Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kılıçdaroğlu ABD
ve PKK'nın adayı
Kılıçdaroğlu ve Kürtçü darbe konusunda CHP'yi bir yıl önce uyarmıştık
ÖZGÜR ERDEM
Atatürk'ün partisine Atatürk karşıtı başkan
KAYA ATABERK
Havlama Karabaş havlama
OKAN İŞBECER
Kürtlerin
Nâzım düşmanlığı
TUĞRUL ÇELİK
Darbeciler yine iş başında
ESER ÖZALTINDERE
Bu şehitlerin hesabını
kim verecek?
FAHAMET YALÇINKAYA
Anne, baba ve çocuklar
TÜRKKAYA ATAÖV
15 Mayıs
İzmir'inde İtalyan ressam
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Karadeniz krallığı
ne Grektir ne Rum (II)
İLYAS SALMAN
Kahrolası gençlik
Ulusal Parti Edirne ve Kırklareli'de
Basında Ulusal Parti
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22e)
 
 

Okan İşbecer
Kürtlerin Nâzım düşmanlığı

Kürtlerin Nâzım düşmanlığı“Egemen ve hakimiyet kurmak isteyen Kuvayilere metiyeler dizdin, onların atlarına, paşalarının ‘çakmak çakmak gözleri’ne hayranlığını dizelerinde işledin. Koçgiri’de, Zilan’da, Dersim’de, Piran’da, Palu’da, Geliye Sapo’da ve daha evvelinde Harput’ta, Sivas’ta, Adana’da, Trabzon, Samsun, Rize’de ya da Hakkari’de, Mardin’de, Erzurum’da, Van’da vs. oluk oluk her karışında akan kan ve gözyaşlarına kalemin ve ellerin tutuk kaldı, dillendirmedin.” (Arka kapak)

“Kürtler üzerine bir tek şiir yazma ihtiyacı duymamıştır. Kürtlerin ulusal kimliği, dili, kültürü, tarihi, yaşamı, ulusal talepleri, mücadeleleri üzerine başlı başına bir tek eser koymadığı gibi, konusu Kürtler olan sanatsal bir çalışma içerisine de girmemiştir. Yüz binlerce Kürdün katledilmesini şiirine, tiyatrosuna, mektubuna, destanına vb. almamıştır.” (s. 155)

Yukarıdaki satırlar, Hüseyin Can adında birinin “İttihatçı-Kemalist İdeolojiden Kurtulamamış Sosyal Şoven TKP’nin Üyesi Bir Şair: Nazım Hikmet ve Kürtler” (Pêrî Yayınları, 2010) adlı kitabından. Alıntıyı yapan ise, Hürriyet’ten Özdemir İnce. Kitabın yazarı bir Kürt ve alıntıdan da anlaşılacağı üzerine Nâzım düşmanlığı had safhada.

Düşmanlığın sebebi ise gayet açık. Nâzım, şiirlerinde Kuvayı Milliye demiş, Atatürk’ü gözleri çakmak çakmak olan sarışın bir kurda benzetmiş ama bir kez bile Kürt dememiş. Bu ne idüğü belirsiz adam da kalkmış, bütün dünyanın önünde saygıyla eğildiği büyük Türk şairine laf ediyor. Neymiş efendim, Nâzım, Kürtleri konu alan sanatsal bir çalışma ortaya koymamış.

Anlaşılan o ki, Nâzım gibi dünya çapında bir sanatçı bile Kürt ve sanatsal çalışma arasında bir bağ kuramamış.

Diğer taraftan şu soru da sorulabilir: Nâzım, şiirlerinde Kürtlerden ya da Ermenilerden bahsetmek zorunda mı?

Nâzım, hepimizin bildiği gibi Kuvayı Milliye şairidir. Milli Mücadeleye katılmak için Anadolu’ya geçmiş, o şanlı tarihin bir parçası olmuş, Milli Mücadelenin destanın yazmış, Atatürk hayranı bir şairdi.

