![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Gökçe Fırat
Türkiye’nin tek bir sorunu var o da AKP. Dolayısıyla bizim AKP iktidarından, yani bugün ülkemizi yöneten bu faşist iktidardan kurtulmak gibi bir sorunumuz var. Nitekim Türkiye’de pek çok kesim ki buna parlamentodaki partiler de dahildir, Türkiye’yi AKP iktidarından kurtarmaktan bahsediyor. Arkadaşlar 1938’den bu yana Türkiye’yi bir sürü parti yönetti, bir sürü lider yönetti. 1938’den beri her gelen yeni iktidar bir öncekini eleştiriyor, her yeni çıkan parti bir öncekinden kurtulmanın hesabını yapıyor. Ve 1938’den bu yana partiler değişiyor. Kimi zaman sağcı partiler geliyor, kimi zaman solcu partiler geliyor. Bir bakıyorsunuz Demirel’ler yönetiyor, Özal’lar yönetiyor, Baykal’lar yönetiyor. Liderler değişiyor, partiler değişiyor, insanlar değişiyor, her şey değişiyor ama Türkiye’de ne hikmetse düzen değişmiyor. Meselemiz zaten tam da bu. Ulusal Parti bu düzeni değiştirmek, bu düzeni sadece değiştirmek değil bu işbirlikçi düzeni tüm uzantılarıyla birlikte ortadan kaldırıp ulusal bir düzen kurmak için geliyor. Sömürge ülke Türkiye Diğer partilerin çözüm önerilerini parti programlarından okuyabilirsiniz. Diyelim ki bugün parlamentoda temsil edilen MHP ve CHP’nin yüzlerce sayfalık önerileri var. Bu yüzlerce sayfalık öneride bahsedemedikleri tek bir şey var o da Türkiye’nin düzenidir. Türkiye’nin düzeni nedir peki? Türkiye ABD’ye, Türkiye AB’ye, Türkiye emperyalizme, Türkiye kapitalizme bağımlı sömürge bir ülkedir! Türkiye’nin sömürge düzenini değiştirmeden, bunu değiştirmek için yola çıkmadan bu ülkede hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Partileri değiştirirsiniz, liderleri değiştirirsiniz, sizi sömürecek insanları değiştirirsiniz, bu ülkeyi daha fazla aldatacak insanları değiştirirsiniz, ama hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Amerika’sı orada durur, Avrupa’sı orada durur, sizi sömüren para babaları, uluslararası sermaye orada durur, siz de yerinizden olan bitenleri izlersiniz. O halde biraz cesur olalım ve sorunun temeline inelim. Sorunun temeli emperyalizmdir. Ulusal Parti iktidara geldiğinde AKP’yi değil, ABD’yi iktidarından indirecektir. Ulusal Parti iktidara geldiği zaman AB’yi iktidardan indirecek. Ulusal Parti iktidara geldiği zaman ülkemizi 50-60 senedir sömüren, bu halkı soyup soğana çeviren emperyalist para babalarını iktidardan indirecek. Onlar hırsız, bizse soyulanız
Şimdi Türkiye’nin düzeni dediğimiz şey nedir ona bakalım. Herkes Türkiye’yi kurtarmak için bir reçete sunuyor olabilir. Onlara tek bir şey soralım; Türkiye neden bugünkü düzeninde, niçin mutsuzuz, niçin bu halk yoksul, niçin Türkiye’nin kaynakları Türkiye’de kalamıyor? Niçin Türkiye’de bir bölünme, bir gericilik tehlikesiyle yüz yüzeyiz? Sorunlarımızın tek bir kaynağı var; dünyada egemen olan iktisadi sistem. Bu sistem nasıl işler onu çözmedikten sonra bu sistemi değiştiremeyiz. Dünyada yaklaşık 500 yıldır sömürgeci bir ekonomi var. Bu sömürgeci ekonomi neye dayanıyor? Türkiye gibi, Türkiye’nin çevresindeki Ortadoğu ülkeleri gibi, Latin Amerika ülkeleri gibi, Afrika ülkeleri gibi, Asya ülkeleri gibi yoksul, fakir ülkelerin sömürüsüne dayanıyor. Bakın 500 yıldır Amerikalılar, Avrupalılar bizim ülkemizden bizim kaynaklarımızı alıp kendi ülkelerine götürüyorlar ve zenginleşiyorlar. Batılılar niye bu kadar zengin de biz Güneyliler ve Doğulular bu kadar fakiriz? Çok mu aptalız, çok mu tembeliz, hiç mi iş bilmiyoruz? Onlar uygar da biz mi değiliz? Yoksa bunun başka bir cevabı mı var? Bunun tek bir cevabı var: Onlar hırsız, bizse soyulanız! Bu soyguna bir son vermeden, kendi kaynaklarımızı egemenliğimiz altına almadan Türkiye’de hiçbir sorunu çözemeyiz. 1838’den bugüne serbest ticaret Şimdi diyebilirler ki; bu dediklerinizle siz zaten en baştan her şeyi kaybedersiniz çünkü ABD’yi karşınıza alacaksınız, AB’yi karşınıza alacaksınız. Tüm ekonomik kaynaklar, tüm askeri kaynaklar bu emperyalist güçlerin elinde. Dolayısıyla sizi daha en başta yok edebilirler. Bu denilenler doğru mu yanlış mı bir ona bakalım. Türkiye tarihinde bir geriye gidelim. Osmanlı İmparatorluğu İstanbul’u fethettiği zaman dünyanın en büyük devletiydi. Dünya iktisadının merkeziydi. Yaklaşık 300-400 yıl bu böyle gitti. Fakat Türkiye tarihini değiştiren ve bugün bizi bu yoksul konuma iten bir anlaşma imzalandı 1838 yılında: İngilizlerle Serbest Ticaret Antlaşması. Türkiye bugün bu haldeyse yaklaşık 150-160 yıl önce o anlaşmaya imza attığı içindir. Serbest ticaret dedikleri, bugün kapitalizm, liberalizm dedikleri o anlaşma nedir biliyor musunuz? Türkiye’nin tek bir sektörü vardı, tekstil. 