Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Karadeniz krallığı ne Grektir ne Rum (I)
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip Atina'ya
Türkler Samsun'a
GÖKÇE FIRAT
CHP'de Kürtçü Darbe Tamamlandı!
ÖZGÜR ERDEM
Baykal'ın asıl ihaneti Atatürk'e
ALİ ÖZSOY
1 Mayıs:
Devrim'in Kızılından McDonalds'ın Kırmızısına
OKAN İŞBECER
Özdemir İnce’nin kaleminden Kürt istilası
TUĞRUL ÇELİK
PKK-PJAK-peşmerge:
Kürt ırkçılığının kalıtsallığı
EMİN SAMİ ARISOY
Ana vatandan
Yavru vatana
TEVFİK KAYMAZ
Ulusalcıların değil
ulusun birliği
NURAY GÜNAY
Su uyur düşman uyumaz
MEHMET HOROZ
AKP'nin soluna tavsiyeler
TÜRKKAYA ATAÖV
Haiti'de ABD soygunu
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Karadeniz krallığı
ne Grektir ne Rum (I)
MUSTAFA İZBERK
"Üç yaprak yöntemi"
EMİNE YENİCE
Hayatımız sınav
İLYAS SALMAN
Neden Ulusal Parti?
Ulusal Parti Aksaray, Konya, Adana ve Hatay'da
Basında Ulusal Parti
Prof. Dr. Türkkaya Ataöv Teke Tek programında Tayyipçilere karşı Atatürk'ü savundu
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22c)
 
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
Karadeniz krallığı
ne Grektir ne Rum (I)

Çarpıtılmış tarih tezleri

Pontus açılımına yönelik söylemlerin ortaya atıldığı günümüzde, Pontus Devleti olarak bilinen Pont Krallığı’nın tarihini bilmemiz, burada ileri sürülen tezleri anlamamız açısından önemlidir. Türkiye’de entelektüeller tarihi bilmeden, bir başka deyişle, birincil kaynaklar ya da resmi tarih dışında tarihi bilmeden yaptıkları yorumlarla tarihi yeniden yazarak, Türkiye’de bir “Kürt kimliği” yarattıktan sonra, şimdi de bir Pontus kimliği yaratma çabası içindeler.

Yapılan çarptırmalı yorumlardan birisi, Selçuklular Anadolu’ya girdiklerinde, Doğu Anadolu’da Ermenilerin, Batı Anadolu’da ise Rumların var oldukları tezidir. Buna dayanarak ortaya attıkları iddialarına göre Anadolu’yu fetheden Selçuklulara bu yüzden Rum Selçukluları ismi verilmiştir. Birçok “aydın” bu Rum Selçukluları kavramını Selçukluların Rumlaştığı gibi algılama yanılgısı içindedir.

Rum mu Bizans mı?

Karadeniz krallığı ne Grektir ne Rum

Yunan kavramı Darius’un satraplığı olarak Lidya, Kayra ve Pamphylia bölgesine verilen isimdir. Bu bir Pers satraplığı ismidir. Bu noktayı ele almamızın sebebi İskender’in ana Yunan karasını fethettikten sonra buradaki Grekleri sürmesi olayıdır. Bunun dışında İskender’in Anadolu’daki fetihlerini Helenistik dönem diye yorumlamanın da hataları söz konusudur. Bir fatih olarak İskender Gelibolu’dan Biga’ya girmiş ve Biga’da yaptığı savaşta Pers ordusunu yenerken bu orduda paralı asker olan 20 bin Grek askerini kılıçtan geçirmiştir.

