Tuğrul Çelik - Dünya
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
PKK'yı Karadeniz'e sokmayacağız!
ALİ ÖZSOY
Deniz'ler asılırken
CHP ne yapıyordu?
ÖZGÜR ERDEM
Ermenileri katleden Türkler değil Kürtlerdi!
KAYA ATABERK
AKP tarımdan sonra hayvancılığı da bitirecek!
OKAN İŞBECER
Et sorunu ve Kürt sorunu
TUĞRUL ÇELİK
Hitler'in hemşehrileri ırkçılara, ırkçılar da Kürtlere destek oluyor
ARİF BAKIR
1977'den 2010'a 1 Mayıs
TEVFİK KAYMAZ
23 Nisan ve
Hakimiyet-i Milliye Bayramı
ESER ÖZALTINDERE
Nihayet Türklük düşmanı Talat'tan kurtulduk!
ONUR CÜRE
Türk'ün öfkesi sizi yıkacak!
TÜRKKAYA ATAÖV
Müze ve kazı soygunları
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Yol ayrımında
Türk jeostratejisi (II)
ERGİN KONUKSEVER
Deniz Gezmiş'in
babasına mektubu
İLYAS SALMAN
Babalar düzeni
Ulusal Parti Denizli'de
İzmir Kitap Fuarı'ndaydık
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22c)
 
 

Tuğrul Çelik
Hitler’in hemşehrileri ırkçılara,
ırkçılar da Kürtlere destek oluyor


Aslında gelişme yeni değil... Ama eski de değil. Neyse kafaları karıştırmadan ne demek istediğimize gelelim.

TÜRKSOLU’nu takip edenler hatırlayacaktır.

Kaya Ataberk arkadaşımız tarafından kaleme alınan “Hitler’in vatanı Avusturya Apo’ya kucak açtı” kapağımızda Avusturya’dan Türkiye’ye kadar uzanmıştık. Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer’in Avusturya’da yapılan Şivan Perver konserinde sarfettiği sözleri gündeme getirmiştik.

Şöyle demişti Fischer:

“30 yıl uğraşmama rağmen Kürt sorununun çözülememiş olmasından büyük üzüntü duyuyorum. Kürtlerin de anadillerini özgürce konuşacakları, kültürlerini yaşatabilecekleri bir vatanları olmasını diliyorum…”

Konserde 30 yıldır çalıştıktan sonra açıkça bir “Kürdistan” dileyen Fischer, yaşadığı yerin hakkını vermişti. Dünya tarihine en büyük hediyesi (!) Hitler olan ülkeydi Avusturya ve elbette ki ırkçılık konusunda zirveyi kimselere kaptırmamaya kararlıydı.

AKP ve PKK’nın protokolü oluşturduğu bir konser de Fischer’in arayıp da bulamadığı yer olmuş, Fischer Kürt ırkçılığına desteğini, Türkiyeli katılımcılarının önünde sunmuştu.

Bunları neden tekrarladık?

Avusturya’da geçtiğimiz hafta seçim oldu.

Avusturyalılar yeni cumhurbaşkanlarını seçtiler. Peki kimi? Evet cevabı tahmin etmişsinizdir. Yine Fischer.

Bir de seçimin ikincisi var. Onu da yine Dünya sayfamızda konuk etmiştik, “Hitler’in kızı” diye. Barbara Rosenkranz!

İkisinin oy toplamları yaklaşık % 95!

Yani Avusturya’da Hitler’in hemşehrileri ırkçılara destek oluyor, onların destekleriyle başa gelenler de Kürtlere...

Hitler’in vatanının başında dün de ırkçılığa destek olan birisi vardı bugün de ırkçılığa destek olan birisi var.

Görünen o ki Kürt ırkçılığı, ırkçılık konusunda Nazizmin pabucunu tavana atmaya aday!