30 sene sonra Türkiye’nin tekstil denilen sektörü bitti. Dünyanın sistemi şuna dayanır. İleri ülkeler, zengin ülkeler, kapitalist ülkeler daha zengindir, dolayısıyla her malı daha ucuza üretirler, her malı daha ucuza gelirler sizin ülkenizde satabilirler. Siz o malı gidip satın aldığınız zaman da kendi ülkenizdeki tüm birikimi, kendi ülkenizdeki tüm sanayiyi, kendi ülkenizdeki tüm ticareti bitirirsiniz. Ve maalesef bizler dâhil, 150 yıldır bu ülkenin insanı bunu yapıyor. Gidiyoruz yabancıların mallarını alıyoruz ondan sonra dönüyoruz etrafımıza bakıyoruz bu ülkenin sanayisi niye gelişmiyor diyoruz! Gidiyoruz yabancı marketlerden alışveriş yapıyoruz ondan sonra diyoruz ki küçük esnafın hali harap! Yabancılardan alışveriş yaptığımız, onlarla ekonomik ilişkiye girdiğimiz için şu an bu durumdayız. Mustafa Kemal’in ekonomik başarısı
Bize diyorlar, dünya değişti küreselleşti kapitalistleşti siz de ayak uydurun. Atatürkçülüğün, Altı Ok’un modası geçti. Altı Ok’tan kastettikleri şey aslında oradaki devletçilik. 100 sene önce de aynı küresel denilen düzen vardı. Mustafa Kemal niçin devletçi ekonomiyi seçti? Mustafa Kemal bu soygun düzenini görüyordu. Dedi ki onlar üreteceğine ben üretirim, onlar satacağına ben satarım, onlar kuracağına ben kurarım! Yapabildi mi? Herkes yapamazsın diyordu. Arkadaşlar Mustafa Kemal Atatürk’ün iktidarda olduğu dönemde Türkiye dünyanın uçak fabrikası kuran 10 ülkesinden biriydi. Türkiye tren motoru üretebiliyordu. Türkiye tren yolu yapabiliyordu. Türkiye kendi silahını kendisi üretebiliyordu. Ve Türkiye kendi halkını doyurabiliyordu. Nasıl doyurabiliyordu? Arkadaşlar, Kurtuluş Savaşı’nda bu ülke tümüyle yakılıp yıkıldıktan sonra devletçilik formülüyle Mustafa Kemal idaresinde Türkiye zenginleşti ve dünyanın en zengin ilk beş ülkesinden biriydi. Yani şu anda milli gelir hesapları yapılıyor ya hani Türkiye 50 ülkeden sonra geliyor Afrika ülkeleri düzeyinde. Türkiye bugünkü İsviçre’den İsveç’ten daha zengin bir ülkeydi Atatürk döneminde. Ulusal ekonomi, ulusal kalkınma Şimdi bizler biraz bu düzeni anlıyorsak, bu düzenin yıkılma noktası iktisattır. Ulusal Parti’nin ulusallığının birinci anlamı budur: Ulusal ekonomi ve ulusal kalkınma. Yani bu ülkeyi uluslararası sermayeye bağlayan, bu ülkeyi sömürgecilere bağlayan işbirlikçi bağları kesmek. Şimdi soralım Türkiye’de bizim dışımızda biz bu işbirlikçi iktisattan çıkacağız diyen bir parti var mı? Yok! Bakın hepsinin verdikleri söz şu; biz Avrupalılarla daha iyi ticaret yaparız, bir Amerika’yla aramızı daha iyi tutarız, bu sayede ülkeyi kalkındırırız. Ama Amerika’yla iyi ilişkiler kurup da zengin olmuş bir dünya ülkesi yok. Amerika sömürmek için var, Avrupa sömürmek için var. Şimdi kafamızdaki en büyük zinciri kırıp atmamız lazım. Bu en büyük zincir dedikleri şey kapitalizmin kendisidir, liberalizmin kendisiniz. Ulusal Parti ve Ulusal Parti’nin üyeleri eğer gerçekten ulusalcı olacaksa, gerçekten ulusal olandan yana olacaksa tek bir şeye karar vermemiz lazım parti olarak ulusal ekonomi uygulayacak mıyız uygulamayacak mıyız? İşte buyuralım bunu uygulayalım. Ulusal Parti’nin bir numaralı çözüm önerisi bir ulusal kalkınma davasını, bir devletçilik davasını yeniden başlatmaktır. Emperyalistler ulusal biz işbirlikçiyiz Şimdi deniyor ki ülkemizin en büyük sorunu işsizlik. Peki niçin işsizsiniz? Amerikalılar, Avrupalılar geliyorlar kendi marketlerini açıyorlar, kendi fabrikalarını açıyorlar. Bizim ülkemizde kendi vatandaşımıza iş verecek bir fabrikamız, bir sektörümüz kaldı mı? Kalmadı. İşsizliğin temeli bu. Ama devletçi bir ekonomide işsizlik diye bir sorunumuz olmaz. Biz bunu çok rahatlıkla söylüyoruz. Çok kısa bir sürede, Mustafa Kemal 2-3 senede çözdüyse, biz 2-3 ayda çözeriz! Bu ülkenin yeterli bir altyapısı var. Ama bu altyapı kullanılmıyor. Bu ülkenin her türlü kaynağı var. Ama bu kaynaklar kullanılmıyor. En basit örneğimiz sanayi. Türkiye’de çok büyük üretim yapan tüm fabrikaları kapattılar. Kamu iktisadi teşebbüslerini, KİT’leri bunlar zarar ediyor diye kapattılar veya sattılar. Zarar mı ediyordu peki? Farz edelim ki zarar etsin, gerçi bizim ülkemizdekiler etmiyordu ama. O halde Amerika kendi bankalarını, zarar eden bankalarını, batan bankalarını neden kurtarıyor? Avrupa Birliği batan Yunanistan’ı neden kurtarıyor? Avrupa Birliği İngiltere’deki, İspanya’daki tarımı neden destekliyor? Amerikalılar çok ulusal, İngilizler çok ulusal, İspanyollar çok ulusal, Almanlar