![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Özsoy
Sağcı Düzenin Kızıl Fantezisi Türkiye’de her şey yıllardır sağa gidiyor. İktidar sağa gidiyor. Partiler sağa gidiyor. Sendikalar sağa gidiyor. Gazeteler sağa gidiyor. Medya sağa gidiyor. Eski solcular sağa gidiyor. Yeni solcular sağa gidiyor. Sağcısı daha sağa gidiyor. Ama gittikçe “kızıllaşan”, sola saptıkça sapan bir fantezimiz var: Taksim’de 1 Mayıs. Fabrikalarımız satıldı. İnsanlar işten atıldı. Tarım ve kırsal ekonomi yok edildi. Köylü piyasaya terk edildi. Emek ve alınteri çağdışı, tüketim ve kölelik çağdaş değer oldu. Ama olsun artık işçinin emekçinin resmi bayramı var. Yaşasın 1 Mayıs! Cumhuriyet Devrimi’nin tüm değerleri yok edildi. Kurumlar teker teker gerici-faşistlerin eline geçti. Bürokrasi düştü. Türban resmi üniforma oldu. Mahkemeler düştü. Hâkimler kadı oldu. Faşist yasalar bir bir meclisten çıktı. Polis gestapo oldu. Ama olsun anlı şanlı faşist liderimiz işçilere lütfetti: “Bugünü size resmi tatil yaptım. Ayrıca Taksim’i de size açtım.” Düzen ve insanları gittikçe rezilleşiyor ve yozlaşıyor. Eskiden merkez sağ olanlar Şeriatçı oldu. Merkez sol olanlar türbancı oldu. Sosyalistler bölücü, bölücüler Şeriatçı, Şeriatçılar bölücü oldu. İstisnasız hepsi kapitalist oldu. Ama olsun. Hepsi Taksim’de, o kızıl karnavalda buluştu. Yaşasın proleter(!) dayanışma! ABD ülkemize sinsice değil açıkça girdi. Önce askerlerimizin başına çuval geçirdi. Tutuklanacakların listesini başbakana iletti. Sonra kukla “Kürdistan” ıkurdurttu. Faşist ırkçı bölücüleri kudurttu. Vatanımızı işgal etmek ve parçalamak için son adımlar atıldı. 1 Mayıs sabahı insanlar 5 şehidin daha haberiyle uyandı. Hepsi işçi ve köylü çocuğuydu. Ama olsun. Apo posterleri açılsın, PKK paçavraları dalgalansın. Size de Taksim’de yer var. Gelin katılın karnavala! Her şeyimiz emperyalizme teslim edilmiş durumda. Faşist bir iktidarın utanmaz icraatları altında halkımız eziliyor. Bölücü-ırkçı terör her gün kan döküyor. Cumhuriyet’in ekonomisi yıkılmış, Ordusu kuşatılmış, milleti esir ve aç. Ama müjdeler olsun. Bugün 1 Mayıs! Kap pankartını, aç flamanı, haydi dans et, tepin, uzan... Her şey serbest... Yalnız tek bir şey yasak bu alanda: Türk bayrağı taşımak, devrimci olmak, ABD’ye düşman olmak ve sosyalist olmak... Sağcı düzenin kızıl fantezisi bu... Kapitalistlerin yeni metası 1 Mayıs Sağcı-gerici-bölücü-Amerikancı düzen yozlaştıkça, gittikçe daha sağa kaydıkça ve değerler kapitalizmin çamuruna battıkça, kim bilebilirdi ki, işçi sınıfımızın birdenbire kıpkızıl bir 1 Mayıs’a ve hatta Taksim’de sahip olacağını? Gerçekten de şaşırtıcı değil mi? Acaba biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz? Yoksa Türkiye’de işçiler süresiz grevler mi düzenliyor? Köylüler örgütleniyor, sendikalar gümbür gümbür geliyor mu? Bizim yaşadığımız Türkiye pek öyle değil. Ama alanlarda başka bir fantezi... Kim bilir belki de Tayyip aslında bir Chavez? ABD’ye kafa tutan, işbirlikçi sermayeyi kovan, tekelleri kamulaştıran... En sonunda da keyfe gelmiş. “Ey işçilerim size 1 Mayıs bayram olsun. Taksim’de kutlayın.” demiş. Zaten kendisi öyle demiyor mu? “Biz buyurduk, bayramı da alanı da biz verdik. Tepe tepe kullanın...” Ama bir sorun var. Bu adam değil mi faşizme özenen, ABD’ye hizmet eden. Bırakın kamulaştırmayı, devletin tüm kaynaklarını yakınlarına ve akrabalarına peş keş çeken. Ve medyamız. Yandaşı ve azılı gericisi sevinçten dört köşe: “32 yıl sonra AK Parti bir ayıbı bitirdi. Bir tabuyu yıktı. Taksim’i 1 Mayıs’a açtı.” İyi de 32 yıl önce “kahrolsun gomonistler” diye kuduran, 42 yıl önce Kanlı Pazar’da aynı Taksim’i mezbahaya çeviren siz değil miydiniz? Madem o alanlarda 1 Mayıs kutlansın istiyordunuz, niye yıllarca devrimci kanı döktünüz? Diğer yandan büyük sermayenin geleneksel büyük medyası... Adeta hepsi birer Pravda olmuş. Her yıl Taksim’ den canlı yayın. Sıkılan biber gazının toplam hacmi ne kadar? Hangi fraksiyon ne yaptı? Eski solcu, liboş yazarlardan yorumlar... Polise veryansın, valiye sitem, başbakana rica... Neden son yıllarda tekelci gazeteler 1 Mayıs’a aylar kala neredeyse üniversitedeki bir duvar gazetesi tadında çıkar? Ya kardeşim, siz kapitalizmi savunmuyor musunuz? ABD’ye aşık değil misiniz? Liberalizm ile köşeyi dönmediniz mi? Özelleşmeyen bir KİT kaldı mı kuduran siz değil misiniz? İşçiye köylüye utanmadan rantçı, cukkacı diyen kim? Nedir bu 1 Mayıs tutkusu? Tekelci gazeteler büyük puntolarla yazıyor: “Dünyadaki en büyük 1 Mayıs Taksim’de kutlandı. Karnaval gibiydi.” Hah işte mesele de bu. Her şeyin satıldığı düzende artık 1 Mayıs da bir meta yapıldı. Artık bizim de Rio gibi bir karnavalımız var. Her yıl promosyon dalgası 1 ay önceden başlıyor: “Solcu musun? Ya da eski solcu? Geçmişe nostalji mi duyuyorsun? Tekel işçilerini sempatik mi buluyorsun? Artık senin için bir karnavalımız var. Durma. Haydi koş gel. Yılda bir gün tepin, bağır. İster taş at. İster dans et. Seni sen yapan kutladığın gündür. İster Kutlu Doğum’u seç, ister 1 Mayıs’ı, ister 3 Mayıs’ı, ister Cumhuriyet Mitingini...” Piyasada artık herkese bir politik karnaval var. Herkes orada, Türk işçisi hariç Düzen ve iktidar cephesinde 1 Mayıs artık böyle yaşanıyor. Peki, ama ya alandakiler? Alanda neler oluyor? Orada kimler var? İlginç bir gerçek... Yıllar geçtikçe, 1 Mayıs önce legalleşti. Sonra tatil oldu. Sonra Taksim’e alındı. Kitle de gittikçe arttı. Ama tüm bunlara ters orantılı olarak meydanda işçi ve emekçi sayısı hep azaldı. Hemen hemen hiç kalmadı. Zaten artık resmi tatil değil mi? İşini kaybetme korkusuyla beş kuruş maaşla, haftada 6 gün, 12 saat mesai yapan emekçi evde yatıp dinlenmeyecek de ne yapacak? Belki kırk yılın başında ailesini alıp pikniğe çıkacak. Ya da Taksim’e gelecek. Acaba? Pek öyle gözükmüyor. Taksim’de bir curcuna var. Herkes orada! Travesti orada. Çevreci orada. Çarşı olmasa zaten olmazdı. Ama işçi yok. Vicdan-i retçi orada. Ermenici orada. AB’ci orada. Bölücü zaten oranın ali kıran, baş keseni... Arkasına sığınmış bin bir türlü sol fraksiyon. Troçkist orada, Stalinist orada, Enver Hocacı, Maocu, revizyonist, Leninist, goşist, orta yolcu, oportünist ve anarşist, hepsi orada. AKP milletvekili, CHP milletvekili, AB büyükelçisi, ABD basını ve Soros dernekçisi orada. Tabii bu arada unutmayalım sendikalar da var. Birkaç yüz kişilik kortejiyle DİSK! Bir sendikadan çok eski bir kulüp. Ne kadar üyesi var ki alana getirsin? Oysa TÜSİAD ve ABD büyükelçisiyle birlikte “Hepimiz Ermeniyiz” derken daha kalabalık değiller miydi? Demek ki bu işte bir iş var. Başkanı son kongrede AKP tarafından devrilen ve tepesine paraşütle AKP’li yeni bir başkan indirilen Türk-İş de orada. Sırf adındaki “Türk” kelimesinden midir nedir, fraksiyonlar taşla sopayla yine Türk-İş’i protesto ediyor. Başkanı kürsüden indiriyor. Demek ki Türk-İş de kendi kitlesini getirememiş. Alandaki tek protesto Türk-İş’e