![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İnan Kahramanoğlu Tayyip hilafet peşinde!
Tayyip’in “başkanlık sistemi istiyorum” çıkışı ile birlikte AKP’nin Anayasa değişikliği ısrarının nedeni de anlaşılmış oldu. Tayyip bu son çıkışı ile bir anlamda dilinin altındaki baklayı da çıkardı. Aslında sadece Anayasa değişikliği adı altında yapılmak istenenlere bakıldığında bile Tayyip’in ne istediği belli oluyordu. Parti kapatmaların neredeyse imkânsız hale getirilmesinden tutun da, Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere bütün yüksek yargı organlarını tümüyle iktidara bağlayan değişiklik önerileri, AKP’nin sekiz yılda adım adım kurduğu tek adam diktatörlüğünün önündeki son engellerin de temizlenmesinden başka bir şey değil. Buna rağmen, Anayasa değişikliği önerisi, “12 Eylül Anayasası’nın ortadan kaldırılması” ve “Türkiye’nin demokratik bir anayasaya kavuşturulması” söylemiyle bugüne kadar getirildi. Ancak şimdi görülüyor ki, Tayyip’in gerçek niyeti Anayasayı değiştirmekle sınırlı değil. Mevcut Anayasa değişikliği Tayyip’in hayalini kurduğu başkanlık sisteminin önünü açacak bir ön adım sadece. Anayasa değişikliğinin Tayyip’in istediği biçimde gerçekleşmesinin ardından başkanlık sistemi tartışması çok daha ciddi bir biçimde Türkiye’nin gündemine gelecek. Tayyip’in söz konusu açıklaması da zaten bunu kanıtlar nitelikte. Üstelik bunun için öyle çok beklemeye de gerek kalmayacak gibi duruyor. Tayyip’in Anayasa değişikliği oylamalarının üzerinde daha ancak saatler geçmişken gündeme başkanlık sistemini getirmesi de gösteriyor ki, Tayyip’in dikta hevesi zirve yapmış. Tayyip’in başkanlık hevesi elbette yeni değil. TÜRKSOLU sayfalarından, Tayyip’in gerçek niyetinin Türkiye’yi bir başkanlık sistemine götürmek olduğuna ve böylesi bir sistemin ülkemiz açısından nelere mâlolacağına yönelik pek çok uyarıcı yazı okudunuz. Bugün bu uyarılar, ne yazık ki, birer gerçeklik haline dönüşmüş durumda: “… Buradan iki partili Anglo-Sakson parlamenter sisteme eşlik edecek iki önemli gelişme de çıkmaktadır: Birincisi eyalet sistemi, ikincisi ise Başkanlık sistemi. Eyalet sistemi, ABD’deki haliyle zaten AKP tarafından savunulmaktadır, birkaç kez kamuoyunun önüne getirilmiş ve tartışılmıştır. Dahası bu hareketin başındaki Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı eyalet sistemini savunan biri olduğu bilinmektedir. ABD’nin Türkiye’ye Osmanlı eyalet sistemini önerdiği de bilinen bir gerçektir. Kısacası önümüzdeki dönem aynı zamanda Amerikan-Osmanlı tipi eyalet sistemine geçilecektir. Bunun tamamlayıcısı ise Başkanlık sistemidir. AKP zaten Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için Anayasayı değiştirmişti. Önümüzdeki dönem halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanının Başkanlık yetkileriyle donatıldığı bir sisteme geçilecektir. Toparlayacak olursak, 2002 yılında Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’nin başına getiren ABD’nin, Türkiye’ye dayattığı iki partili parlamento, ABD tarzı Başkanlık ve Osmanlı/ABD tarzı eyalet sistemine geçiş için 2007 seçimleri önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu nedenle seçim sonuçlarını AKP’nin artışı açısından değil, sistemin dönüşümü açısından değerlendirmek daha doğru olacaktır.” (Gökçe Fırat, 22 Temmuz ve sonrası, TÜRKSOLU sayı: 147, 30.03.2007) Başkanlık sistemi değil, padişahlık sistemi! Başkanlık sistemine geçişin Türkiye’ye neler getireceğine, daha doğrusu neler götüreceğine gelince. Her şeyden önce Tayyip’in istediği türden yetkilerle donatılmış bir başkanın idare ettiği rejimin adı Türkiye koşullarında başkanlık değil, padişahlık olacaktır. Tayyip’in mitinglerde “padişahım hoş geldin” şeklinde karşılanması ise bu padişahlık özleminin AKP tabanına da sirayet ettiğini gösteriyor. Demek ki en başta Cumhuriyet’in yıkılıp Türkiye’nin yeniden padişahlık sistemine dönmesi olacaktır başkanlık sistemi. “21. yüzyılda padişahlık sistemini savunmak olur mu?” diyebilirsiniz ama AKP ve Tayyip’in zihniyeti tam da budur. Kaldı ki bunu açıkça savunmaya cüret edenler bile var. AKP yandaşı basının önde gelen gazetelerinden Sabah’ta yazan Emre Aköz bunun tipik bir örneği. Aköz, Kemalistlerin başkanlık sitemine karşı çıkmasını eleştirirken açıkça padişahlığı övebilmiş.
