![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Özgür Erdem
İskenderun’da Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Deniz İkmal Komutanlığı’na yönelik PKK saldırısında 7 askerimiz şehit düştü. Ama Gazze’ye giden gemilere yönelik İsrail saldırısı nedeniyle İskenderun’da yaşanan bu terörist saldırı unutuldu gitti. 4 Türk’ün öldüğü Gazze yardım gemileri için dünyayı ayağa kaldıran AKP, 7 askerimizin şehit düştüğü bu saldırıyı geçiştirmeye kalkıştı. Hatta daha da ileri gittiler, olayın ardında İsrail olduğunu söylediler ve PKK’nın adını bile ağızlarına almadılar. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik şu açıklamayı yaptı: “Bir başka terörist saldırı maalesef İskenderun’da askeri birliğimize yapılmıştır. Yapılan bu saldırıyı nefret ve şiddetle kınıyoruz. Bu iki saldırının eş zamanda olmasının tesadüfi olmadığını düşünüyoruz.” Hüseyin Çelik aklı sıra iki saldırının bir tesadüf olmadığını söyleyerek PKK’yı sorumlu tutmuyor, suçu İsrail’in üstüne atıyor. Halbuki Çelik bu açıklamaları yaptığı sırada PKK saldırıyı çoktan üstlenmişti. Hatta 2 gün sonra aynı yerde bir saldırı daha gerçekleştirdiler. AKP bunu da görmek istemedi. İşin ilginci, AKP’yi devirecek lider olarak ortaya çıkan Kılıçdaroğlu da bu meselede AKP’yle aynı tavrı aldı. O da İskenderun’daki saldırının ardında İsrail olduğu propagandasına girişti ve böylece PKK’nın sorumluluğunu görmezden geldi. Zaten Dersim isyanında Atatürk’ü suçlu bulan, genel af ilan ederek Apo’yu da serbest bırakacağını söyleyen Kılıçdaroğlu’ndan PKK’yı kınamasını bekleyemezsiniz. Bakın, aynen BDP’liler gibi, iş PKK’yı kınamaya geldi mi, nasıl da konuyu değiştirip kıvırıyor! İran’dan öğrenin: Asıl askeri tehdit Kürt bölücülüğü! İskenderun saldırısının böyle üzerinin örtülmesi şu soruyu gündeme getiriyor: Türkiye’yi askeri olarak asıl tehdit eden kim? Kürt ölücülüğü mü, İsrail mi? Şüphesiz İsrail Ortadoğu için de Türkiye için de büyük tehdit. Ancak en büyük tehdit size silahını doğrultmuş olandır. Bu stratejik gerçeği en iyi bilenin İran olduğu geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı. Nasıl mı? Herhalde İran’ın İsrail karşıtlığını kimse sorgulayamaz. Ahmedinejad’ın ne kadar İsrail karşıtı olduğunu tüm dünya biliyor. Üstelik, Tayyip gibi Davos’larda esip gürleyerek değil gerçekten İsrail karşıtlığı yapıyor. Bırakın AKP gibi İsrail’le askeri tatbikatlar yapmayı, ticaret ortağı olmayı, İran İsrail’in baş düşman ilan ettiği bir ülke. Hatta İsrail şu günlerde ABD ile birlikte Basra Körfezi girişinde tatbikatlar yapıyor. Hedefin İran olduğunu da belirtmekten kaçınmıyor. Peki İran, İsrail kendisine karşı savaş tatbikatı yaparken ne yapıyor? Tayyip gibi İsrail’e atıp tutuyor mu? Yani öncelikli tehdit olarak İsrail’i mi görüyor? Hayır. Bölücü Kürt terörünün asıl büyük tehdit olduğunun bilincinde, PJAK ile savaşıyor. Hatta Tayyip Filistin’e giderken ölenler için ağlayıp PKK’nın şehit ettiği Mehmetçikleri unuturken, aynı günlerde İran Kandil Dağı’nda PJAK kamplarına baskın düzenliyor! Anlayacağınız Tayyip Türk Ordusu’nu İsrail’e göndermeye çalışırken İran kendi ordusunu Kandil’e Kürt örgütlerine karşı gönderiyor. En büyük ve öncelikli tehdidin Kürt bölücülüğünden geldiğini biliyor çünkü... PKK terörü arttı Kılıçdaroğlu ve AKP İskenderun’a yönelik saldırının aslında İsrail tarafından yapıldığı yalanını atadursun, PKK’lılar saldırıyı açıktan savunmaya