Antiemperyalist karakterinden dolayı Milli Mücadelenin şairi olan Nâzım, şiirlerinde neden emperyalizmin kuklası Kürtlerden bahsetsin ki?

Üstelik, Nâzım Kuvayı Milliye saflarında emperyalizme karşı dövüşürken, Kürtler İngiliz emriyle Kuvayı Milliye’ye karşı ayaklanırken...

Kürtlerin derdi gayet iyi anlaşılıyor ama bu işte Nâzım’ın bir kabahati yok. Kürtler, o şanlı antiemperyalist mücadelenin içinde olmak yerine işbirlikçiliği seçtikleri için Nâzım’ın dizelerinde Kürtlere yer yok.

Ve tam da bu nedenle, Kürtlerin bir Nâzım’ı olmayacak.


AKP ve Tayyip miadını doldurdu

AKP ve Tayyip miadını doldurdu
AKP ve Tayyip miadını doldurdu

İktidara geldiği 2002 yılından beri uyguladığı politikalarla Türk milletinin nefretini kazanan AKP iktidarı, Mayıs ayı boyunca Türkiye’nin değişik yerlerinde ardı ardına protesto edildi. Bir iktidar partisinin, sıradan vatandaşlar tarafından bu denli nefretle karşılanması, AKP iktidarının miadının dolduğunun ve önümüzdeki seçimlerde alaşağı edileceğinin en açık kanıtı.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin vatandaş protestosundan nasibini alan bir AKP’li. TBMM Başkanı Şahin, geçtiğimiz günlerde İstanbul’daydı. Beyoğlu’nda Tünel’den İstiklal Caddesi’ne doğru yürüyen Şahin, Asmalımescit’te esnafı ziyaret etti. Bu sırada Refik Lokantası’nın aşçısı Ahmet Arslan’la karşılaşan Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, hiç beklemediği bir tepki aldı.

Lokantanın karşısında masada sarımsak ayıklayan aşçı Arslan, TBMM Başkanı Şahin’e hitaben, “Millet patates bulamıyor yemeye. Siz suşi yiyorsunuz.” diyerek çıkıştı. Şahin hiç beklemediği bu sözler karşısında “Bizim menümüzde suşi yok, Türk yemekleri var. Suşiyi bir arkadaşımız getirmiş ben yemedim.” karşılığını verdi. Aşçı Arslan bunun üzerine “Ben milletvekili olup geleceğim. Ama sizin partinizden değil.” diyerek tepkisini sürdürdü. Şahin de aşçıya, “Olur fark etmez” karşılığını verdi.

Geçtiğimiz hafta vatandaş tarafından protesto edilen AKP’liler kervanına bu kez de AKP’nin başı Tayyip katıldı.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta Zonguldak’ta Karadon Maden Ocağı’nda Grizu patlaması sonucu göçük meydana geldi ve 30 madenci göçük altında kaldı. Bütün Türkiye, büyük bir üzüntüyle göcük altında kalan madencilerden umutlu bir haber bekledi. Bu arada Tayyip de Yunanistan’a moral verme gezisinden sonra Zonguldak’a giderek duruma “el koydu”.

Tayyip, göçük bölgesinde yaptığı incelemelerden sonra madencilerin yakınlarının bulunduğu çadıra doğru giderken bir vatandaşın protestosu ile karşılaştı. “Buraya şimdi mi geldiniz?” şeklinde bağırarak Tayyip’i protesto eden kişiyi korumalar ve polis engelleyerek gözaltına aldı. Tayyip’in çadıra girdiği sırada protestolar tekrar yükselirken polis olayları yatıştırmak için havaya ateş açmak zorunda kaldı. Çıkan olaylarda bir vatandaş da yaralandı.

