Arif Bakır - 1977’den 2010’a 1 Mayıs
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
PKK'yı Karadeniz'e sokmayacağız!
ALİ ÖZSOY
Deniz'ler asılırken
CHP ne yapıyordu?
ÖZGÜR ERDEM
Ermenileri katleden Türkler değil Kürtlerdi!
KAYA ATABERK
AKP tarımdan sonra hayvancılığı da bitirecek!
OKAN İŞBECER
Et sorunu ve Kürt sorunu
TUĞRUL ÇELİK
Hitler'in hemşehrileri ırkçılara, ırkçılar da Kürtlere destek oluyor
ARİF BAKIR
1977'den 2010'a 1 Mayıs
TEVFİK KAYMAZ
23 Nisan ve
Hakimiyet-i Milliye Bayramı
ESER ÖZALTINDERE
Nihayet Türklük düşmanı Talat'tan kurtulduk!
ONUR CÜRE
Türk'ün öfkesi sizi yıkacak!
TÜRKKAYA ATAÖV
Müze ve kazı soygunları
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Yol ayrımında
Türk jeostratejisi (II)
ERGİN KONUKSEVER
Deniz Gezmiş'in
babasına mektubu
İLYAS SALMAN
Babalar düzeni
Ulusal Parti Denizli'de
İzmir Kitap Fuarı'ndaydık
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22c)
 
 

Arif Bakır
1977’den 2010’a 1 Mayıs

27 Mayıs-12 Eylül arası işçi sınıfı hareketinin gelişimi 

77 1 Mayıs

Her yıl yükselerek gelişen 1 Mayıs kutlamaları bizdeki sağcı iktidarları ve onların emperyal destekçilerini bir hayli rahatsız etmiş, bunun önünü kesme çabaları da etkili olmamıştır. Ve nihayet 1977’de 1 Mayıs kutlamaları o güne kadarki en yığınsal gösteriye dönüşmüştür. 200 bin örgütlü işçi ile toplam 1 milyon insanın kutlamalara katıldığı 1 Mayıs 1977 inanılmaz bir provokasyonla kana bulanmış ve otuz dört yurttaşımız çıkan kargaşada canını kaybetmiştir.

27 Mayıs 1960 Ordu-gençlik hareketi ile gerici iktidar yıkılmış, ülkemizde yeni bir süreç başlamıştır. Emperyalistler ülkemizdeki toplumsal süreci yakından izlemişler ve sürekli müdahil olmaya çalışmışlardır.

1961 Anayasası, nispi bir fikir özgürlüğü getirmiş, Batının sosyal ve kültürel değerleri hızla ülkemize girmeye başlamıştır.

Sosyal demokrasi, sosyal hukuk devleti gibi kavramlar ve Marksist öğretiler hızla toplumsal yapıda yerini almıştır.

Sosyal demokrasi ve sosyal hukuk devleti gibi söylemler Atatürkçülüğün üstünü örtme görevi üstlenmiş, giderek kapitalizmin payandası olarak siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin söylemlerinde yerini almıştır.

Marksist öğretiler ise gençlik ve işçi sendikalarında taban bulmuştur. Her ne kadar 68 gençliği özünde Kemalist bir ruha sahipse de Marksizmin cazibesinden etkilenmiştir.

Gelişen süreçte Marksist düşünceler ve söylemler devrimci işçi hareketini ve sendikasını yani DİSK’i yaratmıştır. Batıya uyum sağlama amacıyla “bahar bayramı” olarak kutlanan 1 Mayıs, DİSK sayesinde anlamlı bir işçi hareketine dönüşmüştür.

Her yıl yükselerek gelişen 1 Mayıs kutlamaları bizdeki sağcı iktidarları ve onların emperyal destekçilerini bir hayli rahatsız etmiş, bunun önünü kesme çabaları da etkili olmamıştır.

Ve nihayet 1977’de 1 Mayıs kutlamaları o güne kadarki en yığınsal gösteriye dönüşmüştür.

200 bin örgütlü işçi ile toplam 1 milyon insanın kutlamalara katıldığı 1 Mayıs 1977 inanılmaz bir provokasyonla kana bulanmış ve otuz dört yurttaşımız çıkan kargaşada canını kaybetmiştir.

