![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
PKK’lılar işi iyice azıttı. Önceki hafta Murat Karayılan denen terörist, PKK adına barış şartları sıraladı. İngiliz The Economist dergisi aracılığıyla barış şartı ileri süren Karayılan’ın şartları ise okuyanlara pes dedirtecek cinsten. Karayılan’ın şartları, “Apo’nun tecridine son verilerek ev hapsinde tutulması, tüm askeri operasyonların durdurulması ve tutuklanan BDP’lilerin tahliye edilmesi” şeklinde. Bir kere adama sorarlar ki, sen kimsin? Türkiye ile kimin adına barış yapmak istiyorsun? Amerikan hizmetlisi kıytırık bir terör örgütü adına mı? Tayyip iktidarı ile birlikte biti iyice kanlanan PKK, artık Türkiye Cumhuriyeti’ni birlikte masaya oturabileceği bir eşiti gibi görmeye başladı. Bir taraftan Apo teröristi İmralı’dan tehditlerde bulunurken diğer taraftan Karayılan denen Amerikan uşağı Kandil’den sözde barış şartları ileri sürmeye başladı. Neymiş efendim, Apo’ya ev hapsi istiyormuş. Dünyanın hangi ülkesi kendini bölmek için teröre başvuran bir örgütün liderini ev hapsinde tutuyor ki Türkiye tutsun? Apo denen teröristin İmralı’daki konforu bile fazla. Apo çoktan yağlı ilmeğin ucunda sallandırılmalıydı ama gel gör ki mecliste idamı kaldıran Amerikancılar Apo’nun hayatını kurtardılar. Adam da şimdi oturduğu yerden Türkiye’yi tehdit ediyor. Karayılan denen terörist bir de operasyonların durdurulmasını ve tutuklu PKK yandaşı BDP’lilerin serbest bırakılmasını talep ediyor. Oldu olacak istedikleri sınırları çizip devletlerini de kendi ellerimizle kurup teslim edelim. Hoş Tayyip Efendiye kalsa çoktan onu da yapacak ama henüz o kadar uzun boylu açılamıyor. Bunun yanısıra BDP’liler geçtiğimiz hafta yine sözde barış naraları atarak Yüksekova’da yürüyüş yaptılar. Son dönemde BDP’lilere yönelik düzenlenen operasyonları protesto etmek isteyen Kürtler, yine terörist Apo posterleri ve PKK bayrağı adını verdikleri paçavralarla sınırda yürüyüş yaptılar. Yüksekova İlçe merkezinde bir araya gelen ve aralarında BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, BDP Van milletvekilleri Özdal Üçer ve Fatma Kurtulan, Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş, Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, kapatılan DTP’nin siyasi yasaklı milletvekili Aysel Tuğluk ve beraberindeki Kürtler 5 kilometre mesafede bulunan askeri havaalanına kadar yürüdü. Yürüyüşün ardından bir açıklama yapan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Kandil’e savaş uçaklarını değil, barış heyetini gönderin. Biz BDP olarak da kalıcı barış için Kandil’e gitmeye hazırız” dedi. Adamlardaki yüzsüzlük orana vurulamayacak kadar fazla. Bugüne kadar PKK’ya bir kez bile silah bırak diyemeyen PKK yandaşları, her fırsatta Türkiye’ye utanmadan barış çağrılarında bulunuyorlar. Madem barış istiyorsunuz, madem çocuklarınızın dağdan inmesini istiyorsunuz, ölümler dursun diyorsunuz, bir kez olsun bu çağrılarınızı PKK’ya yapın. Peki ya köşelerini Kürtle dolduran uzaktan kumandalı Şeriatçısından Tarafçısına, “sol”cusundan liberaline sözde gazetecilere ne demeli? Onların bu tablodaki katkıları unutulacak mı? Elbette unutulmayacak. Bugüne kadar Kürtten başka birşey yazmayan, Kürtler şöyle ezildi, böyle yoksul bırakıldı, dışlandı, ırkçılığa marduz kaldı deyip koskoca Türk milletini toptan ırkçı-faşist ilan edip asıl ayrımcılığı, hem de kardeşlik adına, yapanlar? Dünyanın en geri aşiret yapılanmasından bir millet ve devlet yaratmaya çalışanlar... BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Barış için Kandil’e gitmeye hazırız” demiş. İyi, güzel demiş. İsterlerse Kandile’e gitsinler isterlerse dünyanın öbür ucuna, kendilerinin bileceği birşey. Bizim Türk milleti olarak tek temennimiz, gitsinler ama bir daha geri gelmesinler olur. Erhan Göksel ABD’de öldü