Birkaç kez vatandaşa seslenmeye çalışan ve üçüncüsünde başarılı olan Tayyip, yaptığı konuşma ile de madenci yakınlarını ve tüm Türkiye’yi çıldırttı.

“Ama bu yörenin insanları aslında bu tür olaylara alışık.”

“Bu mesleğin kaderinde maalesef bu var. Bu mesleğe giren kardeşlerim bunu bilerek giriyorlar. Kemalpaşa’da Dursunbeyli’de bu tür olayları yakın zamanda gördük.”

“Lütfen tahriklere gelmeyin. Bakın az önce biri kalktı hakaretler yaptı. Edepsizce küfürler etti. Araştırdık ki buranın insanı değil bir başka yerden, Ankara’dan gelen birisi ve Emniyet Teşkilatı bütün tespiti yaptı, çıkardı ve işi gücü bu tür provokatörlük yapmak. Bu tür oyunlara da halkımızın hiçbir yerde gelmeyeceğine inanıyorum.”

Yukarıdaki sözler Tayyip Efendi’nin konuşmasından.

Adam güya oraya milletin acısını paylaşmaya gitti. Kaderlerinde varmış, aslında yöre insanı göçük altında kalmaya alışmış. Sen millete böyle teselli vermeye kalkarsan, millet de döner sana küfürü basar. Zaten vatandaşın tepkisi de öyle olmuş. Tayyip Efendi sonra da tutmuş vatandaşı provokatörlükle suçlamış.

Tayyip’i alkışlayanlar iyi vatandaş oluyor, protesto edenler ise provokatör. Tayyip bugüne kadar ortalığı yakıp yıkan PKK’lılara bir kere bile provokatör diyemedi ama acılı vatandaşa provokatör demeyi çok iyi beceriyor maşallah.

Tayyip güya oraya vatandaşın acısını paylaşmaya gitti ama vatandaşı çıldırtmaktan başka bir şey yapmadı. AKP ve Tayyip yolun sonuna geldi. Bundan sonra vatandaşın arasına her karıştıklarında görecekleri budur. İstedikleri kadar provokatör desinler. Bütün Türkiye’yi provokatör ilan edemezler ya.

Böyle giderse, Tayyip bundan sonraki günlerini ya yurt dışında ya da evinde geçirmek zorunda kalacak.


Dertleri, davaları Türk bayrağı

Dertleri, davaları Türk bayrağıÖnce kız meselesi denildi. Sonra protesto gösterileri ve sokak çatışmaları başladı. Çıkan çatışmaların birinde Şerzan Kurt isimli bir üniversite öğrencisi silahla vurularak yaralandı. MHP ilçe binası taşlandı. Ve yaralanan öğrenci geçtiğimiz günlerde öldü.

Geçtiğimiz hafta başlayan ve bütün hafta devam eden Muğla’daki olaylardan söz ediyoruz. Abdi İpekçi Caddesi üzerindeki bir esnaf olaylardan 3 gün önce Güneydoğulu bazı gençlerin yol kesip otomobilleri durdurduğunu belirterek olayı şöyle anlatıyor: “Cadde ortasında yürüyor, korna çalanlara küfür ediyorlardı. Hatta durumu polise bildirdik. Ancak kimse müdahale etmedi. Çatışma o gün de çıkabilirdi”.

Anlaşılan o ki, Kürtler Muğla’da rahat durmamış ve bir çatışmanın fitilini ateşlemişler. Çıkan çatışmalar sonunda yaralanıp ölen Şerzan Kurt isimli gencin ölümü üzerinden PKK’nın Günlük gazetesi propaganda yayınına başladı bile.

Kavganın diğer tarafı olarak gösterilen ve ilçe binaları taşlanan MHP’liler ise, ısrarla olayın kız meselesi yüzünden çıktığını, kavgaya karışan gençlerin de partilerinden ya da Ülkü Ocaklarından olmadığını savunuyor.