çok ulusal. Ulusal olmayan bir tek biziz. Sistem şu anlayış üzerine kurulmuş, kapitalist ülkeler, emperyalist ülkeler ulusal olacak, bizim gibi Türkiye gibi ülkeler işbirlikçi olacak. İşbirlikçi ülke olduğunuz zaman soyulacaksınız, soyulmanız için de başınıza işbirlikçi partiler bulup getirmeleri lazım. Bizim ülkemizde Atatürk’ten sonraki tüm partiler istisnasız işbirlikçi partilerdir ve ülkemizden yabancı ülkelere kaynak ihracını sağlayan partilerdir. Amerikalılar neden obez? Oysa biz çok basit bir şekilde bir sanayi hamlesi yapabiliriz. Şimdi Türkiye şununla övünüyor. Açın televizyonlarınızı Vestel bir dünya devidir, Beko bir dünya bilmem nesidir. Dünyanın 30 sene önce terk ettiği televizyon yapmakla övünen bir milletiz. Âlem uzaya gitmiş, bakın uyduları döndürüyor, biz burada bir tane alt tarafı bir televizyon yaptık, dünya devi olduk diye övünüyoruz. Bu mudur sanayi, bu mudur ilerleme? Bakın Türkiye’de hâlâ 1950’lerin teknolojisindeyiz. Türkiye Atatürk döneminin devletçi politikalarını izleseydi bugün hiç abartmayalım Amerika’yı geçmişti. Niçin geçmişti? Bakın 1923 Cumhuriyet’in kuruluşu, 1950 Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu. Yani bizden yaklaşık 30 sene sonra kuruldu. Çin Halk Cumhuriyeti teknolojide Amerika’yı geçti. Kaç senede geçti 50 senede geçti. Biz Atatürk politikalarını devam ettirseydik şimdiki geri düzeyimizde kalır mıydık sanıyorsunuz? O günün en büyük, en güçlü ordusunu kuran, en büyük sanayi hamlesini yapan bir ülke niçin bu hale geldi? O politikaları terk ettiğimiz için geldi. Şimdi bu ülkeyi üretmeyen bir ülke haline getirdiler. Hiçbir şey üretmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti bugün buğdayını bile dışarıdan alıyor! Hani Türkler çok yer diyorlar ya bu ekmek denen şeyi, Batılılar yemiyor ya. Ama Batılılar yemedikleri o ekmeğin buğdayını üretiyorlar. Niye üretiyorlar? Bize satmak için. Türkiye buğdayını ABD’den getiriyor. Ve o buğdayla ekmek yapılıyor. O buğdayla, biz yiyoruz, Amerikalılar besleniyor! Amerikalılar niçin bu kadar obez? Bizim paramızla besleniyorlar, bedavadan besleniyorlar o yüzden obezler. Bedavadan parayı size de verseler siz de obez olursunuz. Üretmeyen ama tüketen ülke
Ama bizim halkımız aç. Niye aç? Çünkü sen bugün Türkiye’de herhangi bir tarlada ben buğday üreteceğim dersen devlet karşına geliyor. Diyorlar ki, bizim Dünya Bankası’yla yaptığımız anlaşma var, sen buğday üretemezsin. Köylümüze diyorlar ki buğday üretme sana para verelim. Ya dünyanın neresinde, bir kapitalist mantık yürütün, bir insana çalışmaması için para verirsiniz? Oturması, yatması için. Yani şimdi kapitalist efendiler, IMF’si, Dünya Bankası, dünya kapitalist sistemini kuran insanlar diyorlar ki Türk insanına, siz çalışmayın biz size para verelim. Bizim bildiğimiz kapitalizm işçi çalıştırmaktır ve sömürmektir onu. Bunlar bizi nasıl sömürüyorlar? Bunlar bizi oturtarak, çalıştırmayarak, ürettirmeyerek sömürüyorlar! İşçiler boşta otursunlar. Köylü üretim yapmasın otursun yatsın. Peki ne yapacak bu ülke? Bu ülke bol bol tüketecek. Peki neyle tüketeceksiniz, paranız mı var tüketeceksiniz? Kredi kartı ile batan ülke Şimdi bu ülke yoksul ama Amerikalılar bu ülkeye yoksul diye bakmıyor. Bu ülkede daha alabilecekleri çok şey var. Onun için tüketimi özendiriyorlar ve herkese birer kredi kartı dağıtıyorlar. Bir banka sistemi düşünün herkesin cebinde 10 tane kredi kartı var. Bu kredi kartı bizi zorluklardan zor günlerimizden korumak için mi? Yoksa başka bir amacı mı var? Bir insanın maaşının 1.000 TL olduğunu düşünsek, 1.000 TL’lik harcama yaparsınız. Ama size 1.000 TL limitli 10 tane kredi kartı verirlerse ve televizyonlarda o reklamları yaparlarsa, sizi bir tüketim hummasına sokarlarsa o 10 kredi kartının da limitlerini doldururusunuz. Bakın şimdi geçtiğimiz ayın kredi kartı limitleri açıklandı. Türkiye yine rekor kırmış. Niye rekor kırmış? Çünkü halkımız çalışmıyor. Çalışmadığı için maaşı yok. Maaşı yok ama cebinde kredi kartı var ve cebindeki kredi kartıyla tüketim yapıyor. Tüketim yaptığı zaman ne olacak? Bir insan batmaz bununla, bir ülke batar! Bu ülke nasıl batıyor onu açıklayalım. 10 bin TL’lik kredi borcunuzu neyle ödersiniz? 