Afrika’nın 6 Ok’çusu: Kwame Nkrumah

Afrika'nın 6 Okçu'su Kwame Nkrumah

Kwame Nkrumah

Gana, Gana olmadan önce adı Altın Kıyısı’ydı. Bu adı nereden mi almıştı? Çünkü Altın Kıyısı, İngilizlerin önemli bir sömürgesiydi. Latin Amerika’nın tükenmesinin ardından sıra Afrika’ya gelmişti ve Altın Kıyısı da bundan nasibini alan ilk ülkelerden birisiydi.

İngiliz bir sömürge valisinin yönettiği Altın Kıyısı, onlarca kabileye bölünmüş halde, küçük kabile devletleri şeklinde yönetiliyordu. Sömürge yönetimine karşı tepkiler vardı ancak bu tepki İngiltere tarafından göstermelik düzenlemelerle geçiştiriliyordu.

İngiliz sömürgeciliğinin göstermelik bir anayasa hazırlamasından sonra attığı adımlardan biri de önemli bir eğitim kurumu olan Açimota Koleji’ydi. İlerde İngiliz sömürgeciliğinin başına bela olacak Afrika milliyetçilerini de mezun edecek okulun bir öğrencisi de Kwame Nkrumah olmuştu.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Altın Kıyısı sadece bir altın kaynağı değil, aynı zamanda İngililizler adına savaşacak insan kaynağıydı. Yüz binlerce Altın Kıyılı, kendilerini sömürdüğünü bildikleri İngilizler adına canlarını veriyordu. İngiliz yönetimi savaş giderlerini karşılamak için sömürdüğü ülkenin kaynakları yetmiyormuş gibi halktan da ağır vergi almaya kalktı.

İngiliz yönetimi bir yandan da olası bir yerli ayaklanmasını başından önlemek üzere göstermelik düzenlemelere devam ediyordu. Çünkü özellikle vergi konusu büyük rahatsızlık yaratmıştı. Sömürge valisi yerli liderleriyle yaptığı bir konuşmada vergilerin dünyanın tüm uygar ülkelerinde alındığını söylemişti. Kendisine sorulan bir soru Afrika milliyetçilerinin sorunu nasıl algıladıklarının bir göstergesiydi:

“Madem uygar bir ülkeyiz, neden sömürge koşullarında yaşıyoruz?”

Ekim 1945’te, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından düzenlenen Pan-Afrika Konferansı’nın temel meselesi de buydu. Konferansın başkanı bir başkasıydı ama konferansa damgasını vuran Nkrumah’ın okuduğu bildiri olmuştu: “Sömürge İşçileri, Köylüleri, Aydınları Bildirisi.”

Nkrumah’ın bildirisi konferansa yön vermiş ve konferans kapitalist-reformist eğilimlerle, tam bağımsızlıkçı-devrimci eğilimin kavgasına dönmüştü. Kongrenin sonunda Afrika Sosyalizmi kabul edildi.

İngilizler bu gelişmelerden rahatsızdı ama reformist adımlar atmaya devam ettiler. Bu sırada Afrikalı milliyetçi-devrimciler Aralık 1947’de ilk partilerini kurdular: “Birleşik Altın Kıyısı Konvansiyonu (UGCC)”. Partinin Genel Sekreteri Nkrumah’tı. Aradan geçen iki yıl sonra İngiliz sömürgecileri ve yerli işbirlikçileri partiye nüfuz ederek karışıklık çıkardılar. Onlara göre partinin “hemen bağımsızlık” sloganı terk edilmeliydi. Tam bağımsızlıktan taviz vermeyen Nkrumah, ki kendisi sadece Gana’nın değil tüm Afrika’nın bağımsızlığını savunuyordu, harekete geçti ve parti bölündü.

1949 yılında Nkrumah ve beraberindeki milliyetçi-devrimciler “Konvansiyon Halk Partisi’ni (CPP)” kurdular. Nkrumah partinin kuruluşunu şöyle anlatıyordu:

“CPP yalnız bir yığın hareketi değildi. Yığın hareketleri iyi ve güzeldir, ama bir öncü siyasi partinin rehberliği olmadan herhangi bir amaca hizmet edemez. CPP’yi halkın iradesi ve umudunun demokratik bir aracı olarak kurdum. İlk hedef siyasal bağımsızlıktı. Önce bir ‘olumlu eylem’ şiddet dışı yöntemlerle etken ve disiplinli siyasal eylem dönemi olacaktı.”

