Umut Yalım - ...Ve ömrümüzün en güzel günleri (22d)
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip Atina'ya
Türkler Samsun'a
GÖKÇE FIRAT
CHP'de Kürtçü Darbe Tamamlandı!
ÖZGÜR ERDEM
Baykal'ın asıl ihaneti Atatürk'e
ALİ ÖZSOY
1 Mayıs:
Devrim'in Kızılından McDonalds'ın Kırmızısına
OKAN İŞBECER
Özdemir İnce’nin kaleminden Kürt istilası
TUĞRUL ÇELİK
PKK-PJAK-peşmerge:
Kürt ırkçılığının kalıtsallığı
EMİN SAMİ ARISOY
Ana vatandan
Yavru vatana
TEVFİK KAYMAZ
Ulusalcıların değil
ulusun birliği
NURAY GÜNAY
Su uyur düşman uyumaz
MEHMET HOROZ
AKP'nin soluna tavsiyeler
TÜRKKAYA ATAÖV
Haiti'de ABD soygunu
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Karadeniz krallığı
ne Grektir ne Rum (I)
MUSTAFA İZBERK
"Üç yaprak yöntemi"
EMİNE YENİCE
Hayatımız sınav
İLYAS SALMAN
Neden Ulusal Parti?
Ulusal Parti Aksaray, Konya, Adana ve Hatay'da
Basında Ulusal Parti
Prof. Dr. Türkkaya Ataöv Teke Tek programında Tayyipçilere karşı Atatürk'ü savundu
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22c)
 
 

Umut Yalım
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (22d)

Deniz Gezmiş
Mahir Çayan

Geçenlerde izledim. ‘Aydın’ sanatçımız diyor ki : ‘Daha yeni yeni
konuşulmaya başlandı târihsel sorunlarımız. Aydınlar artık daha cesur ve ortam da daha demokratik’. Önce bir güldüm. Sonra, aklıma Devrim
şehitlerimiz geldi. Cidden de, günümüzün Köse Aydınları daha korkusuzdu O’nlardan. Örneğin, Uğur Mumcu ve Deniz Gezmiş’ten. Ya da, Bâhriye Üçok ve Kubilay’dan. Bize dayatılan târihsel sorunlar çerçevesinde şehit olmuştular hepsi de. Kubilay, mürtecilere karşı giriştiği savaşta şehitti. Bâhriye Üçok da. Uğur Mumcu, sözde kürt sorunu’yla Mossad arasındaki bağları dillendirirken şehit düşmüştü. Deniz de, BeyâzAdam’ın kulu olmayan bir Türkiye istediği için, İkinci Kuvva Hâreketini başlattığı için asılmıştı. Mâhir’i kim katletmişti? Türk Ordusu mu? Türk Ordusu, Nato’dan beri Türk müydü peki? Derin Devlet ve Dârbe hezeyânlarıyla kendinden geçenler düşündüler mi bu’nu acaba? Dârbe’leri yapanlar ya da Derin Devlet’i kuranlar Türk mü? Mâhir’ler bu’nların yanıtını biliyordular ve kendisine tuttukları rehinleri serbest bırakılması isteyenlere; şunu demişti Mâhir : ‘Mustafa Kemâl, Çanakkale’de dövüşürken, İngilizler’e acıdı mı ki, şimdi biz acıyalım?’ Bu rûh, işte, 2. Kuvvâ-ı Millîye Rûhu’dur. Ve, Mâhir’ler, üzrelerine bomba yağar ve Mülkiye Marşı’nı söylerlerken şehit düştüler. Ne diyordu o marş : Ey Vatan! Gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz!.. Ne kadar da Faşo’ymuş Mâhir? Vatan filân diyor.
Tövbe, tövbe. Bir aydın, bir devrimci, hiç ‘Vatan!’ der mi? Düpedüz
demokrasiye aykırı bu ve de dârbe çığırtkanlığı.

