Tuğrul Çelik - Dünya
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Mustafa Kemal'den
Gandi Kemal'e
GÖKÇE FIRAT
Bir Türk dünyaya
Bir Ulusal Partili
tüm işbirlikçilere bedeldir!
GÖKÇE FIRAT
Partiler ve liderler değil düzen değişmeli
ÖZGÜR ERDEM
Kemal Kılıçdaroğlu
Ermeni dönmesi mi?
ALİ ÖZSOY
ABD sifonu çekiyor: Tayyip'e yol göründü.
KAYA ATABERK
Fasulyeden Kemal
OKAN İŞBECER
Tayyip yalakalığından Kılıçdaroğlu yalakalığına
TUĞRUL ÇELİK
Türklük düşmanının
Türk Dünyası aşkı
OKAN İŞBECER
Kürtler Kandil'e gitsin
geri gelmesin!
TÜRKKAYA ATAÖV
Haiti depreminin ardındaki
ALPER DERELİOĞLU
Mc Carthy'den Tayyip'e
İLYAS SALMAN
Emperyalist sistem
can çekişiyor
KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'ndan
Gökçe Fırat Çulhaoğlu'na teşekkür mesajı
Basında Ulusal Parti
Ulusal Parti Kocaeli, Zeytinburnu, Maltepe
ve Beylikdüzü'nde
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (23)
 
 

Tuğrul Çelik
Türklük düşmanının Türk dünyası aşkı

Abdullah Gül geçtiğimiz hafta Kazakistan’daydı. AKP’nin Kürt açılımını geçtiğimiz sene uçakta “İyi şeyler olacak” diyerek başlatan Gül, geleneği bozmayarak yine uçakta şunları söylemiş:
“Adına ister terör meselesi deyin, ister demokratik açılım deyin, isterseniz Kürt meselesi deyin; adını ne koyarsanız koyun, bu mesele Türkiye’nin en önemli meselesidir.”
Gül, Kazakistan’ı ziyaretinde sürekli olarak Türk dünyasının Türkiye için öneminden bahsetmiş durmuş, ama kendisinin Türk düşmanlığı ile Türk dünyası aşkı birbirini hiç tutmuyor. Hatırlanacağı üzere cumhurbaşkanı olur olmaz soluğu Güneydoğuda almış ve kimlerin cumhurbaşkanı olacağının sinyalini vermişti. Hemen ardından da icraatlara girişmişti. Gül, Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözüyle ilgili olarak da görüşlerini açıkça ortaya koymuş ve bunu bir ilkellik olarak değerlendirmişti.
“‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ lafını, tutup her yere yaza yaza ve bunu özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza, Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür...” diyen Gül’e göre “Türk’üm” demek ilkellikti.
Gül, Kazakistan gezisinde Orta Asya’nın Türkiye için son derece önemli olduğundan, oraya tarihi ve kültürel bağlarla bağlı olduğumuzdan bahsetmiş. Türklükle sorunu olan Gül acaba hangi tarih ve kültürden bahsediyor anlamadık doğrusu.
Öyle ya Orta Asya tarihi Türk tarihi, kültür ve medeniyeti Türk kültür ve medeniyetidir. Kazakistan’daki Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden fahri doktora ünvanı alan Gül, yine Türk dünyası aşkından olsa gerek “Türklerin kutsal yurdu Türkistan’da ve bu üniversitede bulunmaktan büyük heyecan ve mutluluk duyuyorum.” demiş. Ama aynı Gül “kutsal yurt”larında katledilen Uygur Türkleri için kılını bile kupırdatmamıştı. Hatta aynı dönem Çin’le yaptığı ticaret anlaşmasıyla Türk kanı bulaşmış eli de sıkmıştı. Uygur Türkleri resmen pazarlık konusu olmuştu.
Sadece bu mu?
Gül, Sarkisyan’ın da elini sıkmıştı. Dün Hocalı’da katliam yapan katiller sürüsünün Savunma Bakanı, bugün Devlet Başkanı olan Sarkisyan’ın elini. Türklük düşmanının Türk dünyası aşkı da böyle oluyor işte.


Dikkat Chavez çıkabilir!

