İlyas Salman - Babalar düzeni
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
PKK'yı Karadeniz'e sokmayacağız!
ALİ ÖZSOY
Deniz'ler asılırken
CHP ne yapıyordu?
ÖZGÜR ERDEM
Ermenileri katleden Türkler değil Kürtlerdi!
KAYA ATABERK
AKP tarımdan sonra hayvancılığı da bitirecek!
OKAN İŞBECER
Et sorunu ve Kürt sorunu
TUĞRUL ÇELİK
Hitler'in hemşehrileri ırkçılara, ırkçılar da Kürtlere destek oluyor
ARİF BAKIR
1977'den 2010'a 1 Mayıs
TEVFİK KAYMAZ
23 Nisan ve
Hakimiyet-i Milliye Bayramı
ESER ÖZALTINDERE
Nihayet Türklük düşmanı Talat'tan kurtulduk!
ONUR CÜRE
Türk'ün öfkesi sizi yıkacak!
TÜRKKAYA ATAÖV
Müze ve kazı soygunları
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Yol ayrımında
Türk jeostratejisi (II)
ERGİN KONUKSEVER
Deniz Gezmiş'in
babasına mektubu
İLYAS SALMAN
Babalar düzeni
Ulusal Parti Denizli'de
İzmir Kitap Fuarı'ndaydık
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22c)
 
 

İlyas Salman
Babalar düzeni

Bu yazıda, Türkiye medyasında ar damarı çatlamış kalem oynatan veya konuşan aydın makulesini Türkiye halklarının huzurunda secde kılmaya davet ediyorum.

Diyebilirsiniz ki, sen namustan ne anlıyorsun? Bu konuda kendini sigaya çektin mi?

Bu ülkede benim namusuma dil uzatacak bir tek onurlu adam göremiyorum.

Bir defa namusu apış arasında aramıyorum.

Altmış yıllık yaşamımda, emeğimin karşılığı aldığım şeyler dışında, hak etmediğim hiçbir kazanımım olmadı. Halkımızın deyimiyle, gırtlağımdan aşağı bir tek haram lokma inmedi.

Yalnız şunu diyebilirsiniz, İlyas arkadaş sen diyorsun ki; hak yiyen ne kadar onursuzsa, hak yediren de o kadar onursuzdur. Yedirdiğin haklarınla sen de onursuzlar listesine dâhil olmuyor musun? Şu noktayı gözden kaçırmamak gerek; Kapitalizm gibi orijini alçakça sömürüye dayalı bir sistem içinde yaşıyorsanız, hak yedirmeme konusunda ne denli bilinçli olursanız olun, canavar sömürü çarkları işliyorken, kendinizi dişlilerin arasında görmek gibi bir zorunluluğunuz var demektir.

Bu düzen içinde hangi emekçi sınıf ve katman ya da kategoriden olursanız olun, bilinciniz sömürülmenize engel olamaz.

Biz, zaten gelecek kuşaklar bu sömürü çarkının içinde olmasınlar diye kapitalizme, emperyalizme ve oligarşiye karşı savaş açmış durumdayız.

Benim namusunu sorguladığım insanlar, farkında omadan sömürülen emekçiler değil. Hatta daha ileri giderek yazıyorum; istemeseler de sömürmek zorunda kalan artı değer hırsızları yani patronlar da değil.

Benim yerin dibine sokmak istediğim insanlar, emekçi halkların yanında görünüp de talan düzeninin devamı için her türlü üçkağıtçılığı meslek edinmiş, yazar-çizer-konuşur takımıdır.

Önce onur açısından kendimi sorgulayayım: Öncelikle ve açıklıkla belirtmekte yarar var. Bu düzmek istediğimiz düzen anaçlar düzeni değil babalar düzenidir.

Bir: Biyolojik babamız.

İki: Öğretmen babamız.

Üç: Devlet babamız.

Dört: Ordu babamız.

Beş: Polis babamız.

Altı: Allah babamız.

Biyolojik olarak varlığımızı borçlu olduğumuz baba yani anamızın eşi: Çocukluğumdan bu yana gelişim aşamalarını kronolojik olarak sıralarsam önce biyolojik babamızdan başlamak gerekli.

Sırf eve ekmek getiriyor diye onun kulu kurbanı olmak zorundayım. Ama sinnin kemale erme sürecinin ilk ayağı olan okuma-yazma gibi neredeyse ekmek-su gibi gereksinim duyduğumuz kazanıma eriştikten sonra, yani anaların bizim oluşmamızın ilk ve en önemli aktörü olduğunu anladıktan sonra, her gün birkaç öğün dayak yiyen anamın yanında yer aldım ve babamı reddettim.

Hele babam anamın üstüne kuma getirip dayak faslını uzatınca ben de ona vurmak zorunda kaldım.

Bunları yazmakla gördükleri ilk fotoğraf olan baba dayağı bezginlerine kötü örnek olduğumu söyleyebilirsiniz.

Sevgili çocuklar, ananız dayak yiyorsa gücünüz yettiği kadar siz de babanıza vurun. Babalar dünyasına ilk darbeyi böyle vuracağız. Şimdi kendi babama karşı hem anamı korumuşum hem kendi onurumu. Bu konuda sınıfı geçtiğim inancındayım.

İkinci baba olarak öğretmen babayı görüyorum. Ben öyle öğretmen babalar gördüm ki, öğretme becerisinden çok şamarla, cetvelle susturma becerisine sahiptiler. Çok itiraz edip çok dayak yiyerek onlara karşı da onurumu korudum.

Sıra geldi polis babaya.