Rum kavramı nedir sorusuna geldiğimiz zaman bu soru çok önemli bir biçimde çarpıtılmıştır. Rum kavramı Anadolu’yu fetheden Romalıların oluşturduğu bir kimliktir. Yani Romalı anlamındadır. Ve Doğu Roma-Batı Roma ayrımında Doğu Roma’nın devam etmesi Rum kavramının pekişmesine yol açmıştır. Fakat bu kavramı yeni bir çarpıtmayla, özellikle 19. yüzyılda Ostrovsky gibi Rus tarihçiler vasıtasıyla Rum kavramı yerine Bizans kavramını geçirilmiştir. Yani Rum İmparatorluğu kavramı yerine Bizans İmparatorluğu geçmiştir. Ama Roma metinlerinde Rum kavramı dışında bir Bizans kavramı hiçbir zaman geçmemiştir. Bizans antik dönemde Kalkhedon ve Byzantion isimli iki yerleşim yerinin adıdır. Romalılar Justinianis’ten beri kimlik kazandıklarında başkentleri Constantine şehri olmuştur. Topluluk Batı Roma’nın gerilemesi sonrası Roma adını almıştır ve burada Doğu Roma kavramı söz konusu değildir. Bunun yerine kullanılan kavram Roma olmuştur. Selçukluların Anadolu’daki fetihlerinden Fatih’in İstanbul’u fethine değin bütün imparatorluklar kendilerini Roma İmparatorluğu olarak adlandırmışlardır. Hatta Fatih İstanbul’u fethettiği zaman karşısındaki imparatorun uzun isminin en sonundaki ismi Roma İmparatorudur. Oysa bir çarpıtmayla Bizans kavramını ortaya çıkararak ve Bizans’ın Greklerin küçük bir kolonisi olarak kurulmasından hareket ederek, Roma’nın da Grek olduğu söylemi ortaya atılmak istenmiştir.

Rum kavramı hiçbir zaman Grek değildir. Tersine Rum kavramı gerçekte Romalı da değildir. Yani Anadolu’da Rum olarak bilinen halkları incelediğimiz zaman onlar Rum da değildir.

Romalı Ortodoks anlamına gelen Rum Ortodoks deyimi Batının resmi ve şovenist tarihçileri tarafından ortaya atılmış ve maalesef bizim de akademisyen ve kültür tarihçilerimiz de bu oyuna gelmişlerdir. Ayrıca bunu Helenistik dönem adıyla tarihsel bir sınıflamaya sokarak gerçeklik haline getirmişlerdir. Oysa bu süreçleri tarihin sayfalarını çevirerek veya tabakaların altına doğru girerek incelediğimizde, yani arkeolojik ve tarihsel kayıtları incelediğimizde, karşımıza çok farklı bir tarih çıkmaktadır. Bu ilk çarpıtma Roma’nın Bizans olması çarpıtmasıdır. Bizans’ın da Grek İmparatorluğu olduğu çarpıtmasıdır.

Ostrovsky kitabında da “Bizim Bizans dediğimiz insanlar, hiçbir zaman kendilerine Bizans dememişlerdir. Romalı demişlerdir.” diyerek kendi kurduğu Bizans tezinin yanlışlığını başında bir eleştiri yaparak aşmaya çalışmıştır.

Çarpıtma tezler ışığında “Büyük Yunanistan” hayali

Benzer bir yorum, Türk tarihçisi olarak, Türkçü olarak bilinen Gumilev tarafından da yapılmaktadır. Gumilev, Bizans’ın Roma’nın anti tezi olduğunu iddia eder. Oysa Bizans Roma’nın anti tezi değildir. Bizans dediğimiz kavram gerçekte var olmayan ve 19. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun devamı olan Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması için ortaya atılan bir stratejidir. Bu parçalanmada Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentini de Bizans olarak adlandırdıktan sonra, Bizans’ı da Grekleştirerek “Büyük Yunanistan” toprakları olarak kabul ettirme stratejisidir.

Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’e “yalnızca Yunanlılarla savaşmıştır, anti-emperyalist değildir” diyen anlayış büyük bir çelişki içindedir. Çünkü Yunan devletinin kuruluşuyla birlikte empoze edilen Bizans kavramının da Grekleştirilerek, Helenleştirilerek Anadolu’nun Grekleştirilmesi politikasına tarihsel bir kılıf uydurulmuştur. Bu tarihsel kılıfa bürünmüş yemi de maalesef bizim akademisyenlerimiz de yutmuşlardır.

Helenistik dönem uydurması ve gerçekler

Diğer bir kavram Helen kavramıdır. Helen kavramını incelediğimizde George Thomson, Antik Ege Uygarlıkları isimli kitabında açıklıkla vurgulamaktadır ki, M.Ö. 1600’lerde Promete Greklerin babası olarak gösterilirken M.Ö. 1500’lerde ise yaşadığı varsayılan Helen Greklerin anası olarak gösterilmektedir.Ama George Thomson bu ikisinin de bir efsane ve hikaye olduğunu ileri sürmektedir.

