![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Davutoğlu ve “sıfır problemli dış politika” Yol ayrımındaki Türk jeostratejisi kavramı dar boyutuyla bakıldığında yol ayrımındaki Türkiye’nin, geniş boyutuyla bakıldığında ise Türk jeopolitiğinin küresel politika içindeki yerinin yeniden belirlenmesidir. Yol ayrımında Türkiye başlığında ele alacağımız olgu, Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun formüle ettiği “komşularla sıfır problemli dış politika” kavramı olacaktır. Bu politika, geleneksel Türk dış politikasından farklılık arz ediyor gibi görünse de aslında uygulanabilir pratik açısından geleneksel Türk politikasının güncel bir versiyonudur. Bir başka deyişle Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye’nin işlevinin yeniden belirlenmesidir. Türkiye, Thomas Barnett’in “Pentagon’un Yol Haritası”ndaki tespitinde sistemle bütünleşmemiş ara bölgede bağlantı alanı olarak gösterilmektedir. Bu bağlantı alanı, batıda Türkiye doğuda ise Pakistan olarak yer almaktadır. Bu boyutuyla bakıldığında, Türkiye’nin yeni işlevi aslında bağlantı devletlerinden birisi olarak sistemle bütünleşmesidir. Tüm bu yeni taktik ve stratejiler bunun için geliştirilmektedir.
Graham Fuller’in ılımlı İslam ve Yeşil Kuşak teorisinden sonra Sovyetler’i güneyden çevirme politikası geliştirilmiş, Sovyetler’in dağılması sonrası ise Yeşil Kuşak projesinin yerini Türk dünyasıyla Türkiye’nin politik bütünlüğünü savunma noktasında olan Amerikancı bir Avrasyacılık çizgisi almıştır. Bu giderek Brzezinski’nin Rusya’nın üçe bölünmesini öngördüğü politikasına evrildi. Bu politikaya göre Rusya üçe bölünecekti: Avrupa Rusyası, Volga-Ural ve Sibirya Rusyası ve Uzak Asya. Fakat bu boyut en azından Yeltsin döneminde belirginleşirken, Putin döneminde bu dağılma yerine bir bütünleşme gerçekleşti. Putin Volga-Ural bölgesindeki petrol yataklarına egemen olurken, Türk dünyasında Rus Avrasyacılığı teziyle Amerika’ya karşı Türk dünyasını Ruslarla bütünleştirme politikasına gitmiştir. Değişen dengeler ve Türk dış politikası Bu noktada da Türkiye farklı bir konumda kalmıştır. Rusya’nın Türk dünyasıyla olan bağlantılarını kuvvetlendirmeye yönelik politikası ve bu bölgede Amerika’yı dışlamaya yönelen çalışmaları, Amerika açısından da Türkiye’nin Rusya’yı durdurabilecek yeni bir güney komşusu olarak ortaya çıkma eğilimini ortaya çıkarmıştır. İşte bu noktadan sonra Amerika’nın Türkiye’deki “komşularla sıfır problemli politika”sının ana hatları ortaya çıkmaktadır. Gürcistan’daki Amerikancı ve Türkiye’nin desteklediği yapılanmanın Rusya’nın Osetya operasyonuyla sona ermesi, Amerika’nın Rusya’ya karşı konumunun yeniden biçimlendirilmesine neden olmuştur. Büyük krizle Rusya’daki petrol girdilerinin düşmesi sonrası ekonominin yeniden düzelmesiyle sisteme karşı duran bir anlayış öne çıkarken, Türkiye’de bu oranda öne çıkan gelişme de işte bu “komşularla sıfır problemli politika”dır. Son olarak Kırım konusunda yazdığımız yazıyı güncelleştirirsek, Ukrayna problemine bu perspektiften baktığımızda Ukrayna’nın Rusya yanlısı iktidara yönelmesi ve Batı yanlısı Turuncuların kaybetmesi de Rusya’nın Türkiye’yle