Etnik bir kavganın körüklendiğini öne sürerek, kendilerini sokağa çekmeye çalışanlara direneceklerini belirtiyor ve paçayı kurtarmaya çalışıyorlar.

15 Mayıs tarihli Hürriyet’te bir haber: “Bayrak balkondan şiddet sokaktan çekildi.”

Haberde “Sebebi ‘kız meselesi’ olarak kayda geçse de, ciddi bir etnik çatışmaya doğru evrilen, bir gencin ‘meçhul kurşunla’ yaralandığı olaylar sonrası, Muğla’da şimdilik sükunet var.

Balkonlara asılı Türk bayraklarının çoğu kaldırılmış. Güneydoğulu gençler de, sanki bu sessiz ama provokasyonlara gebe ateşkes gereği sokaklardan çekilmiş.”

İşte sorunun özü de burada. Bütün mesele, dert, dava Türk bayrağı. Şu ay-yıldızlı al bayrak olmasa Türkiye nasıl yaşanası bir ülke olacak. Kürtler rahat edecek, etnik çatışmalar son bulacak. Türkiye müthiş demokratik bir ülke olacak. AB’ye de gireceğiz üstelik. ABD bizim dostumuz olmayacak, kardeşimiz olacak. Bu bayrak olmasa, Anadolu sadece Türklerin değil, Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların, Lazların, Çerkeslerin yani 72 milletin olacak. Gül gibi geçinip gideceğiz. Ekonomik kriz gerçekten teğet geçecek, milli gelirimiz kişi başına 100 bin dolar olacak, vs. vs.

Hürriyet gazetesinin verdiği haberden bu sonuç çıkıyor. Zaten PKK’lılar da aynı şeyi zırvalıyorlar. Dağdan taştan “Ne mutlu Türk’üm diyene!” yazılarını silin, Türk bayrağını indirin.

Madem Hürriyet sorunun çözümünü Türk bayrağının indirilmesinde görüyor, ilk adımı atsın ve logosundaki Türk bayrağını, Atatürk resmini ve “Türkiye Türklerindir” yazısını çıkartsın.


AKP’den yeni uygulama: Vapurda içki araması

14 Mayıs 2010 tarihinde saat 18.30’da Kabataş-Adalar seferini yapması gereken Şehit Karaoğlanoğlu isimli vapura gelen yolcular kötü bir sürprizle karşılaştı.

Önce iskeledeki güvenlik görevlileri, işlerinden evlerine dönen bazı insanların poşetlerinde alkollü içecek olup olmadığını sordu ve kontrol etmek istedi. Yolcular vapura bindikten sonra da, gemi kaptanı yolcuların vapurda içki içilebileceğini tahmin ettiğini iddia ederek, vapuru Kabataş İskelesi’

nden kaldırmadı. Bunun üzerine bir ilk yaşanarak, yolcular vapurdan indirildi. Vapuru boşaltmak zorunda bırakılan yolcular iskele üzerinde gemi kaptanını uzun süre protesto ederken, durumla ilgili herhangi bir şey yapılamadı.

Kaptanın bu tutumundan mağdur olan yolcular, iskelede 40 dakika bekletildikten sonra başka bir vapura aktarıldı ancak yaşanan sıkıntı bununla da kalmadı. Vapurun uğradığı ilk ada olan Kınalıada’da polisler vapura binerek içki içilip içilmediğini kontrol etmek isteyince yolcular duruma tepki gösterdi.

Tayyip daha geçenlerde ne diyordu?

“Biz kimsenin hayat tarzına karışmayacağız.”

Bu uygulamayı yapan kim?

Tayyip’in partisinin başında olduğu belediyenin İDO’su.

Peki bu yaşam tarzına müdahale değil mi?

Müdahalenin de ötesinde zulüm.

Pek yakında sokakta elinde sopayla dolaşan AKP’li ahlâk zabıtaları görürseniz şaşırmayın.