Aka Greklerinin Pelopones ve adalardaki varlığının bir tarihsel devrimle Trakya’dan gelen Dorların tümüyle silindiği ve bu silinme sonucu Akaların birliğine ait olan bazı İyon ve Elyon birliklerinin Anadolu-Ege kıyılarındaki adalara göç ettiği bir gerçektir. Ve bu boyutuyla bakıldığı zaman nasıl Türk tarihinde Asena’yı ciddiye almayan bir anlayış var ise, yani Türklerin anası olarak ne kadar ciddiye alınabilirse, Helen de Greklerin anası olarak ancak bu kadar ciddiye alınabilir.

Diğer taraftan ise Grek ve Türk kavramları geç Roma dönemi ve erken Osmanlı döneminde Venediklilerin kullandıkları deyimlerdir. Grekya Grekler için ve Turcia Türkler için Anadolu ve Trakya’nın kullanıldığı bir isimdir. Bu noktadan hareketle 19. yüzyılda gelinen tarih yazma noktasında ortaya çıkarılan saptırmalar Bizans ve Helen kavramlarıdır. Oysa Helen kavramı demin George Thomson’un vurguladığı gibi bir hayali ana olarak görülmektedir, ama Grek toplumunu oluşturan halkların bir eklektik şeklinde birbirinden tarihsel devrimlerle ortaya çıkmış halklar oldukları görülür.

İskender, Grekleri tarih sahnesinden siliyor

Büyük İskender
İskender İmparatorluğu

Bu anlamda askeri ve etnik anlamda egemen olan Helenistik bir dönem olmamıştır. Ama nedense Batılı tarihçiler içerisinde kalan gerek Mandel gerekse Umar’da olsun Anadolu’nun etnik halklarının tarihini yazan bir Helenistik mitinin peşinden gidilmektedir. Helenistik miti demin de vurguladığım gibi hayali bir Helen anadan geldiği öne sürülen bir etnidir. Ama bu etniye baktığım zaman daha İskender zamanında Grek etnosunun etnik olarak sonlandığını görmekteyiz. Ve bu nedenle Grek sözcüğü yerine Helen sözcüğü eklenerek geniş bir Grek egemenliği kastedilmektedir. Bu anlamda da Anadolu’daki halklar ne Rumdur ne Grektir ne de Helendir. Bu, tarihsel gerçektir.

Miken halkları Akalar tarafından tasfiye edilirken Akalar da Dorlar tarafından tasfiye edilmiştir ve Akaların birliğinden Heredot’un da alaycı biçimde bahsettiği gibi Elyonlar ve İyonlar Batı Anadolu’ya kaçan gruplardır, ama Aka birliği ile ilgisi olmayan kaçaklar topluluğu olarak Heredot da bundan bahsetmektedir. Daha sonra ise Makedonlar ve onu takip eden İskender bugünkü Pelopones’i işgal ederek Dorların temsil ettiği Grek kavramını tarihten silmiştir. Grek kavramını tarihten silmenin anlamı, İskender öncesi Anadolu egemen olan Persler ile Greklerin savaşları döneminde yaşanan bir sürecin varlığıdır. Bu sürece baktığımız zaman, Greklerle savaşan Spartalıların temsil ettikleri Perslerin İran’dan geldiği sanılmaktadır.

Oysa Pers ordusu Anadolu kıyılarında ve Anadolu’dadır. Yani Kayra, Frigya, Likya gibi Batı Anadolu kıyılarında Pers ordusu konuşlanmıştır. Ve bu konuşlanma Kuryus’tan beri devam eden bir süreçtir. Bu anlamda bakıldığında Helenistik dönem diye tanımlamak istenen ve baştan sona Batı Anadolu kıyılarının Grek olduğunu ima eden anlayışların çok hatalı ve tarih biliminden kopuk olduğu görülmektedir.

