![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Aynanın sırlarını biliyorum TÜRKSOLU: Yeni kitabınız “Aynadaki Tarih” çıktı. Kaçıncı kitabınız bu? EROL MÜTERCİMLER: 16. TÜRKSOLU: Televizyon programları da yapıyorsunuz. Ama kitaplarınız programlarınızın kaleme alınmış hali değil. Özgün araştırmalar yapıyorsunuz. O kolaycılığı yapanlardan değilsiniz. EROL MÜTERCİMLER: Yapıyor insanlar, hayret bir şey ama ben bunu gayriahlaki buluyorum. Çünkü televizyonlara katılan insanların eseri o, benim değil. Ama şöyle bir şey olabilir. O insanlarla konuşulur, onların izni alınır ve o zaman kitabın üstüne yalnızca derleyen diye ismimi yazma hakkım olur. TÜRKSOLU: Yeni kitabınıza gelirsek, ismine “Aynadaki Tarih” demişsiniz Tarihe ayna mı tutuyorsunuz?
EROL MÜTERCİMLER: Tarihe ayna tutmak biraz fazla iddialı olur. Benim düşüncem şu: Tarihte hiçbir olay kaybolmuyor. Arşivi ben bir ayna olarak değerlendiriyorum. Aynanın arkası biliyorsunuz sırlı, biz hiçbir zaman dönüp aynanın arkasına bakmayız. Programımın adı da Aynanın Arkası. Ayna meselesi benim için önemli. Bu fizikçi olmamdan da kaynaklanıyor tabii ki. Aynanın sırlarını biliyorum. Ayna kendi içinde bütün olayları barındırır. Yansıttıkları bizim görmek istediklerimizdir. Güçler aynanın karşısına bizim görmemizi istediklerini koyuyorlar. Yani biz onların koyduklarını görüyoruz. Ben diyorum ki, gerçek onların koydukları gibi değil. Gerçekler aynanın arkasında var. Dışarıya onu kendimiz yansıtalım ve onlara diyelim ki, arkadaş siz bunu koydunuz ama mesele böyle değil. İşte Aynadaki Tarih bunu anlatmaya çalışıyor. Komplolarıyla, provokasyonlarıyla, suikastleriyle, isyanlarıyla, başkaldırısıyla, ihanetleriyle, son 200 yılı seçtiğim 25 olayla anlatmaya çalıştım. Kırım Zaferi aslında TÜRKSOLU: Tarihimizde emperyalist merkezlerin kurduğu pek çok komplo ve provokasyon var. Kitabınızda bunları bir bir anlatıyorsunuz. Ancak bunların ilki olarak Kırım Savaşı’nı gösteriyorsunuz. Osmanlı’nın parçalanma sürecini Kırım Savaşı’nda başlatıyorsunuz. Nasıl oluyor bu. Kazandığımız bir savaş değil miydi o? EROL MÜTERCİMLER: Kırım Savaşı’nda İngiltere-Fransa-Osmanlı koalisyonu Rus Çarlığı’nı yendi. Üstelik bu savaş İngiltere’nin Rus Çarlığı’yla cephe cepheye savaştığı ilk ve son savaştır. Tıpkı Sovyetler Birliği döneminde Rusya’nın ABD’yle hiçbir zaman savaşmadığı gibi. Kırım Harbi, Osmanlı açısından zaferle sonuçlandı ama Avrupa Osmanlı’yı bu savaşı yapabilmesi için borçlandırttı. 3 yıl sürü savaş. Bittikten sonra bu borçların tahsili için kapımıza geldiler. Savaş boyunca Osmanlı’nın tebası olan Galata bankerleri Avrupa bankalarından yüksek faizlerle paralar aldılar. Borç öyle bir nokta geldi ki, faizleri bile ödenemez hale getirildi. İşte bu nedenden dolayı Muharrem Kararnamesi yayınlanmak zorunda kaldı. Yani dedik ki, borcun ana parasını inkar etmiyorum, ama faizleri %50 düşürün. Bunu bile kabul etmediler ve Avrupa bu durumu savaş nedeni saydı. İsviçre dahil ne kadar küçücük Avrupa devleti varsa, hepsi birden ayağa kalktı. TÜRKSOLU: Ve siz tüm bunları günümüzle