Nkrumah bu görüşünü “Olumlu Eylemden Neyi Kastediyorum?” başlıklı bildirisinde şöyle açıklıyordu: “Özgürlük sömürge halklarına gümüş bir tepsi içinde sunulmaz.” Halkı programlı bir devrimci mücedeleye çağırıyordu. Bu program da Altı ilkeyle özetleniyordu.

Evet Nkrumah’ın da altı ilkesi vardı. O da Altı Ok’çuydu! Otobiyografisinde partisinin programını altı noktada özetlemişti:

“1- Kendi kendine yönetimin derhal kurulması için anayasal yollardan mücadale.

2- Demokratik bir hükümet için bilinçli siyasal öncü hizmetini yapma.

3- Koloni, Aşanti, Kuzay ve Trans Volta bölgeleri (Gana’nın bölünmüş yapısını kastediyor) kabile başkanları ve halkları arasında birliği temin etme.

4- Daha iyi çalışma koşulları yaratmak için işçi sendikaları hareketi yararına eylemde bulunma.

5- Halkın özgür kişiler olarak yaşayıp, kendilerini yönetebilecekleri bir Altın Kıyısı toplumu yaratmak için çalışma.

6- Birleşmiş bir Batı Afrika kurulmasına önayak olmak.”

Nkrumah’ın altı ilkesi doğrultusunda harekete geçen Afrika sosyalistleri, 1950 yılında İngiliz mallarını boykot kararı aldılar, insanları Gandhi örneği gibi itaatsizliğe çağırdılar. Nkrumah ve beraberindekiler tutuklandılar ama isyanın sonucu etkisini gösterdi. 1951 seçimlerini Nkrumah’ın partisi kazandı ve İngilizler onu serbest bırakmak zorunda kaldılar. Nkrumah hapisteyken seçilmiş ve Başbakan olmuştu. Ama ülkenin başında hâlâ bir sömürge valisi vardı.

1954 seçimleri onu da gönderdi. 104 sandalyenin 72’sini Afrika milliyetçileri aldılar.

1951 yılındaki seçim zaferinin andında sömürge döneminin seçkinleri de iktidardan düşmüşlerdi. Ancak karşı devrimci güçlerini bir araya getirmekten geri durmadılar. Nkrumah karşıtı 4 parti bir araya gelerek Birleşmiş Parti’yi kurdularsa da 6 Mart 1957’de ise Altın Kıyısı adını Gana olarak değiştirdi. 1 Temmuz 1960’ta da Gana Cumhuriyet oldu.

Nkrumah’ın önemli katkılarından biri de “Yeni Sömürgecilik” teziydi. “Ekonomik bağımsızlığın olduğu yerde siyasal bağımsızlık bir görüntüdür” diyen Nkrumah emperyalizmin Afrika’daki gelişimini inceledi. Afrika Sosyalizminin temel sloganı da “Afrika birleşmelidir” oldu. Nkrumah yaptıklarının emperyalizmi rahatsız ettiğinin farkındaydı. Kendisini ve hareketine yönelik saldırıları da karşı devrimcilerin, halkın sosyalizme doğru ilerlemesi şiddet yoluyla engelleme girişimi olarak niteliyordu. Kendisi iki suikast girişiminden kılpayı kurtulmuştu.

Nkrumah, 24 Şubat 1966’da Pekin’i ziyaret ettiği sırada, yani ülke dışındayken, emperyalist destekli bir darbeyle devrildi. Partisi yasaklandı ve bir daha siyaset yapması engellendi. Kendisi de bir daha Gana’ya alınmadı. Yaşamını Gine’de devam ettirmek zorunda kaldı.

1972 yılının 27 Nisanında 63 yaşında hayata veda ettiğinde geride bir Afrika efsanesi bırakmıştı.