Batıdaki emperyalistlerin ve içerdeki yerli işbirlikçilerinin yükselen toplumsal hareketten ne kadar tedirgin oldukları da artık belli olmuştur. Devrimci işçi hareketinin öncülüğünü üstlenen DİSK’in içindeki Maden-iş Sendikası’nın başkanı Kemal Türkler katledilmiştir. Bu yükselen toplumsal hareketin önünün kesmek için yerli, yabancı, açık, gizli birtakım örgütler solcu, Atatürkçü, vatansever binlerce yurttaşımızı öldürmüştür. Ancak bu şartlarda bile 1 Mayıs kutlamalarının ve toplumsal yükselişin önü alınamamakta, ülkemiz hızla bir iç hesaplaşmaya doğru gitmekteydi. İktidardaki sanayi burjuvazisinin tedirginliği de günbegün artmaktaydı.

İmdada 12 Eylül Amerikancı faşist darbesi yetişti.

12 Eylül: Emperyalizmin biçimlendirme operasyonu

1977 provokasyonunun ardından birkaç yıl 1 Mayıs kutlaması olmaz. Artık her şey değişmiştir. Seçimler yapılır. Batının istediği isimler hükümeti kurar. Emperyalizmin programındaki 24 Ocak kararları yavaş yavaş hayata geçirilmeye başlanır. 1 Mayıs kutlamaları yeniden başlar. Ancak yığınsal kutlamalara izin verilmez. Dışarıya görüntü vermek amacıyla birkaç bini geçmeyen toplantılara dönüşür
1 Mayıslar. Bu durumda bile çok sıkı tedbirler alınır. Hele 1 Mayıs simgesi haline gelen Taksim alanına kutlama izni asla verilmez. Ama ne olduysa 2010’da oldu. Yönetim Taksim alanını bütün emekçilere açtı. On yıllardır işçi sınıfı örgütlerinden ciddi bir muhalefetin gelmeyeceğini ancak yenice anlayabilmişlerdi. Kaldı ki birçok sendika federasyonu doğrudan yönetimin kontrolünde, diğerleri ise ordu ve Türk düşmanlığı içinde etnilerin savunuculuğunu üstlenmişlerdir.

Emperyalizm, darbeden önce o meşhur 24 Ocak kararlarıyla hem ülkemize hem de tüm mazlum uluslara yeni bir çekidüzen vermenin adımını atmıştır. Daha doğrusu emperyalizm, mazlum uluslara karşı yeni bir ekonomik saldırıya hazırlanmaktadır. İşte bu ekonomik saldırıyı gerçekleştirebilmek için işbirlikçi faşist cunta darbeyle tüm muhalefeti susturur.

Petrol spekülasyonlarıyla dolarlara boğulan ve piyasası dolarla şişen kapitalist-emperyalist sistem sömürü için daha kolay ve daha kârlı bir yönteme, paradan para kazanma yoluna geçmiştir. Etkin olan sanayi sermayesi-reel sermaye yerini artık para sermayesi-finans sermayeye bırakmaktadır. Artık küreselleşme ya da globalizm dayatması bundan sonra başlayacaktır.

Emperyalizm açısından bu yöntemin başarılı olabilmesi için para sermayenin tüm sömürge, yarı sömürge ülkelere çok rahat girip çıkabilmesi gerekmektedir. Emperyalizm elindeki dolarları, elektronik ortamda en kârlı neresi ise oraya yatırıyor, istediği zaman da çekip alıyordu. Bu paraları, piyasalarında tutabilmek için de mazlumlar çok yüksek faiz ödüyorlardı. Bunun adı sıcak paraydı. İşte sıcak para kavramı da bize 1980’den sonra bu nedenle girmiştir.

Ülkemizde yükselen toplumsal bilinçle 24 Ocak emperyalist dayatması pek uygulanır görünmemektedir. Üstelik reva görülen montaj sanayisi ile kendi kendine yeten tarımı ile elektronik ortamda paradan para kazanma pek de çekici gelmemektedir.