Sağdıç ile Suphi Bey’in, Sağdıç’ın Etkin Ân Kılonlaması yaptığı sıradaki, aralarında geçen konuşmalarda kalmıştık. Hepsini satır satır yayınlayamasak da, kısa bir özetini sunuyoruz Denetmenlik olarak. Umarım, beğenirsiniz. İyi seyirler…

1. Kısım

“Hep diyorum, Sağdıç Bey, aydınımızın, târihi kendinden başlatan bir tavrı var. Milât, O’nların düşünmeye başladığı târih sânkiyse. Geçenlerde izledim. ‘Aydın’ sanatçımız diyor ki : ‘Daha yeni yeni konuşulmaya başlandı târihsel sorunlarımız. Aydınlar artık daha cesur ve ortam da daha demokratik’. Önce bir güldüm. Sonra, aklıma Devrim şehitlerimiz geldi. Cidden de, günümüzün Köse Aydınları daha korkusuzdu O’nlardan. Örneğin, Uğur Mumcu ve Deniz Gezmiş’ten. Ya da, Bâhriye Üçok ve Kubilay’dan. Bize dayatılan târihsel sorunlar çerçevesinde şehit olmuştular hepsi de. Kubilay, mürtecilere karşı giriştiği savaşta şehitti. Bâhriye Üçok da. Uğur Mumcu, sözde kürt sorunu’yla Mossad arasındaki bağları dillendirirken şehit düşmüştü. Deniz de, BeyâzAdam’ın kulu olmayan bir Türkiye istediği için, İkinci Kuvva Hâreketini başlattığı için asılmıştı. Bir de, ‘ermeni sorunu’nun bize mirâs bıraktığı şehit diplomatlarımız vardı. Yâni, yurtseverler, ‘Artık sözedilmeye başlanan sorunlar’dan yalnızca sözetmiyor; bizzât yaşıyordular o sorunları ve de şehit düşüyordular sonuç olarak. Örneğin, Mâhir’i kim katletmişti? Türk Ordusu mu? Türk Ordusu, Nato’dan beri Türk müydü peki? Derin Devlet ve Dârbe hezeyânlarıyla kendinden geçenler düşündüler mi bu’nu acaba? Dârbe’leri yapanlar ya da Derin Devlet’i kuranlar Türk mü? Mâhir’ler bu’nların yanıtını biliyordular ve kendisine tuttukları rehinleri serbest bırakılması isteyenlere; şunu demişti Mâhir : ‘Mustafa Kemâl, Çanakkale’de dövüşürken, İngilizler’e acıdı mı ki, şimdi biz acıyalım?’ Bu rûh, işte, 2. Kuvvâ-ı Millîye Rûhu’dur. Ve, Mâhir’ler, üzrelerine bomba yağar ve Mülkiye Marşı’nı söylerlerken şehit düştüler. Ne diyordu o marş : Ey Vatan! Gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz!.. Ne kadar da Faşo’ymuş Mâhir? Vatan filân diyor. Tövbe, tövbe. Bir aydın, bir devrimci, hiç ‘Vatan!’ der mi? Düpedüz demokrasiye aykırı bu ve de dârbe çığırtkanlığı. Velhâsıl, Demo Aydınlar konuşur, Öncüler şehit olur. Fârk, bu denli bâsit ve yalındır özünde, Sağdıç Bey.”

“Bir de, ‘Ulus Devlet’ takıntıları var.”

“Evet. Ulus Devlet, yurttaşlık demek. Yurttaşlık sâyesinde, o alacalı bulacalı ekranlarda konuşabiliyorlar. Ulus Devlet, olmayaydı; köylerine tutsak ve kul durumunda kişiler olacaktılar çoğu. Ulus Devlet’i, ırkçı yapıyorlar kendilerince. Türkiye, 23-38 arası Ulus Devlet’ti topu topu. Sonrası, BeyâzAdam’ın beslemeliğidir ne yazık ki! Herkesler, yönetenler- yönetilenler, utanmalıdırlar bu’ndan. Nâzım yoksa boşuna mı haykırmıştır : ‘Uyanın, Kuvvâ-ı Millîye şehitleri, uyanın! Siz toprağın altındayken, sattılar bizi!’ diye? Boşuna mıdır, Deniz- Mâhir- Uğur Mumcu’ların kavgaları? Türkiye, artık bir Ulus Devlet değildir; bir Yeşil Kuşak ya da Kürt-İslâm Devleti’dir fiilî olarak. Bu’nu, resmiyete dökmek için son çalışmalar sürüyor 38’den beri.”

“Kürt-İslâm Devleti diyorsunuz ancak aydınlar, ‘Ulus Devlet’ten en çok Kürtler ve dindarlar çekti’ diyorlar.”