bağlantılı anlatıyorsunuz. Örneğin 1995 Gümrük Birliği’ne benzetiyorsunuz. EROL MÜTERCİMLER: Evet, bunu 1995’teki tek taraflı Gümrük Birliği anlaşmasına bağlayabiliriz. Günümüzdeki borçlanma politikalarına baktığımız zaman, yani hem Türkiye’nin borçlanma politikalarına hem de Avrupa’nın, ABD’nin borçlandırma politikalarına baktığımız zaman karşımıza şu çıkıyor: Kırım Harbi, Galata bankerlerine borçlanma, 1838 İngiliz Ticaret Anlaşması ve 1995 Gümrük Birliği Anlaşması. Ortak paydaları aynı. Kırım Harbinde başlayan borçlandırılma süreci bir imparatorluğun parçalatılmasına yol açtı. Bakın savaşın bitiş tarihi 1856. İflas ettiğimizi ilan ettiğimiz tarih ise 1880. Topu topu 24 yıl... Anlı şanlı Kırım Harbi diyoruz ama bu yanına hiç bakmıyoruz. TÜRKSOLU: 1838 İngiliz Ticaret Anlaşmasıyla 1995 Gümrük Birliği Anlaşmaları aslında aynı anlaşmalardır, tarihte yapılmış bir hata yine tekrar ediliyor diyorsunuz. Gümrük Birliğini imzalayanlar, 1838’i bilmiyorlar mıydı? EROL MÜTERCİMLER: Gayet tabii biliyorlardı. Sonuçta ekonomi profesörü imzaladı. Devlet adamları vatansever olmayınca bu hale geliyoruz TÜRKSOLU: Peki bile bile niye imzaladılar? EROL MÜTERCİMLER: Osmanlı’nın son dönemindeki devlet adamları nasıl bile bile imzaladıysa öyle imzaladılar. Osmanlı’nın son dönemiyle ve Cumhuriyet Türkiyesinin günümüz dönemlerini çok benzer görüyorum. Eğitim sistemimiz Osmanlı’da olduğu gibi milli değil. Benim millilikten kastettiğim net bir biçimde şudur: Vatanserverlik. Türk vatanseveriyim diyen en az bir Amerikan, bir Fransız, bir İngiliz, bir Alman vatanseveri kadar vatansever olmalıdır. Bizim devlet adamları maalesef vatansever değil.
TÜRKSOLU: Eğitimin milli olmayan yönünü tamamlamaya mı çalışıyorsunuz? EROL MÜTERCİMLER: Kesinlikle öyle. Hem bir öğretmen çocuğuyum hem de 32 yıllık bir öğretmenim. Bu benim misyonum, görevim. Onun da ötesinde boynumun borcu. Büyük güçler komplo kurar ama halklar bunu bozabilir TÜRKSOLU: Siz komplo teorilerinden en çok bahseden yazarsınız. Bu konuda üç kitabınız var. Peki, komploculuk iki ucu keskin bir bıçak değil mi? Tarihte her şey komplolardan ibaretse, tarihin esas yaratıcısı olan halkların, milletlerin, insanların mücadelesinin aldığı sonuçlar hiçe sayılmış, bir kenara atılmış olmuyor mu? EROL MÜTERCİMLER: Burada ilginç bir çizgi var. Farkına varmadığımız şey şu: Komplo olmazsa komplo teorisi yazılamaz. Yani ortada komplo yoksa, öteki üretilenler bizim ruh çarpıklığımızın, ruh hastalığımızın dışa vurumudur. İnsanlık tarihine baktığımız zaman kurulan komploları, yaratılan provokasyonları, yine son tahlilde halkların bozduğunu ve bozabildiğini görüyoruz. Bütün insanlık tarihinde var bu. Yalnızca 20. yüzyıla bile baksak, Vietnam’ı, Latin Amerika’daki güncel örnekleri, Afrika’yı, bizdeki Kurtuluş Savaşı’nı görmemiz lazım. Yani kitleler komploları bozabiliyor. Ancak biz bakmasını beceren insanlar olmaktan çıkartıldık, baktırılan insanlar haline getirildik. Ayna bize yansıtır, ama şunu bilmeliyiz ki, aynanın karşısına geçtiğimiz zaman, ayna her şeyi tersten verir. Ve