![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İnan Kahramanoğlu
Nâzım Hikmet bütün dünyada “Büyük Türk şairi” olarak bilinir. Ancak Türk olmanın adeta yasak haline getirildiği bugünkü ideolojik iklimde, Nâzım’ın Türklüğünden bahsetmek başlı başına cesaret isteyen bir iş ne yazık ki. Nâzım’ın yaşamı, mücadelesi, eserlerine sinen yurtseverlik duygusu ve ölüme giderken bile onu yalnız bırakmayan vatan hasreti, Nâzım’ın Türk milletine ait bir devrimci değer olarak kabul edilmesi için sayısız kanıtı barındırsa da bugüne kadar Nâzım Hikmet ve Türk sözcüklerini aynı cümle içinde kullanmak bile mümkün olmadı. Türkiye’nin sağcı güçleri ile onların ikiz kardeşi vatansız solcuların çizdiği portre içinde Nâzım vatansız, milliyetsiz, Atatürk ve cumhuriyet karşıtı bir “komünist” olarak gösterildi. Ve bütün dünya Türk şairi Nâzım’ın önünde eğilirken Nâzım o çok sevdiği Türk dilinde, Türkçede yasaklandı yıllarca. Bütün bunlar yetmezmiş gibi vatandaşlık hakkı bile elinden alındı ve yıllarca süren bir zorunlu sürgünle vatanından koparılarak, memleket hasretiyle bu dünyadan göçtü Nâzım. Anadolu’da bir köy mezarlığına gömülme hayali hâlâ gerçekleşmeyi bekliyor ve 2010 Türkiyesi’nde Nâzım hâlâ vatanına hasret. Ve ne kadar hazin; 2010 Türkiyesi’nde Nâzım Hikmet’in bir Türk şairi, bir Türk vatanseveri olduğunu ancak bir Kürt ırkçısı söyleyebiliyor! Söylemekle kalmıyor, adeta kin kusuyor Kürt ırkçısı; “Nâzım Hikmet: Kürt ulusunun yok sayılmasına, yok edilmesine, trajedi derecesinde uzun sürece yayılan ve uygulanan soykırımı görmezden geldin. Egemen ve hakimiyet kurmak isteyen Kuvayilere methiyeler dizdin. Onların atlarına, paşalarının ‘çakmak çakmak gözleri’ne hayranlığını dizelerinde işledin… Ancak Rum sürgününü, Ermeni, Pontus, Kürt, Alevi, Êzidi, Asuri, Laz vs. inkarı ve soykırımını görmek istemedin, suskunluğa düştün. Atatürk’ün, Mehmet Akif Ersoy’un, İstiklâl Marşı’nın, Çanakkale’de şehit düşen dayının ‘Türklük Gururu’nun akışına kendini kaptırdın, birilerinin sevdalısı oldun.”(Hüseyin Can, İttihatçı-Kemalist İdeolojiden Kurtulamamış Sosyal Şoven TKP’nin Üyesi Bir Şair: Nâzım Hikmet ve Kürtler, Pêrî Yayınları, Nisan 2010) Türkiye’yi istila eden, Türk Solunu yıllardır kuyruğuna takarak yok olmanın eşiğine getiren Kürt ırkçılığının, kendi ülkesinde Türkleri nasıl bir baskı ve sindirmeye maruz bıraktığına bundan güzel kanıt mı olur? Nâzım ve Kürtler Kürtlerin, bugüne kadar neredeyse bütün sol kesimlerin ortak değer olarak sahiplendikleri Nâzım’a bu denli arsızca saldırmaları bir açıdan da olumlu olmadı değil. Kürtlerin Nâzım’ı reddetmesi ve onu bir Türk milliyetçisi, hatta daha da ileri giderek bir Türk ırkçısı olarak suçlamaya kadar varan saldırıları, Nâzım’ın vatansever kimliğini kanıtlamak için girişilecek büyük bir çabayı da gereksiz kılmış oldu. Gerçekten de Nâzım’ın gençlik çağındaki şiirlerinden tutun da ölümüne dek ortaya koyduğu bütün eserlerinde “Türklük”, “Türk milleti” ve “Türkiye” temaları hâkim oldu. Nâzım bugünkü sözde solun aksine bırakın Kürtçülük yapmayı Kürtlerle ilgili neredeyse tek kelime yazmadı. Bugün PKK kuyrukçuluğunu solculuk zanneden çevrelerin Türk milletine saldırmak için kullandıkları argümanların herhangi birini de kullanmadı Nâzım. Bugünün sahte solu, cumhuriyet tarihine baktığında Varlık vergisinden 6-7 Eylül olaylarına, Ermeni soykırımı yalanlarından, Dersim ve Şeyh Sait gibi gerici isyanlarda Atatürk’ün aslında bir katliam yaptığına değin pek çok çarpıtma görür. Oysa sözü edilen olayların yaşandığı yıllarda Nâzım Hikmet sosyalist mücadelenin en önünde çarpışan bir devrimci militan ve şair olarak kavganın tam göbeğindedir