“Evet. Yurttaşlıkları elinden alınan ve ağa-şıh-şeyhe tutsak edilen Kürtler çok çektiler bu Kürt-İslâm Devleti’nden çünkü bu devletin amacı kürtlüğü yüceltmek değil, kürtleri BeyâzAdam’ın koynuna sokmaktır. Ve de, Türklük’lerini unutturmaktır. Aynı şey dindarlarımız için de geçerli. Kürt-İslâm Devleti, nasıl bir paralel milliyet (kürtlük) yaratıysa, pararlel de bir din yarattı. İçresinde, Müslümanlık ve Hz. Muhammet’in olmadı bir İslâm. Dinin kendisini beze sarıp, köprüden aşağıya attı. Dini, nesne fetişçiliğine çevirdi; tıpkı, Hıristiyanlıkta olduğu gibi. Ulusal gelenek ve göreneklerimizi hiçe sayıp, bir Emevîsevicilik’e tutsak ettirdi Türk Milleti’ni. Bu, 12 Eylül sonrası oldu hep. İnsanımız, târihinde olmayan, Arap özentisi adlar koyuyor artık çocuklarına. Istanbul’a özgü Üsküdar ağzı ezânın yerine, çakma Arapça ezânımız artık; kulakları tırmalıyor. İslâm’ın kişiliğine yakışmayacak derecede özenti işi bir şatafat budalılığı var :Cart renkler, perdelik kumaştan giysiler, gereksiz mücevherat. Ayranın yanında havyar, altından tabaklar ve Sıvarovski taşlı cep telefonları ve sâire… Bu, Türk Milleti’ne hiç yakışmıyor. Ancak, Kürt-İslâm Devleti’nin amacı bu idi zaten. Benliğini yitirmiş ve benliğini kirâya vermiş bir yığın yaratmak. İşte, bütün o Demo Aydınlar bu yüzden karşıdırlar Ulus Devlet’e, Kemâl’e ve Devrim Şehitleri’ne. Ulus Devlet ve Kemâlcilik, bu tasarı’nın önündeki tek ve biricik engeldir. Kürtçüler ve Ilımlı-Dönüştürülmüş İslâmcı’lar ve ağababaları Emperler, bundandır ki, kıl olurlar.”

“Yahu, Suphi Bey, bu Kürt-İslâmcı’ların arasında MHP’liler de yok mu? Bu’na şaşıyorum ben asıl!”

“Özünde şaşılacak bir şey yok. Kemâlcilik’in Milliyetçilik anlayışının içresine ilk Ülkücü’ler ‘Din’i soktular. Bu, Milliyetçilik’i sulandırdı çünkü yurttaşlarımız arasında gayrîmüslimler de var. Gayrîmüslim yurttaşlarımız da, bundandır ki Milliyetçilik’i tam benimseyemediler. Tabiî, bu’nun, müslimiyle- gayrîmüslimiyle Türk Milleti’ni bölmek için tezgâhlanmış bir oyun olduğunu anlayan yurttaşlarımız hâriç. Ayrıca, bu, Mazlum Milletler düşüncesini de yaraladı çünkü, Ülkücü’ler, Türk olmayanların haklarını savunmadılar. Örneğin, Şili müslüman değil diye, Allende’nin kıyımına ses çıkarmadılar. Tabiî, aynı hastalık sol kesimde de baş gösterdi. Sırf ‘Türkçülük!’ olmasın, diye Kerkük ya da Bulgaristan Türkleri’nin sorun ve kıyımlarına kayıtsız kaldılar. Böylece, Türk Gençliği bölündü. Türk Gençliğinin bölünmesi, bence, MHP’yle başlar. Bu Ülkücüler, Kavel Direnişi’ne katılmadılar, 6. Filo’yu denize döken Denizler’e saldırdılar. Hepsi değil ancak bazıları, Kanlı Pazar’ı, Maraş’ı ve Çorum’u yarattılar. MHP, tam bir BeyâzAdam hârekatıdır. Amaç; Türk Millet ve Milliyetçilik’ini bölmek, paralel bir milliyetçilik yaratıp, Türk Solu’ndaki millî damarı kesmek ve Türk Solu’ndan BeyâzAdam beslemesi ve ilerde Kürt-İslâm’a eklemlenecek bir kürt solu yaratmak idi. Bu’nda başarılı oldular açıkçası. Şimdiki bazı eski Ülkücü’lerin Ulus Devlet ve Kemâlcilik karşıtı olup, Kürt-İslâm’a ‘Yeşil’ ışık yakmaları bundandır; ki, zaten bu zevât, ‘Milliyetçi’ geçindikleri günlerde bile Kemâlci ve Cumhuriyetçi olamamışlardır. Tabiî, içrelerindeki içten kişileri ayırırım. Velhâsıl, geçmişin Türk-İslâm felsefesi, günümüzün Kürt-İslâm Devleti için yalnızca bir hazırlık dönemiydi. Amaç, çok önceden kâleme alınmıştı, Sağdıç Bey : Cumhuriyet’i yıkmak.”