olan yakınlaşma politikalarını baypas eden bir noktaya getirmiştir. Yani Rusya Türkiye’yle “sıfır sorunlu” hale gelerek Tayyip Erdoğan’la birçok anlaşma yapıldı. Bu anlaşmalarla Ukrayna boru hatlarını baypas eden, bunun yerine Türkiye’den boru hatlarını geçiren bir politikanın gündeme gelmesi aslında Rusya’yla bir yakınlaşma süreci gibi gözükse de, bu “komşularla sıfır problem”in taktiksel bir politikasıydı. Ermenistan’la da “sıfır sorun” ve yol ayrımındaki Azerbaycan Diğer taraftan ise Ermenistan’la olan ilişkilerde Amerikancı bir tarzda yeni bir söylem geliştirilmesi ve Rusya’nın da bu söylemi öne çıkarması Türkiye’nin yine “komşularla sıfır problemli politika”sının bir başka zayıf karnını oluşturmaktadır. Bu zayıf lık da Türkiye’nin Türk dünyasıyla bağlantısı olan Azerbaycan’la olan ilişkilerini zayıflatmakta ve yok etmektedir. Oysa baba Aliyev döneminde başlayan Azerbaycan’ın Rusya’dan ekonomik ve hatta askeri anlamdaki bağımsızlığını kazanabilme politikası, Ermeni açılımı sürecinde Azerbaycan’ın Türkiye ile olan ilişkilerini dondurmasına ve Rusya’ya tek yanlı yönelmesine neden olmuş ve böylece Azerbaycan’daki politik açılımın da sonunu getirmiştir. Bir başka ifadeyle Azerbaycan’ı da politik olarak yol ayrımına getirmiştir. İran’la “sıfır problem” ne anlama geliyor? Bu denklemi devam ettirdiğimizde Türkiye’nin İran’la ilişkisi öne çıkmaktadır. Türkiye’nin İran’la olan ilişkisinin aslında Amerika’nın İran’la ilişkisi arasında bir köprü olma noktasında olduğu başından beri ve henüz bu politikalar ortaya çıkmadığı dönemde savunduğum görüşlerdi. Yani Şii Hilali ve Türkiye-İran ittifakı bir Amerikan projesi olarak ortaya çıkmıştır. Bu Amerikancı proje aslında Şah dönemini geri getirmese bile Şah dönemindeki Amerika-İran ilişkilerini geliştirme noktasına doğru bir politikadır. İran’la sıfır problem politikasının da arkasındaki esas mesele budur. Diğer taraftan Rusya’nın boru hatlarıyla Batıya giden gaz akışını kontrol etme noktasında Ukrayna ile sorun yaşadığında Türkiye’yi devreye sokma taktiği iki farklı stratejiyi karşı karşıya getirmektedir. Birincisi Rusya tek doğal gaz satıcısı olarak Avrupa’ya gaz sevk ettiğinde fiyatları istediği gibi kontrol edebilmektedir. Rusya’da 1,3 trilyon metreküpe denk düşen gaz rezervi söz konusuyken bu rezerv İran’da 400 milyar metreküptür. Ama bunun pazara ulaşabilme koşulları ve yolları henüz gelişmemiştir. Rusya’nın gerek Azerbaycan gerekse Kazakistan ve Türkmenistan doğalgaz yataklarına egemen olmasından sonra bütün Batının gaz kaynağını Rusya tekeli ele geçirmiş, buna karşılık Nabucco hattıyla esas olarak İran’dan kaynaklanacak petrolün Batıya aktarılması ve İran’dan ve biraz da Irak’tan çıkacak gazın Batıya aktarılması amaçlanan bir politika olmuştur. Bu politika ekonomik bir politikadır. Yani tek satıcıya karşı, tek Rusya satıcısına karşı, yeni bir satıcı daha pazara girmelidir. Bu durumdaki plan satıcılar arası rekabet yaratmak veya satıcılardan birinin, yani Rusya’nın, tekel fiyatları sunmasının önünü kesmektir. İşte bu anlamda da Türkiye’nin İran’la olan ilişkilerinin geliştirilmesi esas olarak Türkiye’nin bağımsız bir