Umut Yalım - ...Ve ömrümüzün en güzel günleri (22b)
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Hoşçakal Amiralim...
ALİ ÖZSOY
Talat gitti sıra Tayyip'te!
ÖZGÜR ERDEM
Sırıtarak astı
boğularak öldü
İNAN KAHRAMANOĞLU
Tayyip
padişah olmak istiyor!
SERAP YEŞİLTUNA
AKP ve PKK'ya karşı
"tek yumruk" olalım!
OKAN İŞBECER
Duy da inanma:
PKK ABD askeri vurmuş!
TUĞRUL ÇELİK
Mars'ta Kürt var mı?
TÜRKKAYA ATAÖV
Düşman uyumaz!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Yol ayrımında
Türk jeostratejisi (I)
EROL MÜTERCİMLER
Aynanın arkasındaki gerçeklere ulaşmaya çalışıyorum
ERGİN KONUKSEVER
Deniz Gezmiş’le
yaptığımız röportaj-2
Ulusal Parti Balıkesir'de
Basında Ulusal Parti
EYKAN CAN
Yeraltı zenginlikleri
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22b)
 
 

Umut Yalım
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (22b)

“Yahu nerede bu çocuk?”

“Bilemeyeceğim, Sağdıç Bey.”

“Herif yüzünden, konuşmamıza bile gereğince başlayamadık.”

“Zararı yok.”

“Yoksa?..”

“Efendim?”

“Yoksa, Bu, Edilgen Ân Kılonlaması’yla bizi izliyor-dinliyor olmasın?”

“Olabilir-olmayabilir de.”

“Nereden bileceğiz bunu?”

“Bulamayız.”

“Ne yapacağız?”

“Bekleyeceğiz…”

“Nereye kadar?”

“Gelene kadar.”

“Ya gelmezse, ya Edilgen Ân Kılonlaması’nda yaşamaya devâm ederse?”

“Elimizden bir şey gelmez. Kendi seçimi. Kabullenmek gerek.”

“Edilgen Ân Kılonlaması yaptıysa, biz şimdi, Kılonda mıyız; yoksa, gerçekte miyiz?”

“Bilemeyeceğim cidden. Zaten, bu, bizi pek ilgilendirmiyor. Biz, yapılsın-yapılmasın, kendi yaşamımızı sürdüreceğiz. Bu, artık dostumuzun seçimi.”

“Bu denli bâsit mi şimdi?”

“Özünde, evet.”

“Ben de, şimdi yapsam bu Kılonlama’yı, hiç birimiz var olmamış gibi mi olacağız? Çok bencilce bir tavır bu. Ailesini terkeden biri gibi neredeyse. ‘Yap Kılonlama’yı, git yoluna mı?’ diyeceğiz artık. Dostumu artık göremeyecek miyim bir daha? Örneğin, Edilgen Ân Kılonlaması yapsam şimdi, dostumla buluşabilir miyiz bir Kılonlama’da?”

“Ne yazık ki!.. Herkeslerin Kılonlama’sı kendisine. Her koyun kendi bacağından asılıyor bu konuda.”

“Bir denesem mi acaba?”

“İsterseniz deneyin. Ancak, dostumuzu bekleyelim derim ben.”

“Ya gelmezse?”

“Gelir. Neden gelmesin? Neden olumsuz düşünüyorsunuz hep?”

“Bilemiyorum. Geçen konuşmalarımızdan bu’nu çıkartıyorum. Sânkiyse, uzaklaşıyor gibi geldi bana.”

“Bana öyle gelmedi açıkçası.”

“Ben hissederim.”

“Nasıl?”

“Hissederim işte. Kaç yıllık dostum. Zaten, hep bir yanı uzaktadır. Bir mıknatıs gibi ben çekerim O’nu yaşama. Yoksa, bir balon gibi, uzaklaşır gider. İpinden tutamazsınız bile. Öylece uzaklaştığını ardından izlersiniz. Çok acı bir şeydir bu. Bilerek katlanmak duruma. Kanserli birinin, öleceğini bilmek gibi bir şey. Kanser gibi, gitme’nin de tedâvisi yoktur. Ölümcüldür.”

“Siz de, birâz abarttınız, Sağdıç Bey.”

“Değil.”

“Eeeee, ne yapacaksınız şimdi?”

“İzin verirseniz, Suphi Bey, Etkin Ân Kılonlaması yapmak istiyorum. Hem siz de yalnız kalmamış olursunuz, hem de ben dostumu bulmaya çalışırım. Belkiyse, Kılonlarımız bir yerlerde rastlaşırlar.”

“Siz bilirsiniz.”

“O zaman :bam bam du bam bam bam bum…”

‘Şimdi, ha! Diğer Ben, Suphi Bey’le konuşa dursun. Ben de, bizimkine bakayım bir. İlkin, bakkala bakayım. Affedersiniz, buraya su almak için biri geldi mi, yaklaşııııııııııık 1 sâât önce?’

