Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip Atina'ya
Türkler Samsun'a
GÖKÇE FIRAT
CHP'de Kürtçü Darbe Tamamlandı!
ÖZGÜR ERDEM
Baykal'ın asıl ihaneti Atatürk'e
ALİ ÖZSOY
1 Mayıs:
Devrim'in Kızılından McDonalds'ın Kırmızısına
OKAN İŞBECER
Özdemir İnce’nin kaleminden Kürt istilası
TUĞRUL ÇELİK
PKK-PJAK-peşmerge:
Kürt ırkçılığının kalıtsallığı
EMİN SAMİ ARISOY
Ana vatandan
Yavru vatana
TEVFİK KAYMAZ
Ulusalcıların değil
ulusun birliği
NURAY GÜNAY
Su uyur düşman uyumaz
MEHMET HOROZ
AKP'nin soluna tavsiyeler
TÜRKKAYA ATAÖV
Haiti'de ABD soygunu
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Karadeniz krallığı
ne Grektir ne Rum (I)
MUSTAFA İZBERK
"Üç yaprak yöntemi"
EMİNE YENİCE
Hayatımız sınav
İLYAS SALMAN
Neden Ulusal Parti?
Ulusal Parti Aksaray, Konya, Adana ve Hatay'da
Basında Ulusal Parti
Prof. Dr. Türkkaya Ataöv Teke Tek programında Tayyipçilere karşı Atatürk'ü savundu
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22c)
 
 

Okan İşbecer
Özdemir İnce’nin kaleminden Kürt istilası

Kürt sorunu yok Kürt istilası var
Özdemir İnce Kürt İstilası

“Biz Türkler Türkiye’de bir Kürt meselesi değil bir Kürt istilası olduğunu düşünüyoruz. Yaşadığımız en önemli sorun budur.” TÜRKSOLU Başyazarı ve Ulusal Parti Genel Başkanı Gökçe Fırat Çulhaoğlu bu satırları yazdığında, tarihler 15 Ağustos 2005’i gösteriyordu. Yazı yayınlandığında yer yerinden oynadı desek yeridir. AKP'sinden CHP’sine, MHP, BBP gibi sahte milliyetçi partilere kadar bütün siyasi partiler birer kınama açıklaması yaptılar. Hatta Perinçek’in ihanet odağı olan İşçi Partisi, PKK yandaşı Diyarbakır Barosu ile bir olup savcılığa suç duyurusunda bulundu. Kürtçüsü, Ermenicisi, liberali, Şeriatçısı aklınıza kim gelirse birkaç yazı yazarak TÜRKSOLU’nu ve Başyazarını linç etmeye çalıştılar.

Gökçe Fırat, Kürt istilası tezini ortaya atalı 5 yıl olmuş. TÜRKSOLU’nu ve Gökçe Fırat’ı linç etmek isteyenlerin başını, Özdemir İnce’nin de yazdığı Hürriyet gazetesi çekiyordu. Kürtçüleri ve Şeriatçıları geçtik, Cumhuriyet’inden Vatan’ına kadar aklınıza hangi gazete ve kim gelirse gelsin hepsi TÜRKSOLU’nun üzerine çullanmıştı.

Aradan beş yıl geçti ve tüm Türkiye artık Kürt istilasının abartılmış bir tez değil gerçeklik olduğunu anladı. Bugüne kadar hiç yanılmayan ve uzak görüşlülüğü düşmanları tarafından bile takdir edilen TÜRKSOLU, bir kez daha, ne yazık ki, haklı çıkıyordu.

Geçenlerde (7 Mayıs 2010), Hürriyet gazetesinde Özdemir İnce’nin “‘Mersinli’ olamayanlar” başlıklı yazısını okurken bunlar geçti aklımdan. Kendisi de Mersinli olan Özdemir İnce, Mersin üzerine yayınlanan bir kitabı tanıtırken, Mersin’deki Kürt istilasından bahsetmiş. Adını direkt Kürt istilası olarak koyamamış ama anlattıkları bizim 5 yıl önce yazdıklarımızla aynı paralelde.