başladı bile. Örneğin BDP’li Emine Ayna şu açıklamayı yaptı: “Ben İskenderun’da gerçekleşen eylemden şunu okudum. Artık bu savaş sadece Kürdistan’da olmayacak. Bu mudur hükümetin, Başbakan’ın istediği? Bu savaşın bütün Türkiye’ye yayılması mıdır? Zevk mi alıyor insanların ölmesinden, haklarının ihlal edilmesinden? Nedir derdi? Yeter artık. Bir çağrı yapıyorum herkese. Kürdüne, Türküne herkese çağrı yapıyorum: Öyle görünüyor ki, bundan sonra bir savaş gelişirse geçirdiğimiz 30 yıl gibi olmayacak.” Emine Ayna’nın bu açıklamasını çok iyi anlamak gerekiyor. Birincisi PKK’nın İskenderun saldırısını açıktan sahiplendiğini gösteriyor. İkincisi, PKK’nın bölücü terörist saldırılarının sadece “sözde Kürdistan”da yani PKK’nın güçlü olduğu Doğu ve Güneydoğu’daki kimi illerle sınırlı kalmayacağını söylüyor. Bu PKK’nın Türk milletine açık bir tehdidir. Ve maalesef PKK’nın son dönem saldırılarına bakıldığı zaman da bir gerçeği göstermektedir. Evet, gerçekten de PKK, etki alanını artırmak amacıyla son bir iki aydır saldırılarını Karadeniz’e, Akdeniz’e ve İç Anadolu’ya doğru yaymaya çalışıyor. Geçtiğimiz Aralık ayında Tokat Reşadiye’de 7 askerimizi şehit ettiler. Giresun’da birkaç saldırı düzenlediler. 27 Nisanda bir askeri araca düzenledikleri saldırıda bir astsubayımız şehit düştü. 25 Mayısta ise devriye gezen bir polis aracına saldırdılar, iki polisi yaraladılar. 17 Nisanda ise Samsun’da iki polis memurunu şehit eden bir saldırı gerçekleştirdiler. PKK’nın bu alan genişletme stratejisinin ürünü olarak başka saldırıları da oldu. Mart ve Nisan aylarında Kahramanmaraş’a bağlı Nurhak dağlarında Türk askeriyle pek çok kez çatışmaya girdiler. 30 Nisanda Tunceli-Nazımiye’ye bağlı Sarıyayla Karakolu’na yaptıkları saldırıda 7 Mehmetçiği şehit ettiler. 26 Mayısta ise yine Tunceli’ye bağlı Ovacık ilçesinde 4 teröristin öldüğü bir saldırı düzenlediler. İskenderun’daki saldırıdan 2 gün önce 29 Mayısta ise Hatay’da özel sektöre bağlı bir maden ocağına saldırarak 1 özel güvenlik görevlisini şehit ettiler, birini ise yaraladılar. Görüldüğü üzere, tam da Emine Ayna’nın da ifade ettiği gibi bir tablo söz konusu: PKK terör eylemlerini daha geniş bir coğrafyaya yaymaya çalışıyor. Hatay üzerinden Akdeniz’e, Tunceli ve Maraş üzerinden İç Anadolu’ya, Tokat ve Giresun üzerinden ise Karadeniz’e girmek istiyor. Kürtlerden iç savaş tehdidi! Ancak PKK’lıların Türk milletine tehdidi bununla sınırlı değil. Apo, cezaevinden avukatları aracılığıyla 14 Mayısta yaptığı açıklamada şu tehditleri savurdu: “Dört yıl önce elimi birçok şeyden çekmiştim, ancak barışçıl bir çözüm ihtimali için yine elimden geleni yaptım. Bundan sonra bunu yapmayacağım. 31 Mayıs’a kadar bekleyeceğim. Bu zamana kadar olumlu bir gelişme olmazsa artık hiç bir şeye karışmayacağım.” Apo, bölücü terörün kent merkezlerine kadar yayılacağını da söyledi: “Kim, ne yapacaksa, kendi kararlarıdır. Orta yoğunluktaki bir savaştan söz ediliyor, bunun şöyle bir tehlikesi var: böyle bir savaş gelişirse bu sadece öyle dağla da olmaz, şehirlerde de bunun etkisi çok büyük olur. Şehirlerdeki serhıldanlar kent isyanlarına dönüşebilir. Her şehirde büyük katliamlar da gelişebilir. Halkımız bunu bilmeli ve buna hazırlıklı olmalıdır.” Tabii teröristbaşı bunları söyleyince, destekçileri de Türk milletini aynı tehditlerle sindirmeye kalkıştı. Örneğin, Diyarbakır Barosu eski Başkanı Sezgin Tanrıkulu Taraf