![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Alper Derelioğlu
Hep Amerikan demokrasisinin ne kadar sağlam olduğu masalları anlatılır Mülkiye’nin eski dersliklerinde. Efendim Amerikalılar 1700’de Anayasanın temellerini atmışlar. Temel prensipleri belirleyen bir Anayasa yapmışlar ve bu tüm insanlığa örnek olacak bir Anayasa metniymiş. Demokrasiyi kağıttan kuleler haline getirenler için büyük başarı olduğu kesin. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni yapanlar hiçbir soykırımda izleri olmamışçasına ezbere bir metin servis ederek bir anlamda yapılan soykırım ve işkenceleri perdeleme görevi gördüler. Halen daha demokrasimiz gelişiyor diye böbürlenenler nedense Kızılderili katliamını, Cezayir kırımını, Afrika’nın köleleştirilmesini görmezden gelmektedirler. Önemli olan metinler değil, metinlerin uygulamaya geçirilmesidir. Hukukun tesisi mümkün olmazsa ortada demokrasi değil, demokrasi adı altında teokratik, otoriter, oligarşik yönetimler oluşur ve tüm insanlığı adalet, eşitlik, daha çok demokrasi, zenginlik diye kandırır ve kendi demokrasilerini inşa ederler. Maalesef günümüz dünyasında devlet yönetimi ulusal çizgiden kopmuş ve bunun adına yeni dünya düzeni denmiştir. Demokrasimiz şu kadar ileri diyen bir ABD bugünlere çok büyük acılarla gelmiştir. Kolonel yapının 1700’lerin ortalarında çatırdamaya başlamasıyla eyalet savaşları başlayınca emekçi ama lümpen Amerikan halkları sadece iki kese altın için birbirlerini kırmış ve tüm bunlar daha çok demokrasi adına yapılmıştır. Lincoln’un ortaya çıkıp birliği tesisi ile kurulan yeni anayasal düzen Masonik bir devlet yönetimi, yayılmacı bir dış politika ve sömürgeci bir ekonomik model olarak öngörülmüştür. Batı uygarlığının ulaştığı zirve olarak etiketlenen ABD kendi çıkarları için dünya üstünde sanal düşmanlar yaratmış, megolomanik bir dış siyaset izlemiş, Masonik ekonomik idealler için Üçüncü Dünyanın bakir topraklarına girmiş, işgal etmiş, yakmış, yıkmış, milyonlarca masumun kanını emmiştir. İşte muhteşem Amerikancılık bu pis ve kirli sacayaklarının üstünde büyümektedir. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kimi çevreler Sovyet ajanlarının ülkedeki varlığından ve gizli tertiplerinden dem vurmaya başladı. 29 Haziran 1940’da Amerikan Kongresi, Amerikan hükümetinin devrilmesini savunmayı ve bunun propagandasını yapmayı suç haline getiren bir yasayı kabul etti. Çok açık ki, düşünce özgürlüğünü sınırlayan bu yasa Amerikan Komünist Partisi’ni hedef alıyordu. Ülkedeki komünist faaliyetleri araştırmak üzere kurulan Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi (HUAC), sendikacılardan yazarlara, müzisyenlerden eğitimcilere onlarca insanı sorguladı. Ancak bunlar arasında en çok gürültüyü Hollywood’un bilinen isimlerinin sorgulanması kopardı. Soruşturmaların yoğunlaştığı bir dönemde, 9 Şubat 1950’de Wisconsin senatörü Joseph McCarthy, elinde hükümet için çalıştıklarını ve Komünist Parti’ye üye olduklarını iddia ettiği 205 kişinin listesi olduğunu söyleyerek kamuoyunun karşısına çıktı. Bu liste bir sır değildi. Çünkü 1946’da hükümet tarafından yapılan bir çalışma sonucu hazırlanmış ve kamuoyuna duyurulmuştu. Listedekilerden bir kısmı gerçekten komünistti. Ancak listenin diğer üyeleri hükümet tarafından sakıncalı bulunan eşcinseller ve alkoliklerdi. Dolayısıyla, listeyi