![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Serap Yeşiltuna Ahmet Türk’ün burnuna üzülenler, şehit polislere üzülmedi!
Ahmet Türk’ün Samsun’da yumruklanması belli çevreleri çok rahatsız etmişti. Basında maalesef TÜRKSOLU ve Yılmaz Özdil dışında bu olayın sebepleri ve sonuçlarına dair doğru değerlendirme yapan çıkmadı. Herkes şiddeti kınıyordu. Kahrolsun saldırgan! Saldırgana ölüm! Saldırgan tutuklandı! Ve tabi mağdur Ahmet Türk’ün ne kadar sağduyulu, ne kadar aklı selim sahibi, ne kadar serinkanlı ve ağırbaşlı bir insan olduğuna dair methiye yazıları döşediler. Ancak hiçbiri o sağduyulu, ağırbaşlı adamın, birebir sahip çıktığı terör örgütünün 30 yıldır bu ülkeyi nasıl kana buladığını, Türk milletini nasıl tehdit ettiğini, batıda ya da doğuda masum insanları nasıl öldürdüğünü, askerimizi, polisimizi nasıl katlettiğini anlatmadı. Varsa yoksa Ahmet Türk’ün burnuydu! Ve ardından “yumruk olayının sorumlusu nasıl “faşist ve ırkçı” Türklerse sonuçlarına da katlanacak olan yine o “‘faşist ve ırkçı’ Türkler olacaktır” mealinde yazılar yazıldı. Osman Baydemir yumruk olayından sonra tehditler savurmuştu hatırlarsak, “Bu saldırı 7’den 70’e Kürt halkına yönelik bir saldırıdır. Kürt halkının onuru, gururu ve haysiyeti hedeflendi. Hiçbir alçak ve şerefsiz benim halkımın sağduyusu ile oynayamaz. Sadece Samsun’da deli yoktur. Diyarbakır ve Van’da da vardır.” diye… Basınımız güya şiddeti kınamaktaydı ama Ahmet Türk’ün partisinden Belediye Başkanlığı yapmakta olan bu adamın tehditlerini kınamak şöyle dursun bu tehditlerde haklılık payı aramaktaydı. Ve tehditler adresini buldu, misilleme gerçekleşti. PKK Samsun’da 2 polis memurunu şehit etti. Kırılan bir buruna karşı 2 polis memurunun canı… Tersten okursak, ölen binlerce insanımıza, ocağına ateş düşen binlerce askerimize polisimize karşılık sadece kırılan bir burun ve bunun üzerine bir millete atfedilen koca bir ırkçılık damgası… Şehitlerin ardından barışseverler, şiddet karşıtları, sağduyulu yazar çizer tayfası bir anda sessizliğe büründü. Tıpkı diri diri yakılan Serap’ın cenazesinin ardından olduğu gibi… Tıpkı diğer şehit cenazelerinde olduğu gibi… Her tür PKK pususunun ardından, taşlamanın, bayrak yakmaların ardından olduğu gibi… Ertuğrul Özkök, Ahmet Türk olayından sonra Baykal’a Van’daki taşlama olayından sonra geçmiş olsun demeyi unutmasını hafızasındaki tutukluğa bağlamıştı. Ancak bu bir hafıza değil vicdan sorunudur! Ahmet Türk’e üzülenlerin de, polislere üzülme konusundaki zaafları hafızalarındaki tutukluktan değil vicdansızlıklarındandır. Bunlar sadece teröristin destekçisi ve avukatı, milletin de suçlayıcısıdırlar! “Irkçı okura direniş”, Ulusal Partiye sansür Derya Sazak’ı koyalım önümüze.
Milliyet’in okur temsilcisi… Ancak okurun karşısında, okurun hislerine tercüman olan Yılmaz Özdil’i de aforoz etmeye çalışan bir adam. “Ne taraftan gelirse gelsin saldırının açık bir dille kınanması gerekir” diyen Derya Sazak’a soralım. Ahmet Türk bir kez bile PKK’yı kınayan bir açıklama yapmış mı? “Mağduru değil, saldırganı anlamaya çalışmanın sonunun Hitler’i bile meşru gösterebileceğini” söyleyen Sazak’a soralım: Ahmet Türk’ü mağdur pozisyonuna sokarken, hayatında bir kez bile bir şehit ailesini, pusu kurulan bir askeri ya da sokakta saldırıya uğrayan sıradan bir Türk’ü anlamaya çalışmış mı? Ya da PKK saldırılarını Kürt halkının mağduriyetiyle açıklayan çok sevdiği Ahmet Türk’ü bu nedenle kınayan bir açıklama yapmış mı hayatında bir defa? Saldırgan’ın elinde silah olsaydı ne yapacaktınız diyen Sazak’a soralım. PKK elinde yıllardır Amerikan silahlarıyla masum insanları öldürüyor, bir Türk eline bir gün silah almış mı düşündün mü hiç? Yumruk yediği için Ahmet Türk’e üzülmeyen insanlar katil zanlısı mı olmaktadır? Ve Sazak’a soralım bir okur temsilcisinin okura direnmesi hangi demokrasi anlayışına sığar? Özdil, “Açın gazetelerin internet sayfalarını, bu haberin altına yapılan yorumları okuyun. Yumruğunu adaletin tokmağı yerine koyup, Ahmet Türk’ün burnuna inen kişi bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman oldu” derken Sazak “bu ölçüt kabul edilemez, bazen okura karşı da direnmek gerekir, ırkçı faşizan görüşler karşısında okur bunu onayladı , ne güzel denemez” diyor. Alın size müthiş bir sansür örneği. Okur senin gibi düşünmüyor diye ona direnmek mi gerekir yoksa bu okur niye böyle düşünüyor diye kendi vicdanını sorgulamak mıdır doğrusu? Okur mesajlarına bile sansür uygulamaya çalışmaktadır bu zihniyet. Yumruğu kınayan tüm parti liderlerinin mesajlarına yer vermiştir yazısında Sazak, hatta BDP’nin komplo teorilerine bile. Ancak Ulusal Parti Genel Başkanı Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun “Ahmet Türk’e hiç üzülmedik” başlıklı basın açıklamasına değinmemiştir bile. Madem bu kadar açıksınız farklı görüşlere, o farklı görüşlerin savunulması için canınızı bile verirsiniz, neden farklı mesajlardan da bahsetmiyorsunuz. Kendisi de mağdur olan Baykal, Ahmet Türk’e geçmiş olsun diyebilir ya da milliyetçi geçinen MHP, PKK’lılar için üzülebilir, ancak bu ülkede vatandaşın, direndiğiniz okurun vicdanını yansıtan Atatürkçü bir parti vardır ve o parti üzülmediğini söyleyerek farklı bir bakış açısı getirmiştir en azından. Neden yayınlamazsınız bu basın açıklamasını? Çünkü ırkçı okura direndiğini söyleyen zihniyet, ırkçı olduğunu düşündüğü partiye de direnmektedir. Çünkü bilmektedirler ki, Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun açıklaması harfi harfine doğrudur, bilmektedirler ki, bu farklı ses Türk milletini örgütleyecek tek sestir. Onun için korkmakta, faşizan bir sansür uygulamaktadırlar. Yumruklama devam ediyor: Sırada AKP’li bakanlar PKK’lılara üzülen zihniyet henüz Türk milletinin sağduyusunu anlamamaktadır. Aslında denklem çok basit. Ahmet Türk olayından çok kısa süre sonra Kayseri’deki şehit cenazesinde yumruklanan AKP’li Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı ele alalım. Bunu da ırkçılıkla, linççilikle açıklamaya çalıştılar. Ahmet Türk’e saldırıyı “Kürt halkına yapılmış bir saldırı” olarak kınayanlara söyleyelim: Taner Yıldız ne Kürttür ne de halktan! Millet intikamını sıradan vatandaştan değil, hatta sıradan Kürtten değil AKP’li bir bakandan ya da Kürtçülerin elebaşlarından almaya çalışmaktadır o kadar. Taner Yıldız Enerji Bakanıdır! Kürt açılımı sürecine en az ismi geçenlerden biri belki de. Ancak Kürt açılımını başlatan AKP’li bir bakan olduğu için yumruklanmıştır ve bir şehit cenazesinde yumruklanmıştır! AKP ve PKK’ya hesabın sorulmadığı bir ortamda sıradan vatandaş, kendiliğinden belli hassasiyetleri hatırlatmaya çalışmaktadır o kadar. Ancak bunu silahla, masum insanlara saldırarak da yapmamaktadır. Son model silahlarla askeri polisi taranırken, molotofla genç kızları yakılırken diri diri, o yine Türk sağduyusuyla, etten yumruğuyla sadece tepkisini dile getirmektedir. Bursa Nutku’nda olduğu gibi belki… Taşla, sopayla, elle… Şiddeti onaylamadığımızı okurlarımız bilir, ancak devletin görevini yapmadığı durumlarda milletin kendini korumaya çalışmasını da sabrın taşması olarak değerlendirmek gerekir. Bir dönem camilere ve şehit cenazelerine giremeyen AKP’lilere, ülkeyi kan gölüne çeviren PKK’lılara bir uyarıdır bu. Şunu da hatırlatalım; Taner Yıldız’ı yumruklayan Şahin Şimşek’in bazı gazetelerde yazıldığı gibi ne TÜRKSOLU ile bir ilgisi vardır, ne de TÜRKSOLU’nun Ülkü Ocakları ile bir ilgisi. TÜRKSOLU sıradan vatandaşın hissettiklerini yıllardır yazıya döken ve vicdanlara seslenen tek yayın organıdır o kadar! TÜRKSOLU Türk milletine örgütlenme önermektedir yalnızca. Kendiliğinden gelişen hareketler, anlık sabır taşmaları, çaresizliğin, örgütsüzlüğün olduğu durumlarda normal görülebilir. Ancak biz Türk milletinin, partisiyle ayakta kalabileceğine inanıyoruz. Ulusal Parti, bu kadar çok Kürtçü ve Amerikancı ve hatta Ahmet Türkçü partinin yanında, sabrı taşan Türklerin, bu ülkenin gerçek milliyetçilerinin, gerçek Atatürkçülerinin partisi olmak için kuruldu. En doğrusu tek yumruk olup örgütlenmeye omuz vermektir, yoksa işbirlikçiler yumruklamakla bitmez!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||