10 bin TL’lik kredi borcunuzu ancak duran varlıklarınızı satarak ödersiniz. Yani köylünün tarlası varsa onu satacak, şehirdekinin arabası varsa onu satacak, bir eviniz varsa onu satacaksınız, ondan sonra borcunuzu ödeyeceksiniz. Bakın Amerikalıların, Avrupalıların bu ülkeyi işgal etmesine gerek yok. Bize işgal kabul kâğıtlarını dağıtmışlar yani kredi kartlarını. Onu kullandıkça zaten işgal ediliyorsunuz. Şimdi Ege köylerinde Finans Bank diye bir banka bu ülkenin tüm topraklarını satın alıyor. Nasıl alıyor? Kredi veriyor. Köylü krediyi ödeyemiyor, ödeyemeyince toprağa el koyuyor. İşte bu tür bir bankacılık sistemiyle bir ülkenin toprakları, bir ülkenin tüm evleri, bir ülkenin tüm arabaları, tüm varlıkları yabancılara satılıyor. Hepimiz sorumluyuz Peki, bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu sadece iktidarlar falan değil. Türkiye’de bu dönen dolapları hepimiz görüyoruz. Ama bu ülke insanını seçeneksiz bıraktıkları için, bu ülke insanını tembelliğe alıştırdıkları için, bu ülke insanını bedava tüketime alıştırdıkları için bu ülkenin insanı bunları kabul ediyor. Şimdi bizim Ulusal Parti olarak çözüm önerimiz sadece Amerika’yla falan bağları koparmak değil, Avrupa Birliği’yle bağları kopartmak değil. Aynı zamanda halka sesleneceğiz. Diyeceğiz ki, ey Türk milleti! Atatürk döneminde nasıl çalıştıysan yine öyle çalışacaksın. Ben işsizim mi diyor vatandaş, işsizlik diye bir şey tanımıyoruz, herkese iş veririz. Yeter ki çalış. Köylüler biz üretemiyoruz, buğdayın gübresini bile mi alamıyoruz diyor. Köylüye gübresini bedava vereceğiz arkadaşlar, tarlasını da vereceğiz. Yeter ki üret diyeceğiz. Böylelikle Türkiye’yi birkaç yıl içerisinde tüm dünyayla yarışacak ekonomik potansiyele getirebiliriz. Atatürk’ün yaptığını yaparsak, devletçi bir modelle kalkınırsak, ulusal bir modelle kalkınırsak Türkiye’nin hiçbir sorunu kalmaz. Amerika’yla iktisadi savaş Diyecekler ki size, ülkenizin dünya devletlerine bir sürü borcu bunları var ne yapacaksınız? Ödemeyeceğiz! Ödemeyeceğiz, gel alabiliyorsan al! Amerikasıyla savaşmaya ihtiyacımız yok arkadaşlar. Tüm dünyayı şununla korkutuyor, diyor ki, Irak gibi yaparım seni. Buyur yap! Kaçımızı Irak gibi yapabileceksin ki daha! Biz de Amerika’ya diyeceğiz ki, buyur bombala. Hatta şunu söyleyeceğiz, seninle savaşmak için senden silah bile almayacağız! Buyur bombala! 70 milyonluk sömürdüğün pazarı bombalayabileceksen, o sömürüden vazgeçeceksen, buyur bombala. Bombalayabilirler mi? Bizim üzerimizden para kazanıyorlar. Yani bu ülke Amerika’ya rest çektiği anda Amerikan ekonomisi zora düşer. Ama bizim gibi ülkeler sanıyoruz ki, Amerika bizi bombalar. Kapitalistler para kazanacakları hiçbir yeri bombalayamazlar. Diyeceğiz ki Amerika’ya, 70 milyon tüketim var bundan vazgeçersin, bombalarsın, biz hiçbir şey kaybetmeyiz ama sen çok şey kaybedersin. Amerika’yı batırabiliriz Ve tüm dünya için bir örnek yaratmamız lazım. Bakın ABD’yi 10 günde yıkabiliriz. Savaşmadan yıkabiliriz ABD’yi. Savaşa falan da ihtiyacımız yok. Farz edelim ki Türkiye’nin öncülük ettiği Mustafa Kemal dönemindeki gibi veya şu an Chavez’lerin yaptığı gibi 50 tane ülkeyi ikna edelim, 50 tane ülke desin ki biz 10 gün boyunca hiçbir Amerikan malını tüketmeyeceğiz. Buna silahları da dâhil. Amerikan devleri birer birer batar. Ticaretle uğraşan insanlar bilir. Bir dükkân 10 gün boyunca mal satamazsa batar. Çapınız küçükse bir ay dayanırsınız, iki ay dayanırsınız. Ama günlük cirosu milyarlarca dolara varan bir Amerikan silah şirketi veya Amerikan gıda şirketi size 3 gün mal satamadığı zaman batar gider. Biz artık tüketim gücümüzü kullanmak zorundayız. Bunu kullanan dünyada bir lider oldu: Gandhi. İngiltere’nin sömürgesiydi Hindistan. İngilizler Hindistan’a müdahale edip etmeyelimi tartışıyorlardı. Gandhi biliyorsunuz silahsız bir isyan başlattı. Silahsız isyanın başlangıcı bir tek şeydi. Çıkarttı üzerindeki İngiliz dokuma ürünü olan elbisesini ateşe attı. Dedi ki her Hintli çıkarsın üstündeki elbiseyi çıplak gezsin. Tüm Hindistan üzerindeki İngiliz dokumalarını attı. Ondan sonra eski moda çıkrık denilen şeyle kendi üzerindeki elbiseyi Gandhi dâhil kendisi ördü. İngiltere Hindistan’dan savaşmadan çıktı. Niye savaşmadan çıktı? Bunun için. Düşünün karşınızda 500 milyonluk bir ülke ve sizin hiçbir malınızı almıyor. Kolay bir şey mi, ne yapacaksın o ülkeyi? O ülke artık işe yaramaz bir ülke haline gelir. Bizim ülkemizde Gandi diye çıkarttıkları adama bakın bir de! Üzerinde İtalyan gömleği, fiyatı 500 TL. AB’yi savunuyor, ABD’yi savunuyor! Ondan sonra işsizlikten, yoksulluktan bahsediyor! Yemezler arkadaş, var mı çözümün, karşı çıkabilecek misin kapitalizme? Karşı çıkabilecek misin emperyalizme? Ulusal bütünlük için ulusal ekonomi