ayna bir şeyi hiç bağışlamaz: Ne kadar simetri bozukluğu varsa, normal yaşamda görmezsin, aynanın karşısına koyduğun zaman görürsün. Ben de olayların karşısına aynayı koyuyorum ve diyorum ki işte buraya bakın, bu yansıtıyor, ama buradaki bütün simetri bozukluklarını görerek bakmayı becerin diyorum. Görmekle bakmak arasında bir fark var. Yalnızca bakmayın. Görün. Osmanlı tarihi koca bir tarih, Kırım Harbi içinde küçük bir dilim. Ama onu görürsek tarihin geri kalan bütününe bakabiliyoruz. Aynı şey Lozan için geçerli. Sevr için de geçerli. Bütünü anlamak için bu tek tek olayları iyi bilmemiz lazım. Sevr bir paranoya değil gerçek TÜRKSOLU: Türkiye’de herkesin kabul etitği bir gerçek var: 1 Mayıs 1977 bir provokasyondur. Ancak egemen güçler bu yaygın kabul edilmiş provokasyonları örnek göstererek, belli tarihi gerçekleri de aslında sizin bildiğiniz gibi değil, resmi tarihin dışına çıkın diye çarpıtmaya çalışıyor. Örneğin Sevr. Günümüzde Türkiye’nin önünde bir Sevr tehdidi var ama egemen güçler Sevr için bir paranoya diyor. EROL MÜTERCİMLER: Ben de kitabımda hem emperyalist merkezlerde kurgulanan komploları ortaya koyuyorum. Hem de bu tür çarpıtmalarla dalga geçiyorum. Örneğin, Vahdettin hain değildir diyenlere, Hilafet kaldırılmasa daha iyi olur diyenlere, Bursa Nutku’nu Atatürk söylemedi, Stalin tarafından yazıldı diyenlere yanıt veriyorum. Bunlarla dalga geçiyorum. TÜRKSOLU: Evet, mesela kitabınızın sonunda Fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye’nin bölünmesi için önemli bir tehlike olduğunu ortaya koyuyorsunuz. Ancak bir komplocu anlayış da bunun çok büyütüldüğünü öne sürüyor. EROL MÜTERCİMLER: Kitabımdaki Fener Rum Patrikhanesi bölümünü bu konunun en önemli uzmanı Prof. Dr. Esat Arslan yazdı. Yalnızca giriş ve sonuç bölümleri bana ait. Kitabımdaki dışarıdan tek makale o. Orada da çok çıplak bir şey söyleniyor. Fener Rum Patrikhanesi ekümeniklik iddiasında. Oysa ki Cuhmuriyet kuruluş yıllarında bu ekümenlik iddiasını kendi ulusal güvenliği açısından kabul etmedi. Zaten Cumhuriyet devlet olması nedeniyle kendisinin üstünde bir şey kabul edemez. Bunu Fatih Sultan Mehmet bile kabul etmemiş ki Mustafa Kemal etsin. Ama bunun bir bilim temeline oturması gerekiyor. Bir tarihsel süzgeçten geçmesi gerekiyor. Bunu yapmaya çalışıyorum. 1 Mayıs 77 12 Eylül’ü hazırladı TÜRKSOLU: Kitapta en önem verdiğiniz bölüm 1 Mayıs provokasyonu. Kapağa da çıkarmışsınız. EROL MÜTERCİMLER: Evet kapak ve içerdeki diğer 1 Mayıs fotoğrafları sevgili abim Ergin Konuksever’e ait. Türkiye’nin en önemli gazetecilerindendir, foto muhabirlerinin de en önemlisidir. Sağ olsun, hepsini o verdi. TÜRKSOLU: Ancak kapak fotoğrafında net bir şekilde gözüken birisi var. Sırtı fotoğrafı çekene dönük. Olayı o an izliyor. Siz misiniz o? Yoksa okur mu? EROL MÜTERCİMLER: Hem benim, hem okur. Hepimiziz. Biz seyrediyoruz yalnızca. TÜRKSOLU: Ama kapakti o sırtı dönük insan bir yandan da olayın içinde. Yani otel penceresinden falan izlemiyor. Tarihi, siyaseti izlemek ayrı bir şey, bilinçli olarak izleyip bir yandan da içinde olmak bambaşka bir şey. EROL MÜTERCİMLER: Evet, biz içinde olmayı başarmalıyız. Çünkü dünya tarihinde ilk Kurtuluş Savaşını veren biziz. Emperyalizmi karşı ilk zaferi kazanan biziz. Bunun anlamı ne? Orada hem tarihi yaptılar hem de tarihi yazdılar. 