![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Özsoy
Zonguldak’taki vatandaş Tayyip son günlerde gergin, sinirli ve yorgun… Nereye gitse bir protestoyla karşılaşıyor. Ona göre bunların hepsi bir provokasyon ve hatta bir komplo. En son Zonguldak’ta yaşanan olayı da neredeyse Ergenekon’a bağlayacaktı. Tayyip’in dediğine göre bir vatandaş ona ağır küfretmişti. Ve sadece bunun için ta Ankara’dan gelmişti. Ancak acaba Tayyip’i bu kadar stresli ve sinirli yapan Zonguldak’taki bir vatandaşın ettiği küfür müydü, yoksa her fırsatta yatında gezdiği Kürt ırkçısı tüccar-danışmanlarından birinin yaklaşık 4 yıl önce ABD’de Amerikan tekelleri ve Yahudi lobisine kendisi için sarf ettiği küfür müydü? Evet, Cüneyt Zapsu’dan bahsediyoruz. Bize göre, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden bir yıl önce 7 Nisan 2006 tarihinde sarf edilen küfür Tayyip’i herhangi bir hakaretten daha çok endişelendiriyor olmalıdır. Tayyip’in resmen sıfır ama fiilen sonsuz yetkili güçlü Kürt danışmanı Cüney Zapsu ABD derin devletinin önemli örgütlerinden American Enterprise Institute’ta şu açıklamayı yapmıştı: “Başbakanı gözden çıkardığınız söyleniyor. Başbakanı görevden uzaklaştıracağınıza ya da onu delikten aşağı süpürmek yerine onu kullanınız.” Elbette ki bundan ağır bir küfür olamaz. Delikten aşağı süpürmek! Yani süpürülen ne? Pislik mi? Bugüne kadar Tayyip’e edilmiş bundan ağır bir hakaret ve küfür var mı? Ve Tayyip’in Zapsu’ya bu konuda en küçük bir tepki bile gösterememesi nasıl açıklanabilir? Acaba Zapsu mu Tayyip’in adamı, yoksa Tayyip mi Zapsu gibilerin? Ancak Tayyip’i kızdıran kendisine yönelik itham değil, bizzat başına gelecek eylemdi. Bu sözler ona şunu hatırlatıyordu. Bir gün delikten aşağı ineceksin. İşte diktatörlerin en büyük korkusu budur. Son günlerdeki endişe ve sinir de bundan. İşbirlikçinin kaderi kullanılıp atılmak Oysa işbirlikçilerin kaderi asla değişmez. Er ya da geç o delikten aşağı ineceksiniz. Tayyip Zonguldak’ta göçük altında kalan madencilerin yakınlarına çok rahat ve pişkin bir şekilde ne diyordu: “Ölmek bu mesleğin kaderin de var.” İşte aynen öyle! ABD kucağında yükselip, iktidara oturan işbirlikçilerin kaderi de adeta bir meslek yazgısı gibi belirlidir. Tayyip Bey, kullanılıp atılmak da senin kaderinde var. Bunu sen de çok iyi biliyorsun. Cüneyt Zapsu ABD’de bu sözleri sarf ettikten sonra aradan çok sular aktı. ABD süpürmeme önerisini değerlendirdi. 22 Temmuz 2007’de Tayyip yine başbakan oldu. Ancak o günden beri suratı bir türlü gülmedi. Zapsu ise önce Tayyip’e danışmanlık görevini bıraktı. Sonra da “aktif siyaset” yani AKP gemisini terk etti. İlk fareler misali… Yine de Tayyip ABD için çok yararlı işler yaptı. Neden 2006’da süpürülmediğini bu açıklamaktadır. Şu kritik hizmetler onu deliğin dışında tutmuştur: 1. Ergenekon operasyonu: Böylelikle hem Türk Ordusu’ndaki anti-Amerikancılar cezalandırıldı, hem de Kukla Kürt devleti Ordu’ya kabul ettirilmiş oldu. PKK yasallaştı, PKK ile mücadele illegalleşti. 2. BOP cephesinde uşaklık: ABD Türk askerine PKK’lı teröristler için savaşmayı yasaklıyorken, Tayyip ABD istedi diye Türk askerini Afganistan ve Lübnan’da emperyalizm ve Siyonizmin emrine soktu. Kıbrıs’ın Türkiye’den koparılıp, Ortadoğu’daki en büyük ABD üssü yapılması için önemli yol kat edildi. Ayrıca Irak’ta kırmızı çizgi politikası tamamen terk edildi. BOP’un temeli olan “Büyük Kürdistan”a giden ilk adım, yani Kukla Kürt devletinin yaşatılması için AKP iktidarı en büyük katkıları yaptı. 