gazetesinde Neşe Düzel ile yaptığı söyleşide Apo’nun sözlerini şöyle yorumladı: “Şiddet tekrar başlayacak demektir bu. Örgütün diğer kadroları da şöyle düşünüyor zaten. ‘Biz bu kadar bekledik. Hiçbir karşılığı olmadı bu beklemenin. Aksine, siyasi kadrolarımızın önemli bölümü cezaevine konuldu. Askerî harekâtlar, hava operasyonları sürüyor. Kara operasyonu için de büyük yığınak yapılıyor. Artık bugüne dek sürdürdüğümüz tutumu bırakacağız’ diyorlar. Çok tehlikeli bu! Silahlı çatışma tekrar başlarsa, bu kez sadece dağlarla sınırlı kalmaz. Bütün metropollere ve şehirlere de yayılır bu çatışmalar.” Kısacası Kürtler Türkiye’nin dört bir tarafında terör estireceklerini açık açık belirtiyorlar. Onlarca yıldır süren ve TÜRKSOLU’nun 5 yıldır üzerinde durduğu Kürt İstilası, ülkenin batısında da kendisini yeteri kadar güçlenmiş hissediyor ki, iç savaş tehditlerine başlamış. Tanrıkulu tehditlerine şöyle devam ediyor: “Sokaktaki insan çatışma istemiyor ama eğer silahlı çatışmalar lokal olmaktan çıkarsa, örgüte duyulan sempati ve yakınlık, sokak şiddetine dönüşür. Yani uçaklar gidip bir yerleri vurup dönmezler. İnsanlar güvenlik güçlerine karşı şehirlerde de çatışırlar. Ülkenin Batı bölgelerinde de patlamalar olur. Türk-Kürt çatışmasının potansiyeli, nüveleri zaten mevcut. Kürt kökenli öğrencilerin başına gelenleri daha yeni Muğla’da gördük. Şerzan Kurt yeni defnedildi. Şerzan’ın ölümünün yarattığı öfkeyi Batman’da ve üniversitelerde görseniz... Bu öfkenin, Tokat’ta, Manisa’da, Antalya’da, Bursa’da, Çanakkale’de şiddet olaylarına dönüşmemesinin bir garantisi var mı? Hükümet cesaretli davransın ve Kürt sorununu, muhataplarıyla, BDP’yle görüşsün.” PKK Kürt açılımının devam etmesini istiyor Tanrıkulu’nun açıklamaları PKK’nın stratejisinin ne olacağı konusunda ipuçları veriyor bize. Anlaşılan bölücüler ülkenin batı bölgelerinde Türk-Kürt çatışmasını provoke edecekler. Yani Türk milletinin Kürt istilasından duyduğu rahatsızlığın üstüne gidecekler ve yıllardır yaptıkları göçle batı bölgelerine yerleştirdikleri Kürt nüfusun buralarda kalıcı olmasını sağlamaya girişecekler. Bu, stratejinin bir yönü. İkinci yönü ise şu, PKK güçlü olduğu bölgelerde askeri hedeflere saldırarak Kürt açılımı sürecini tekrar başlatmaya ve AKP’yi bu konuda hızlandırmaya çalışacak. Bu ilk bakışta, açılım sürecini baltalayacak bir gelişme gibi görünebilir. Halbuki hatırlanacağı üzere geçen sene AKP Kürt Açılımını PKK’nın Nisan ve Mayıs aylarında yoğunlaştırdığı saldırıların ardından başlatmıştı. Bu iki ayda 27 asker şehit olmuş ve PKK terörüne karşı büyük bir tepki oluşmuştu. Tayyip de bu tepkinin en çok yükseldiği dönemde “Analar ağlamasın” sloganıyla Kürt Açılımını başlatmıştı. Açılım süreci başladıktan sonra da PKK saldırıları durmamış, tartışmaların en yoğun yaşandığı Eylül ayında 3 gün içerisinde düzenlediği saldırılarda 11 askerimiz şehit edilmişti. AKP ise PKK’nın bu saldırılarına Kürt Açılımını daha da hızlandırarak yanıt vermiş, Habur’da dağdan inen PKK’lıların serbest bırakılmasıyla doruk noktasına ulaşan bir süreç başlamıştı. Bu, AKP ile PKK terörü arasında bir danışıklı dövüş olduğunun göstergesiydi. PKK saldırıyor, PKK saldırdıkça da AKP “Analar ağlamasın” diye açılım sürecini daha da pervasız bir şekilde devam ettiriyordu. ABD açılımın devam etmesi için gerekirse AKP’yi devirir CHP’yi iktidar yapar Ancak Habur’da teröristlerin salıverilmesine Türk