Ankara’da 1959’da dünyaya gelen Göksel, politik danışmanlık hizmetlerine, 1989’da Verso Siyasal Araştırmalar Merkezi’ni kurarak Adnan Kahveci ile başladı. Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Aydın Güven Gürkan, Hikmet Çetin, Deniz Baykal, Mesut Yılmaz, Melih Gökçek gibi siyasilere danışmanlık yaptı. 1996’da Bulgar Başbakanı Kostov’un, 1999’da Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’in başkanlık kampanyalarını yürüttü. Göksel, 1998-2000 arasında ABD’de Başkan Yardımcısı Al Gore’a Ortadoğu danışmanlığı yaptı. Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınıp 4 gün gözaltında kalan Göksel, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Gözaltına alınıp bırakıldıktan sonra sesi sedası pek çıkmayan Göksel, uzun bir aradan sonra ölüm haberiyle gündeme geldi. Göksel’in ölümü üzerine çeşitli teoriler de ortaya atıldı. Kimi zayıflamak için midesine taktırdığı kelepçeden dolayı öldüğünü yazdı. Kimi ise kalp krizinden öldüğü bilgisine yer verdi. Yandaş medya her zaman olduğu gibi Göksel’i Ergenekon’un öldürdüğünü ileri sürdü. Yakın çevresi ise Göksel’in Ergenekoncu olarak suçlandığı için kahrından öldüğünü belirttiler. ABD’den gelen resmi otopsi raporuna göre ise Göksel’in ölüm nedeni “emboli (kan pıhtılaşması)”. Erhan Göksel’in ölümü üzerine Soner Yalçın olmak üzere pekçok köşe yazarı yazılar yazdılar. En ilginç olanlarından biri ise Akşam yazarı Nihal Kemaloğlu’nun yazısıydı. Öyle bir Erhan Göksel portresi çizilmişti ki yazıda okuyunca inanamadık. “(...) Çünkü Erhan Göksel, heyecanlı yüreğinde hep genç bir Marksist’in ideallerini taşıdı ve o Marksist hiç yaşlanmadı. (...) Göksel’in iktidara ve otoriteye uyumsuz, içindeki isyanı hesapsızca haykırdığı, bazen ortalığı yıkıp deviren cesaretini hatırımızda tutacağız.” Açıkçası bizim bildiğimiz Erhan Göksel’le Nihal Kemaloğlu’nunki oldukça farklı. Erhan Göksel, danışmanlık hayatı boyunca hep iktidarla içiçe olmuş. Yani öyle iktidarla otoriteyle bir sorunu yokmuş. Demirel’den Özal’a, Çiller’den Yılmaz’a kadar ne kadar sağcı varsa, iktidar oldukları dönemde Göksel’in “zehir gibi işleyen beyninden” faydalanmıştır. Saadet Partisi’nin bile bir dönem İstanbul’da belediye başkanlığı teklifi yapmayı düşündüğü biriymiş. Yani öyle pek Atatürkçü ve hatta ulusalcı biri olduğu söylenemez. Anlıyoruz kaybettikleri arkadaşlarını iyi biri olarak anmak istiyorlar ama kimse Erhan Göksel’i olmadığı biri gibi göstermesin. MHP Anayasa konusunda da AKP’nin yanında
Biliyorsunuz önümüzdeki aylarda AKP’nin yaptığı Anayasa değişikliği tartışmaları oldukça yoğunlaşacak. CHP, değişikliği önlemek için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ya Anayasa Mahkemesi değişikliği iptal edecek ya da değişiklik referanduma gidecek ve halkoyuna sunulacak. Bu süreçte MHP bir kez daha AKP yanlısı siyasetiyle ortaya çıktı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Bölükbaşı, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamasında, “CHP’nin Anayasa değişikliği paketini Anayasa Mahkemesi’ne götürmesini ‘Biz bu işin içinde yokuz. Bizim temennimiz Anayasa Mahkemesi’nin bu işe karışmaması’” dedi. Anayasa Mahkemesi Deniz Bey’in talimatına göre çalışacak değil elbet. Ancak bu söylem bize pek yabancı gelmiyor. 