2. Kısım

“Hayatımda, bir hayatın eksikliğini duyuyorum.”

“Nasıl, Sağdıç Bey?”

“Bilemiyorum. Ancak, hissedebiliyorum.”

“O duygu bende de var.”

“Gerçekten mi, Suphi Bey?”

“Evet. Hâtice’yi sevmekten de öte, hissediyordum ben. Bu, çok önemlidir. Sevmekten, çok daha ciddidir. Sevmek biter, hissetmek bitmez. Bu’nda, en büyük pay :Hâtice’nindi. Hâtice, Franivâri bir kızdı. Cam denli kırılgan ve camı meydâna getiren kumlar kadar güçlü. Parçalanmanın sınırında ve aynı zamanda, o parçalanmayı meydâna getiren kişi. Kendisini sevmediği kadar, başkalarını seven. Bir aidiyet arayan insan ve de.”

“O aidiyeti de sizde bulmuştu; sanırım.”

“Evet. Birinin size ait olması, zamanla insanı bitiren bir şey. Çünkü, size gereksinim duyulması, insanın ayağını kolunu bağlıyor ve size gereksinim duyan kişi, sizi zamanla tutsak alıyor. Yaşayamamaya başlıyorsunuz. Çünkü, bir camı düşürmeden taşımaya çalışınca yaşamboyu, bir tek o cama odaklanıyor ve yaşamı değil, o camı yaşamaya başlıyorsunuz. Bende de, bu oldu işte. Tek dileğim, Hâtice’nin beni sevmeyi bırakmasıydı. Ancak, bırakmadı. Ben de, bu’nu yaşamak zorunda kaldım yaşamboyu.”

“Yaşam mı yaşanır, yoksa ömür mü?”

“Özünde, çok doğru bir soru sordunuz! Ömür, bizim yaşadığımızdır; yaşam, çevremizdekilerin yaşadığıdır.”

“Yâni, ‘Ömürboyu’ demek istediniz esasen.”

“Yaşamboyunu doğru kullandım çünkü benim yaşadığım bir ömür kalmamıştı özünde. Diğer insanların yaşamları arasında kalan boşluklarda yaşamaya çalışıyordum.”

“Anlıyorum sizi, Suphi Bey. Ben de, öyle hissediyorum.”

“Neyse, konuya dönersem. Hâtice, aidiyetini bende aramakta yanlış yapmıştı çünkü insanın aidiyeti acılarıdır; başkaları değil.”

“Sizde de, bir Seymur tavrı var. Siz, ne dersiniz?”

“Frani’nin kardeşi?”

“Evet.”

“Belkiyse. Seymur, nasıl birgün Muzbalığı avlamaya gidip, gelmediyse; ben de, Londra’ya gidip, gelmedim. Bu yanıyla, haklısınız.”

“GeriDepremeli Ân Titremesi’yle geriye dönüşünüz hâriç.”

“Evet. O, hâriç.”

“Bir de, yapmacıklıkları sevmeyiş biçimi.”

“Herkeslerce normal üstü görünse de, özünde, anormal olması.”

“Haksızlık etmeyin kendinize, Suphi Bey. Siz, anormal değilsiniz.”

“İnanın, anormalim. Yoksa, bu ömürsüzlüğü çekemezdim. Baksanıza, bana Seymur diyorsunuz ve ben, Franivâri Hâtice’yi seviyorum. Bu, ensest değil midir, sizce?”

“Bu, yalnızca bir benzetmeydi. Teşbihte, hata olmaz.”

“Biliyorum. Şaka yapmıştım zaten. Ancak, Hâtice’yle olan ilişkim, bir benzetmez yaparsam, ensestlik gibi tuhâf bir ilişkiydi. Ben, O’nu sevmeye ve sevilmeye lâyık değildim. Ancak, ben, O’nu sevdim; O’da, beni sevdi. Tuhâf, değil mi?”

“Âşk da, tuhâflık olmaz. Tek tuhâflık, insanın sevememesidir.”