Venezüella’nın başkenti Caracas’ta yolun sağ şeridinde küçük kırmızı bir araç kendi halinde ilerlemektedir. Trafik sakin bir şekilde ilerlemektedir, ta ki arkadan hızla gelen bir kamyonun klakson sesi duyuluncaya kadar... Kamyon kırmızı aracı sıkıştırdıktan onu sonra sollayarak geçip gitmiştir.
Trafikte yaşanan sıradan bir olay gibi görünüyor değil mi?
Sıkıştırıldıktan sonra sollanıp geçilen kırmızı arabanın şoförü de kendisini rahatsız eden kamyonun peşine takılır ve bir kovalamaca başlar. Bu kısım da trafikte hergün yaşanan sıradan bir olayın devamı gibi değil mi? Derken kırmızı araç kamyonu geçer ve önüne kırarak onu durdurur. Kamyon şoförü hiddetle iner ve...
Hikayenin sonu oldukça ilginç. Kamyon şoförü kırmızı aracın sürücüsüne haddini bildirmeyi düşünürken karşısındakinin her hafta televizyonda gördüğü başkanı Hugo Chavez olduğunu görünce oldukça şaşırır ama azarı yemekten kurtulamaz.
Anlattığımız olay gerçekten de böyle gelişmiş. Trafik sorununa eğilen Chavez kendisinin başına gelen bu olayı örnek olarak anlatırken, sorunu çözmek için sert tedbirler alacağını belirtiyor. “Yollar trafik canavarından geçilmiyor” diyen Chavez, trafik polislerine benzer durumlarda tereddüt etmeden ceza kesmelerini söyledi.
Alo Başkan ve Aniden Chavez’le ile hiç olmadık anlarda ortaya çıkan, emperyalizmin “Kara Bela”sı Chavez, bundan böyle Venezüellalı trafik canavarlarının da yollardaki korkulu rüyası olacak gibi duruyor.
Tıpkı emperyalizmin korkulu rüyası olduğu gibi.


İran, emperyalizmi müzeye koymuş

Yandaki resim İran’ın Tebriz kentinde bulunan bir müzeden... Müzeyi gezenlerin gördükleri eserlerden etkilendikleri ortada. Bir ziyaretçi tarafından resmi çekilen heykelin adı nedir bilinmez ama, açıkçası bana emperyalizmin bir portresi gibi geldi.
Özellikle yaşadığımız günleri göz önüne getirdiğimiz zaman, heykele başka bir isim vermek mümkün olmuyor aslında.
Toplumsal hareketlerin ve toplumların yaşam tarzlarının sanatı da etkilediğini düşünürsek, gördüğümüz bir sanat eserlerini yorumlarken dünyaya bakış açımız etkili oluyor. Kısaca sanatın göreceliği diyelim...
Nükleer meselede İran’ın üstüne topyekün giden emperyalist Batı dünyasını daha iyi anlatacak başka bir heykel bulunmazdı herhalde.
Ellerinde her an sağa sola savuracak gibi tutukları bombalar ve iğrenç-şekilsiz suratlarıyla emperyalist Batılının iyi tasviri yapılmış. En son nükleer takas görüşmesinin ardından emperyalist saldırganlık yine hızını alamadı. ABD, İran’ın takas anlaşmasını kabul ettiğini açıklamasına rağmen onu tehdit olarak algılamaya devam edeceğinin sinyalini verdi. Aynı şekilde İsrail de. İkisi de İran’ın elinde hâlâ denetimin dışında uranyum rezervi olduğunu iddia ediyor. Tıpkı Irak’a saldırmak için ortaya atılan kitle imha silahlarının bugün dahi bulunamayan varlığı gibi.
Heykele bakınca insan ister istemez İran emperyalizmi müzeye koymuş diyor.