3. Türkiye’de Kürt açılımı: Böylelikle kurulan kukla Kürt devletinin genişleyeceği topraklar için ön hazırlık yapılmış oldu. ABD’nin Türkiye’nin işgali ve Apo’nun tüm Türkiye’yi Talabani gibi yönetmesi için zemin hazırlanmış oldu. Tayyip bu cephelerde üzerine düşeni yapmıştır. Ve hakkını vermek gerekir ki hem ABD hem Tayyip bu işten karlı çıkmıştır. 2007 Nisan’ında devrilecek olan Tayyip üç yıl kazandı. Karşılığında da ABD belki de 50 yıllık bir stratejik kazanım elde etti. Irak hezimeti telafi edilmiş oldu. Çünkü Türkiye’nin parçalanması ve Ortadoğu’da süresiz ABD-İsrail-Kürt egemenliği yolunda çok kritik bir dönemeç dönüldü. Yolun sonu
Ancak Tayyip için yolun sonu gelmiştir. Bizzat verdiği hizmetler, yine onun delikten süpürülmesine neden olacak koşulları sağlamıştır. Çünkü artık BOP ve “Büyük Kürdistan” cephesinde Tayyip’in uşaklığı sınırlarına ulaşmıştır. ABD’ye verebileceği bir şey kalmamıştır. Tayyip’in bu üç çıkmazını yine üç ana başlıkla özetleyebiliriz. Birincisi Ergenekon Operasyonu artık yön değiştirmelidir. ABD Türk Ordusu’nun şimdilik tamamen tasfiye edilemeyeceğini görmektedir. Anti-Amerikancı subaylar tasfiye edilmiştir. ABD’ye ve “Kukla Kürdistan” projesine boyun eğmiş bir komuta kademesi yaratılmıştır. Bu ABD için yeterlidir. O zaman şimdilik frene basılabilir. Aksi takdirde Ordu’da emir komuta zincirine rağmen bir hareket gelişebilir. ABD böyle bir riski göze alamaz. Tayyip’in gitmesi bu yüzden iyi olacaktır. Zaten Kürtçü-PKK’lı-Fethullahçı hâkim ve savcılar Tayyip’e değil, ABD’ye bağlıdır. Artık Ergenekon operasyonu Tayyipsiz daha verimli yürütülebilir. Tayyip’e bugüne kadarki Ordu düşmanlığı ve beşinci kol hizmetleri için kuru bir teşekkür edilebilir. Ancak şunu da bilmelidir. Hukuki ve hatta fiili intikam girişimleri karşısında korunmasız kalacaktır. ABD eski uşaklarının başına gelenleri pek umursamaz. İkincisi BOP cephesinde yeni bir dönem başlamıştır. ABD Irak işgalini bitirip, kukla Kürt devletini korumak ve genişletmek için İran’a saldırmayı planlamaktadır. Üstelik Tayyip İran saldırısı için çok yıpranmış bir isimdir. Ayrıca kendince bazı alternatif ittifak girişimlerinde bulunmakta ve ABD’yi kızdırmaktadır. ABD bugün Tayyip’e hâlâ göz yumuyorsa bunun tek nedeni Tayyip’in aşırı Kürt aşkıdır. Ancak artık Kılıçdaroğlu’yla birlikte bu neden de sarsılmaktadır. Üçüncüsü Tayyip Kürt açılımını ilerletememektedir. Tayyip ABD tarafından Ilımlı İslam’ı kurmak için değil, Büyük Kürdistan’ı kurmak ve Türkiye’yi parçalamak için iktidara getirilmiştir. Bu iş için sonsuz bir enerji ve istekle çalışmıştır. Çünkü kendisinde bir ırk kini vardır. Türklüğü kabul etmemektedir. ABD en çok bu yüzden ona tahammül etmiş ve açıkçası onu takdir etmiştir. Ancak bugün Türk kamuoyu Kürt açılımının önüne dikilmiştir. Bu Tayyip’in koltuğunu en çok sarsan meseledir. ABD Kürt açılımını artık Tayyip ile yürütemeyeceğine ikna olmuştur. O zaman yine Türk olmayan ama Türklere sempatik gözüken başka bir lider devreye sokulmalıdır. Kılıçdaroğlu ise bu iş için biçilmiş kaftandır. ABD uşaklığında Tayyip’ten bile uzman olan teröristbaşı Apo’nun Tayyip’e önerileri bu konuda öğreticidir. Apo yaptığı son açıklamada Tayyip’e “ABD seni tasfiye edecek yerine Kılıçdaroğlu’nu getirecek ancak son şansın Kürtlere sarılmak” demiştir. Burada Tayyip için iki ucu keskin bir bıçak söz konusudur. ABD’nin desteğini tekrar kazanmak için artık PKK’dan bile Kürtçü ve bölücü olmalıdır. Ama o zaman da hızla oy kaybetmeye devam edecektir. ABD bu yüzden Tayyip’i tükenmiş ve tıkanmış görmektedir. Bayat Abdülhamit taktiği Tayyip’in bu aşamada iktidarda kalmak için geliştirdiği son çaresiz