3. Kısım

“Resmî Düşünce, hiçbir şeyin ayrımını yapmaz. Ancak, Türkiye’de, Resmî Düşünce yok çünkü Türkiye, tam bağımsız değil. Bundandır ki, müfredatta, Resmî Düşünce istense de pompalanamaz. Pompalanan yalnızca BeyâzAdam’ın Resmî Düşünce’sidir. Tıpkı, kürt ve ermeni kıyımları gibi. Özünde, bu’nlar birbirleriyle çok içiçe şeyler. Ne demişti, Hrant Dink?”

“Soykırım Kürtler yapmıştır aslında.”

“Aynen. Bu’nun amacı; ermeni ayaklanmalarıyla kuramadıkları ermenistan’ı, kürtlere kurdurtmak.”

“Nasıl olacak ki bu?”

“Kürtçülerin istedikleri topraklar, Sevr’de, ermenistan’a vâât edilen topraklarla aynı. Bu’nu, Lozan’la bozduk. Ancak, BeyâzAdam tasarısından vazgeçmez. Şimdi, kürtleri kullanıp, Türkiye’den o topraklar kopartılarak, bir kürdistan kurulması düşünülüyor. Burada da, devreye Hrant Dink’in dediği giriyor :Soykırımın Kürtlerce yapıldığı savı pazarlanıp, Düvel-i Muazzama’nın Kürtler üzresine çullanması; sonra da, Kürtler’in elinden o toprakların alınması ve büyük ermenistan’a devri. Tasarı, bu denli bâsit ve yalındır esasen. Kürtler, Türkler’den ayrı görülmediği için özünde, BeyâzAdam’ca sevilmez. Kürtler’in, ya da kürtçü’lerin, anlayamadığı şey Kürtler Türklük’leri olmadan Anadolu’da yaşayamazlar. Sırf, demin dediğim konu yüzünden. Türksüzlük, Kürtler için, bir benlik yitimidir çünkü; ve, Kürt-İslâm Devleti’nin amacı da bu’dur zaten. Yineleyeyim, Kürtler’i bir tek Türklük’leri kurtarabilir; ne kürtçüler, ne BeyâzAdam.”

“Bu toprağa ihânet eden, Anadolu’da yaşama hakkını kaybeder. Rumlar ve ermeniler, bu haklarını kaybettiler. Tek dileğim, Kürtler’in aynı hataya yapmamalarıdır.”

“Çok doğru dediniz.”

4. Kısım

“Bir de, her türlü suçu Atatürk ve Cumhuriyet’e atma huyu var.”

“Deminden beri aynı şeyleri yineliyorum. 38’den beri Kemâlcilik ve Cumhuriyet yok. Olmadığı için zaten, 68 diye bir kuşak doğdu. Cidden yeter artık!”

“Sinirlenmeyin, lütfen, Suphi Bey.”

“Sinirleniyorum çünkü kendi eziklik ve yetersizliklerini Kemâl’imize ve Cumhuriyet’imize yüklüyorlar. Kendi eziklik ve yetersizliklerini, Türklük’lerine vuruyorlar. Oysa, tamamen, kendi kusurlarıdır yakındıkları özellikler. Yine diyorum :Şu ân, bir Cumhuriyet’imiz yok. Yalnızca, bir cumhuriyette yaşıyoruz.”

“38’den beri.”

“Tabiî. 38 sonrası, tasarı hemen yürürlülüğe koyuldu. Bu’nu, en güzel Mustafa Yıldırım irdelemiştir. “Sivil Örümceğin Ağın’da ‘Project Democracy’” kitâbında, uzun uzun anlatmıştır :