Milliyetçiydi, devrimciydi. Yani Atatürk’ten sonraki her ulusal kurtuluşçu gibi bir şekilde Altı Ok’çuydu Nkrumah!


ABD intihar sorununu, intihar ederek çözsün

ABD’nin klasik sömürgeciliği yürüttüğü Irak ve Afganistan’da bataklığa gömülmesiye ilgili birçok haber yazıldı, çizildi.

Biz de köşemizde birçok defa bu konuyla ilgili haberlere yer verdik. ABD’nin Irak’ı işgal ettikten sonra, beklemediği bir direnişle karşılaşması tüm hesapları alt üst eden bir çarpan olmuştu ABD için. Bağdat’a bir iki gün içinde girilmişti girilmesine ama ondan sonrası...

Öte yandan işgalin sürdüğü bu günlerde ABD ve NATO güçlerinin özellikle Afganistan’daki kayıpları her geçen gün artıyor.

Ama ABD’nin her geçen gün artan kayıplarının nedeni sadece Irak ve Afganistan’daki direnişçiler değildi. ABD’nin Irak ve Afganistan’daki bozgunu işgalci askerlerin psiolojisini bozuyor ve bu psikolojik bozukluk kimi zaman intiharla, kimi zaman da askeri karargahlarda yaşandığı gibi ani bir patlamayla kendisini gösteriyor.

Bu gidişat orduyu da harekete geçirmiş olmalı ki, kayıpların saklandığı ya da az gösterilmeye çalışıldığı durumdan, açık açık “intihara son” emrinin verildiği duruma gelinmiş. ABD ordusu gerçekten de bir seferberlik ilan etmiş. Hayır, yeni bir cephe açılmıyor, ABD ordusu intihar vakalarına karşı bir seferberliğe girişmiş durumda. ABD’deki Fort Campbell askeri üssünde üst düzey bir komutan karşısına aldığı askerlerine “intihar yasak!” emri vermiş:

“Askerler savaş alanından döndüklerinde, intiharlarda artış olmaktadır. Bu kabul edilemez. Bu, askerler için kötü, aileler için kötü, ordu ve ülke için kötü. Bunun sona ermesi şarttır. Şu andan itibaren Fort Campbell’de intiharlar son bulacaktır.”

Ordu yetkilileri işgalden dönen askerlerin büyük çoğunluğunun verilen psikolojik destekle bile normale dönmediğinin altını çizerken, biz de kendilerine bir öneri yapalım:

Hepiniz intihar edin! Ezilen ulusların işgale karşı direnişi süreceğine göre sizin bu problemi çözmenizin başka imkanı yok.


Ukrayna Meclisi’nde ikinci Kırım Savaşı

Kırım Savaşı
Kırım Savaşı

Ukrayna’daki seçimlerde turuncuları deviren Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç ilk icraatını Rusya’ya yeni bir anlaşma imzalayarak gerçekleştirdi. Yapılan anlaşma Rusya’nın Kırım’da bulunan askeri deniz üssünün süresini 42 yıl daha uzatıyordu. Öte yandan Rusya Ukrayna’ya % 30 daha ucuz doğalgaz satacak.

İki liderin 21 Nisanda anlaşmayı imzalamalarına kadar her şey kolaydı ama iş anlaşmanın Ukrayna Meclisi’nde (Rada) onaylanmasına geldiğinde mecliste ikinci Kırım Savaşı çıktı!

Rus donanmasının Sivostopol’da kalma süresinin uzatılmasını “vatana ihanet” olarak değerlendiren muhalefet, Meclis Başkanına ses bombası ve yumurtayla saldırdı. O sırada oylamaya katılacak vekilleri saymaya çalışan Meclis Başkanı Litvin, yumurtalar hariç, 211 milletvekilinin hazır olduğunu açıkladı. Yapılan oylamada ise anlaşmanın 236 oyla onaylandığı bildirildi.

Anlaşmanın onaylandığının açıklanmasından sonra ise mecliste sağ ve sol kroşeler konuşmaya başladı.