ama bu olayların hiçbirisini bugünkü sahte solcular gibi değerlendirmez. Hatta bu olaylardan bahsetmez bile. Nâzım’ın gündeminde “Bağımsız Türkiye” ideali, “Antiemperyalizm”, “Amerikan karşıtlığı” ülkedeki “işbirlikçi sağ” iktidarlar gibi bugünkü solun yanında bile geçmek istemediği konular vardır. Nâzım’ın şiirlerinde Kürtlerin Türklerden ayrı bir ulus oldukları gibi safsatalar da yer almaz. Nâzım ne bir Kürt dilinden bahseder ne de bir Kürt kültüründen ve uygarlığından. Ama Ermeni soykırımı iddiaları söz konusu olduğunda Nâzım bu olayı es geçmez ve Kürtlerden bahseder. Orhan Pamuk’lar “Türkler, Ermeni ve Kürtleri kesti” diyerek Nobel ödülünü cebe indirirken, Nâzım, Türk milletinin üzerine atılmaya çalışılan soykırımcı iddialarını yanıtlar ve Ermenileri “kesen” birileri varsa onların da Kürtler olduğunu söyler: “affetmedi bu ermeni vatandaş Nâzım ve Türkler Kürtlerden bahsetme gereği bile duymayan Nâzım çok doğal olarak Kürtlerin bir “ulusal kurtuluş mücadelesi” verdiklerinden de bahsetmez. Nâzım’ın büyük bir bağlılıkla ve her fırsatta andığı “memleket”i Türkiye’dir ve Türkiye’de de Türkler yaşar. Ama Nâzım’ın dizelerinde Türklerin Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin en eşsiz anlatımı ortaya çıkar. Nâzım Türk Bağımsızlık Savaşı’nı anlatan Kuvayı Milliye Destanı’nda emperyalizme karşı Milli Mücadele’ye giren Türk işçisinin, Türk köylüsünün, sıradan ve yoksul Türk insanının destansı öyküsünü yazar. Kambur Kerim’ler, Karayılan’lar, Arhavili İsmail’ler vardır Nâzım’ın Kuvayı Milliye Destanı’nda, ama ne hikmetse “Türklerle birlikte Kurtuluş Savaşı’na katılan Kürtler”den hiç söz etmez Nâzım! Sadece destanını yazmakla da kalmaz; daha 18 yaşında, milliyetçi bir Türk genci olarak, ailesi başta olmak üzere her şeyini bir kenara bırakır ve Milli Mücadele saflarına katılmak için işgal İstanbul’undan kaçarak Anadolu’ya geçer. Ancak Nâzım’ın vatan ve millet sevgisi sadece onun gençlik dönemine özgü de değildir. Genç milliyetçi Nâzım doğru yolu, milliyetçi fikirlerini Sovyetler’de edindiği sosyalist fikirlerle yoğurarak bulduğunu, 1961’de, ölümünden iki yıl önce şöyle anlatır: “18 yaşında Anadolu’ya geçtim. Ulusumu ve savaşını yakından tanıdım. Cılız atları, tarih öncesi devirden kalma silahları ile açlıkla, bitlerle de savaşarak, İngilizlerin ve Fransızların desteklediği Yunanlılara karşı koyuyordu. Şaşırmıştım. Korkmuştum. Ulusumu sevdim, hayran oldum. Artık başka türlü şiir yazmam gerektiğini anladım. Fakat beceremedim bir türlü. Doğru yolu bulabilmem için Sovyetler Birliği’ne geçmem gerekliymiş anlaşılan.” Nâzım Sovyetler’de vatan hasreti çekerken bile Türkiye’deki sorunlarla ilgilenmiş ve en kavgacı siyasi şiirlerini en güzel Türkçeyle ve Türkçe’yi yücelterek ortaya koymuştur: Adnan Bey Adnan Menderes’in “atın şu komünisti vatandaşlıktan” talimatıyla vatandaşlıktan çıkarıldığını duyduğunda ise onu vatan hainliğiyle suçlayan vatan hainlerine şöyle yanıt verecektir Nâzım: “…Çünkü biliyorum Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından -hey gidi dünya- çıkarılmışım. Beni Türklükten, halkımın evladı olmaktan, milletime ölümsüz bağlı bulunmaktan kimse, hiçbir kuvvet çıkaramaz, ayıramaz.” Nâzım’ın solculuk dersi Nâzım’ın Türkçülüğü Türk Solunun o dönemki geleneksel milliyetçi tavrının ne önünde ne de gerisindedir. Mustafa Suphi’lerin Rusya’da kurduğu Türkiye Komünist Partisi’nin kendisini feshedip Türk Bağımsızlık Savaşı’na katılmak için yurda dönüş yaptığı andan itibaren Türkiye topraklarında bir Türk Sosyalizmi doğmuştur ve Nâzım bu çizginin bir takipçisi olarak ölünceye kadar hem bir Türk yurtseveri, hem de bir