BeyâzAdam, egemen olmak istediği ülkelerin, ilkin, aydınlarını ele geçirir ve yeni bir aydın zümresi oluşturur. Bu aydın zümresi, yurt ve millet değerlerinden kopuk ve soyut küresel değerlere bağlıdır. Ancak, dönüştürme için, bu soyut ve küresel değerleri hâlka yutturması gerekmektedir. Bu’nun için de, Demokrasi’yi kullanır. Oysa, biliyoruz ki; BeyâzAdam Demokrasisi, güçlünün meşruyetidir. Güçsüzün ise suçluluğu. Sorosçu Turuncu Devrimler’i gördük. Başa geçenler nasıl güdümlü ve tek yerden hâreket ediyorlar- edebiliyorlar. Bu’na da, Demokrasi diyorlar. Hâni, Fikret’in bir dizesi vardır, Sağdıç Bey : ‘Kanun diye kanun diye, kanun tepelendi!’. Aynı mantık. ‘Demokrasi diye Demokrasi diye, Demokrasi tepeleniyor!’. Bu’nu da, görevli aydınlar ya da mankurt aydınlar yapıyorlar. Değerlerini ve benliklerini yitirmiş ve dönüştürülmüş aydınlar için Albinolu Zenciler de diyebiliriz. Bu’nu, Amerika’da yapılmış bir deneyden sonra aklıma geldi. Amerikan bilim!adamları, 5-6 zenci kızı alıyor ve bir deney yapıyorlar. Deney sonunda, şu manzarayla karşı karşıya kalıyorlar :Küçük zenci kızlar artık zenci bebeklerle değil, yalnız beyâz bebeklerle oynamak istiyorlar. Çünkü, zenci olmaktan utanır ve zenci olmayı unutmak istiyorlar. Bizim aydınımız da böyledir. Türk’tür ancak Türk olmaktan utanır ve Türk olmayı unutmak ister. Demin de dediğim gibi, kendi eziklik ve yetersizliğinin nedenlerini kendi içre dünyası yerine Türklük’te aramaya kalkar ve suçu Türk olmasına atar. Ben, bu’nlara, Albinolu Zenci diyorum, Sağdıç Bey. Türk olmayı unutmak için BeyâzAdam’a yaslanır ve BeyâzAdam’da bu’nlara meme verir. Süt, yeşildir. Bu yeşil sütle beslendikçe, kanları da yeşillenir ve mankurtlaşırlar. Ve vatan için, nasıl al kanlarımızı dökebileceğimize anlam veremez ve şu’nları diyebilirler sırayla :

• Benim için kimin yönettiği değil, nasıl yönetildiğim önemlidir. Kim yönetirse yönetsin; ister AB, ister ABD.

• Anayasanın ilk 3 mâddesi bile tartışılabilmelidir.

• Türkiye, federasyonlara bölünebilir.

• Bizi şimdiye kadar İttihâtçılar yönetmiş, şimdi şimdi demokrasiye kavuşuyoruz.

• Ulus Devlet’in modası geçmiştir. Devrimler, hâlkta travma yapmıştır.

• Atatürk, diktatördür.

• Türk Milleti, fâşisttir (Türk olduğumuz ve çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü tekrâr özür dileriz. / Denetmen notu)

• Ordu, ortadan kaldırılmalıdır.

• 1,5 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürdük.

• Türk diye bir şey yoktur, Atatürk tarafından uydurulmuştur.

• Kurtuluş Savaşı yoktur.

• Kadın memesini, vatana tercih ederim.

Hattâ, 2 Albinolu Zenci konuşmasının şöyle cereyân ettiğine bile tanık oldum :

‘Ama, Mahmut Esât da milliyetçidir.’

‘Hayır, O, ırkçıdır.’

‘Kemâlisttir.’

‘Evet, Kemâlisttir. Ama Kemâlizm milliyetçi değil; batıcıdır, batıcılıktır.’

Yâni, Albinolu Zenci’miz, BeyâzAdam’a târihin en büyük tokadını atan insana, ‘Batıcı’ diyor ve bizden 100 tam puan alıyor ancak elenmekten de kurtulamıyor. Ve bel altından da, Kemâlcilik’e ırkçı bir ideoloji diyor. Zaten, Kemâl’imize bir şey diyemeyen, Kemâlcilik’e saldırır. Ancak, günümüzde, bu da aşıldı. Atış serbest, Sağdıç Bey! Velhâsıl, Cumhuriyet’e sövmeyecek aydınlar ender çıkmaya başladı. Şu kalabalığı görüyor musunuz?”

“Şuradakiler mi?”

“Evet. 24 Nisan’ı anmak için Taksim’e yürüyorlar. Kendi milletine kâtil diyen bir yığın. Kara giyinmişler, ellerinde mumlar. Bu, bizim geleneğimizde yoktur. BeyâzAdam’ın başarısını gösteriyor bu özünde. Nasıl da dönüştük? Bir de, insan haklarından dem vurup, yalnızca Ermeniler’i anıyorlar. 1915’te ölenler, yalnızca Ermeni mi?.. Özür dilerim; unutmuşum. Türkler, insan değiller; ki, insan hakları olsun.”

“Yanıldınız, Suphi Bey.”

“Neden?”

“Lütfen, toplumu yanlış bilgilendirip, isyâna teşvik etmeyin :Türk diye bir şey yok ki…”

Denetmen notu :2 dâkikaya devâm edecek…


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40