milleti öyle büyük bir tepki gösterdi ki, AKP bile süreci yavaşlatmak zorunda kaldı. Tabii bu durum Kürt Açılımının ardındaki esas güç olan ABD’nin hoşuna gitmedi. Tayyip kendi iktidarının devamını düşünüyordu. ABD için ise esas olan Tayyip’in iktidarı değil, Kürt açılımının devam etmesi. Bu yüzden Baykal’ı devirip yerine bir Kürt olan Kılıçdaroğlu’nu getirerek Tayyip’e aba altından sopa gösterdiler. “Açılımı devam ettirmezsen seni bir kenara atar, yıpranmamış taze kuvvet Kılıçdaroğlu’yla sürdürürüm” mesajıydı bu. Nitekim benzer bir tespiti Apo da yaptı. Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmasının hemen ardından yaptığı açıklamada Kürt sorununu “çözmezse”, yani PKK’ya boyun eğmezse, AKP’nin de ABD tarafından tasfiye edileceğini söyledi: “Başbakana söylüyorum, bu barajı düşürmeyerek birkaç fazla milletvekili çıkarmakla neyi halledeceksiniz. Bu sorunu halletmezseniz zaten üç ay sonra gidersiniz. Ayaklarının altındaki toprak kayıyor. İşte görüyorsunuz Kılıçdaroğlu geliyor. Başbakana diyorum ki sen çözmezsen Kılıçdaroğlu çözecek.” AKP’yi ya ABD süpürecek ya da Türk milleti! Kürtlerin bu isyan ve iç savaş tehditleri karşısında AKP’nin ne yapacağını göreceğiz. Tayyip, İsrail’le atıştığı şu ortamda, Türk milletini Filistin sorunuyla oyalayıp şehitleri unutturacağını sanıyorsa yanılıyor. Türk insanı Filistin’i sahiplenir, bu doğru. Ama kendi şehidini görmezden gelen, hatta Kürt Açılımıyla PKK terörünün artmasına neden olan bir iktidarı kesinlikle sahiplenmez. O iktidar isterse İsrail’i yok etsin... Tabii, AKP’nin PKK’nın bu silahlı saldırılarına direnme imkânı yok. 8 yıllık iktidar boyunca, özellikle son 2 yılda Doğu ve Güneydoğu tamamen PKK’ya teslim edildi zaten. PKK şimdi güçlü olduğu bu illerde Apo’nun deyimiyle “serhıldan”lara yani ayaklanmalara giriştiğinde bunu engelleyebilecek bir gücü kalmadı AKP’nin. PKK da bu durumu biliyor. Bu yüzden, son günlerde Hakkari gibi PKK’nın çok güçlü olduğu şehir merkezlerinde her gün bir çatışma yaşanıyor. Anlaşılan, birkaç ilçe hatta il merkezinde güvenlik güçlerinin giremediği “kurtarılmış bölgeler” oluşturmak istiyorlar. AKP’nin yapabileceği tek şey, Apo’nun dediğine gelmek, yani Kürt sorunun “çözecek” gücün kendileri olduğunu göstermek. Yani Kürt Açılımını hızlandırarak sürdürmek. Bu açıdan önümüzdeki günlerde “Analar ağlamasın” edebiyatını tekrar duymaya başlayabiliriz. Ve ardından da çok daha pervasız bir şekilde Kürt Açılımının devam ettiğini görebiliriz... Tayyip bu konuda tekrar cesaretlenmiştir. Filistin davasının uluslararası çapta hamiliğine soyunduğu şu günlerde kendi tabanını fazlasıyla memnun ettiğini düşünmekte çünkü. Ancak unuttuğu bir şey var. Türk milleti bunca yıldır istediği kadar sağcılaşmış, gericileşmiş olsun. Yine de Türk. Ve PKK’lılar dedikleri gibi Türk şehirlerinde provokasyonlara girişir, iç savaş kışkırtırlarsa, Türk insanı sağcılık solculuk dinlemez, bir tek Türklüğünü hatırlar. İşte o zaman “süpürülen” de Tayyip olur. Ama Zapsu’nun yıllar önce dediği gibi ABD tarafından değil, Türk milleti tarafından... Peki, Tayyip Kürt Açılımına devam etmeye ceraset edemezse? O zaman da ABD tarafından süpürülür... Anlayacağınız Tayyip’in kaderi belli: Süpürülmek. Önümüzdeki günlerin göstereceği tek bir şey var: Kimin tarafından süpürüleceği. Türk milleti tarafından mı, ABD tarafından mı...
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||