Bu nedenle toplumumuzda bu iş için altyapının hazırlanması gerekmektedir. Bir kere toplumsal yükselişin önü kesilmeli, montaj da olsa sanayinin ve tarımın tasfiyesi yapılmalıdır.

İyi de bu nasıl olacaktı?

Doğaldır ki bu ancak zorla olacaktır. İşte bu nedenle 1980 faşist darbesiyle yeni bir düzen gelmektedir. Atatürk’

ten kalan en küçük kırıntıyı bile ortadan kaldıracak şekilde ülkemiz yeniden biçimlenmeye başlanır. İlk önce toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapan DİSK ve Maden-iş tamamen ezilir. Yöneticileri idam istemiyle yargılanır. Atatürkçüler, solcular, devrimciler bu saldırıdan nasibini alır. Herkes bu darbenin, bu saldırının şaşkınlığını yaşamaktadır.

Kimse ne olup bittiğinin çok farkında değildir. Hatta bir kısım işçi örgütü darbecilere destek verir. İktidardaki sanayi burjuvazisi rahatlamış, keyfi yerine gelmiştir. Temsilcileri işçi sınıfına hitaben; “Şimdiye kadar siz bizim anamızı ağlattınız, bundan sonra biz sizin ananızı ağlatacağız.” diyerek açıktan meydan okurlar.

Taksim Meydanı’na 1 Mayıs’ın yasaklanması

Birkaç yıl 1 Mayıs kutlamaları olmaz. Artık her şey değişmiştir. Seçimler yapılır. Batının istediği isimler hükümeti kurar. Emperyalizmin programındaki 24 Ocak kararları yavaş yavaş hayata geçirilmeye başlanır.

1 Mayıs kutlamaları yeniden başlar. Ancak yığınsal kutlamalara izin verilmez. Dışarıya görüntü vermek amacıyla birkaç bini geçmeyen toplantılara dönüşür 1 Mayıslar. Bu durumda bile çok sıkı tedbirler alınır. Hele 1 Mayıs simgesi haline gelen Taksim alanına kutlama izni asla verilmez.

Artık tarım ve sanayi tasfiye edilerek paradan para kazanma devri başlamıştır. Tefecilik yasal bir kurum haline gelir. Üç beş kuruşunu tefeci bankerlere kaptıran binlerce insanımızın dramları ile doludur o devirler. Ve yüksek faizden para kazanmanın nasıl önemli ve helal bir şey olduğu ve de bir sürü iyilikleri anlatılır televizyonlardan, gazetelerden.

Darbe görevini yapmış, topluma yeni bir düzen verilmeye başlanmıştır. Tarihte zorun rolü bilinmekle birlikte bunun yaşanarak görülmesi insana hüzün vermektedir.

1987-88’lere gelindiğinde toplumsal yapımız bu yeni düzene uyum sağlamaya başlamıştır artık. İşçiler, memurlar, ücretliler işlerini, işyerlerini vatanlarını savunma bilincini yitirmekte sadece ücretleri için mücadele etmektedir. Tasarruflarını da faize yatırmaktadırlar. Sistem yeni bir insan tipi yaratmıştır.

Kolaycı, köşe dönücü insan tipi…

Burada iki şeyin farkına çok geç varıldı.

Dinsel gericilik ve bölücülük darbeden sonra birdenbire yükselmeye başladı. Darbenin başı konuşmalarında sürekli olarak dinsel fetvalar veriyordu. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürtçülük diye bir olayı yaşamayan ülkemiz birdenbire bu mesele ile karşı karşıya kalıyordu.

Bu işlerin altyapısını araştıran Atatürkçü yazarlarımız, bilimadamlarımız birbiri ardına katledildiler. Burada dikkat çekici nokta tüm öldürülenlerin sıkı birer Atatürkçü olmalarıydı. Artık Marksizm kimsenin umurunda değildi. Emperyalistler Atatürk’ten kırıntı bile istemiyorlardı ülkemizde.