Şöyle yazıyor Özdemir İnce:

“Ne olduysa 1980’den sonra oldu. Göçmene alışkın olan Mersinliler bu dönemin başlarında da rahattılar. Ama 1980’den sonra Mersin’e gelen Doğulu ve Güneydoğulu göçmenler, kente sıkı sıkıya bağlı oldukları bir toplumsal ve siyasal kimlikle geldiler. Bir ‘muhalefet’ ve ‘işgalci’ olarak geldiler ve öyle kaldılar. Mersinliler, o zaman, sokaklarında lastik yakan, Nevruz başta olmak üzere, olur-olmaz zamanlarda gösteri yapıp ‘Biji serok Apo’ diye olay çıkaran kalabalıklarla karşılaştılar. Bunlara uzun zaman katlandılar ve hâlâ katlanıyorlar. (...) Gördüğüm şu ki: ‘Hükümet’ (‘Devlet’ demiyorum) Mersin’i göçmenleriyle baş başa bıraktı ve göçmen önderlerinin Mersinli olmaya hiç mi hiç niyetleri yok!”

Özdemir İnce’yi tebrik etmek lazım. Kürt istilası, Hürriyet gibi bir gazetede ancak bu kadar iyi ifade edilebilirdi. Biz Kürt istilası diye yazdığımızda bizi, ipe çeker gibi, sürmanşete çekip linç etmeye kalkan Hürriyet gazetesinin sayfalarında böyle yazılar görmek Hürriyet’in gelişimi açısından sevindirdi bizi.

Kürt istilası konusunda bize saldırıp da sonradan çark edenler arasında Hikmet Çetinkaya da vardı. 2005 yılında bizi kıyasıya eleştiren Çetinkaya, daha sonra İzmir’i mahveden Mardinlilerden bahsetmişti. Şimdi bu kervana Özdemir İnce de katıldı.

TÜRKSOLU’nun doğruluğu ve haklılığı her geçen gün biraz daha anlaşılıyor, anlaşılacak.


Soner’in Nazlı Ilıcak aşkı

Soner'in Nazlı Ilıcak AşkıHürriyet’in derin yazarı Soner Yalçın’ın başında olduğu odatv.com, geçenlerde yaptığı bir haberle bizi olmasa da okurlarını şaşırttı ve okurlarının tepkisini çekti.

Biliyorsunuz bizim Soner’in son zamanlarda medyanın çeşitli kesimleriyle arası ayrı bir iyi. Özellikle Oray Eğin, Ahmet Hakan ve Nazlı Ilıcak’la Soner Yalçın’ın aralarından su sızmıyor. Her Allah’ın günü biri birini köşesinden övüyor, birbirlerinin evlerinde düzenledikleri partilere katılıyor ve bunu da köşelerinde ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Biri bir ceza alsa ya da kendilerince haksızlığa uğramış olsa, diğerleri hemen onu savunmak için kaleme sarılıyor. Geçenlerde yine odatv’de Oray Eğin’e verilen bir tazminat cezasının haberi vardı. Oray’ın tazminat ödeme rekoru kırdığını yazıyor ve Oray’a destek oluyorlardı.

Zaman zaman da belli konularda ortak tavır alıp belli kesimleri hedefe koyup linç etmeye çalışıyorlar. Kimi zaman ise, genellikle Oray yapar bunu, medya üzerine bir yazı yazılır ve diğerleri de ona destek çıkar. Sanki Oray bu ülkede bu işi en iyi bilenmiş gibi, medyanın onun gösterdiği şekilde dizayn edilmesi veya tavır alması sağlanmaya çalışılır.

Anlayacağınız bunlar bir tür çetedir ve medyada dokunulmazlıkları varmış gibi davranırlar. Twitter’la başlayan dostluk, artık bunun da ötesine geçerek yoldaşlık halini almıştır.