Türk Sosyalistidir. Ancak tıpkı bugün olduğu gibi o günlerde de bu Ulusal Sol çizgiye sağdan ve soldan karşı çıkanlar vardır. Ve Nâzım onlara bugünü de yanıtlayan şu cevabı verecektir: “Sosyalist şair olmak, yani memleketini ve halkını en çok seven, memleketinin ve halkının en mamur olmasını isteyen şair olmak, neden kusur olsun ve bu neden olayı Türklük şuuruyla uygun düşmezmiş? Ah, bir kere, bir saniye olsun, memleketini bir sosyalist şairin sevdiği gibi sevmesini, bir sosyalist şairdeki Türklük şuuru gibi bir şuura sahip olmasını öğrenebilseydiler.” Türklük şuuruyla sosyalizm davasını bileştiren Nâzım bunu şiirinde de en güzel şekilde anlatacaktır: Türkiye işçi sınıfına selam, Nâzım’ın milliyetçilikle sosyalizmi, emekçi sınıfların mücadelesi ile ulusal mücadeleyi birleştirmesini sağlayan şey O’nun antiemperyalist kavrayışıdır. Ve Nâzım Türk Bağımsızlık Savaşını da bu eksende değerlendirmekte ve sahiplenmektedir. “Orhan Selim” takma adıyla Akşam gazetesinde yazdığı bir makalede bunu şöyle açıklar: “Türkler ancak antiemperyalist olanların dostluklarından şüphelenmezler. Türkiye’nin en büyük hususiyetlerinden birisi de bir antiemperyalist kavgayı kazanmış olmasıdır.” Harp Okulu ve Donanma davalarında yargılanan Nâzım, burada yaptığı savunmada ise, Nâzım bu yargılamalar yüzünden Türkiye’den ayrılmak zorunda kalıp Sovyetler Birliği’ne geçince, yaptığı ilk şeylerden birisi Azerbaycan’daki Türk kardeşlerini ziyaret etmek olacaktır. Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Rızayev, bu ziyaret üzerine daha sonra şu değerlendirmeyi yapacaktır: “Türkiye için Nâzım Hikmet belki de komünizmin, sosyalizmin bir simgesidir. Azerbaycan için Nâzım Hikmet, Türklüğün bir simgesiydi. Çünkü buraya geldiğinde ‘Türk’ sözcüğü yasak olduğu zaman, ‘ben Türk’üm, siz de Türk’sünüz, dilimiz bir. Kardeşiz. Aynı milletiz.’ derdi. O zamanlar Azerbaycan’da bu sözleri kullanmaya kimse cüret edemezdi. Ama Nâzım diyordu ve komünist olduğu için onu affediyorlardı.” Nâzım Türklerindir! Nâzım Türklüğünü ifade etmekten hiçbir zaman kaçınmadı. Üstelik de Türklük adına, vatanseverlik adına Amerikancılık ve sol düşmanlığı yapanlar kendisini hedef tahtasına koymuşken yaptı bunu Nâzım. Ve belki de bunun için bugün dünyada Türk ve Türklük dendiğinde ilk akla gelen birkaç isimden birisi oldu. Ve yine bunun için Türk düşmanlığının solcu olmanın gereği gibi gösterildiği şu günlerde Türk düşmanları yıllardır nemalandıkları Nâzım’ı reddetme noktasına kadar geldiler: “… Evet Nâzım Türk şairidir. Resmi Türkiye cumhuriyeti sınırları dahilinde onlarca ulus-milliyet-halk yaşasa da, egemen-ezen ulus konumunda bulunan Türk ulusu üzerine yoğunlaşmış, yazmış; ürünlerini bu ulus ekseninde vermiştir. Ki Nâzım Türk şairi olmaktan çok büyük haz almış; katıldığı pek çok toplantıda bu özelliğini özellikle belirtmiştir. Ne var ki bununla övünse de, söz konusu övgü ve gururun ulusalcılık anlamına geldiğini ve burada bir ‘zayıf’ nokta’ olgusunun var olduğunu gören-idrak eden kimileri bu noktayı önemsiz göstererek, geçiştirmektedirler. ‘Herkese ait olduğu’ şeklinde bir genelleme yapılarak, Nâzım’ın Türk olmayan ulus ve milliyetlere de ait oluğu fikri işlenmektedir. Çok keskin proleter enternasyonalist sözlerle cilalanıp ileri sürülen bu düşüncenin esasında inceltilmiş bir milliyetçi dayatma olduğu gayet açık ve nettir. Özetlemek gerekirse, Türk şairi Nâzım, Kürt şairi Nâzım olamaz!” (Hüseyin Can, Nâzım Hikmet ve Kürtler) Kürtler çıkıp açıkça “Nâzım Kürtlerin değil, Türklerin şairidir” dedikten sonra fazla söze ne hacet! Nâzım Türklerindir!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||