![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Tevfik Kaymaz
Fethullah Gülen adlı firari vatandaşımız geçen yıl bu vakitler Türk Ordusu’nu övmüş ve desteklemişti. Medya da bunu haber yapmıştı: “Bu ordu Çanakkale Zaferi’ni kazanmış bir ordudur. Bu ordu Misak-ı Millî hudutları için İstiklal Savaşı vermiş bir ordudur. Yıpratılmasına karşıyım.” demişti. Ordumuzun yıpratılmasına biz de karşıyız Fethullah Efendi. Ama yıpratan da sizin müridleriniz. Üstelik de aradan geçen yaklaşık bir yıl gösteriyor ki, Ordu’yu yıpratmama konusunda artık sizin lafınızı falan da pek dinledikleri, ipledikleri yok. Olanca hızla Ordu’ya saldırmaya devam ediyorlar. Bu arada ne acıdır ki; Zaten Fethullah’ın Ordu’ya eleştirel bakabileceği direnç gösteren pek bir durum da göremiyorum. Bu gelişmelerin sonunda elbette Türkiye’ye Şeriat falan gelecek değildir. Türkiye için hazırlanan senaryo çok daha farklı, uzun ve kanlı bir iç savaştır. Bir süre önce Yugoslavya’yı hep birlikte izledik gördük. Geçtiğimiz aylarda İran’da bir düğmeye basma hareketi oldu. Soros’un İran seferi ya başladı ya da bir prova, egzersiz yapılıyor sadece. Peki ya Türkiye? Şu anda emperyalistler Türkiye’nin geleceği için planladıkları bu iç savaşın taraflarını ayrı ayrı örgütleme, güçlendirme ve belki de el altından silahlandırma işleriyle meşgul. Tüm iç cepheler yeterince güçlendiğinde ise düğmeye basıp birkaç saat içinde ortalığı karıştırmak son derece kolay olacaktır. Hem de böylece emperyalistler bizi öldürmek için gereğinden fazla para harcamadan biz birbirimizi öldürmüş olacağız. Sonra da bir Birleşmiş Milletler Barış Gücü gelip neden barışı sağlamasın ki?... Hatta doğumuzdan geçen doğal gaz boru hattından öte tarafa Türk Silahlı Kuvvetleri’nin girmesini yasaklayan bir barış gücü neden olmasın? Hele de, bu doğal gaz boru hattının güvenliğini uluslararası güçlerin sağlamasını biz şimdiden kabul etmişsek. Mevcut iktidar da bu planları hep destekler yönde hareket etmektedir. Zaten ekonomik işgal altındaki bir ülkenin başındakilerin başka da fazla yapabileceği bir şey yoktur. Hele de çifte vatandaşlıklı bakanlarla... İşte asıl farkında olmamız gereken tehlike bu iç savaş. Farkına varmamız gereken budur. Laiklik ya da benzeri başka bir sorunumuz zannedildiği kadar büyük değil. O konu bir psikolojik harekât unsuru sadece. Gerçekten de, Misak-ı Milli bile sorun değil şahsım adına, endişem yok. Böyle büyük, güçlü bir ordumuz oldukça zorla, terörle kimse bölemez biz onaylamadıkça. Asıl tehlike toprakların değil toplumun bölünmesi tehlikesidir. Toplum bölünürse toprakları bir bütün halde tutmaya çabalamak çok da anlam taşımaz hale gelebilir. Sorun başörtüsü, din, Şeriat değil. Aslında Kürt sorunu bile değil. Sadece emperyalizm sorunu var gerçekte. Bu doğru bir şekilde algılanmadığı sürece şaşkın silahşörler gibi kuru sıkı sağa sola ateş etmekten başka bir şey yapamayız. Ve tehlike var. Hem de çok büyük. Beş ayrı cephe kurulmak için emperyalistlerin ajan provakatörleri var gücüyle çalışıyor. 1) Kürt Cephesi: Yeterince başarılmış durumda. İstendiği zaman harekete geçirilip istendiğinde durdurulabiliyor. Yaptıkları katliamların sayısı belli değil. Şehirlerde örgütlerce üstlenilmeyen yığınla ölümlü bombalama olaylarının taşeronunun bu kesimler olduğu kamuoyuna ilk duyurulan şey oluyor. 2) Radikal İslamcı Cephe: Şu an iktidar içinde en etkili kesim. İktidarı kaybettiğinde provokasyonlarla kolayca marjinallleşip radikalleşme sebepleri oluşturulabilir. Eline silah alabilecek potansiyele sahip bir tabanı var. Sivas Madımak Otel’de de neler yapabilecekleri görüldü. 3) Laik Cephe: Ne olursa olsun laik olsuncular, küçük olsun, bizim olsun, laik olsuncular dışındaki tüm gerçek Atatürkçüleri, ulusalcıları içine alabilecek bir cephe. Bunlar bölücü Kürtler ve kökten İslamcılar gibi şiddet içeren bir çatışmaya hazır gözükmüyor. Emperyalist güdüme girmiş değiller ve bir çatışma için organize olmuş değiller. Ancak zaman zaman bu cenahta da radikalleşme eğilimleri artıyor bu günlerde. Ulusun birliği için mücadelede en çok yaslanabileceğimiz Türk ulusunun temel dayanağı olan aydın insanları bunlar. 4) Alevi cephesi ve diğer dinsel, etnik gruplar (çalışmaları sürüyor henüz tam olarak çatıştırılacak ayrı bir cephe kurulamadı): Farklı kesimlerden gelecek provokatif saldırılarla bu kesimler de kolayca çatışmaya çekilebilir. 