2002 yılında Ecevit darbe ile devrildiğinde MHP o zaman seçim de seçim diye tutturmuş, AKP belasını başımıza musallat etmişti. 2002’den bugüne MHP mecliste gösterdiği performansla AKP’ye oldukça iyi bir dayanak oldu aslında. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’e destek olmaları akla gelen ilk faaliyetleri olmuştu. Sonra türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin yasa düzenlemesinde de direk AKP’nin yanında yer almıştı. Bütün bu uygulamaları ve etkisiz muhalefeti nedeniyle hem kendi tabanında hem de Türkiye’nin farklı kesimlerinde hayal kırıklığı ve tepki yaratan MHP, bir kez daha AKP’yi kurtarma çabasına girişti. Şimdi ise AKP’nin rejimi istediği gibi değiştirmek için düzenlediği Anayasa değişikliğinin iptal edilmesini önlemeye çalışıyor. Değişikliğin Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesine bir AKP’nin bir de MHP’nin karşı çıkması da bunun en büyük kanıtı. Değişikliğin Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesine karşı çıkan MHP, referandum için çalışmalara başlama talimatı da vermiş. Bu talimata göre MHP’liler kapı kapı dolaşıp referanduma hayır çağrısı yapacakmış. Deniz Bey’in dediğine göre önümüze iki sandık gelecekmiş. Bu iki sandık aynı zamanda AKP’den kurtulmak için önümüzdeki son iki virajmış. Gerçi AKP’nin MHP gibi bir yol arkadaşı olduğu sürece o virajları da rahatlıkla atlatır. O nedenle en temizi Anayasa Mahkemesi’nden değişikliklerin geri dönmesi. Anayasa oylamaları sürecinde etkili bir muhalefet ortaya koyamayan MHP’nin vatandaşın karşısına çıkarak hayır oyu istemesinin ne kadar etkili olabileceğini varın siz düşünün. Nilüfer Göle Afganistan’a gitsin
Hatırlarsanız Nilüfer Göle türbanı bir özgürlük simgesi olarak gördüğünü belirtmiş ve AKP’nin türban konusundaki uygulamalarını desteklemişti. Biliyorsunuz bu aralar Avrupa ülkelerinde çarşaf yasağı gündemde. Avrupa ülkeleri birbirinin peşi sıra çarşafı yasaklıyorlar. Kendisi de Fransa’da hocalık yapan Nilüfer Göle, çarşaf ve burka sorununa da el atarak kendine has bir yorum getirmiş. Nilüfer Göle burka ile ilgili, “Ben çok kışkırtıcı buluyorum. Herkes burkanın karşısında: Müslümanlar, laikler, kadınlar, siyasetçiler... Burka azınlığın gücü, modernitenin aydınlık dünyasından kopuş. Gölgeyi, karanlığı hatırlatıyor bana. Ne güzel!” demiş. İlk bakışta insanın kanını donduracak bir yorum gibi duruyor. Öyle ya, burka gibi kadını adeta hapseden bir şeyin bir kadın tarafından, üstelik de Fransalarda yaşayan, üniversitede hocalık yapan biri tarafından gölgeyi ve karanlığı hatırlattığı için güzel bulunması olacak şey değil. Anlaşılan Nilüfer Göle Fransız aydınlığından oldukça sıkılmış, başka arayışlara yönelmiş. Belki bu arayışının kendince bilimsel bir açıklamaması da vardır ama bizce burkaya böyle bir romantizm yüklemek fantaziden başka birşey değil. Nilüfer Göle çok istiyorsa burkaya girebilir. Ancak onun yaşadığı Fransa’da çarşafla beraber burka da yasaklandığı için bunu başka bir ülkede denemesi gerekecek. Mesela burkanın kadın için zorunlu olduğu Afganistan Nilüfer Göle için ideal bir ülke olabilir. Hele şu burkayı giyip bir hafta yaşasın, ondan sonra tekrar burka ile ilgili yeni görüşlerini dinleriz. Bu bakanlar nereye bakıyor?