Bunun son örneği geçtiğimiz hafta odatv’de yayınlanan Nazlı Ilıcak haberi idi. Haberin veriliş biçimi ve üslubu odatv okurlarını şaşkınlığa uğrattı. Haberin başlığı “Ameliyat mamasından canlı yayına bağlandı.” İçeriğine gelince:

“Nazlı Ilıcak bugün bir ameliyat geçirdi... Vücudunda 15 cm kadar büyüyen yağ bezesini aldırdı, doktorlar ameliyat olmazsa kütlenin giderek büyüdüğünü, söylediler; O da bugün hastaneye yattı. Ancak Ilıcak’ın ameliyatı bugün son yılların en büyük siyasi gündemiyle örtüştü. Bilindiği gibi Baykal istifa etti. Pek çok televizyoncu da sık sık görüşlerine başvurdukları Nazlı Ilıcak’ı aradı... Ilıcak, hastanedeki odasında olmasına rağmen gündemden kopmadı ve canlı yayına bağlanıp gelişmeleri değerlendirdi... Halen hastanedeki Ilıcak’ın sağlığı yerinde, yanında ailesi var ve bir yandan geçmiş olsun dileklerini kabul ediyor, bir yandan da siyasi gündemi yorumlamaya devam ediyor. Odatv.com olarak Nazlı Ilıcak’a geçmiş olsun diyoruz.”

Gören de Nazlı Ilıcak’ın ölüm döşeğinde devleti kurtaracak çok önemli bir bilgi verdiğini falan zanneder. Kadın ameliyat masasında bile Baykal’ı eleştirmekten geri durmamış, odatv’ciler de bunu müthiş gazetecilik, fedakarlık falan diye veriyorlar. Bir de sanırsınız ki bütün Türkiye Nazlı Ilıcak’ın kapısının önünde sıraya girmiş ya da Nazlı Ilıcak’ın telefonları kilitlenmiş. Alt tarafı iki tane kendi gibi yandaş kıytırık medyadan arayıp Baykal’ı eleştirmesini istemişlerdir. Nazlı Ilıcak da yandaşlığının gereğini yapmış.

Vakti zamanında Erbakan’ın Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilen Nazlı Ilıcak, TBMM’ye türbanlı olarak giren Merve Kavakçı’ya kol kanat germişti. Azılı bir türban savunucusu olan bir kadını odatv’nin neden bu kadar göklere çıkardığını okurları doğal olarak anlayamıyorlar. Ama anlaşılmayacak bir şey yok. Her şey ayan beyan ortada.


1 Mayıs’ın derdi Hadi’yi niye gerdi?

1 Mayıs'ın derdi Hadi'yi niye gerdi?Hürriyet’in Brüksel devşirmesi Hadi’nin TÜRKSOLU takıntısını duymayan, bilmeyen kalmamıştır. Adam en alakasız konuda yazarken bile lafı dönüp dolaştırıp TÜRKSOLU’na getirmeyi adet edinmiştir. Doğan Grubu, TÜRKSOLU ile ilgili “hiçbir şekilde bahsedilmeyecek” kararı aldığında da ilk olarak Hadi kendini tutamamış ve yine bizden bahsetmek zorunda kalmıştı.

Adamdaki TÜRKSOLU nefretini anlamanın ise imkanı yok. Her seferinde “‘Kürt bakkala gitme’ ya da ‘Hepsini asacağız’ diyen Türk Solu” der. Adam bizim “Kürt bakkala gitme” gibi bir sloganımız olmadığını bildiği halde her seferinde böyle yazar. Bir özelliği de TÜRKSOLU’nu hep yanlış (Türk Solu şeklinde) yazması. Biz adamı düzeltmekten bıktık ama adam düzeltilmekten bıkmadığına göre artık bu işten özel bir zevk aldığına karar verdim.