1 Mayıs 1977’ye gelelim. Kitap niye onunla başlıyor? Çünkü 1 Mayıs 1977 provokasyonu 12 Eylül 1980’i hazırladı. Bunun yapılacağını gösterdi. İkincisi, 12 Eylül 1980 niye yapıldı? 24 Ocak 1980 tarihinde alınmış olan ekonomik kararların uygulanabilmesi bu türlü bir darbe hükümetine ve darbeden sonra kurulacak olan sisteme yani demokrasi dışı bir sisteme gereksinim duyuyordu. Bunu da anlatıyorum kitabımda. Bunu TÜSİAD’ın kendi kaynakları söylüyor. Bu bir paranoya değil, bu durup dururken ortaya konmuş bir şey de değil. Okuyucu orada görecek TÜSİAD’ın kendi kitaplarıdır kaynaklar. Kendileri anlatıyorlar. Diyorlar ki, hükümeti biz yıktık. 3 tane büyük ilan verdik, hükümeti yıktık, çünkü biz onlardan komünizm getirecekler diye şüpheleniyorduk. Askeri darbeye davetiye çıkardılar. Türkiye’de olaylara Atatürk gibi bakmak yasak TÜRKSOLU: Türk aydını ve akademisyeni çok temel bir sorunu var. Kendini hep toplumsal olayların dışında konumlandırır. İzler, yorumlar ama bir aktör olarak, bir özne olarak yer almaz. Kapak fotoğrafındaki insanın yerine kendinizi de koyduğunuzu da söylediniz. Siz de bir yazar olarak tarihi sadece yazan değil ama yapan bir özne olarak da görüyor musunuz? EROL MÜTERCİMLER: Görüyorum tabii. Ben yalnızca şunu yapmak için çabalıyorum. Diyorum ki, kaynaklara ben ulaşabiliyorum, bir. İki, hangi kaynağa ulaşmam geriktiğini biliyorum? Ama okuyucuya da diyorum ki, yine de sen bana güvenme, ama kaynakça orada, bak bakalım onlardan sen ne yorum çıkartıyorsun. Benim baktığım gibi bakarsan aynı paydaya ulaşacağız. O paydanın da adını koyayım, insanlık tarihinin son 2500 yılının en önemli dört askeri strateji dehasından, 20. yüzyılın hatta insanlık tarihinin en önemli devrimcilerinden biri olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bakışı, yorumu, nasılsa öyle olacak. Ama Türkiye’de Atatürk gibi bakacağım dediğiniz zaman çok kötüdür. Niye? Almanlar, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar kendi tarihlerinin önemli insanlarının, kendi devrimcilerinin penceresinden dünyaya bakabiliyorlar. Ama o pencereyi biz açmak istedik mi hemen kapat diyorlar. Putlaştırmış oluyoruz. Kapatmak da yetmiyor. Kepenkleri çek diyorlar. Atatürkçü kesimde büyük bir fikri tembellik var TÜRKSOLU: Türkiye’de şöyle bir problem de var. Özellikle Atatürkçü kesimde. Atatürkçü kesim araştırır, okur. Sizi de okur. Televizyon kanallarını izler, tartışma programlarını izler. Aslında sizin anlattığınız bütün komplo ve provokasyonları bilir, çözmüştür çoktan. Ama aynı kesim tarihi okuyan hüviyetten bir türlü sıyrılamadı. Sizin kitapta olayı seyreden ama aynı zamanda içinde olan adam olamıyor bir türlü. Bunu nasıl aşacağız? EROL MÜTERCİMLER: Bunun adını ben koyayım. Siz nezaket gösterip koymadınız, bunun adı tembelliktir, bir. İşin