Yulia Timoşenko’nun Ukrayna tarihine kara bir sayfa olarak geçtiğini belirttiği sonucu tanımadıklarını belirten muhalefet vekilleri sis bombalarının kendileri tarafından atıldığını, tabanca hariç her yolu kullanacaklarını belirttiler.

Öte yandan meclisin dışında da muhalefetin gösterileri vardı. Sayılarının 7.000 civarında olduğu söylenen muhalif göstericiler polisle çatıştı. Rusya, Ukrayna’daki seçimleri Turuncuların kaybetmesinden sonra yaptığı bu anlaşmayla da epey kazançlı çıktı. Olayların ardından tatil edilen Ukrayna Meclisi bundan sonra Tayland meclisini aratmayacak gibi duruyor.


“Yunan tembelliği”

Yunan Tembelliği"Sevgili Başbakan; Bu satırları okuduğunuzda, ülkenizden çok farklı bir ülkeye ayak basmış olacaksınız. Almanya’dasınız. Burada insanlar 67 yaşına kadar çalışıyor. Memurlar için 14. maaş (izin parası) uzun süredir yok. Burada hiç kimse, hastanede zamanında yatak almak için bin euro rüşvet ödemek zorunda değil. Biz, evlenecek kişi bulamayan general kızları için emeklilik de ödemiyoruz. Bizde benzin istasyonlarında yazar kasalar var, taksi şoförleri makbuz yazıyor ve çiftçiler, hiç ortada olmayan zeytin ağaçları ile AB’nin milyonlarca sübvansiyonunu dolandırmıyor. Gerçi Almanya’nın çok borcu var, ancak ödeyebiliriz. Çünkü sabahları oldukça erken kalkıyoruz ve bütün gün çalışıyoruz. Çünkü maaşımızdan bir kısmını, daima kötü zamanlar için biriktiriyoruz...”

Yukarıdaki satırlar ekonomik krizin vurduğu Yunanistan’a bir de Alman Bild gazetesinin vurduğu darbeler. Yunanistan’ı vuran ekonomik kriz, sadece bizim AB’cileri mosmor ettiğiyle kalmadı. Alman Bild gazetesi krizin başladığı günden bu yana Yunanistan’ı iğnelemeye devam ediyor. Yukarıda yazanlar Papandreu’ nun mali yardım talebi için Almanya’ya yaptığı ziyaret günü Bild’de yayınlanan açık mektubun satırlarından birkısmı.

Peki kriz ne alemde?

Krizden çıkabilmek için mayıs ayında 8.5 milyar Euro ödemesi gereken Yunanistan gözünü Almanya’ya dikmiş durumda. Alman Maliye Bakanlığının yaptığı açıklama Yunanistan’ın mali yardım talebine hayır diyebileceklerini belirtirken, Merkel de Yunanistan’ı ek tasarruf koşulları yaratmaya zorluyor. Yunanistan mayıs ayındaki ödemesini yapamazsa Avrupa’da borç yükümlülüğünü yerine getirmeyen ilk ülke olmuş olacak.

AB’den yardım alan Yunanistan’a giden Bild gazetesi, yerinde yaptığı araştırmalara dayanarak “Kriz mi? Ne krizi?” başlığını attığı haberinde, Yunanistan’da her şeyin tıkırında olduğunu, uzonun su gibi aktığını ve kumarhanelerde yer bulunmadığını belirtti. Bild’e göre Yunanlılar tembeldi.

Dünyadaki kültür ve medeniyetin kaynağı olmakla övünen Yunanlılarla ilgili olarak Martin Bernal’ın “Kara Atena” isminde meşhur bir kitabı var. Kitap, Yunan uygarlığının doğudan çalıntı olduğunu, buna dayanan Yunan mucizesinin de uydurma olduğunu ortaya koyuyor.

Kadro’cular bunu daha güzel bir ifadeyle “Yunan ukalalığı” şeklinde adlandırmışlardı. Bild gazetesi de başladığı bu ilerleyerek Avrupa’da “tembel Yunanlı” kavramını yerleştirecek gibi duruyor.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40