politikası değil, Amerika’nın Türkiye’ye biçtiği ara bölgeyle bağlantı devleti olma rolünü üzerlemesidir. Yeni Osmanlıcılık politikası Buna üzerlenen Graham Fuller “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” çalışmasında, “Türkiye’nin Osmanlı coğrafyasına egemen olan bir devlet olarak bölgede politika yapması gerekir” tezini ileri sürmekte, ancak bu tezi analiz ettiğimiz zaman içinin tamamen boş olduğunu görmekteyiz. Örnek olanak Osmanlı’nın Avrupa Türkiyesi alanında Türkiye’nin söz sahibi olması bizzat Avrupa ve Amerika tarafından reddedilmektedir. Makedonya’da, Yugoslavya’da, Bulgaristan’daki Türklerinin Türkiye’yle tarihsel bağlarını geliştirilmesi yerine bu ilişkiler tüketilmektedir. Diğer taraftan ise Osmanlı çok etnikli olup Türk kimliğini dışlayan bir söylemde olduğu için bölgede “pax-Osmanlı”yı kurduğu ileri sürülmektedir. Oysa Osmanlı bu barışı Türk kimliğiyle, Türk kimliğinin yarattığı otoriteyle sağlamıştır. Bu yüzden de bütün İngiliz belgelerinde Osmanlı, Türk imparatorluğu olarak (Imperium Turcica) olarak tarihte yerini almıştır. Bunun ötesinde Anadolu coğrafyasının temel Türk etnisinin kaynağını oluşturduğunu ve buradan kaynaklanan Türklüğün Avrupa’da, Afrika’da ve Mısır’da egemen olduğu bir dönem söz konusudur. Bu anlamda Mısır da Afrika Türkiyesi olarak tanımlanmaktadır. Tarihsel olarak Mısır’da Hidiv Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’ı Osmanlı’dan koparması ve Mısır’ın önce Fransızların daha sonra İngilizlerin eline geçmesiyle Osmanlı’nın bu coğrafyadan çekilmesi, diğer taraftan ise Kurtuluş Savaşı döneminde Misak-ı Milli sınırları içinde belirlenen alanların teker teker dışlanması Türkiye’yi bugünkü coğrafi sınırlarına sıkıştırmıştır. Bu arada Türk kavramını dışlayarak Osmanlı’nın yaptığı tarzda Türk kimliğini çeken bir anlayış ile ortaya çıkan söylem sonucu Türkiye’deki etnik yapılar çok kültürlülük temelinde parçalanmakta ve ulusal devlet bütünlüğünü oluşturan Türklük kavramının gittikçe dışlanma eğilimine gittiği bir nokta oluşturulmaktadır. İşte savunulan Yeni Osmanlıcılık veya Türk kimliğini geri çeken ve İslami kimliği öne çıkaran bir söylem ile bu bölgede Osmanlı coğrafyasında egemen olmak gibi bir sözün tamamen balon olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun ise “komşularla sıfır problem politikası”nın temeli olduğu ileri sürülmektedir. Yani Osmanlıcılık tezi ile komşularla problem sıfır yapıldığı zaman Osmanlı barışı (pax-Ottoman) ortaya çıkarılmaktadır. Kürt devletiyle de “sıfır problem”
Burada önemli sorunlardan birisi de Türk Ordusunun PKK ile mücadelesinde Türk ordusunun yardımcısı olan unsurlar Körfez Savaşı’ndan sonra Amerikan ordusunun unsurları ve yardımcıları haline gelince, Kuzey Irak’taki Barzani ve Talabani politikaları taban tabana dönüşerek yeni bir merkez oluşturma çabasına gidilmiştir. Bu merkez oluşturma çabasında Kürdistan merkezli bir yeni Ortadoğu politikası geliştirilmektedir. Hem ulusal devletler çağının sona erdiği vurgulanmakta hem de bu yeni ulusal devlet olarak Kürt devletini oluşturma süreci başlatılmıştır. Bu sürecin ürünü olarak Türkiye’de Şafi geleneği ve Nakşi