Geçenlerde AKP grubunu ağlatan Tayyip, son konuşmasınhda da milletvekillerini farklı dünyalara götürmüş. Bu fotoğraf geçtiğimiz hafta Çarşamba günü Habertürk gazetesinde yayınlandı. Fotoğrafta görülen iki kişiden soldaki Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu. Sağdaki ise geçtiğimiz dönem Kültür ve Turizm Bakanlığı yapmış olan, uyuklamalarıyla ünlü, AKP milletvekili Atilla Koç. İlk bakışta görülen şu ki, bu iki bakan hayranlıkla bir şeye bakıyorlar. karede tek bir kişi olsa sevgilisine ya da karısın-kocasına bakar zannedersiniz. Çünkü bu bakış tam da o bakış. Ancak iki bakanın baktığı şey sevgili ya da eş değil. Bu iki bakan, ne yazık ki, Tayyip’e bakıyorlar. Tayyip geçtiğimiz hafta mecliste AKP grubunda yaptığı konuşmada Kılıçdaroğlu’na yüklendi. Kılıçdaroğlu için teneke benzetmesini yapan Tayyip’i AKP’liler resimde de görüldüğü gibi ilgiyle dinlediler. Nimet Çubukçu, öğrencisi birincilik ödülü almış bir öğretmen edasıyla dinliyor Tayyip’i. Atilla Koç ise uyuma problemini aşmış gibi görünüyor. Anayasa değişikliğinin sabahlara kadar oylandığı günlerde cin gibi ortalıkta dolaşan Atilla Koç’a bakanlıktan ayrılıp sade milletvekili olmak yaramış. Ancak milletvekilleri kendilerdini Tayyip’e çok kaptırmasalar iyi olur yine de. Başbuğ’un Arap açılımı Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un geçtiğimiz hafta ilginç bir konuğu vardı. Suudi Arabistan Savunma ve Havacılık Bakan Yardımcısı ve Askerî İşlerden Sorumlu Genel Müfettişi Prens Khalid Bin Sultan Bin Abdülaziz Al Saud ve beraberindeki heyet, Başbuğ’u ziyaret etti. Ziyaret kapsamında Türkiye ile Suudi Arabistan Krallığı Hükûmeti arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Anlaşması imzalandı. Başbuğ’un Arap konukları açıkçası bugüne kadar görmeye pek alışkın olmadığımız kimselerdi. Biliyorsunuz bu aralar eksen kayması tabiri çok kullanılıyor. Tayyip Arap açılımı yapıyor, İran’a yakınlaşıyor, herkes acaba Türkiye’de eksen kayması mı var diye soruyor. Başbuğ da Arap açılımı yapınca bizim de aklımıza o geldi. Acaba TSK’da eksen kayması mı var?
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||