kolaycılığıdır, iki. Üçüncüsü, militan olmaktan kaçınmaktır. Öyle bir cesareti yok. Bu bir yanlıştır. Eğer talebin demokrasiyse, liderlerin yol götericiliğine inanmalı, demokrasi ışığından yürüyen insanların mücadelesini örnek almalıyız. Bu insan bizde Atatürk... Öyleyse, o tembellikten kurtulunacak. Fakat son zamanlarda bu kesimin insanları bir de okumamaya başladı. Kesinlikle okumamaya başladı. Çünkü kitap satışlarında da görüyorum. Yazarları takip ediyorum. İnanılacak gibi değil. Atatürkçü kesimin ve sosyal demokrat kesimin, Kemalist kesimin, veya devrimcinin, kendisini nasıl tanımlıyorsa... TÜRKSOLU: Büyük bir fikri tembellik var yani. EROL MÜTERCİMLER: Olağanüstü büyük bir fikri tembellik var. Ve yazarlarını terk ettiler. İslamcı ve dince kesim diye tabir edilen kesime baktığınız zaman orada da tersine, müthiş bir okur yükselmesini görüyorum. Okur sayıları artıyor. Basılan kitapları belli, basım sayısı belli. Halbuki entelektüel düzeyleri mukayese edilemez bizim tarafla. Niye? Çünkü genel olarak sağcıdan aydın olmaz. Tek tük entelektüel çıkabilir. Birkaç üniversite bitirir, üç beş yabancı dil bilir. Güzel sanatlarla ilgilenir, bir sürü bir sürü şeyle ilgilenebilir. Bir entelektüel olarak kendisini yaratabilir. Ama bir aydın olarak, hayır. Aydın olamıyorlar. Buna rağmen iki tarafı bir karşılaştırınız. Kelimenin tam anlamıyla yerlerde sürünüyoruz. Atatürk: Örnek eylem adamı TÜRKSOLU: Önceki kitabınızın ismi Fikrimizin Rehberi Gazi Mustafa Kemal Atatürk... Atatürk aynı zamanda eylemimizin de rehberi değil mi? Atatürkçüyü harekete geçirebilecek miyiz? Kitaplarınızla bunu gerçekleştirebileceğinize inanıyor musunuz? EROL MÜTERCİMLER: İnanıyorum. Burada Sevr’i, Lozan’ı anlatırken neyi ortaya koymaya çalıştım, Sevr diye bir gerçek var, birileri her ne kadar paranoya derse desin, bu bir gerçektir. Bugün Fransa’da bazı parlamenter hâlâ Sevr’in hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyorsa, bu bir paranoya falan değildir. Doğru olan bir şeydir. Peki bunu kim yırtıp attı? Lozan gibi bir oloağanüstü abide bir uluslararası antlaşmayı kim imzalattı? Eylem adamları yaptı bunu. Bütün o yokluklar, yoksunluklar içerisinde yaptılar. Eylem konusunda bunlar örnek olmayacaksa, ne örnek olabilir? Ya da tersten bakalım. 1995’teki Gümrük Birliği Anlaşmasını, yine en önemli ekonomi uzmanlarının kendi yorumlarından anlatmaya çalıştım. Ya da 1838 İngiliz Ticaret Anlamasının olumsuzlukları... Bunlar eyleme geçme nedeni olmuyorsa, ne olabilir? Önceki kitabımın ismi olan “Fikriminzin Rehberi” aslında 1925 yılında Atatürk’ü karşılayanların açtığı bir pankart. O fotoğraftan ilham alıp bu ismi koydum. Atatürk hâlâ fikrimizin rehberi... 1925’te bunu söyleyen halk nerede şimdi? Aslında fersah fersah ileride olmamız lazımdı. Atatürkçü kesim eyleme geçmiyorsa, kendi entelektüalizmini yaratmak izin çaba harcamıyorsa, durum kötü demektir. Peki eylem adamı kimdir. bir tarif edin derseniz yanıtı çok açık: Bence en ideali Mustafa Kemal Atatürk. Başka söze gerek var mı?
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||