Biz Ulusal Parti olarak devletçi, Altı Okçu bir iktisadi sistemi çözüm önerimizin temeline yerleştireceğiz. Çünkü biliyorsunuz Atatürk’ün de dediği gibi ulusal ekonomi olmadan hiçbir şey olmaz. Çıkartalım yabancıları şu ekonomik sahamızdan kendimiz ne üreteceğiz karar verelim, kendimiz ne tüketeceğiz karar verelim. Ve aynı zamanda tüketeceğimiz her şeyi bu halka kardeşçe, eşitçe bölüştürelim. Bu düzene Mustafa Kemal döneminde Türkiye girmişti sonra yolundan saptırıldı. Biz tekrardan aynı düzeni kurmak zorundayız. Ulusal ekonomi olursa ulusal bütünlüğünüzü sağlayabilirsiniz. Bölücülük ve gericilik Şimdi Türkiye’nin iki tane baş belası sorunu var. Bir tanesi PKK, Kürt bölücülüğü, diğeri gericiler. PKK’yla mücadele etsen Amerika karşına çıkıyor. Bir açıklama yapıyor, yok sınır ötesine geçemezsiniz. Veya PKK’lı milletvekilleri Avrupa Birliği’nden destek alıyor, hiçbir şey yapamıyorsunuz. Veya Şeriatçı parti iktidara geliyor arkasında Amerikan desteği var, hiçbir şey yapamıyorsunuz. Bakın Türk Ordusu dahil hiç kimse bir şey yapamıyor. Niye? Çünkü tüm ekonomik bağlar baştan bağlanmış. Yani bizimkiler şunu biliyorlar Amerika’ya rest çekersek paralar gider. Ama bizler tam tersinden yürütelim mantığımızı Amerika’ya rest çekersek Türkiye’nin Kürt Sorunu da kalmaz, Türkiye’nin Şeriat diye bir sorunu da kalmaz. Şimdi Türkiye’de bu teröristleri bu kadar azdıranların arkasında kim var Amerika var. Kolay değil bir terör örgütünü 30 yıl dağda tutuyorsunuz. 30 yıldır tüm dünyada harekete geçiriyorsunuz, silahlandırıyorsunuz. Milyarlarca dolar, yüz milyarlarca dolar para nereden geliyor? Amerika’dan geliyor. Peki, biz niye karşı çıkamıyoruz? Çünkü Amerika’yla ekonomik bağlarımızın kopmaması gerektiğini düşünüyoruz. Şimdi Kürt sorununu çözer misiniz? Bizim Kürt sorununa zaten bir çözüm reçetemiz var. Bu çözüm reçetesini de zaten hemen hemen Türkiye’de herkes kabul ediyor ama herkesin bir çekincesi var. Diyorlar ki, peki Amerika Türkiye’ye müdahale ederse, Irak’a müdahale ettiği gibi? Şunu bilelim ki Amerika güçlü bir Türkiye’ye müdahale edemez! Ekonomik zenginlik Batıya, etnik zenginlik bize Eğer bir ulusal bütünlükten, bir Misak-ı Milli’den veya bir ulus devletten bahsediyorsak son derece net olmamız lazım. Bir ulus devletin dayandığı tek bir ulus olur. İki uluslu ulus devlet olmaz. İki dilli ulus devlet olmaz. İki bayraklı, iki marşlı ulus devlet olmaz. Şimdi Türkiye’ye diyorlar ki, ya bunlar artık zenginliğiniz tüm dünya bunları zenginlik olarak kabul ediyor. Niye zenginlik olarak kabul ediliyormuş! Amerika’da niye yok, Avrupa’da niye yok! Amerika’da zenginlik olmayacak bizde zenginlik olacak. Adamlar çok güzel bir düzen kurmuşlar bakın tüm paralar orada toplanıyor. Onlarda ekonomik zenginlik. Tüm etnik gruplar bizde toplanıyor. Bizde etnik zenginlik. Var mı böyle bir düzen! Madem çok büyük medeniyettir, etnik zenginlik, Amerika’da etnik gruptan çok ne var. Hadi buyursun kendisi etnik gruplara hak tanısın. Amerikan anayasasını çok uluslu bir anayasa yapsın. İngiltere yapıyor mu yapmıyor, AB yapıyor mu o da yapmıyor. Ama bizi inandırıyorlar diyorlar ki daha hümanist olmanız için bu çağda artık kabul etmeniz lazım ülkenizde Kürtler de var. Bunu diyen kim? Tüm Kızılderilileri yok etmiş olan bir ülke! Bunu diyen kim tüm zencileri yok etmiş olan ülke! Kime söylüyor? Yüz yıldır bize her türlü ihaneti ettikleri halde başlarına hiçbir şey gelmemiş Kürtlere söylüyor. Kürt polis devleti Etnik zenginlik dedikleri veya mezhepsel zenginlik dedikleri, dinsel özgürlük dedikleri, dil özgürlüğü dedikleri şey kendi ülkelerinde asla uygulamadıkları bir sistem. ABD’de siz İtalyanca bir dilekçe veremezsiniz mahkemeye. ABD’de polis Meksikalıların, İtalyanların veya başka birilerinin oturduğu bölgede o bölgenin halkıyla o dili konuşmaz. İngilizce konuşur. Bizde polislerin artık Kürtçe öğrenmesi zorunlu. Zorunlu çünkü tüm sorunu zaten Kürtler çıkarıyor. Eğer sen Kürt suçluyla mücadele edeceksen Kürtçe bilmen gerekir diyor. Şimdi bir düzen kurmuşlar suçlu Türkçe bilmeyecek, suçu önlemek isteyen insana da Kürtçe zorunluluğu getireceksin. Şimdi 20.000 polis daha alıyorlar bu ay. 20.000 Kürtçe bilen polis. Zaten 160.000 polisi vardı bu ülkenin bir on sene daha böyle gitseler Türk Ordusu’ndan güçlü bir polis teşkilatı olacak. Ve hepsi Kürtçe bilen insanlar olacak, hepsi üniversite mezunu, hepsi AKP’li, hepsi Fethullahçı bir polis devleti. Ondan sonra da diyecekler ki bakın tüm etnik gruplara özgürlük tanındı, Türkiye demokratikleşti. Kürtçe