Başta söylediğim gibi, babam anamın üzerine başka bir kadını kuma olarak alıp kaçırınca, evde olaydan bihaber yatarken kapı çalındı. Açtım ve ilk polis tokadını o an yaşadım. Ne oluyor, neden bu osmanlıyı yedim diye düşünürken polis:

“Ulan Allahsız, baban bir meczubun, bir garibin karısını kaçırmış, nereye götürmüş çabuk söyle” diye adres vermem için saniyede bir yumruk atıyor.

Devletin polisinin ne denli onurlu ya da onursuz olduğunu o an gördüm. Elimde Mahmut Makal’ın “Bizim Köy” isimli belgesel anlatısı vardı. Köy Enstitülerinin nasıl bir işleyişte olduğunu anlatıyordu. Polis o kitabı gördü,

“Ne ulan? Devlete millete yararlı bir insan mı olacaksın, anarşist mi olacaksın?” dedi.

“Hayır adam olacağım,” dedim “ama sizi de adam olmaya davet ediyorum.” dedim.

Ama gördüm ki, polis maaşını aldığı halkın değil Koç’un, Sabancı’nın, Eczacıbaşı’nın ya da adı aklıma gelmeyen diğer paralı pisliklerin korunması için kalkanını intifadaya karşı kullanıyor.

“Sen onurlu olamazsın,” dedim

O malum yazar-çizer-konuşurlara inat bu konuda onurumu korudum.

Sıra devlet babaya geldi. İlk akla gelen şey devlet nedir oldu.

Devlet tanrıyla ortak çalışan, “sen inkâr edilsen bile benim varlığım bakidir, beka sahibiyim” diyen, talan dünyasının efendisidir. Ondan dolayı sağlı sollu gelen salvolara da “.iktir” demişim. Anadolu’yu bezeyen halkların savunuculuğunu yaparken devletin zorbahanelerinden ne kadar geçmişim sayamam. Ama nasıl insanca direnmişim anlatırsam kitaplara sığmaz.

Allah babaya gelince, dünyanın dört bir bucağında meydana gelen onursuzluklara müdahale ettiğini gördünüz mü?

Kötüydü niye yarattın,

İyiydi niye öldürüyorsun?

Bütün bu ayrıntıları anlattıktan sonra namus meselesini yorumlayan insanlara şunu demek zorundayım.

Sözde aydın makulesine söylüyorum:

AKP’nin hırsız bir İslamik parti olduğunu benden daha iyi biliyorsunuz. Niye yazmıyorsunuz? Gözümde alenen namussuzsunuz. İçiniz beni farklı kılıyor ama dışınız yalan söylüyor. Tepeden tırnağa namusluyum. Başka ne diyebilirim ki?

Yaşasın rüştünü ispat etmiş olan bilim!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


ilyas ustaya sayglar .

Serkan, İstanbul
16 Mayıs 2010


İlyas bey'in düşüncelerine katılıyorum.Ancak ayrıştığımız noktalar var tabii ki...Kendimizle kavga etme zamanı değil...Şimdi ingiliz emperyalizmine karşı düşünce üretme ve alternatif ulusal politikalar üretme zamanıdır.Ülkemizin yeraltı zenginliklerine,taksim meydanına,kamu mallarına sahip çıkma zamanıdır.
Saygılar

Tansel İrfan, İstanbul
14 Mayıs 2010


merhaba! ilyas salman'ın sözünü ettiği pek çok görüşü ben de savunuyorum. bu konuda  ben de "rüştünü ispat etmiş" biriyim.
ilyas salman, sanırım, "batı" tarafından "yaratılan" Allah'ı kendine baz alıyor. burada, çok haklı...
ancak, medeniyet dediğimiz "tek dişi kalmış canavar!" "batı"nın yarattığıdır. ki "batı" "üretim modelizasyonu"nda sadece kapitalizmi ve bununla birlikte faşizmi üretmemiş midir?
"doğu" ise ister "asur" deyin ister "mezopotamya"; "tarım devrimi" ile "hayatı yaratan" değil midir?
"doğu" ile batı arasında sadece "atüt" ile de açıklanamayack bir "başkalık" vardır.
bizler, bu "başkalıkları" içimize sindirerek yaşamadık mı?
hâlâ yaşamak zorunda bırakılmıyor muyuz?
baştan dediğim gibi; ilyas salman'ın söylediklerinin "batı" kültür ve medeniyetini red etmek ve buna karşı gelmek düsturuyla onaylıyorum.

Münir Bircan, Kırklareli
11 Mayıs 2010


ilyas abi çok güzel özetlemişsin durumu...

Ali Salimoğlu, İstanbul
10 Mayıs 2010


ilyas babam ellerinden öpüyorum sana 'insanlar' dil uzatamazlar sana dil uzatanlar zaten insan değil dili olan bi yaratıktır ancak.Yaşasın EMEĞİN EMEKÇİNİN yanında olan onurlu yoldaşlar

Erdal Yıldırım, Ordu
8 Mayıs 2010


selam ilyas usta. usta diyeceğim, çünkü ancak emekçiler usta olabilir. neyse bu seferki yazında gerçekten etkileyiciydi. Her zaman dediğim gibi bizi, daha doğrusu beni dürüst ve gerçekten doğru yazılılarınla bu pembe rüyadan uyandırıp karanlık dünynının gerçeklerini gösterdiğin için sana çok teşekür ederim yorumlarımızı okuduğunu düşünoyurum ve seni ellerinden öpüyorum, çünkü sadece emekçilerin elli öpülür yaşlıların değil...

Cemal Işık, İstanbul
5 Mayıs 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40