Her neyse. Bu hafta kendisine yer vermemizin sebebi, geçtiğimiz hafta yazdığı 1 Mayıs yazısı. Yazısının başlığı “Geç kalmış bir 1 Mayıs yazısı.” Başlıktan da anlaşılacağı üzere aradan 12-13 gün geçmiş ancak yazabilmiş arkadaş. Her konuda ahkam kesmeyi kendine vazife edindiği için, 1 Mayıs’a da ancak sıra gelmiş olmalı.

Hadi’nin derdi, bazı ulusalcı kesimlerin de ellerinde Türk bayraklarıyla 1 Mayıs kutlamalarına katılmaları. Buradan hareketle Hadi, “(...) kendisine ‘Atatürkçü’(!) diyenler açısından aynı Atatürk’e ihanet, ‘Marksist’(!) veya ‘Marksizan’ geçinenler açısından ise dehşet bir pespayeliktir.” diyerek bir TKP eleştirisi yapıyor. TKP’nin gelmişini geçmişini eleştiren Hadi, özet olarak TKP’yi Kemalizmin ve milliyetçiliğin kuyrukçusu olmakla suçlamış ve Marksist solun ulusalcılarla 1 Mayıs’ta kol kola girmelerini Atatürkçülerin zaferi ilan etmiş.

Hadi’ye ne olduğunu anlamak mümkün değil. Adama sorsanız “Marksist misin”, değil. Peki, Hadi TKP’li mi? TKP’li de değil. E demezler mi, birader sana ne oluyor? 1 Mayıs’ın derdi seni niye geriyor?

Hadi dediğimiz adam, Türkiye’nin en büyük sermaye gazetesinde yazan, geçmişinde az buçuk solculuk olan (Perinçek’in tayfasındakilere solcu denirse o da), ama bugün baksanız sola da, Perinçek’e de, kendi geçmişine de küfreden, dönek olmaktan azıcık olsun utanmayan, AB tarafından devşirilmiş bir zavallıdır. 1 Mayıs eleştirisi yapmak senin ne haddine.

İşte bu Kürt goygoycusu Brüksel devşirmesi, yine duramamış bize de laf atmış. “Zira bu haşır neşirlik ‘Kemalistler’(!) taviz verdiği için değil, yukarıdaki şarlatanlar daha da sağcılaştığı, daha da milliyetçileştiği, hatta ‘Kürt bakkala gitme’ ve ‘hepsini asacağız’ diye anıran ‘Türk Solu’ dergisi gibi, daha da ırkçılaştığı için mümkün olmuştur.” demiş. Bir kere kötü söz sahibine yakışır. Anırmak fiili de dolayısıyla bizden çok Hadi’ye yakışır. Kendisine tavsiyemiz, boyundan büyük laflar etmemesi. Sonra o da meslektaşı Engin Ardıç gibi Taksim’in ortasında anırmak zorunda kalabilir.


Bahçeli’den spor açılımı

Türkgucu spor MHPAslında bu yazının başlığı “Solculara karşı komando kampı, PKK’ya karşı spor kulübü” şeklinde olmalıydı.

Biliyorsunuz MHP uzun zamandır Ülkücü gençliği kavga gürültüden uzak tutmak için çabalıyor. Kavga gürültü dediysek PKK’ya karşı Türklüğü ön plana alan gösterilerden bahsettik. Yoksa MHP’li gençliğin kavga-gürültüden uzak durması mümkün değil. Bahçeli bu amaçla düşünmüş, taşınmış bir spor kulübü kurmaya karar vermiş. Kulübün adını da Türkgücü Ülküspor koymuş.

Kulüp, futbol, basketbol, voleybol, tekvando ve aikido dallarında mücadele edecekmiş. Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için kulüp bünyesinde atıcılık dalının yer almayacağını da açıklamış Bahçeli.