Daha önce de belirttiğim gibi Yunan kavramı Darius’un satraplığı olarak Lidya, Kayra ve Pamphylia bölgesine verilen isimdir. Bu bir pers satraplığı ismidir. Keza aynı şekilde paşa ismi de aynı şekilde Persçe bir kelime olup satrap yardımcısı asker anlamındadır. Bu noktayı ele almamızın sebebi İskender’in ana Yunan karasını fethettikten sonra buradaki Grekleri sürmesi olayıdır. Bunun dışında İskender’in Anadolu’daki fetihlerini Helenistik dönem diye yorumlamanın da hataları söz konusudur. Bir fatih olarak İskender Gelibolu’dan Biga’ya girmiş ve Biga’da yaptığı savaşta Pers ordusunu yenerken bu orduda paralı asker olan 20 bin Grek askerini kılıçtan geçirmiştir. İskender aynı şekilde Efes’i fethederken Efes’teki deniz kuvvetleri Darius’un ordusunun üstündedir. Yani bu dönemde Grekler Ege kıyılarındaki adalarda deniz üssüne sahip değildir. Tersine deniz üstünlüğü Perslerin elindedir. Keza İskender Kayra’da Bodrum Kalesi’ni, dış kaleyi fethetmesine rağmen iç kaleyi fethedememiştir.

Bu boyutu ile bakıldığı zaman gerek Kayralılar gerek Pamphylialılar kesinlikle Grek olmayan ve Greklerin de gerek Akaların gerekse Dorların Anadolu’ya gelişlerini durduran ve adalarda yerleşmelerine sebep olan egemen topluluklarıdır. Aynı şekilde Perslerden önceki Lidya Krallığı da Greklerle ilgisi olmayan Anadolu’daki etnik topluluklardandır ve Grekler kıyıdan içeri bu dönemde girememişlerdir. Kyros gelip Lidya’yı yendikten sonra Persler bu bölgede egemen olmuştur.

Anadolu’daki halklar ne Rum’dur, ne Grek ne de Helen

İskender aynı şekilde Anadolu’dan geçerek Kilikya’da yaptığı savaşta da Pers ordusundaki paralı askerler olan Grekleri bütünüyle öldürmüştür. Bunun dışında Mansel’in Yunan Uygarlığı isimli kitabında bu savaşlardaki paralı Grek askerlerinin Pers ordusundaki konumunu görülmektedir. Yani savaş sanıldığı gibi Perslerle Grekler arasında değildir. Pers ordusundaki atlı Part savaşçıları ile kara ordusunu oluşturan Grek paralı askerlerinin oluşturduğu Pers birliğine karşı İskender’in ordusu savaşmaktadır. İskender’in ordusunda ise, Aka birliğinden askerler olduğu gibi ordunun ekseriyeti Makedonlardan oluşmaktadır. Ama İskender Aka birliğine ihanet ettikleri için İran ordusundaki Grek paralı askerlerini kılıçtan geçirerek bunların kökünü kurutmuştur. Ve bu anlamda bakıldığında gene Anadolu’da Lidya, Frigya, Kayra, Pamphylia, kuzeyde Bytinia, Karadeniz kıyısında Paplagonya, doğuda ise Pont krallıkları İskender’e tabi olmamıştır. Bunlar Pers satraplıkları dönemindeki organizasyonlarını aynen koruyarak İskender’in aldığı kıyı bölgelerindeki savaşlardan sonra İskender çekilince bu bölgede tekrar kendi iktidarlarını sürdürmüşlerdir.

Bu anlamda askeri ve etnik anlamda egemen olan Helenistik bir dönem olmamıştır. Ama nedense bizim Batılı tarihçiler içerisinde kalan gerek Mandel gerekse Umar’da olsun Anadolu’nun etnik halklarının tarihini yazan bir Helenistik mitinin peşinden gidilmektedir. Helenistik miti demin de vurguladğım gibi hayali bir Helen anadan geldiği öne sürülen bir etnidir. Ama bu etniye baktığım zaman daha İskender zamanında Grek etnosunun etnik olarak sonlandığını görmekteyiz. Ve bu nedenle Grek sözcüğü yerine Helen sözcüğü eklenerek geniş bir grek egemenliği kastedilmektedir.

Bu anlamda da Anadolu’daki halklar ne Rumdur ne Grektir ne de Helendir. Bu tarihsel gerçeğe baktığımız zaman açıklıkla görülmektedir. (Sürecek)


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


hocam birde tatarlar ve tarih sahneleriyle çıkışlar ve bugün oynanan avrasyacılıkla alakalı bir köken menşei yazısdı istiyoruz

Kerem Günal, İstanbul
22 Mayıs 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40