Aköz, “II. Abdülhamit’e Kemalistler neden karşı çıkıyor” diye soruyor ve cevabını da yine kendisi veriyor; “Hamit saltanatı boyunca bürokrasiye göz açtırmayarak, bağımsızlaşmasını engellemiştir.” Aköz aklınca bürokrasinin tasfiye edilmesiyle demokrasinin yerleşeceği tezini savunuyor ancak verdiği örnekte bürokrasinin karşısına demokrasi diye koyduğu şey padişahlık! Aköz’ün sözünü ettiği bürokrasi dönemin Meclis-i Mebusan’ı oluyor. Abdülhamit işte bu Meclis’i kapatmakla işe başlıyor ve bundan sonra kurduğu yönetim ise tarihe 33 yıllık istibdat dönemi olarak geçiyor. Bugün III. Abdülhamitliğe soyunan Tayyip de aslında farklı bir şey peşinde değil ve Aköz bürokrasinin tasfiyesi adına bu kez de Tayyip’in yeni bir 33 yıllık faşist rejim kurmasına alkış tutmamızı istiyor. Hem de demokratikleşme aşkına! Tabii 33 yıllık Abdülhamit istibdadını demokratikleşme olarak alkışlayan bir adamın bugünkü Tayyip diktatörlüğünü de demokratikleşme olarak göstermesinde şaşılacak bir şey yok. Ama hakkını yememek lâzım; Aköz akıllı adamdır, her devirde gemisini yüzdüren kaptan olmayı bilir; Tayyip padişahlığını ilan ettiğinde köşe yazabileceği bir gazete kalmayacağını bildiği için en azından padişah soytarılığı işini kimseye kaptırmayayım, işsiz kalmayayım diye düşünmüş olmalı. Yoksa bu akıllara zarar düşüncelerini bu kadar pervasızca ve çok orijinal bir fikir gibi pazarlamaya cüret edemezdi. Demokrasi rafa Başkanlık sistemi her ne kadar Türkiye’de daha demokratik bir sistem kurulmasının önünü açacak bir gelişme olarak gösterilmeye çalışılsa da durumun tam tersi olduğunu söylemek zorundayız. Böylesine bir başkanlık sisteminde demokrasi kesinlikle rafa kaldırılacaktır. Kaldı ki biz Tayyip’in demokrasiyi bir tramvay olarak gördüğünü ve “istediğim durağa gelince o tramvaydan inerim” dediğini de biliyoruz. Şimdi görülüyor ki, Tayyip’in söz ettiği tramvay son durağa yaklaşmak üzere. Tayyip’in hayalindeki başkanlık sisteminin demokrasiyi nasıl rafa kaldırdığına gelince. Mevcut parlamenter demokrasi kuvvetler ayrılığı prensibine dayanmaktadır. Bu da herkesin bildiği şekilde yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirilerinden bağımsız bir biçimde sistemi denge altında tutmasıdır. Oysa Tayyip’in hayalini kurduğu başkanlık sisteminde bu üç erk ortadan kaldırılacak ve bütün yetki tek elde, yani Tayyip’te toplanacaktır. Tayyip’in AKP’li milletvekilleri üzerindeki baskısından tutun da çiftçiden şehit ailelerine, işsizden öğrenciye kadar toplumun bütün kesimleriyle giriştiği ağız dalaşları ve tipik bir faşist lideri andıran kavgacı üslubunu yan yana getirin, Türkiye’nin nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu daha iyi görürsünüz. Türkiye başkanlık sistemi modeli adı altında Hitler ve Mussoli’nin faşist diktatörlüğünü bile mumla aratacak bir faşist yönetim tehlikesinin eşiğindedir bugün. Mevcut parlamenter yönetim altında bile ülkeyi bir tek adam diktatörlüğüne çeviren Tayyip’in, başkanlık sistemine geçilmesi durumunda neler yapabileceğini bir düşünün. Hoş geldin federal Türkiye; hoş geldin Kürdistan! Tayyip’in aklından geçen başkanlık sistemi kendisinin de söylediği şekilde ABD modelidir. Ancak bu model Türkiye’de nasıl sonuç verir, öncelikle bunu tartışmak gerek. Birincisi ABD modeli başkanlık sistemi fedaral bir sistemi zorunlu kılmaktadır. ABD, kendi iç yönetiminde bağımsız, başında merkezi valilerin bulunduğu, kendi parlamentosu olan, kendi savcılarını ve polis teşkilatını bile kendisi atayan “birleşik devletler”den oluşmaktadır. Bu durumda başkanlık sistemi açıkça üniter bir ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine federal bir Türkiye’ye geçişi öngörmektedir. Demek ki, başkanlık sistemi tartışması aslında Türkiye’nin üniter ve ulus devlet yapısının ortadan kaldırılmasının kılıfı