ağırlıklı bir politika Barzani yönetiminde gelişmiştir. Barzani’nin yaşayan önemli şeyhlerden biri olması Güneydoğu’da bu anlamda saygınlığının ve itibarının yüksek olduğu bir politikadır. Diğer taraftan ise PKK’nın geçmişte Barzanici güçlerle çatışırken, bugün Amerika’nın belirlediği bir şemsiye ile PKK’yla Barzani bütünleşmekte ve bu anlamda da “Güney Kürdistan” ve “Kuzey Kürdistan”ın bir ittifak oluşturulması biçiminde pax-Kürt devletine doğru bir adım atılmaktadır. Kürt İstilası gerçeği Bu adım atılma sürecinde daha önce de vurguladığımız gibi pax-Kürt devletinin sınırlarının bugünkü “Kürt coğrafyası” denilen alanla sınırlı olmayıp en büyük Kürt şehirleri denilen İstanbul, İzmir’le, Mersin ve İskenderun gibi liman şehirleri olduğu ileri sürülmektedir. Buralardaki Kürtlerin uluslararası ve ulusal hukuk hakları tanınarak, Türkiye’nin isminin Türk devleti olmaktan çıkıp “Anadolu Cumhuriyeti”ne dönüştürmek, adına “Demokratik Cumhuriyet” demek iki etnili bir devlet biçiminde yeniden yapılandırmak istenmektedir. Bu stratejiyle Irak merkezli petrolün Erbil’deki Kürt devleti aracılığıyla dünyaya pazarlanmasını hedeflenmektedir. Bu anlamda da “komşularla sıfır sorun politikası” yine yeni bir komşu olarak Kuzey Irak’ta “Kürdistan”ı tanımaya, “Kürt realitesi” olgusunun temelini bu Kürt devletinin politik kimliğini tanımaya, bunun etnik uzanımı olan Türkiye bölgesindeki “Kürdistan”ın ve Türkiye’nin büyük şehirlerindeki Kürt diasporasının ve hatta Kürt kimliğinin tanınmasına doğru giden bir söyleme gelmektedir. Burada Kuzey Irak’taki, artık Amerika komşumuzdur dediğimiz yerdeki, politikada Kürtlerin politik alternatif olarak muhatap alınması da “komşularla sıfır problem politikası”nın bir bölümünü oluşturmaktadır. Türk Ordusunu tasfiye planı Bu anlamda olayı analiz ettiğimiz zaman Türk Ordusunda bu stratejiye karşı olan, PKK ile savaşmış ve PKK’ya karşı olan unsurlar da çeşitli darbe planları teorisiyle tasvir edilmektedir. Bu anlamda Ordunun Amerika karşıtı ve PKK karşıtı unsurlarının “Avrasyacılık”la suçlanıp, “Rusya ve İran’la işbirliğini Amerika karşıtlığında yapmalıdır” söylemini öne çıkarılıp, bu söylem doğrultusunda Ordudaki tasfiye Rusçulara ve İrancılara karşı yapılmış bir tasfiye biçiminde vurgulanmaktadır. Oysa buradaki durum Türkiye devletinin temel kuruluş felsefesi olan üniter ve laik cumhuriyetin koruyucusu olarak Atatürkçülüğün orduya yüklediği misyonun tasfiye edilmesidir. Yani buradaki tasfiyede esas olan Ordunun Amerikancı bir söylem biçimine dönüşerek, Kemalist ve Atatürkçü söylemleri terk etmesidir. Bu Kemalist ve Atatürkçü söylemler ise Türkiye’nin üniter bütünlüğüdür ve bölünmezliğidir. Bu bölünmezlik kavramını hem düşünsel planda hem de bu bölünmezlik kavramına karşı mücadele eden unsurların iktidardan bir biçimde dışlanmasıyla, Ordu içindeki konumlarının dışlanmasıyla, ortaya çıkmaktadır. Bu boyutuyla da olaya baktığımız zaman “komşularla sıfır problem politikası”nın bir başka versiyonu da Türk devletinin kurucusu misyonunu taşıyan Ordunun taşıdığı Atatürkçü misyonun terk edilmesidir. (sürecek)
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||