Bilimin Türk kaynakları




Kopernik, Nasireddin Tusi ve Biruni

Bugün medeniyetin, bilimin, sanatın, edebiyatın ve insanlığın sahip olduğu tüm gelişmelerin kaynağının Batı dünyası olduğunu söyleyen Batımerkezci görüş kendisini öyle dayatmış ki, kimse acaba öyle mi sorusunu sormaya bile gerek duymuyor.
Doğuya yönelik sansürün ve ırkçılığın da bilim adına devreye girmesiyle birlikte bu hegemonya daha da etkili olarak bugünlere kadar geldi. Oysa Avrupa’da gelişen çalıntı bir medeniyetti ve Doğudan taşınmıştı.
Geçtiğimiz hafta ünlü gökbilimci Kopernik’in (Nicolaus Copernicus) cenaze töreniyle ilgili bir haber yayınlandı. Aradan geçen 466 yıl sonra Vatikan tarafından dilenen özrün ardından Kopernik’in cenaze töreni düzenlendi.
Avrupa, Ortaçağa damgasını vuran Skolastik dönemin andından Rönesans ve Reform hareketleriyle güya aydınlanmıştı, oysa onun ardında da yine ırkçılık ve sömürgecilik vardı. Bugün coğrafi keşifler adı altında anlatılan, sömürgecilikten başka bir şey değildi. Kopernik görüşleri nedeniyle Vatikan tarafından sapkınlıkla suçlanan bir bilimadamıydı. Ortaya koyduğu Güneş Sistemi Teorisi, dünyanın ve diğer gezegenlerin güneşin etrafında döndüğünü ortaya koyarak insanı evrenin merkezi olmaktan çıkarıyordu. Bu da onu kilisenin hedefi haline getirmeye yetiyor da artıyordu.
Bugün tüm dünya Kopernik’i Güneş Sistemi Teorisini ilk ortaya atan kişi olarak biliyor ama bu teori ondan 200 yıl önce bir Türk bilimadamı tarafından ortaya atılmıştı zaten.
Tüm dünyanın barbar istilacı olarak bahsettiği Cengiz Han döneminde, Avrupa karanlıklar içindeyken, dönemin en büyük rasathanesi kurulmuş ve başına da Nasireddin Tusi getirilmişti. Nasireddin Tusi, Tus şehrinde doğmuş bir Türk’tü. Kopernik’in aradan geçen asırlardan sonra ortaya attığı teorisi Nasireddin Tusi’den çalıntıydı. Tıpkı temsil ettiği Batı medeniyetinin tamamı gibi...
Yine Kopernik’in yaşadığı dönem Avrupalılar üzerinde yaşadıkları dünyanın düz bir tepsi şeklinde olduğunu zannediyorlardı. Oysa 400 yıl önce Türk kökenli Ebu Reyhan El Biruni dünyanın yuvarlaklığını yaptığı hesaplamalarla keşfetmişti.
Kopernik’in ardılı olarak gelen ve Vatikan tarafından itibarı geri verilen Galileo da teleskobik astronominin kurucusu kabul ediliyor ama, Avrupa’nın daha Rönesansını yaşamadığı yıllarda Semerkant ve Herat gibi Türk şehirleri Timurlular zamanında dünyanın bilim ve kültür şehirleriydi ve teleskopla gözlemler gerek Timur’un torunu Uluğ Bey gerekse Ali Kuşçu tarafından yapılıyordu.
Kopernik’in ve Galileo’nin itibarlarının geri verilmesini dünya bilim mirasının zaferi sayanlar, tarihten silmeye çalıştıkları Türklerin bilimlerin öncüsü olduklarını da gizliyorlar ve yok sayıyorlar.


ABD, köleci tarihini gizleyebilir mi?

ABD’nin en büyük eyaletlerinden birisi olan Teksas’ta okul müfredatlarındaki yenilemelerle Amerikan tarihi değiştirilmeye çalışılıyor. Güneş balçıkla sıvanmaz misali, yapılan değişiklikler ABD ve tarihini oluşturan sömürgecilik gerçeğini gizlemeye asla yetmeyecek türden.
Avrupa’dan gelen 13 koloninin kurduğu Amerika Birleşik Devletleri, adım adım ilerleyerek topraklarını orada yaşayan yerli halkın aleyhine genişleterek daha doğru ifadeyle işgal ederek büyüdü. Şimdiki çaba da bu gerçeği gizlemeye yönelik.
ABD tarihini anlatırken mutlaka kullanılacak olan işgal, sömürü, kölecilik, köle ticareti ve kapitalizm gibi kavramların adını değiştirerek, ABD gerçeğini bambaşka bir hale getirmeye çalışıyorlar.
Müfredatta yapılan değişiklikler arasında en önemlileri şöyle. Mesela kölecilik ve köle ticaretinin adını “Atlantik Ticaret Üçgeni” olarak değiştiriyorlar. Galeano’nun Latin Amerika’daki sömürü çarkını anlattığı Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nda “Altın Üçgeni” diye geçen Amerika-Afrika-Avrupa sömürgeci üçgeninin adı görüldüğü üzere “Atlantik Ticaret Üçgeni” gibi bölgesel bir ticari kuruma dönüşüyor.
Kapitalizm de yeni müfredatta “serbest teşebbüs” olarak okutulacakmış. Emperyalizmin adını da “yayılmacılık” olarak değiştirmişler. Anlam olarak çok fazla fark etmeyecek gibi dursa da ABD kendisiyle birlikte anılan emperyalizm kavramını yumuşatmaya çalışıyor anlaşılan.
Ama nafile...
Başta dedğimizi gibi. Nasıl güneş balçıkla sıvanmazsa ABD de sömürgeci-köleci-katliamcı tarihini saklayamaz. Hele hele Türkiye gibi ABD karşıtlığının yüzde doksanları aştığı bir yerde bizler ABD’nin bu çabasına ancak gülüyoruz.
Terörist ABD Belasını Bulacak!