Ama bir taraftan PKK milletvekilleri dâhil mecliste tek kelime Kürtçe konuşamayacak. PKK bir televizyon kanalı açacak Roj TV, oradan Türkçe yayın yapacak. Bizim çok akıllı devletimiz bir Türk televizyonu açacak oradan Kürtçe yayın yapacak! Ya PKK bu Kürtleri Türkçeyle örgütlüyorsa, sen de Türkçeyle örgütle kardeşim! Devlete bir tuzak kurmuşlar diyorlar ki sen Kürtçe yayın yap, Kürtçe yayın yap ki zaten Kürtler anlamasın. Yani onların yaptığı yayını Kürtler anlamıyor, Kürtler yine Türkçe yayına bakıyorlar. Şimdi ondan sonra bakıyorsunuz çevrenize her tarafta Kürtçe konuşmaya başlıyorlar sokakta. Kendi aralarında konuşurken bakıyorsunuz Türkçe, sokağa çıktıklarında otobüse bindiklerinde Kürtçe. Niye? Bizi alıştıracaklar. Kendi aralarında hiçbir şekilde konuşmayacaklar. Ondan sonra diyecekler ki bu devirde artık bilmem kaçıncı yüzyıl olmuş insanlık istiyorsak, hümanizm istiyorsak Kürtçeye serbestlik getirmeliyiz. Hiç de getirmeyeceğiz! Ulusal Parti iktidara geldiğinde Kürtçe yayın yapılan tüm televizyon kanalları, tüm radyo kanalları, tüm gazeteleri kapayacağız. Demokrasiyle olur değil mi bu işler. Adam diyor ki ben demokrasiyle Anayasayı değiştireceğim. Hadi bakalım o zaman 367 milletvekiliyle biz gidelim meclise, buyursun demokrasiyi görsünler. Şimdi şunu yapamayız. Kürtçe özgürlük verelim ondan sonra Arapça kanalı başlar, ondan sonra Süryanice, ondan sonra Çerkezce, ondan sonra Lazca. Boşnaklar diyorlar ki biz istemiyoruz. Olsun kardeşim diyor Başbakan sen de Boşnaksın Boşnakça konuş. Çingene diye bir ulus mu var bizim ülkemizde! Türkçe konuşuyor bu insanlar. Ona diyor ki şimdi sen Romanca öğreneceksin. Romanca diye bir dil yok ki! Adam duymamış ne ana dili, ne baba dili. Roman olmayanı Roman yapmaya çalışacak. Boşnaklık bitmiş bu ülkede onu Boşnak yapacak. Ondan sonra gidecek Van’da Ermeni kilisesi açacak. Orada Ermenice öğretecek. Öbür tarafta Gürcüce öğretecek. Öbür tarafta da siz “vatandaş Türkçe konuş” derseniz ırkçılık yapmayın diyecek. Etnik siyaset ülkeyi böler Şimdi bu konularda en ulusal geçinen insanlar bile maalesef korkuyor. Sanıyoruz ki biz acaba bunu böyle yapmasak, bu kadar sert davranmasak daha mı doğru yaparız. Acaba insanlıktan mı çıkıyoruz? Biz niye insanlıktan çıkalım? Bu ülkede bunca insanı öldüren biz miyiz, bu adamlar mı? Bu ülkede suçu yaratan bunlar mı, biz miyiz? Bu ülkede soygunu hırsızlığı şunu bunu yapan suçlular bunlar mı, biz miyiz? Bizim tek bir suçumuz var sessiz kalmak. Bizde hiç kimse kardeşim biraz da Türk açılımı yap, bir kez de hayatında Türk’ten bahset diyemiyor bu adama. Çünkü Türk’ten bahset denirse sanıyoruz ki ırkçılık yapacağız. Bu ülkenin çoğunluğu bizsek, demokrasi diyorlar ya çoğunluk idaresi madem ki çoğunluk idaresi hadi buyursunlar çoğunluğa uysunlar. Bu çoğunluk Türkçe konuşamayacak mı, bu çoğunluk Türkçe eğitim hakkına sahip olamayacak mı? Başbakan Kürt açılımını niye İstanbul’da yapıyor. Gitsin mesela Şemdinli’de, Diyarbakır’da yapsın. Yapamıyor değil mi? Çünkü gittiği zaman tüm dükkânları kapalı görüyor. Ondan sonra o bölgeden oy alamadığı zaman diyor ki, burada etnik siyaset güç kazanmış. E, güç kazanır tabii. Güç kazanır, çünkü siz etnik siyaseti özendirdiniz. Ve bu etnik siyasetle Türkiye’yi bölmeye çalışıyorsunuz. Ey Türk; Birleş, yönet! Emperyalizm bu sömürgeci ekonomiyi nasıl ayakta tutabilir? Gericileri ve bölücüleri besleyerek. O zaman alın size büyük bir üçgen kurulsun: Bir tarafta gericiler, bir tarafta bölücüler, bir tarafta da emperyalistler. Böylelikle ABD veya AB böl yönet projesini çok rahat uygulayabilecek. Onlar “böl-yönet” uyguluyorsa bizim yapmamız gereken tek bir şey var: Birleş ve yönet diyeceğiz. Ey Türk halkı sen hepsinden kalabalıksın, sen hepsinden güçlüsün, birleş! Biraz da Türkler yönetsin bu ülkeyi. Hep Gürcüler mi yönetecek, hep Kürtler mi yönetecek, hep Rumlar mı yönetecek, hep Amerikalılar mı yönetecek? Bir bakın bu partilerin, Türkiye’yi yönetenlerin etnik kimliklerine. Niye Türk kökenli kimse giremiyor? Etnik kökeni Türk olan bir tane Cumhurbaşkanı, bir tane Başbakanı bu ülke niye göremiyor? Niye meclisteki milletvekilleri veya bürokratlar hep belli bir etnik kökenden seçiliyor? Neden Türkseniz hiçbir iş size açılamıyor? Çünkü bizler ulusal birlik, ulusal bütünlük dediğimiz veya ulus devlet dediğimiz şeyin çağdışı olduğunu, gereksiz olduğunu kabul ediyoruz da ondan. Ama ulus devlet projesi Ulusal Parti’nin en önemli savunma gücüdür. Ulus devletten hiçbir şekilde geri adım atmayacağız. Bu ülkenin tek bir dili olacak, bu ülkenin tek bir bayrağı olacak. Bu ülkenin tek bir milli marşı olacak ve bu ülkenin tek bir ulusu olacak. Ulus olma hakkını elde edecek insanlar olsalardı zaten bu güne kadar kendi devletlerini kurarlar ve kendi ulusal bütünlüklerini sağlarlardı. Kendi ulusal bütünlüklerini sağlayamadıkları gibi bizim ulusal bütünlüğümüzü yıkmaya, parçalamaya çalışıyorlar. Zaten varlıklarının nedeni de bu. Ulusal Kültür Savaşı ve Türkçe