yönelik... Hak-İş ise mutlu ve gururlu... İktidarın sarı sendikası, yılların gericisi: “Başbakanımız sayesinde herkes burada.” PKK’sından AKP’sine, Amerikancısından AB’cisine, travestisinden feministine... Türk işçisi ve emekçisi hariç herkes orada! Ama itiraf edelim alan kalabalık. Reklamlar başarılı, pazarlama tutmuş. Karnaval devam ediyor. Peki ya alanda atılan sloganlar? Çok ilginç. Bir 1 Mayıs daha geride kaldı. Hem de bu yıl dünyadaki en kitlesellerinden biriydi. Akıllarda kalan tek bir slogan var mı? Her mitingin bir amacı vardır. Bu amaç politik ve ekonomik bir talep olabilir. Veya doğrudan iktidarı hedefleyebilir. Ama Türkiye o kadar garip bir ülke ki! Yüz binler ve hatta milyonlar alanlara, bir araya gelebiliyor. Ve ortada tek bir talep, slogan, program olmadan dağılabiliyor. Cem Yılmaz’ın komedileri gibi: Çok güldük. Ne anlattı? Hatırlamıyorum. Cumhuriyet Mitinglerinde de aynısını yaşadık. Koş meydana, salla bayrağı ama iktidarı devirecek tek bir eylem, tek bir örgüt yok. Slogan atmak bile kürsüden yasaklanmış. Bu 1 Mayıs’ta ise herkes istediği sloganı atabiliyordu. Ancak kimse devrimci olmadığı için ortaya yine hiçbir politik tavır çıkmadı. Nasıl çıksın, düşünün bir kere. Mitingin resmi düzenleyicileri üç işçi konfederasyonu ve memur sendikaları: esas olarak Türk-İş, DİSK ve Hak-İş... Bu konfederasyonlar kapitalizme karşılar mı? Hayır, üçü de piyasacı. Üçü de liberal. Emperyalizme karşılar mı? Ona da hayır. Hepsi AB’den yüz binlerce euro para alıyor. ABD’ye göstermelik olsa bile karşı çıkmıyorlar. Hepsi küreselleşmeden, yabancı sermayeden yana. Peki ya iktidara karşılar mı? Yoo... İktidarın açılımları, saçılımları, faşist adımları bir yana ve ekonomik dayatmalarına ve sömürüsüne karşı bile bir kez olsun ses çıkarmamışlar. Adeta bir mucize! Bir 1 Mayıs geride kaldı ve iktidara karşı tek bir slogan atılmadı. Dünyada bunun eşi benzeri yoktur. Özelleştirme dersen, taraftarlar. Sermaye dersen, taraftarlar. İktidar dersen, taraftarlar. ABD dersen taraftarlar. AB dersen taraftarlar. NATO, IMF dersen, ona da bir sözleri yok. E, neye karşı çıkacak ki, mitingin bir sloganı, siyasi bir talebi olsun. 3 sendika dostlar eylemde görsün diye bir karar almış. 26 Mayıs’ta iktidarı uyarmak için genel grev yapacaklarmış. Genel grev bu, boru değil. İnsaf, bunun bile çağrısını yapmadılar alanda. Nasıl genel grev bu, nasıl 1 Mayıs? Sonunda hiçbir rengi, talebi, sloganı, programı olmayan bir 1 Mayıs geride kaldı. Sanki devrim olmuş, sosyalizm kurulmuş, bu halkın hiçbir sorunu kalmamış biz de felekten bir gün çalmışız, alanda dans ediyor, şarkılar söylüyoruz. “Kahrolsun 4-C, yaşasın cici işçiler!” Mitingin resmi düzenleyicilerini bir yana bırakırsak bir de “sol” katılımcıları var. Hani şu maskeli balocular, legal ve illegaller... “1 Mayıs kızıldır kızıl kalacak”çılar. Her sene olduğu gibi kürsüye yanaştılar. Taş falan atıp, kürsüyü işgal ettiler. İyi de bunun amacı ne? Kürsüye çıktıklarında sanki söyleyecek çok devrimci bir kelamları mı var? En illegalinden en legaline, halk savaşçısından Sovyetiğine, adeta 70’lerden fırlamış fraksiyonların kortejlerine bakıyorsun. Sendikalardan da apolitik... Hemen hepsinde Kürtçe, Ermenice, Çerkezce ve hatta Arapça pankartlar... “Solun” politikleşmeden anladığı tek şey bölücülük ve PKK’yı desteklemek. Enver Hocacı bir örgütün kocaman pankartı: “Taş atan çocuklara özgürlük.” İyi de sen Bolşevik değil misin? Kendi