Siyonizm ve Apartheid ırkçı kardeşliği

İngiliz Guardian gazetesinin geçtiğimiz hafta yayınladığı ve bir anda dünya gündemine düşen haberi İsrail’in ırkçılık konusundaki sicilini belgeliyor. Haber zamanlama olarak da oldukça denk geldi. Günümüzün en çok konuşulan meselesi bilindiği gibi İran’ın nükleer faaliyetleri. İran’ın nükleer sistemi ve uranyum zenginleştirme çalışmalarıyla ilgili olarak takas anlaşmasıyla gündemden düşmeyen nükleer meseleye, Guardian’ın haberi de eklenince, gözler bir anda İran düşmanı İsrail’e döndü.
Gerçi haberin özü çok yeni şeyler söylemiyor ama İsrail’in belirsizlik dolu politikasını aralaması bakımından kayda değer bir haber. Gazetenin haberi İsrail’le Güney Afrika’daki ırkçı Apartheid yönetimi arasındaki yoğun bir işbirliğini ortaya koyuyor. 1975 yılında iki ülkenin dışişleri bakanları bir araya gelerek nükleer silah anlaşması yapmışlar.
İsrail tarafını temsil eden Dışiİşleri Bakanı kim bilin bakalım? Bugünkü Devlet Başkanı Şimon Peres! Anlaşmayla birlikte İsrail, Güney Afrika’daki ırkçı yönetime nükleer silah desteği sunacakmış. Ayrıca iki ülke arasındaki askeri ilişkileri geliştirilmesi üzerine bazı anlaşmalar da imzalanmış. Anlaşılacağı üzere İsrail’le Güney Afrika arasında bir çeşit ırkçı kardeşlik anlaşması yapılmış.
Dediğimiz gibi haberin İsrail gerçeği ile ilgili çok fazla bir katkısı yok. Ancak İsrail bugün bile elinde nükleer silah olup olmadığı konusunda bir cevap vermiyor. Yani silahım var da demiyor, yok da. Ama tüm dünya gerçeğin ne olduğunu biliyor. Ortaya çıkartılan belgeyle İsrail’in 1975’lerde nükleer silahlara sahip olduğu gerçeği gün yüzüne çıkıyor.
ABD’nin Latin Amerika’daki faşist diktatörlüklere sunduğu yardımın aynısını görüyoruz ki İsrail de Güney Afrikalı ırkçılara sunmuş. Öte yandan kendisini Irak ve Afganistan’daki işgalin başkomutanı olarak niteleyen Obama’nın ve ırkçı Apartheid rejimine destek sağlayan Peres’in bir ortak özellekleri var: İkisi de Nobel barış Ödülü sahibi!
Peres iddiaları yalanlıyormuş. Evet sattım diyecek değil ya?


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Sayın Tuğrul Çelik...

Öncelikle saygılar ve sevgiler. Güzel ve anlamlı bir yazı. Sağ olun...

Saygılar,

Murat Pira, İzmir
6 Haziran 2010


Orta Asya Türk devletlerine yaklaşmalıyız, onlar bizden yoksul olmalarına rağmen daha modern ve ileri bakabiliyorlar. İşçiye , emekçiye, ezilene değer vermeyi biliyorlar. Din ayrımcılığı yapmıyorlar, yobazlıktan uzaklar. Onlarla bütünleşip, ekonomik olarak kalkınma çözümleri aramalıyız tabii önce önceliği şeriat olan AKP'den kurtulup , Atatürkün izinden, Galiyevlerin yollarından giderek.Bunların amacı Türk dünyasını İslama boyamak, şeriatı Türk dünyasında genişletmek ve saymakla bitmez çeşitli amaçlar... Unutmayalım ki Türkler hiç bir zaman Arap dinine tam anlamıyla girmemiştir. Hele Orta Asya Türk devletleri bizler kadar araplaşmamıştır.

Nesim, İstanbul
3 Haziran 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40