İşçi sınıfı temsilcilerinin yanılgısı

Bu arada şöyle bir soru akla gelmektedir. Toplumsal mücadelenin öncülüğünü yapan DİSK acaba yanlış bir ideolojik yöntem mi seçmişti? Marksist ideoloji yerine Kemalist ideoloji ile toplumsal bütünlüğü daha iyi sağlayabilirlerdi belki de... Böylece emperyalizm darbeye cesaret edemeyebilirdi. Daha sonraları DİSK’in hızla sarılaşması, hatta son zamanlarda hızla Kürt, Ermeni gibi etni savunuculuğuna soyunması bu savı kuvvetlendirmektedir.

Amerikancı generaller sayesinde Türk işçi sınıfı, aydınlar, Atatürkçüler, solcular, hizaya sokulmuştu artık. Yeni bir insan tipi yaratılarak Cumhuriyetimizin kuruluşu ve tarihi toplumuzun bilincinden tamamen silindiği anlaşılmıştır. 1 Mayıs kutlamaları işçi sınıfının ideolojik hedefi olan sosyalizmi kurma amacından demokrasi, özgürlük, barış gibi soyut kavramlara dönüşmüştür artık. Sendikalar dinsel, etnik vs. olarak bölündükçe bölünmüş bir sürü yeni konfederasyon oluşmuştur. Yeni çıkarılan yasalarla sendikal örgütlenmenin önü kesilmeye başlanmış, taşeron örgütlenme ile sendikal örgütler tamamen yönetimin kontrolü altına girmiştir. Sendikacılık ve işçi örgütlenmesi kontrol altına alınmış olsa da 1 Mayıs kutlamalarına Taksim Meydanı’nda yine de izin verilmemiştir. Bunu anlamak mümkün değildi.

1990’larda başka bir şey oldu. Sovyetler Birliği kendi kendine birdenbire çöktü. Amerika süper güç olarak kendi başına kalmıştı dünyada. Komünizm düşmanlığının bir anlamı kalmıyordu artık. Bu arada yeni adıyla Rusya kapitalist sisteme biraz sıkıntılı da olsa hemen geçti.

Programlarını SSCB Komünist Partisi’ne göre yapan komünist partiler, bizdekiler de dâhil inanılmaz bir şaşkınlık yaşadılar. Bütün hayaller suya düşmüştü. Proletarya diktatörlüğü meselesi sorgulanmaya başlandı. Bizdeki işçi sınıfı hareketi 12 Eylül darbesiyle zaten Marksizmden kopmuştu. Şimdi ise Sovyetler Birliği’nin çökmesi bu işin tuzu biberi oldu. İdeolojik olarak hiçbir amacı kalmayan emekçi sınıfların ücretleri dışında savunacak hiçbir şeyleri kalmamıştı. Sendikacılık ücret sendikacılığına dönüşmüştü. Göstermelik 1 Mayıs kutlamaları sosyalizm hedefinden, özgürlük, insan hakları, barış, kardeşlik gibi içeriği çok fazla belli olmayan söylemlere dönüştü.

Komünizmin daha doğrusu Sovyetler Birliği’nin çökmesi Ordu’nun üst kademelerinde kısık sesle de olsa NATO’nun sorgulanmasına neden oldu. Şimdi NATO ne olacaktı? 28 Şubat hareketiyle gericiliğin önünün kesilmesi, birbiri arkasına Atatürkçü, bağımsızlıkçı paşaların genelkurmay başkanı olması Batı’yı çok korkuttu.

Sovyetler’in çökmesi ülkemizde Atatürkçülüğün hızla yükselmesini de beraberinde getirdi. Marks’ın, Engels’in öğretileri bir bir çöküyordu. Daha doğrusu 1923-24’lerde Mustafa Kemal, Sultan Galiyev bunları görmüşlerdi ve ona göre konumlanmışlardı. Ancak yeniden yazılıp çiziliyor, yığınların yeni haberi oluyordu. Batı emperyalizmi dünyada tek süper güç olsa da komünizm çökse de daha büyük bir tehlike vardı önünde: Bağımsız ulus devletler.

Bunların en tehlikelisi ise Türkiye Cumhuriyeti’ydi.

Darbe her şeyi yerle bir etse de Atatürkçülük toplumda hızla yükseliyordu. Batı için bu komünizmden daha tehlikeli bir şeydi.