‘Ne bilem ben. Çetle mi tutuyuk?’

‘Tamam, sağolun… Ne koduğumun herifi çıktı lan Bu da.’

‘Ne diyön len hemşerim!’

‘Ulan, bir içresesle konuşamıyor muyum yoksa Kılonlama işleminden sonra.’

‘Ne külonü, hemşerim! Seyn bağa bir şeycink mi diyön şimcik!’

‘Yok, yok. Bir şey yok. Haydi, hayırlı işler. Bak, bu olayı bilmiyordum işte. Demek ki, daha dikkât edeceğiz artık. Nereye gideyim? Neyse, yaptığım her hâreketi benim dillendirmem güç olacak. En iyisi, durumu “Konuşma Denetmeni”ne bırakayım. Yoksa, çok yorulacağım. Dostumu aramaya odaklanamayacağım. Hem konuş, hem her yaptığını anlat, hem ara bizimkini. Yok, yok… En iyisi Konuşma Denetmeni.

Sağolun. O zaman şöyle başlayayım. Sağdıç, dostunu aramak için, hemen yola koyuldu. Nereye gideceğini tam bilemiyordu. Ancak, hemen gittikleri sâbit yerler geldi aklına. Oralardan başlamaya karar verdi aramaya. Üç sâbit nokta vardı

Galata, Güney Lokantası

Asmalı’daki KumSââti

İstiklâl, Ferâye Lokantası

Sââtine baktı. 2 idi. Yukardaki numara sırasına göre gitmeye karar verdi. İlk hedef, Galata idi o zaman. Elini cebine attı. Taksi parası yoktu. Çevresine bakındı. Raylıya bindi. Raylıdaki herkesler akvaryumdaki balıklara benziyordular. Boşluktan, herkesler istemdışra ağızlarını açıp-kapıyordular. Hattâ, bazıları, yüzlerini camlara yapıştırmıştılar. Bir de, ses sonda müzik dinleyenler vardılar. Cımtıs müziklere dayanamıyordu. Belkiyse, müzikte ezgi kalmadığı için dünyanın da uyumu bozulmuştu. Bu müzik insanları tek tipleştiren bir müzikti. Dinleyenlerin yüzünde hep o aynı ifâdesiz ifâde vardı. Mussolini’nin Kara Gömlekliler’i gibi, ya da Hitler’in Gençlik’i gibi aynı giysi ve ifâdeleri giyiniyordular sânkiyse. Birinin, bu cımtıs müziği, 2 dâkika önce dinlediğini yüzünden hemen anlayabiliyordunuz. Ne ilginç, değil mi? Rakınrol kuşağından, nasıl böyle bir zombiler ordusu çıkarabildiler. Elvis, böyle olacağını bileydi, KırıkKâlpler Oteli der miydi? Bilemiyordu. Herhâl, ‘Ne hâliniz varsa, görün lan! Ben kamyonetime geri dönüyorum’ derdi. Durağını kaçırmamak için, düşünmeye ara verdi. Kabataş’a gelince, indi. Fünikülere yöneldi. Çok kullandığı bir taşıt değildi. Unutmuştu bile nasıl bir şey olduğunu. Bindi. Yukarı yükselmeye başladı. Hoşuna gitti. Fünikülerdekiler daha bir iyidiler. Ne demekse bu artık? İnsan mı ayırıyorsun, Sağdıç

‘Lütfen, kişisel yorumlara girmeyelim, Denetmen Bey!’

‘İşim bu benim yahu!’

‘İşiniz, Denetmen Bey, konuşmayı kayda geçirirken imlâ ve bu gibi kuralları denetlemeniz. Yoksa, kişisel düşüncelerimizi yargılayamaz ve düzeltemezsiniz kendinizce. Ayrıca, ben, insan ayırmıyorum. Cımtıs müziğin ve akvaryum gibi duran insanların fünikülerde olmadığını belirtmek istedim. Lütfen, işinize bakınız ve devâm ediniz. Zaten, in-bin soluk soluğa kaldım. Lütfen!’