İnsanın inanası gelmiyor değil mi? 1980 öncesinde sokakta takır takır adam vuran Ülkücüler artık yeşil sahalarda kendilerini göstereceklermiş. 1960’lı yılların ortalarından itibaren yükselen Atatürkçü-solcu anlayışa karşı şiddet ve terör yolunu seçen, kurdukları komando kamplarında binlerce militan yetiştirip sokağa salan MHP’liler, Türk milleti en zor günlerinden birini yaşarken, sırf karşıda PKK olduğu için tası tarağı toplayıp yeşil sahalara inecek.

Geçenlerde Bahçeli’nin af istediği PKK’lı çocukları kurtarmak için yapılan önerilerden biri de Güneydoğu’daki gençleri spora teşvik etmekti. Gün gelir PKK’lı çocuklar da bir futbol takımı kurarlar ve MHP’li abileriyle Diyarbakır’da bir dostluk maçı da yaparlar.


BDP’liler Obama’dan özerklik istedi

BDP'liler Obama'dan özerklik istedilerPKK’nın siyasi kanadı BDP, önceki hafta efendilerinin memleketini ziyaret etti. Uzun zamandır ABD’de bir temsilcilik açma çalışması yürüten BDP’ liler geçtiğimiz hafta ABD’nin başkenti Washington’a giderek bu amaçlarına ulaştılar. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP Mardin Milletvekili Emine Ayna ve kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk’ten oluşan BDP heyeti, ABD Kongresi’nin temsilcileriyle ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısıyla da görüştüler. Bunun yanı sıra Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Namık Tan’ı da ziyaret eden BDP’liler, açılışın ardından Washington’daki düşünce kuruluşu Carnegie Endowment’ta bir konferans verdiler. Konferansa Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş katıldı. PKK’ya yakın bir haber ajansının verdiği bilgiye göre Ahmet Türk yaptığı konuşmasında ABD’den “otonomi” istemiş.

Ahmet Türk konuşmasında seçim barajı engeline dikkat çekerek barajın yüzde 5’e indirilmesi durumunda, yüzde 10’un üzerinde oy alacaklarını ileri sürmüş. Ahmet Türk ayrıca, Cumhuriyetin kurulmasından sonra Kürtleri inkar siyasetinin geliştirildiğini savunarak, üç konudaki taleplerini şöyle sıralamış:

– Kürt kimliğini Türkiye'nin zenginliği sayan Anayasal düzenleme,

– Kültürel haklar ve Kürtçenin kamusal ortamda özgürce ifade edilmesi,

– Kürt yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde demokratik otonomi.

Ahmet Türk’ün konuştuğu konferansta yer alan isimlerden biri de Obama’nın danışmanlarından biri olan Henry Barkey’miş.

Ahmet Türk, Irak’ı özgürleştiren ABD’den Türkiye’yi de özgürleştirmesini istemiş anlaşılan.


Sözcü’den müthiş manşet!

Tayyip'in paketi delindiYandaki manşet, 4 Mayıs tarihli Sözcü Gazetesi’nden. Biliyorsunuz Tayyip, Anayasa değişikliği için yapılan ikinci tur oylamalarda daha “bismillah” demeden duvara tosladı. Tayyip’in oylamadan sonraki hali görülmeye değerdi. Keşke o halini gazetelerden değil canlı olarak görebilseydik. İnşallah biz de, AKP iktidardan Ulusal Parti tarafından indirilince göreceğiz.

Her neyse. Sözcü Gazetesi, günlük bir gazete olsaydık ancak bizim atabileceğimiz güzel bir manşet atarak haberi okurlarına sunmuş:

“Tayyip’in Paketi Delindi”. Ben çok beğendim, hatta ilk gördüğümde gülmekten ayakta duramadım. Eminim ki, okurları da çok beğenmişlerdir.

Bizi güldüren, Tayyip’i düşündüren bu manşet için Sözcü’ye teşekkür ediyoruz.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40