Ulus devlet olmanın, bir ulusal bütünlük projesinin kültürel ayağı var. Ulusal kültürü savunmak zorundayız. Bakın Atatürk dönemi kurulan Dil Kurumu, Tarih Kurumu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakülteleri niçin kurulmuş? Diyoruz ki size kendi dilinizi savunacaksınız! Türkçeyi savunacaksınız! Şu sokaklara bakın artık tek bir Türkçe dükkân bile yok. Nerede yaşıyoruz, New York’ta mı yaşıyoruz, Paris’te mi yaşıyoruz? Hani küçük Amerika yapacağız diyorlardı ya yaptılar: Tüm tabelalar İngilizce. Artık gerçekten küçük bir Amerika’da dolaşıyorsunuz. Bir taraftan da Türk dilinin ne kadar geri olduğu üzerine teoriler üretiliyor. Ulusal Kültür Savaşında en fazla dayanmamız gereken şey kendi dilimiz. Türkçemizi düzgün konuşacağız. Ve Türkçe konuşacağız. Hiçbir tabelada, hiçbir başka yerde herhangi bir isim, gazete ismi olsun başka bir şey ismi olsun yabancı dile izin verilemez. Yabancı ülkelerde böyle bir izin yok. O ülkenin diline uymak zorundasın. Bizim ülkemizde gelip bir şey yapmak isteyen insanın da bu ülkenin dilini konuşması gerekir ilk önce. Ama Türk Dil Kurumu yok edildi, Türk Tarih Kurumu yok edildi. Türk Tarih Kurumu’nun başında kim var? Kürtçüler var. Dünyanın neresinde böyle bir komedi vardır? Kendi Türk tarihini araştırmak üzere kurulmuş bir kurum var, Türk Tarih Kurumu. Başkanı görevden alınıyor. Niye? Türkçülük yapmış! Ne yapacaktı? Adam zaten Türk Tarih Kurumu’nun başkanı. Amerikan Tarih Kurumu’nun başkanı ne yapar, İngiliz Tarih Kurumu’nun başkanı ne yapar? Elbette kendi ulusunu savunacak. Yani Türkçülük yapmayacak da başka bir şey mi yapacaktı bu adam! Zaten görevi bu. Milli Eğitim’e ne oldu? Ama bizler kendi tarihi değerlerimizin, çok yakın tarihimiz dâhil, Mustafa Kemal dönemi dâhil farkında değiliz. Bizim kadar büyük kahramanlıklar, fedakârlıklar göstermiş bir halk yok. Bihaberiz. Dünya çapında bir tane lider çıkartmışız: Atatürk. Ve onu kötülemek için film üstüne film yapıyoruz. Dünyada hiçbir ulusun yapmadığını biz kendimize yapıyoruz. Biz konuşmaya başladığımız zaman Türkçenin ne kadar geri olduğunun, Türk tarihinin ne kadar kötü olduğunun, ne kadar despotluklarla dolu olduğunun, Türk kültürü denilen şeyin olmadığının kendi kendimize propagandasını yapıyoruz. Hâlbuki Türk dilinden, Türk tarihinden, Türk kültüründen daha geniş dünya üzerinde bir kültür yok. Yok, çünkü dünyaya kaç bin yıl hükmetmiş bir ülkeyiz. Bu ulus üstelik hiçbir yerde zorla, baskıyla hükmetmemiş. Her yerde diliyle, tarihiyle, kültürüyle, bilimiyle, teknolojisiyle hâkimiyet kurmuş. Ve biz bunlardan bihaberiz. Ve biz bunları savunmanın sanki yanlış bir şeyler savunmak olduğunu sanıyoruz. Ulusal kültürümüzü veya Türk uygarlığını ortaya çıkartacak kurumları yok etmişiz. Milli Eğitim denilen bir şey vardı onu da Şeriatçılara teslim ettik. Şimdi Milli Eğitim Bakanı zaten ben milliliğe karşıyım diyor. Karşıysan niye duruyorsun orada? Milli Eğitim Bakanlığı kitaplar bastı Kürdistan haritalı. Kusura bakmayın yanlışlık olmuş diyor, topluyor. Var mı arkadaşlar böyle bir yanlışlık? Ve bu bakana hiçbir şey olmuyor. Ama milli eğitim veya ulusal eğitim dediğimiz şeyi yok ederseniz, bu ülkenin çocukları daha ilkokuldan beri yabancı özentisiyle yetiştirilirse, onlar gibi olmak için yetiştirilirse siz kaybedersiniz. Sadece son iktidarın değil 1980 sonrası tüm iktidarların suçudur bu. Yetişen yeni nesil ve yetişecek yeni nesil, kayıp kuşak. Sorsanız Amerika’yı mı seçersin Türkiye’yi mi diye Amerika’yı seçer yeni nesiller. Çünkü onlara bu öğretildi. Orası daha ileri diye öğretildi. Sen en iyilerin gidip Amerika’da okuması gerektiğini söylersen çocuk niye Türkiye’de okumak için uğraşsın. Türkiye’nin dışarıdaki şu beyin göçünü getirsek bu ülkeye, gelin kardeşim desek vatansever olun biraz, biraz bu vatan için çalış desek, bu ülke kalkınır. Ama biz bu ülke için çalışacak herkesi yabancı bir ülkeye göndermenin peşindeyiz. Ulusal eğitim dediğimiz şey yurt dışına burslu öğrenci gönderir ama sonra bir şeyler öğrensin geri gelsin diye. Bizim ülkemizde maalesef öyle değil. Biz tüm evlatlarımızı yabancı ülkelere kaptırıyoruz. Ciddi bir ulusal eğitim projesinde tıpkı Atatürk’ün dönemindeki gibi, Atatürk bir üniversite reformu yaptı yabancı ülkelerde ne kadar iyi hoca varsa Türkiye’ye geldi. Dünyadaki tüm bilim