5) Eskiden kalma provokatör sahte milliyetçi cephe (diğer tüm cepheler ile çatışabilecek ancak Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin değil emperyalistlerin gizlice kontrol edip yönettiği bir Türkçü cephe): Bu kesimlerin genel olarak 70’li yıllarda, bir örnek olarak da Kahramanmaraş’ta neler yapabilecekleri görüldü. Adı Türkiye olan bir ülkede doğaldır ki potansiyel olarak böyle Türkçü bir cephe hep vardır. Bu cephenin içinde önemli bir bölümü emperyalistlerce kontrol altına alıp gerektiğinde çatıştırıp istendiğinde geri çekebilecek duruma getirmiş durumdalar. Şu anda durdurulmuş bekletiliyorlar. Büyük bir iç savaş için diğer cepheler iyice örgütlensin diye bu cenah bilinçli olarak bekletiliyor. Örneğin etrafta hiç ülkücü hareket görebiliyor musunuz PKK’nın onca olan biten rezilliğine rağmen? Sizce neden? Bu beş cephe de ayrı ayrı bir biriyle çatışmak için ya da farklı ittifaklar yapmak için değişik nedenlere sahiptirler. Yeterince sebep oluşmadığı koşullarda da provokatif eylemlerle çatışma yaratılabilir. Türkiye harita olarak değilse de giderek toplumsal olarak bölünüyor. Bu harita olarak bölünme tehlikesinin ötesinde bir sorundur. İşte bu yüzden biz ulusalcıların birliğini değil ulusun birliği önemsemeliyiz. Burada söz edilen emperyalistlerin hedeflerini destekleyecek nitelikte 6. bir cephe değildir. Gerekli olan, emperyalizmin yarattığı suni nedenlere bağlı oluşturulmuş diğer tüm cephelerle çatışıp bunları dağıtacak, toplumumuzu birleştirecek ve hem de direkt olarak emperyalizmle çatışacak güçte bir ulusal birlik cephesidir. Bu cephe “Yeniden Ulusal Kurtuluş” reçetemizin olmazsa olmazı... Şimdiye kadar hep ulusalcıları ve solu birleştrimeye çalıştık. Şimdi ulusu birleştirmeye çalışacağız. Görüyoruz ki, ne ulusalcılar, ne de sol birleşmiyor. Kısmen birleşse de, bu yaşamın içinde ve seçim sandığında pek bir anlam ifade etmiyor. Görüyoruz ki, biz ulusalcıları birleştirmeye çalışmak ile vakit kaybederken ulusun kendisi bölünmüş durumda. Görüyoruz ki, ülkemizde büyük toplumsal çatışmalar küçük birkaç kıvılcımla patlayacak noktada. Ülkemizde toplumun tümü için birleştirici tek tutkal ise eğer her cepheyi tek tek ele alıp incelersek görülecektir ki, İslamcı kesimlerin hayal ettikleri gibi dincilik, ümmetçilik değildir. Yukarıda Fethullah Gülen Ordumuza övgüler dizerken Misak-ı Millî’ye de bağlılık ifade ediyor. Gerçekten de belki Fethullah’ın Misak-ı Millî ile sorunu olmayabilir. Ama ittifak yaptığı Kürtlerin, küresel ve işbirlikçi yerli sermayenin Misak-ı Millî ile sorunu var. Ve ülkemizin karşısındaki en büyük fiziksel güç onlarda. O nedenle Fethullah’ın bu sözleri Müslüman Türk ahalisini uyutma, kandırma maksatlıdır. Üniter Türkiye Cumhuriyeti devleti karşıtı olan Kürtlerin Misak-ı Millî ile, küresel ve yerli işbirlikçi sermayenin başta devletçi karma ekonomik anlayışın tüm unsurları ve yanında Misak-ı Millî ile, işbirlikçi dindarlık kisvesi altındaki tarikat örgütlenmelerinin de laik rejim ile sorunları var. Dolayısıyla hepsinin Türk milliyetçiliği ile, Türk halkı ve halkçılığı ile, Türk Devrimi ile yani toptan Türkiye Cumhuriyeti ile sorunları var. Bunların ittifakı söz konusu olunca da dindarlık kisvesi altında ihanet edenlerin Misak-ı Millî’den söz etmesi ancak kandırmaca olabilir. Dolayısıyla İslamcı bir anlayışın bu topraklar üzerinde yaşayan insanları bir arada tutma şansı yoktur. Zaten böylesi bir altyapının Arap ülkelerini bile birleştiremediği aşikardır. Hatta Müslüman Arapların tarihte Osmanlı karşısında nasıl İngilizlerle bir olup ihanet ettiklerini hatırlayalım. “Ümmet-i Muhammet Halifesi” Vahdettin’in İngiliz donanmasına ait bir gemi ile ülkeden kaçışını hatırlayalım ve hatırlatalım. Bunları hatırlarsak, topluma sık sık hatırlatırsak, ümmetçilik diye ortaya çıkanların gerçek yüzü de daha iyi anlaşılmış olur. Türkiye Cumhuriyeti ve Misak-ı Millî içinde yaşan insanlar için tek ve geçerli tutkal cumhuriyetin kuruluşundaki harç yani Atatürk ilke ve devrimleridir. Bu toprakların içeriğinde, harcında bu kendiliğinden vardır. Çünkü Mustafa Kemal’in emirleriyle canını feda etmiş yiğitlerin kanı vardır topraklarımızın harcında. Önemli olan tek şey yeterince ve gereği gibi harca su verebilmektir. Özgürlük, bağımsızlık, namus gibi uğruna ölüme gidilebilecek ortak değerlere sahip olan toplumlar her türlü felaketten sağlam çıkabilir. Yeter ki, ortak değerlerini bilsinler, yitirmesinler.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||