Devâm ediyorum. Fünikülerdekiler daha bir iyidiler. Cımtıs müzik ve akvaryumsal insanlar yoktu artık. Çevredekiler daha canlıydılar sânkiyse artık. Fünikülerden inip, Şişhâne durağına doğru yürümeye koyuldu; Tâksim Metrosu içresinde. Yürüyen merdiven ve yürüyen yerlerden sonra vardı durağa. Beklemeye başladı. Başka bir şeyler düşünmemeye çalışıyordu çünkü kafası doluyken yanlışlıkla başka bir taşıta binebiliyordu. Şişhâne- Tâksim ayrımını çok karmaşık ve kötü yapmıştılar çünkü. Taşıtın sesini duydu. Baktı. Şişhâne değildi. Beklemeyi sürdürdü. Bir şeyler düşünmemeye başladı. Sonra, bir taşıt sesi daha duydu. Bu da, değildi. Çevresine bakıyor, duvardaki reklâmları izliyordu ekrandan. Birden, ‘Tren Geliyooor!’ imini gördü ekranda. Baktı. Bu kez, Şişhâne idi. Bindi. Biner binmez de, neden Şişhâne’ye gitmesi gerektiğini unuttu. Aklı karışmasın diye, öyle uzundur düşünmüyordu ki; gidiş amacını unuttu. ‘Neyse, yolda anımsarım’ dedi. Gerçi, yol çok uzun değildi. Zaten, hemencecik varıverdi. Göğe baktı. Şişhâne çıkış alınlığına baktı. Sağdaki lokantaya baktı. Önünden geçen boş pilâstik mâvi torbaya baktı. Ve, anımsadı. Dostu için gelmişti. Hemen hızlı adımlarla sola kıvrıldı. Büyük Hendek’e saptı. Yürüdü. Kuledibine kadar bir çırpıda geldi. Çevresine bakındı. İçresinden bile konuşmamaya dikkât etti. İki göz süzdürdü. Güney Lokantası’na vardı. Bâhçesine baktı. Yok. İçresine girdi. Yok. Yukar kata çıktı. Yok. Demek ki, burada değildi. Garsonlarla iki lâf etti. Görmediğini söyledi, Koray. Emrâh, emin olmadığını söyledi. Teşekkür etti, Sağdıç. Kule’ye baktı. Orada olabilirdi. Çıktı Kule’ye. 5 lira. Lokanta kısmına baktı. Yok. Kule kısmına baktı. Yok. Birâz manzaraya daldı. Eski Istanbul. Eski Istanbul daha yeni, yeni semtlerinden. Öyle düşündü. Yarımada’ya baktı târihî. Topkapı avlusunda top oynayan bir çocuk olmak istedi. Bu, olanaksızdı. Çocukluğuna yeniden dönse bile, O’nla top oynayacak tek kişi de yoktu artık.

Kule’den indi. Gâlip Dede’ye vardı. Çıkıyordu yokuştan. Cuma imiş. Unutmuş. Şâhsüvâr ve Müeyyitzâde ağzına dek dolu; hattâ, dışraya taşmış. Adımlarını hızlandırdı. Sağlı sollu müzik dükkânları. İçrelerinde ayrı bir yeri olan :Elvis. Yeşil alınlık üzre, dişi ve kırmızı yazılarla yazılmış Elvis. İnsanın, kalçaları kıra kıra, oynayası geliyor. Galata Mevlevîhânesi’ne gelmişti ki, kapkara bir kedi gördü. Karadan da kara. Gözlerini dikmiş, Sağdıç’a bakıyordu. Kuyruğunda bir mektup vardı. Ya kuyruğuna kıstırılmıştı bu mektup, ya da kuyruğuna kendisi almıştı kedi. Çok şaşırdı, Sağdıç. Mektuba yeltendi, kedi hırladı. Yoluna devâm etti. Tam Asmalı’ya kıvrılacakken, Lâle’ye girdi. Lâle’yi çok severdi. Istanbul’daki ender kalmış pilâkçılardandı. Kapıdan girdi. Hakan Bey’le selâmlaştı. İki çift lâf. Yeni Elvis, yeni Beatles, yeni Who var mı sorularına olumsuz yanıt ve aynen selâmlaştıktan sonra, yine Asmalı’ya kıvrılış. Yine de bir girdin mi Lâle’ye, etkisinden kurutulamıyorsun türlü. Epey bir zaman seni kafanda oyalıyor. Oyalanıyor. Bir kere, hiç cımtıs müzik yok. Hep Ağır Abiler’in müzikleri. Blues, rak ve caz. Neyse, yine Asmalı’ya kıvrılış. Hedef :KumSââti. Bura, blues, rak ve caz çalan bir yer. Lâle’den sonra bir Umre görevi görüyor. Uğramazsan olmaz. Günün tamamlanamaz. İçreye giriyor, Sağdıç. Elektıro uluması karşılıyor yine. Sânkiyse, kuyruğuna basılmış bir kurt. Ve gerisinde, yere düşen kuruş sesleri gibi gitar akorları. İnsanı bitiriyor. Müziğin etkisinden kurtulup, garsonlara aynı soruyu yineliyor. Yok. Yine, aynı elektıro ulumasıyla çıkıyor KumSââti’nden. Gerçi, kumsââtinden çıkılamaz; ama, neyse… Asmalı’nın içresinden büyük adımlarla geçiyor çevresine bakarak. Refik’e selâm çakıyor ve aynı hızla ilerliyor. Sağa doğrulup, İstiklâl’e çıkıyor. Tâ, Lise’nin oraya dek yürümesi gerekecek. Neyse, şimdilik bu kadar. Tamam mı, Sağdıç?

‘Tamam.’


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40