Sömürü katlanmıştı. Paranın elektronik ortamda dolaşması emperyalizme inanılmaz bir kaynak sağlıyordu. Ülkemizden Batıya on yıllar boyunca yılda 80-90 milyar dolar kaynağın aktığı hesap ediliyordu. 1980’lerle kıyaslanamayacak düzeyde (500 milyar doların üzerinde) dış borcumuz bulunmaktadır. Kürtçülük, etnicilik, dinsel gericilik sendikaların barış, kardeşlik, insan hakları sloganları ile 1 Mayısların ana teması oluyordu. Yükselen Atatürkçülükten korkanlar Türk düşmanlığını körüklediler. 1 Mayısların işçi sınıfının anma günü olarak bir anlamı kalmamıştı ama yöneticiler DİSK’e karşı yine de inanılmaz bir baskı uyguluyorlardı. Buradan yöneticilerin süreci kavramakta ne kadar yetersiz oldukları görülmektedir. Hatta 2009’da DİSK binası önünde işçilere inanılmaz bir vahşet uyguladılar.

1 Mayıs’a gerçek anlamını kazandırmak

Ama ne olduysa 2010’da oldu. AKP iktidarı Taksim alanını bütün emekçilere açtı. On yıllardır işçi sınıfı örgütlerinden ciddi bir muhalefetin gelmeyeceğini ancak yenice anlayabilmişlerdi. Kaldı ki birçok sendika federasyonu doğrudan yönetimin kontrolünde, diğerleri ise Ordu ve Türk düşmanlığı içinde etnilerin savunuculuğunu üstlenmişlerdir.

Marks’ın sosyalist bir devrim beklediği işçi sınıfının durumu son derece üzücüdür. Kaldı ki kapitalist ülkelerin işçi sınıfının sosyalizm idealinden vazgeçtiği neredeyse yüz yıl olmaktadır. Ancak sendikal örgütlenmenin çok küçüldüğü, sendikaların emekçi sınıfını pek temsil etmediğini söylemek durumundayız. Kaldı ki yöneticilerin söylemlerinin tabanları ne kadar temsil ettiği de tartışılır.

Peki, bütün dünyada emekçi günü olarak yerini almış 1 Mayıs nasıl kutlanmalı?

1 Mayısların kapitalist ülkelerde kutlanmasının aslında hiçbir mantığı kalmamıştır. Bizim gibi yani emperyalizmin boyunduruğundaki ülkelerde 1 Mayıslar sadece işçi sınıfının anma günü değil tüm milletin emperyalizme direniş günü olmalıdır. Bundan böyle Mustafa Kemal’in, Sultan Galiyev’in, Che’nin posterleri açılmalıdır. Dünya değişmiştir. Sosyalizmin, emperyalizmden devrimci bir şekilde kopan mazlum uluslar sayesinde kurulacağı anlaşılmıştır.

Mustafa Kemal bunu görmüş ve ispat etmiştir. Ancak benim gibi 68 kuşağından kalan birkaç kişi tüm ümidimizi yitirmiştik. Ülkenin hızla yok oluşa gidişi bizleri üzüyor, değişen insan tipiyle artık bir şey yapılamayacağını düşünüyorduk.

Ama Gökçe Fırat’ın öncülüğündü bir avuç onurlu TÜRKSOLU genci 68 kuşağının yerde duran bayrağını aldı ve yeniden koşmaya başladı. Hepimiz çok heyecanlandık ve çok şaşırdık. Doğrusu hiç beklemiyorduk bunu. Biz de onların arkasından koşmaya başladık. Ve devrimci, Atatürkçü Ulusal Parti’yi yani Türk milletinin partisi kurmayı başardık.

Yolun açık olsun Ulusal Parti.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


TÜRK MİLLETİ VE TÜRKÜN PARTİSİ İŞÇİ SINIFINI ÖNCÜ PARTİSİ ULUSAL PARTİ MERHABA . YOLUN DEVRİMCİLERİN YOLU TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ YOLU. YOLUN AÇIK OLSUN SINIF KARDAŞIM YOLDAŞIM.

Ahmet Karacalı, İstanbul
4 Mayıs 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40