getirilmesidir. Oysa İsrail sözcülerinin gemiyi ele geçirdiklerinde ilk yaptıkları işin aktivistlerin 72 saat içinde İsrail’den sınır dışı edilmelerini gönüllü olarak kabul etmelerini isteyen belgeleri imzalatmak olduğudur. Buna karşı aktivistlerin bu belgeleri imzalamıyacaklarını ve Gazze’ye gideceklerini, İsrail’i terketmiyeceklerini vurgulayan ifadeleri televizyonlarda izlenmiştir. Yeni stratejik çizgi: AKP’siz Türkiye Biraz bu ölümler ve saldırılar üzerinden zaman geçip soğukkanlılıkla izlendiğinde İsrail’in Türkiye’de eksen olma iddiasında olan Türkiye ve İran’da işbirliğiyle öne çıkmak çabasında olan Obama tarafından da startejik olarak desteklenen iki ülkesinden birine verilen sert bir cevap ortaya çıkacaktır. Bu cevap Türkiye’deki onlarca kişinin yaralanması on kişinin öldürülmesine karşılık Türkiye’nin özür ve canlara karşı tazminat istemekten başka bir hedefi olmadığını dünyaya ve Ortadoğu’ya göstermek İsrail’in taktik bir başarısı olarak görülme şanssızlığını ortaya çıkacaktır. Burada asıl önemli olanı İsrail’de Gazze yerleşimcilerine Gazze’den çıkarılmasını isteyen Obama’ya karşı tavır alan İsrail yönetimi ile arası soğuk olan Amerika yönetiminin bu kadar öldürmeden ve el koymadan sonra İsrail’e karşı bir tavır göstermiş olmasıdır. Daha önce Obama tarafından İsrail’e gösterilen tavrın bugün gösterilememiş olması, Obama çizgisinin bizzat Obama tarafından terkedilmek zorunda kaldığının kanıtı olarak yansımaktadır. Bir başka ifadeyle İsrail Başbakanı’na Amerika’nın Gazze’deki politikasına uymadığı için tepki gösteren Oboma’nın, bugün İsrail’e bu kan dökücü eylemi karşısında bile ses çıkarmamış olması acıdır ama politik açıdan Obama’nın çizgisinin değişimini yansıtmaktadır. Yani Obama Bushlaşmaktadır. Obama, Türkiye ve İran ittifak çizgisini amborgo ile kenara atmaktadır. Diğer taraftan ise İsrail’in “Türkiye’yle bir sorunumuz yok ama Tayyip Erdoğan’la sorunumuz var” söylemiyle Tayyip Erdoğan’sız bir AKP veya AKP’siz bir Türkiye iktidarın İsrail ve Amerika tarafından yeni stratejik bir çizgi olarak Ortadoğu’da geliştirilmeye başlandığının birçok yansımaları son haftalarda belirgin bir resme dönüşmüştür.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||