politika aslında akıbetini kesinleştirmekte ve gidişini hızlandırmaktadır. Bu politika bayat Abdülhamit politikasıdır. Parçalanan bir devlette iktidarda kalabilmek için bir değil, birden fazla emperyalistin kucağına oturmak ve sözde denge politikasıyla emperyalistleri birbirine karşı kullanmak Abdülhamit politikasının özüdür. Tayyip de “3. Abdülhamit”liğe özenmiş ve ABD için şu üç affedilmez hatayı yapmıştır. İlk hata, Tayyip’in Davos’taki “One minute” çıkışıdır. Tayyip aslında İsrail’in gözdesidir. Ancak iç politikada güçlenmek için böyle bir yol tutmuştur. ABD ve İsrail bunu bilseler bile asla unutmayacak ve hesabı er ya da geç kesecektir.. İkinci hata; Tayyip’in İran konusunda üstlendiği misyondur. ABD İran’daki uzlaşmayı tanımadığını açıkça dillendirmiştir. Tayyip’in çabalarını da hiç hoş görmemiştir. Tayyip açısından yine bir çıkmaz söz konusudur. Ya İran’a saldırıya katılmalı ya da koltuğunu kaybetmelidir. Ancak İran’a saldırırsa, halk onu devirecek ve yine koltuğunu kaybedecektir. Bu yüzden İran saldırısını erteletmek istemektedir. Oysa bu ona kalmamıştır. ABD istediği zaman saldıracaktır. Üçüncü hata ise Tayyip’in Rusya’ya yakınlaşma çabalarıdır. Bu klasik Abdülhamit özentiliğidir. Birden fazla efendisi olmadan diktatör kendini rahat hissetmez. ABD bu üç hatayı affetmeyecektir. Gericiler 30 yıl iktidarda kalan Abdülhamit’e hep özenmekte ve onu örnek almaktadırlar. Oysa bu “stratejik deha” sahipleri şunu unutmaktadır. Abdülhamit süreç hızlandığı ve 1. Dünya Savaşı yakınlaştığı an hemen iktidardan devrilmiştir. 30 yıl sürse bile iktidarı aslında bir günde devrilecek bir iktidardı. Bugün ise ABD süreci hızlandırmak ve “Büyük Kürdistan”ı kurmak istemektedir. Tayyip’i 30 yıl bekleyecek değildir. Ayrıca Abdülhamit 30 yıl iktidarda kalmış ama Mısır, Kıbrıs, Teselya ve Girit gibi koca koca ülkeleri düşmana teslim etmiştir. Böyle ayakta kalmıştır. Tayyip’in elinde bu imkân da yoktur. Kürt açılımını bile ilerletememektedir. Tayyip’in ayakta kalmak için ABD haricindeki diğer emperyalistlerle raks etme düşüncesi ise boş bir hayaldir. Manşetle geldi, manşetle gidecek Tayyip bu noktada son kozunu oynamaktadır. Toplumdaki gerici örgütlenme ve parti teşkilatının tabandaki gücüne güvenmektedir. Hodri meydan demekte ve seçimde yine ayakta kalmayı ummaktadır. Medya ve ABD tarafından estirilen Kılıçdaroğlu rüzgârlarına ise sinirlenmekte ve şöyle meydan okumaktadır: “… Manşetle gelen manşetle gider. Sabah rüzgârıyla gelen akşam rüzgârıyla gider. Bir önceki genel başkanlarının nasıl manşetlerle alaşağı edildiğini görsünler ve ondan örnek alsınlar… Yelkenleri manşetlerle şişirilenler açık denizi çıktıklarında alabora olurlar.” Tayyip aslında kendisini anlatmaktadır. Ne kadar doğru sözler söylemiş. Kendisi de manşetlerle gelmemiş miydi? “Bir önceki genel başkanı” Erbakan’ın Brütüs’ü oydu. O zaman da medya ve ABD Tayyip’i değişimin lideri ilan etmişti. Manşetlerle önce Erbakan, sonra Ecevit devrildi ve adeta paraşütle Tayyip iktidara oturtuldu. Tayyip unuttun mu? Bugün çok güvendiği teşkilatın Erbakan’ı bir günde satıp seni baş tacı etmemiş miydi? Sağcı ve gerici taban böyledir. Maddi çıkar ve ABD’nin isteği devreye girince, inan Tayyip bir günde seni de satarlar. O zaman kendi yandaş medyan bile manşet rüzgârlarını senden esirgeyecektir. Kim öle kim kala! Tüm bu süreçte Tayyip’in tek doğru sözü ve saptaması Kılıçdaroğlu için söyledikleridir. Manşetle gelen, manşetle gider. Ama bu sefer ki manşetler seni getirmek için değil götürmek için Tayyip!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||