olmaktadır. Peki bu federal Türkiye nasıl bir ülke olacaktır? Neden federal bir Türkiye istenmektedir? Esas tartışılması gereken budur. Federal Türkiye aslında Türkiye’nin tıpkı Sevr’de olduğu gibi yeniden bir Kürt devleti dayatması ile karşı karşıya bırakılmasıdır. AKP iktidarı zaten ilk günden beridir yerel yönetim reformu adı altında belediyeleri güçlendirecek ve merkezi devletin etkisini azaltacak değişiklikler peşindedir. Tayyip’in bakan yaptığı eski Başbakanlık müsteşarı da o günlerde “Türkiye’nin eyalet sistemine geçmesi gerekir” demiş ve bu konuda önemli hazırlıklara girişmişti. Şimdi bu hazırlıkların uygulama noktasına gelindiği anlaşılıyor. Demek ki başkanlık sistemine geçen Türkiye’de, Doğu ve Güneydoğu’da başında PKK’lı yöneticilerin bulunduğu, kendi parlamentosu olan, kendi yargı sistemine, kendi polis teşkilatına sahip özerk bir Kürdistan kurulacaktır. Asıl plan budur. Bu özerk eyaletlerin Kürdistan’la sınırlı kalmayacağını Türkiye’nin Kürdistan dışında en az 6-7 farklı özerk eyalete daha bölüneceğini de bilmeliyiz. Amerikan modeli “demokrasi” değil, Latin Amerika modeli diktatörlük Tayyip’in kafasındaki ABD modelinde özerk bir Kürdistan ve federal bir Türkiye olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır ancak bundan daha vahimi de var. Türkiye gibi bir ülkede kurulacak bir başkanlık sistemi ABD’de olduğu gibi “başarılı” bir örnek olacak mıdır? Bunu da tartışmak gerek. ABD dışında bugüne kadar başkanlık sisteminin uygulandığı pek çok ülke oldu. Ve Türkiye bu örnek ülkeler arasında ABD’ye değil de, daha çok Latin Amerika ülkelerine ya da Filipinler’e benzemektedir. Bu söz ettiğimiz ülkelerdeki başkanlık sistemi denemelerinin hepsinde ise başkanlık sistemi demokrasi değil, faşizm getirmiştir. Latin Amerika ve Filipinler gibi örneklerde ortaya çıkan “sandıklı faşizm”in bir benzerini Türkiye sekiz yıllık AKP iktidarı pratiğinde halen yaşamaktadır ve tıpkı bu örneklerde olduğu gibi sözde demokratik sistem her seferinde işbaşındaki faşist rejimin daha da güçlenmesine yol açmaktadır. Bu deneyimlerin öğrettiği bir başka ders ise sandıkla gelen faşist rejimlerin aynı şekilde sandıkla indirilemediği ve ancak büyük bedeller ödenerek, büyük kayıplar verilerek bu faşist rejimlerin yıkılabildiğidir. Türkiye başkanlık tartışmalarıyla aslında böylesine büyük bedeller ödemeye ve geri döndürülmesi çok zor bir sürece mâhkum edilmektedir. Başkanlık sistemi cumhuriyetin yıkılmasıdır AKP iktidarı altında Türkiye artık rejim krizi içinde olan bir ülkedir. Bu sekiz yıllık dönemde Türkiye’nin cumhuriyetle kurduğu ne varsa büyük bir saldırıya maruz kalmış, cumhuriyetin temel dayanakları bir bir ortadan kaldırılmıştır. Son Anayasa değişikliği adımı ise AKP’nin cumhuriyetin laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti niteliklerinin ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan Anayasa’nın başlangıç maddelerinin fiilen ortadan kaldırılmasıdır. “84 yıllık karanlığa son” propagandasıyla iktidara gelen AKP, bugün cumhuriyetle nihai bir hesaplaşmanın son provalarını yapmaktadır. Başkanlık sistemi tartışması ise yıkılan cumhuriyetin yerine nasıl bir rejim kurulacağı tartışmasıdır. Anayasanın Tayyip’in istediği biçimde değiştirilmesinin hemen ardından bu kez başkanlık sisteminin ortaya atılması da göstermektedir ki, AKP’nin gerçek amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Başkanlık sistemi tartışması AKP’nin yeni bir oyunudur sadece. Türkiye bugün bir başkanlık sistemine değil yeniden hilafete zorlanmaktadır. Ama kimsenin kuşkusu olmasın; Türkiye o köhnemiş hilafet ve saltanatı seksen yıl önce nasıl tarihin çöplüğüne gönderdiyse, bugün de aynısını yapacaktır. Tayyip için de AKP için de yolun sonu görünmektedir artık.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||