mücadelen, talebin yok mu? Yılın bir günü en azından PKK’nın kuyruğunu bırakıp, kendi siyasi hedeflerin için slogan atamaz mısın? “Sınıfa bilinç taşıma ve kitleleri politize etme” adına etnik ırkçılıktan başka formül bulamayan komprador “sol” Türk toplumundan koptukça, en ucuzundan bir ekonomizme saplanıyor. Böylelikle sözde halkla tekrar irtibat kuruyorlar. Ekmek fiyatları düşürülsün, zamlara hayır, iş istiyoruz... Halk aptal ya bu tür şeylerle kandırılacak. Ortalama Türk işçisine düşman, çünkü onu şoven görür. Ama aynı zamanda adeta hobi olarak hayvanları koruyan bir sosyete züppesi gibi işçisever. Hepsi burjuva, küçük de değil, ortanın üstü ve büyük ihtimalle paralı bir üniversitede öğrenci. Ama ağzından işçiyi düşürmüyor. Nasıl mı? Sol fraksiyonların kortejlerinde iktidar karşıtı hemen hemen tek slogan olarak dev harflerle yazılmış şu pankart gözümüze çarpıyor: “4-C’ye hayır! İş güvencesi.” Sen nasıl sosyalistsin? Kamulaştırmayı unutmuşsun. Hadi onu geçtim, özelleştirmeyi desteklemişsin. Atatürk’ün kurduğu fabrikalar tek tek satılmış. Ulus devlet dağılıyor diye içten içe sevinmişsin. Sonra da işçi doğal olarak işinden atılınca, en ufak bir hak kırıntısını sanki en proleter devrimci talep gibi öne sürüyorsun. 4-C’ye hayırmış! İnsan en azından özelleştirmeye hayır der. Bu kadar ucuzculuk, işçileri, emekçileri bu denli küçük taleplerle, rezil bir düzene mahkûm etmek nasıl bir devrimcilik? AKP ve sermaye sizin gibi komünistleri öpüp başına koyar. Solun tüm dünyada tek bir anlamı vardır. Emperyalizme karşı ulusu, kapitalizme karşı sosyalizmi savunmak... Kişi başına en çok fraksiyonun düştüğü Türkiye’de, bunu hatırlayacak tek bir sosyalist örgüt kalmamış mı? Anti-emperyalizmin, sosyalizmin, devletçiliğin ve halkçılığın yasak olduğu bir 1 Mayıs olabilir mi? McDonalds gibisi yook... Bir 1 Mayıs daha geride kaldı. Alanda hâkim renk kırmızı ve sarıydı. Yüzyıllardır solun, devrimciliğin rengi olarak kullanılan kızıl ve sarı bayraklar ve flamalardan geriye sol adına ne kaldı? Emperyalizm her şeyi piyasaya dâhil etti, tüm değerleri yozlaştırdı. Artık sosyalistlik, devrimci olmak, düzene karşı savaşmak, ulusu ve halkı savunmak değil. Metalcilik, punkçılık, rapçilik gibi popüler bir akım. Bir moda. Züppe gençlerin uğraşı, üniversitelinin macerası... Bir saç stili, ceket tarzı, tüketim kalıbı, Batının elimize verdiği son oyuncağı... Bu 1 Mayıs’tan ise geriye kalan tek bir fotoğraf ise her şeyi özetliyor. Milliyet muhabirinin yakaladığı bir enstantane. Miting bitmiş veya dağılmak üzere. İnsanlar acıkmış ve susamış. Ve hepsi soluğu ABD emperyalizminin belki de en sembol markasının mekânında, Taksim meydanındaki McDonalds’ta almış. İçerisi tıklım tıklım dolu... Kafalarda kızıl yıldızlı şapkalar, birinin üstünde “halkın hakları var” yazısı, diğerinin elinde kırmızı sarı bir flama... ABD “devrimcilerimizi” besliyor. “Devrimciler” McDonalds’ın hamburgerlerini tükettikleri gibi tüm sol değerleri ve 1 Mayıs’ı da tüketiyorlar. Alan razı, satan razı... Kapitalizmin altın kuralı 1 Mayıs meydanında da tıkır tıkır işliyor. Devrimin ve sosyalizmin kırmızı ve sarısı, McDonalds’ın kırmızı ve sarısına dönüyor. Tayyip sırıtıyor. ABD kazanıyor. “Solcular” da zafer kazanmış bir edayla evlerine dönüyor. Halkımız yine esaret altında. Televizyonlarda 1 Mayıs reklamları bitiyor, bu seneki sponsor belli: “McDonalds gibisi yook...”
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||