elinde sallaya sallaya televizyonlarda arzı endam eden McCarthy de aynı sorguya muhatap kalmış olsa, listedeki yerini alabilirdi pekala. İddiaları üzerine tanıklık yapmak için Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi’ne çağırılan McCarthy, listeyi önce 80 kişiye, sonra da 50 kişiye düşürmesine rağmen tek bir sanığın dahi komünist olduğunu ispatlayamadı. “Cadı avı” sırasında bütün tanıklardan Komünist Parti’ye üye olup olmadıklarını, üye iseler, diğer üyelerin isimlerini ve artık bu işleri bıraktıklarını söylemeleri ve Komite üyelerine artık yalnızca Amerikan çıkarları için çalışacak birer tövbekar olduklarını kanıtlamaları istendi. Sorulara yanıt vermeyi reddeden onlarca Hollywood çalışanı ya hapse atıldı ya da sürgüne gitmek zorunda kaldı. İşlerinden olmak ise, hepsinin ortak kaderiydi... Komitenin karşısına çıkıp arkadaşlarının isimlerini birer birer sayanlar, kariyerlerine kaldıkları yerden devam ettiler. 50’ler ABD’sinde yaşananlar ile bugün güzel ülkemizde yaşananlar ne kadar çok benzerlik taşıyor değil mi? Bugün iktidar ve yandaşları temeli anti-Kemalizm olan bir soruşturmayı, bir “cadı avını’’ sürdürüyorlar. Demokrasi, hukukun temel ilkeleri, insan hak ve hürriyetleri ayaklara pas pas yaparcasına çiğneniyor ve Kemalist aydınlar ve Ordu mensupları yaptıkları suç kanıtlanmamış olsa da tutuklanmaya devam ediliyor. Acaba diyorum, kendi McCarthy’imizi mi yarattık? Son üç yılda yaşadıklarımız bunun böyle olduğunu gösteriyor. Toplumun iliklerine kadar işlemiş bir korku düzeni yaratılmaya çalışılıyor. Zaten 12 Eylül askeri darbesiyle apolitize edilmiş halk iyice kıskaca alınıyor ve toplumun dinamiklerini iyi bilen, önder olabilecek insanlar susturuluyor, “Ergenekon” gibi Türklük için ulvi bir isim bile soruşturmanın adı oluyor. Türklük, milliyetçilik ve Atatürkçülük adeta mahkum edilmeye çalışılıyor. Bunun yanında iktidar gücünün kendi hukukunu, kendi yargısını yaratmak amacıyla hazırladığı anayasa taslağı TBMM’de oylanıyor. Sanki politik-gerilim türü bir filmin en can alıcı sahnelerinden birindeyiz. Mazlum halkımız dünyanın en zor ekonomik koşullarına öylesine alıştırılmış ki artık içinde bulunduğu sefil durumu kanıksamak durumunda bırakılmıştır. Küresel sermayedarların işbirliği ile eğitim sistemi millilikten uzaklaştırılarak toplumun tek ümidi ve tesellisi gençler ise sadece uyutuluyor. Yani bugün “cadı avı” daha da artan şiddetiyle devam etmektedir. “New Global Project” bunu gerektirmektedir. Az para ile taşeron kişi ve gruplar bulunup bunlar desteklenecek ve toplumların içine salınacaktır. Türk ulusu bir gün gelecek bu büyük planı bozacaktır. “Cadı avı” sona erecek, av avcı, avcı av olacaktır. Demokrasi adına yapıldığı söylenen reformların, sadece bina yapmaktan öteye gidemediği bir ortamda toplumu ileri götürecek liderler yetiştirmek yerine, içeride aslan, dışarıda kuzu bölge valileri yetiştirilebilir. Tıpkı Cumhuriyetçi Parti Senatörü McCarthy gibi. Müfteriler toplumu yaratmak kolaydır. Zira yürütmeyi ve yasamayı ele geçirirsiniz. Yargıyı ise baskı altında tutarsınız. Hazırlanan komplolara ve yalanlara bir gün siz de inanmaya başlarsınız. Sonrası malum. Bugün toplum olarak kendi cadı kazanımızı yarattık. Umarım o cadı kazanında haşlanmayız.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||