adamlarının gelmek için uğraştığı bir ülkeden, tüm halkın kaçmak için çalıştığı çabaladığı, yolunu bulmaya çalıştığı, Amerikan pasaportu peşinde koştuğu bir ülke haline geldik! Ulusal kültür, ulusal eğitim ve tabii ki ulusal kimlik Ulusal Parti’nin çözüm leridir. Ulusal Kurtuluş Bunların hepsini kimle yapacaksınız? Bunların hepsini nasıl yapacaksınız? Eğer bir ulusal iktisat istiyorsak, eğer bir ulusal kimlik istiyorsak, eğer bir ulusal kültür istiyorsak bu şu demektir bizlerin ulusal kurtuluşa ihtiyacı var! Kimden kurtulacağız? Batılıların, yabancıların egemenliğinden kurtulacağız. Bir ulusal kurtuluş projesi peki tanımlanmış var mı? Var. Bir Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuş zaten bu ülke. Kimle savaşmışsın bu Kurtuluş Savaşı’nda? İngiltere’yle, İtalya’yla, Fransa’yla. ABD ile savaşa girmemişsin ama ABD o anda müdahale etmediği için girmemişsin. Yoksa savaşta o da karşı cephede. Başarabilmiş miyiz? Başarabilmişiz. Ulusal örgütlenme, ulusal parti
Peki, Ulusal Kurtuluş Savaşını veren insan nasıl bir insanmış, veren örgüt nasıl bir örgütmüş? Şimdi de bir Ulusal Kurtuluş davasını sonucuna erdirecekseniz öncelikle bir şeye ihtiyacınız var; bir ulusal örgüte. Bu ulusal örgütün de gerçekten Ulusal Kurtuluşu tüm yönleriyle birlikte savunacak bir örgüt olması lazım. Bizim Ulusal Partimizin yöntemi bu olacak. Ulusal Kurtuluşçu bir parti. Ulusal lider: Atatürk Ama bu partinin aynı zamanda bir liderinin olması lazım. Bu partinin lideri Mustafa Kemal. O’nun koyduğu Altı Ok’u bir Ulusal Kurtuluş reçetesi olarak sürdüreceğiz. Diyebilirler ki, ya O’nun modası geçti. Hayır bu ülkenin Atatürk’e ihtiyacı var. Atatürk’ün yaptığı her şeyi yaparsak bu ülke zaten kurtulur çünkü eskiden böyle kurtulmuş. Şimdi Atatürk’ü eleştirmek, ona çamur atmak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Ulusal Parti üyelerinden ulusun liderine, atamıza sahip çıkmalarını isteyecek. Çünkü lideri olmayan bir ulus ayakta duramaz. Yabancılar lider bulamıyorlar kendilerine çünkü tarihlerinde lider çıkmamış. Uydurma liderler yaratıyorlar mitolojiden, onlara tapıyorlar. Biz yüzlerce lider yaratmışız hepsini çöpe atmışız. Bir tane Atatürk kalmış elimizde, şimdi onu yerin dibine batırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Hayır, biz ulusal liderimize gerçekten ulus olarak tapmak zorundayız. Ona öylesine bağlanmak zorundayız. Ulusal yol: Devrimcilik Ve onun yolu tek bir yol. Ne derseniz? Devrimcilik. Ne yapmış ki bu büyük adam devrimciliğin dışında? Hiçbir şey yapmamış. Kendisi için hiçbir şey istememiş. Her şeyi vatan için istemiş. Hepimiz diyoruz ya her şey vatan için. Her şey vatan içinse gerçekten her şey vatan için olsun. Ulusal Parti üyelerinden bunu isteyecek. Çünkü gerçekten ulusal olan, Ulusal Kurtuluş davasına giren insanın işbirlikçi olmaması lazım. Tayyip Erdoğan yüzde yüz işbirlikçiyse bizlere geldiğinde o oran belki düşüyordur ama hepimiz belli ölçülerde işbirlikçiyiz. Batılının her malını aldığımızda, Batılının her filmini izlediğimizde, Batılının her değerini sahiplendiğimizde biraz işbirlikçileşiyoruz. Belki biz çok suçlu değiliz, yönetim mekanizmasında değiliz diye bakabiliriz ama işbirlikçiliğin yüzde birini bile kendi üzerimizde barındırmamız lazım. Ulusal ekonomi öneriyorsak Türkiye’ye, parti üyeleri ulusal ekonomiye uyacak. Ulusal kültür öneriyorsak Türkiye’ye, parti üyeleri ulusal kültüre uyacak. Ulusal bütünlük diyorsak Türkiye için, Ulusal Parti’nin üyeleri de elbette ulusal bütünlükten yana olacak. Gerçekten böyle bir örgüt kurarsak, böyle bir parti kurursak Ulusal Kurtuluş dediğimiz şey bizler için geçerli olur. Ama biz sahte bir ulusalcılık oynamaya kalkarsak yani yüzde bir de olsa işbirlikçilik yapayım, yüzde beşle işbirlikçilik yapalım dersek Özal’ların durumuna düşeriz. Onlar da diyor ki Anayasa bir kere çiğnenmekle bir şey olmaz. Bir kez işbirlikçi olmakla arkadaşlar daimi işbirlikçiliğin yolu açılır. Bir bakarsınız ikinci işbirlikçilik gelmiş, üçüncü işbirlikçilik. Bizler sizlerden gerçek anlamda ulusal düşünmenizi, gerçekten ulusal davaya ve bu partiye her şeyinizle sahip çıkmanızı istiyoruz. Aslolan bir bilincin oluşturulmasıdır. Gerçekten ulusal bir bilinç yaratırsak o bilincin alt programları çok kolay bir biçimde yazılır ve uygulanır. Ama önemli olan bu ulusal bilince bu ulusal hassasiyete sahip çıkmamızdır. Kendisine inanan, partisine inanan, davasına inanan, fikirlerine inanan insanlar her şeyi çok rahat bir şekilde çözebilirler.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||