Rasim için “şöyle böyle” diyorlar

Rasim için "şöyle böyle" diyorlarBiz demiyoruz. CHP Milletvekili Mehmet Sevigen diyor.

Tuncay Özkan’ın Fethullahçılara sattığı Kanaltürk televizyonunda “Ters Cephe” adında bir program var.

İşte o programın bu haftaki konusu, Baykal’ın kaset skandalı ve CHP idi.

Rasim Ozan Kütahyalı, her zamanki seviyesiz üslubuyla Mehmet Sevigen hakkında bazı iddialar ortaya attı ve canlı yayına bağlanan Sevigen ile Rasim arasında seviyesiz bir tartışma yaşandı.

Rasim, “Gürsel Tekin, Mehmet Sevigen ve Yılmaz Ateş Baykal’a dönük operasyonun bir parçası oldu mu?”, “Atatürk havaalanında Mehmet Sevigen ve Yılmaz Ateş gazetecileri arayıp kaset haberini ilk sayfadan görüp gündeme getirdikleri için teşekkür ettiler mi?” şeklinde iddialarını sürdürünce Sevigen çıldırdı ve:

“Sus terbiyesiz herif. Sinirlendirme beni. Saat 11’de diyor. Benim uçağım saat 10’da kalktı. Bir tane gazeteci adı versin beynime kurşun sıkarım. Senin için de homoseksüel diyorlar, ne diyorsun?” karşılığını verdi.

Sevigen’in “Homoseksüel” iddiası karşısında apışıp kalan Rasim’in birşey diyemediği gözlendi.

Rasim’in öyle olup olmadığını bilemeyiz tabi. Netice itibariyle kendi tercihidir. Ama program yapımcılarının da böyle çapsız ve seviyesiz adamları ekrana çıkarmamaları gerekir.


Gül de twitter’lı oldu

Abdullah Gül Twitter'daBir twitter modasıdır almış gidiyor. Biliyorsunuz bu twitter işini başımıza Oray, Ahmet Hakan, Nazlı Ilıcak ve Soner Yalçın’ın oluşturduğu çete açtı. Her gün birinin

köşesinden twitter geyikleri eksik olmuyor. Modaya son uyan ise Abdulah Gül oldu.

Eğer Abdullah Gül Chavez’e özenip twitter hesabı açtıysa hemen söyleyelim kapatsın. Chavez’in “Chavez-Chandanga” hesabı şimdiden 400 bin kişiye dayanmış. Ayrıca Chavez kendisi dışında gelen mesajları cevaplandırmak için 200 kişi görevlendirmiş.

14 Mayıs’ta açılan Abdullah Gül’ün hesabını ise ortalama 2 bin kişi takip ediyormuş. Anlayacağınız devrimcinin farkı sanal alemde de ortaya çıkıyor.

Abdullah Gül daha bismillah demeden bir de kasaya uğramış. NTV Spor’dan tanıdığımız Burcu Esmersoy, Abdullah Gül’e attığı mesajda “Sen salak mısın, sahte hesap açmaya utanmıyor musun?” demiş. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı adına Esmersoy’a bir mesaj atılmış ve hesabın doğru olduğu bildirilmiş. Esmersoy muhtemelen utanmıştır ama bir kere macun tüpten, ok yaydan çıkmış oldu. Yapacak bir şey yok.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


sayın okan işbecer,

İyi bir çalışma, sağ olun...

Saygılar,

Murat Pira, İzmir
6 Haziran 2010


kutahyali'nin videosunu youtube'den izledim, ve ne kadar seviyesiz biri oldugunu gordum. recep tayyip icin seviyesizin biridir diyordum ama bu onu da bastirdi. zavalli ulkem, gazeteci diye bu homo'yu mu okuyor ve dinliyor? adap, edep, gorgu denen bir sey yok. sanki magara adami bir yaratik.

Fakir Fukara, İstanbul
26 Mayıs 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40